10 Aralık 2018 Pazartesi

SA7245/KY59-MLÖZ57: Sabır

"Silahı bir kere bile kullanmadan teslim etmeye benzer hiçbir şey yapmamak, ama yaşamak, yalın ayak direnebilmektir. Zayıf olduğunu bilsen bile."


Hayata farklı yönlerden bakabiliyor muyuz? Fark edemediğimiz, gözden kaçırdığımız ne çok şey olur bazen. Yaşadıkça, çeşitli dertlerle sınandıkça, türlü türlü engelle karşılaştıkça göremeyiz kimi zaman bize faydalı olabilecek milyonlarca ayrıntıyı. Farklı çözüm yollarının var olduğunu idrak edemeyiz, bazen de sadece görmezlikten geliriz. 

Bazen çözüm üretmek yerine bizden öncekilerin sözlerine itimat ederiz, onların da zamanında yanılabilir olduklarını hesaba katmadan. Ne var ki gelenekler de yanıltabilirler. En zor zamanında yardımcı olamayabilirler insana. Yol gösterecekleri yerde, çıkmaza sürükleyebilirler. Tam tersi de olabilir; bizden öncekiler doğru anlamış olabilirler bazı kavramları, onları biz yanlış anlar, yanlış uygularız. 

Örneğin sabrı düşünürsek… 

Çok şey söylendi sabır için, pek değerli bir haslet olarak görüldü, takdir edildi. “Sabrın sonu selamettir.” denildi. Öyledir muhakkak, ama sabır altında ne anladığımız mühim. Çoğu zaman sabrı, pasiflik ve tasalarımızın geçmesini beklemek olarak anlarız. “Acı, yoksulluk, haksızlık karşısında, ses çıkarmadan onların geçmesini bekleme erdemi” gibi bir tanımla karşılaşırız sabır için. Sabrı gerektiren olaylara değil belki, ama sabrın kendisine farklı açıdan bakmak çözüm yollarını arttırabilir. Çünkü olayların yorumlanması farklı olabilse de gerçek her zaman tektir. Farklı yaklaşımlar, empati çabaları, hepsi sadece olayların tek gerçek yönünü keşfetmek içindir.

'Teslimiyet' dediğimiz zaman aklımıza hiçbir şey yapmadan beklemek, yani sabretmek geliyorsa, yanılıyoruzdur muhtemelen. İleride acısını derinden hissedeceğimiz bir hatayı işliyor da olabiliriz. Çünkü teslimiyetin de farklı tezahürleri vardır. Sabretmek birçok insanın zihninde çile çekmekle eşdeğer. Hâlbuki sabretmek, zor zamanları bütün aşamalarıyla tek tek yaşayıp ders çıkarmaktır, geçiştirmek değil. Aslında sabretmek hayatın ta kendisidir. Dertlerin yükünü çekmekle hayatı hakkıyla yaşamak arasında dağlar kadar fark vardır. 

Ya da denizle çölün… Yakıcı çölün, milyonlarca canlının mesken tuttuğu, gemilerin yol aldığı, hayatın kaynağı su ile dolu olan denizle. 

Hayatın yükünü çekmek, çölün kavurucu sıcağında susuz haldeyken sırtında yük çekmeye, birdenbire beklenmedik yerlerde beliriveren serapları kovalamaya ve tekrar tekrar hayal kırıklığına uğramaya; yaşamaksa denizin tuzlu sularının destekleyici kuvvetini hissederek yüzmeye, serapların yanıltıcı olsalar bile, gerçek hayatın yansıması olduklarını bilerek yaşamaya benzer. 

Çile çekmek, yalnızlıktır. Yaşamak, yalnızken bile asla yalnız olmadığını bilmektir. Çile çekmek kuma saplamaktır. Yaşamak, ayaklar kesilse bile umutlara doğru kanat çırpmaktır. Çile, vakitsiz ölmek ve unutulmaktır, yaşamak, hayatı arkanda bıraktıklarında sürdürmektir. Çile çekmek acının seni yok etmesine izin vermektir, hâlbuki yaşamak, acıyı dönüştürmektir. Seninle aynı dertten mustarip milyonlarca insanın varlığının farkına varıp, çıkış yolunu aramaktır. 

Silahı bir kere bile kullanmadan teslim etmeye benzer hiçbir şey yapmamak, ama yaşamak, yalın ayak direnebilmektir. Zayıf olduğunu bilsen bile. 

Çile çekmek, kabuğa çekilmektir. Sabretmek, hiçbir güvencen kalmasa bile çabalamak ve risk almaktır. Biz ise sabrettiğimizi düşünerek sessizliğe gömülüyoruz pek çok şey için, pek çok zaman yenik düşüyoruz pasifliğimize...  

Derdimizi seçemesek de ona karşı geliştireceğimiz tutuma biz karar veririz. Yaşadığımız ortam ya çöl olur, ya deniz. Ya kuruturuz etrafımızı ve çöle dönüştürürüz ya da su üstünde yüzdürmeye çalışırız gemilerimizi. Hiç bir kürek boşa sallanmaz, hiçbir emek boşa gitmez, asıl değerli olan birikimin malın mülkün değil, bilginin, tecrübenin ve muhakeme yeteneğinin olduğu yerde. Bazen beynimizdeki çölleri suyla doldurmamız gerekebilir ve bazen bunu bir türlü yapamayız. 

Bazen insan yaşadığı dünyayı yıkabilmelidir. Onun yerine sonsuza dek sürecek bir hayat için sağlam bir şey inşa edebilmelidir.  Bazen özgürleşmek işte bu kadar basit. Ama bazen insan bu değişime ramak kala kurtuluşa ulaşamaz. Ve hayatının en büyük trajedisi da bu olur. Başa gelen çekilir deseler de başa gelen yaşanır. Sabredilecek bir duruma düşüldüyse, sabredilir, ne şekilde sabredeceği ise herkes kendisi belirler. 



Melek Öz, 10.12.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Akla Düşenler
Melek Öz Yazıları


 



Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.


Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı