30 Eylül 2019 Pazartesi

SA8018/SD1494: Sıkıntı (Roman); Giriş 12

"Allah yolundan alıkoyan ve Allah'ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek isteyen sadece Şeytan değildi; binlerce kitap yazmışlardı insanlar, binlerce film, dizi çekmişlerdi sapkınlıklarını evrensel doğru diye dayatırken Allah'ı ve onun yolu kötülemeye çalışmışlardı."


Aslında biz insanlar dünyada yaşadıklarımızın sonrasını çok kolay tahmin edebilir bir zihinsel sistemle yaratılmıştık. Ne yaptığımızı ve sonrasında neler olacağını çok iyi biliyorduk. Ama bundan kaçınmaya çalışıyorduk, düşünmek istemiyorduk. Dünya'yı cehenneme çevirirken de cennete çevirirken de her şeyin farkında olanlar vardı aramızda.

Âl-i İmrân Suresi 56. ayet haber veriyor: “İnkâr edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab edeceğim. Onların hiç yardımcıları da olmayacaktır.” Böyle değil miydi? Antidepresanların, uyuşturucuların, içkinin mahkumu hâline gelen günahkâr insanlar azab içinde değil midir? Bu azab kendi yaptıklarının sonucu değil midir? Hak etmemiş olsalardı, bu sonucu yaşayacaklar mıydı yaşarken?

'Cennetlikler cehennemliklere, “Rabbimizin bize va’dettiğini biz gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin va’dettiğini gerçek buldunuz mu?” diye seslenirler. Onlar, “Evet” derler. O zaman aralarında bir duyurucu, “Allah’ın lâneti zalimlere!” diye seslenir.  Onlar Allah yolundan alıkoyan ve onu, eğri ve çelişkili göstermek isteyenlerdir. Onlar ahireti de inkâr edenlerdir.'  

Allah yolundan alıkoyan ve Allah'ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek isteyen sadece Şeytan değildi; binlerce kitap yazmışlardı insanlar, binlerce film, dizi çekmişlerdi sapkınlıklarını evrensel doğru diye dayatırken Allah'ı ve onun yolu kötülemeye çalışmışlardı.

'İkisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur, A’râf üzerinde de birtakım adamlar vardır. Cennet ve cehennemliklerin hepsini simalarından tanımaktadırlar. Cennetliklere, “Selâm olsun size!” diye seslenirler. Onlar henüz cennete girmemişlerdir, ama bunu ummaktadırlar. Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman, “Ey Rabbimiz! Bizi zalim toplumla beraber kılma” derler. A’râftakiler, simalarından tanıdıkları birtakım adamlara da seslenir ve şöyle derler: “Ne çokluğunuz, ne de taslamakta olduğunuz kibir size bir yarar sağladı!”. “Sizin, ‘Allah bunları rahmete erdirmez’ diye yemin ettikleriniz şunlar mı?” (Sonra cennetliklere dönerek) “Haydi, girin cennete. Size korku yok. Siz üzülecek de değilsiniz” derler. Cehennemlikler de cennetliklere, “Ne olur, sudan veya Allah’ın size verdiği rızıktan biraz da bizim üzerimize akıtın” diye çağrışırlar. Onlar, “Şüphesiz, Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır” derler. '

İnsan kendisine gönderilen son ilahî kitabın elinde olduğunu biliyordu. Orada yazılanların tamamen doğru ve açık olduğunu da biliyordu. Ama ona ulaşmak, onu okumak, anlamak ve uygulamak istemiyordu. Bilinciyle ilişkisini kesecek herhangi bir içkiyi, uyuşturucuyu temin etmek için her türlü çabayı gösteren insan evrensel tek doğruyu öğrenmek istemiyordu. Gerçekten bu böyle değil miydi?

Unutmak istiyorduk yaptıklarımızı ve yaptıklarımızın karşılığını. Bunun için de tek doğru olanın varlığını ve o doğrunun sahibi olan Allah'ı unutarak yaşamayı seçmişti insanların çoğu. İnsan, Kur'an'ı, yani son ilahî mesajı da terk etmişti, haber veriyordu Furkan 30 ayetiyle Allah: 'Resul dedi: “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi.'

Allah yokmuş gibi, Allah'ın gönderdiği elçiler ve kitaplar yokmuş gibi davranmayı seçen insanın kısasa kısas hükmü gereği, başına gelecekleri hak ettikleri kesindi.

'Onlar dinlerini oyun ve eğlence edinmişler ve dünya hayatı da kendilerini aldatmıştı. İşte onlar bu günlerine kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr edip durdularsa, biz de onları bugün öyle unuturuz.''

Allah da bizi unutacaktı, eğer o güne kavuşacağımızı unutur ve ayetleri inkâr eder ya da yok sayarsak. Biz yaratılandık ve yaratılmayı istediğimizi ya da istemediğimizi hatırlamıyorduk. Ama buradaydık, vardık, bütün bilincimizle her şeyin farkında olarak bizim seçimlerimizle oluşan hayatın sorumlusu da bizdik. Bunu kabul etmek yüksek bir bilinç gerektiriyordu. Bilgi açıktı ve analitik soruşturma zaten zihnimizin doğal yapısında vardı. Allah'ın uyardığı azabı bilerek ve farkında olarak çağırıyorduk.

Saat 22:32 idi baktığımda... On bir dakika sonra bir saat tamamlanmış olacaktı şehitlikte. Sadece bir saat; sonsuz kadar uzun bir saat. Yatsı ezanı çoktan okunmuştu, biz yirmi üç kişi buradaydık ve henüz birbirimizi tanımıyorduk. A'raf Suresi'nin bizi alıp götürdüğü yerlerde ben bunları düşünürken kim bilir onlar neler düşünmüştü.

Adam ilerleyen gecenin içinden bana seslendi:

'Siz,' dedi. 'İslâm eğitimi aldınız, Arapça biliyorsunuz ve Kur'an hâfızısınız; ayrıca bir sistem mühendisi olarak ortaya koyduğunuz ürünlerin farkındayız. Arapların bile kendi dillerinde gönderilen kitabı, öğrenilmiş çaresizlik duyguları içinde anlayabileceklerine inanmadıkları bu dönemde, insana ve toplumlara dair sorunları tesbit etmeniz ve Kur'an'la ölçeklendirerek yorumlamanız bu açıdan bizim için çok önemliydi. Size ulaşma sebeplerimizin temelinde bu kişiliğiniz var. Müslümanların bin yıldan fazla bir süredir, bireysel ve toplumsal sorunların çözümlerini Kur'an dışı mecralarda aramalarından kaynaklanan büyük bir bozunma yaşadıklarını ve bugünün sorunlarının da bu bozunmadan kaynaklandığını hepimiz biliyoruz. Batı'nın Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin bozunmuş esaslarını aklın ve özgürlüğün önündeki en büyük engel olarak görmeleri doğru bir tutumdu, ancak bu tutumlarını başta İslam olmak üzere bütün dinlere yönelik davranışların temeline yerleştirerek Allah'ın insanlara gönderdiği son kitabı ve o kitapta yeniden anlatılmış olan İslâm'ı da düşman olarak görmeleri insanlık adına mümkün olan tek kurtuluş yolunu da insanlığın gündeminden çıkarmalarına neden oldu. Dinsiz, değersiz, ilkesiz ve iyiliksiz bir hale getirilmiş insanlık adına atılması gereken birçok adım var; ancak insanı Allah'a yöneltecek bir süreç için farkındalık oluşturmak zorundayız.'

Bu büyük bir sorumluluktu. Başlangıç için evet, üstüme düşen neyse yapabilirdim, ancak kurulmasını zorunlu bulduğum yeni bir algı sistemi gerekiyordu ve bu beni de buradaki diğer insanları da aşan bir durumdu. Karşımızda bütün kurumlarıyla ABD ve Birleşmiş Milletler Güvenlik kurulu üyesi dev ülkeler vardı. Eğitim sistemlerinden modaya, matbu ve dijital yayınlara, paradan silaha kadar geniş alanlarda algı, iç savaş, terör operasyonları yapabilme kapasitesi ve her şeyin en iyisi, en güçlüsü onların elindeydi. Bizim gibi gönüllülerin algıları etkilerken yüz yılda alacağı yolu onlar bir saatte alıyordu. Amerika'nın dünya genelindeki dokuz yüz askerî üssünden yönettiği savaşlar, terör, uyuşturucu ve insan ticareti insanlığı yok etmek üzereydi. Gerçekçi ve uygulanabilir bir eylem planı olmadan başarılı olmamız çok zordu. En büyük engel bilimsel yetersizliklerimizdi.

Herhangi bir konudan, olgudan ya da olaydan yola çıkarak yaptığım araştırmalarda her bir adımda alışılageldik neden-sonuç ilişkisini irdelerken bazen nedenden sonuca gitme alışkanlığımı tersine çeviriyor, sonuçtan nedene ulaşmayı deniyordum. Sonuç'tan 'neden'e ulaşmak insanlar için her zaman daha zor olmuştur (Bugün bunu, sonuçları elimizde olan her şeyin köken ilkelerini ve kanunlarını aradığımız için bilim diye adlandırıyoruz), ancak daha kalıcı daha net hükümler üretmem konusunda bu zorluk sanılanın tersine çok ciddi kolaylıklar da sağlayabiliyordu.


Sonuçların, kökleri hep aynı yere çıkan her biri özel olarak tasarlanmış bir zincirin halkalarının son yok olan halkaları olduğunu gördüğüm zaman, nedenler paketi uçsuz bucaksız bir şekilde önüme seriliyordu, ama bu tahmin edildiği gibi beni heyecanlandırmıyordu; devasa kötülük merkezini gördüğümde, keşfettiklerim bende olumsuz bir duygu uyandırdığı için araştırmalarımın sonucunu yazmakta zorlanıyordum, çünkü o nesnel duygu durumumu koruyamıyor ve öfkeleniyordum, çünkü bu bilim değildi, bu kötülüğün aklı ve bilimi kullanması ile ortaya çıkan büyük şeytanî bir fenomendi.

Adam zerre kadar umutsuzluk barındırmayan sesiyle konuşmasına devam etti:

'Bizler, biz yirmi iki kişi, kendi alanlarımızda uzun yıllar çalışmış sivil insanlarız, tesbit ettiğimiz sorunlar ve önerdiğimiz çözüm yolları mevcut. Sizden birer metne dönüştürdüğümüz bu emeğimizi insanlara ulaştırmanızı istiyoruz. Sizin de kendi alanınızda yetkin ve aktif olduğunuzdan eminiz; gençsiniz ve insanlara ulaşmak için çaba gösteriyorsunuz. Size güveniyoruz ve bize güvenmenizi istiyoruz. Bu gizlilik herhangi bir güçten çekindiğimiz anlamına gelmesin, sadece bahsettiğimiz küresel güçlerin haberdar olup bu samimi çabayı telef etmesinden kaygılanıyoruz; biliyorsunuz bütün iletişimi izliyorlar, dinliyorlar.'

Sivil insanlardı, benim gibilerdi. Benim gibi bakmalarından anlamıştım; artık en azından tek olmadığıma sevinmiştim ve çalışmalarına karşı içimde büyük bir merak oluşmuştu.

Adam parlayan gözlerini usulca açıp kapattı ve merakımı gidermeye başladı:

'Size gönderilen şifreli word boştu, bir tür tedbirdi. Size iki tanesini benim hazırladığım, diğer yirmi bir tanesini arkadaşlarımın hazırladığı birer flashdisk vereceğiz; her birinde, bir tanesi hariç, her birimizin bugüne dek yaptığı çalışmalar ve uzmanlık alanlarında elde ettikleri deneyimlerden oluşmuş, insana ve toplumlara ait sorunları ve çözümleri içeren metinler var. Benim hazırladığım flashdisklerden biri kendi çalışmalarımla ilgili, diğeri de bakınca göreceğiniz bir içeriğe sahip... Bütün içerikleri nasıl değerlendireceğiniz, onları insanlara ulaştırmak için ne tür bir plan yapacağınız sizin tercihlerinize kalmış. Hepimiz bu konuda size ve yeteneklerinize güveniyoruz ve şimdiden size teşekkür ediyoruz.'

Saat 22:43'tü. Ben hiçbir şey sormamıştım, adam kendisine ait her şeyi anlatmıştı; sözleri bittikten sonra bana iki flashdisk verdi, elimi sıktı başarılar diledi; diğer yirmi bir kişi ile de aynı şekilde el sıkıştık, tanıştık, ben de onlara teşekkür ettim ve başarılar diledim.

Şehitlikten ayrılırken onları geride bırakmıştım, herkes geldiği gibi gidecekti. A'raf Suresi yolumuzu aydınlatıyordu.


<<Önceki                              Sonraki>>


24


Seçkin Deniz, 30.09.2019, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman


Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı