29 Kasım 2018 Perşembe

SA7193/KY49-İTIĞLI147: Sessiz Direnişin Romanını Yazmak

"Achebe’nin romanlarını farklı kılan Afrika insanının sömürgecilere değil kendilerine bakmaları, kendilerini yargılamalarıdır. Sömürgecilere karşı çok açık bir tavır almadığı için eleştirilse de, onun yaklaşımı sömürüye uğrayan halklardır."


Nijerya edebiyatı deyince benim aklıma gelen ilk isim Chinua Achebe’dir. Afrika edebiyatı ondan söz etmeden eksik bir edebiyat olarak kalır. Achebe bir roman yazarı olarak tanınsa da aslında o Afrika ruhunu bütün yönleriyle temsil eden bir düşünce ve aksiyon adamıydı.

Achebe’nin tüm dünyada tanınmasını sağlayan Things Fall Apart “Parçalanma” adlı romanıdır. Haklı ününü de bu kitapla yapan Achebe, Afrika’nın ruhunu tüm dünyaya bu eseri ile tanıtmıştır. Parçalanma aslında canlı cesetler gibi yaşanmışlıkları anlatmaktadır. Romanda siyah adamın yaptıklarına karşı sessiz bir öfke vardır. Ayrımcılığın, inkâr etmenin yok saymanın getirdiği anlayış parçalanmalara neden olmuş, Afrika’nın en yaşanması zor ülkelerinden birini ortaya çıkarmıştır.

Parçalanma’nın ilk baskısı yapıldığı 1958’de Achebe henüz 28 yaşındadır ve o tarihlerde henüz Nijerya, İngiliz kolonilerinden biridir. Sömürgeciliğe karşı edebiyatın önemli bir direniş olduğunun farkındadır efsane yazar ve bu yüzden romanında kolonicilerin yaptıklarından ziyade yerel topluma etkilerini öne çıkarmıştır.

215 sayfalık küçük bir romana sadece Nijerya’yı değil bütün Afrika’yı sığdırabilmiştir. Afrika’nın 200 milyona yaklaşan nüfusu en kalabalık ülkesi Nijerya’da hayatın çekilmezliğinin nedeni olarak dolaylı olarak İngilizleri göstermiştir. Siyah insanın hayatını çekilmez kılan bizzat İngiltere’nin yaptıklarıdır. İngilizler gelmeden önce sakin bir hayat, onların gelişi ile bir cehenneme dönüşmüştür.

Namı dokuz köye yayılan güreşçi Okonkwa, Nijerya’nın en köklü etnik yapılarından birini oluşturan İgbo (İbo)ları temsil eder. Bir güreşte rakibini öldürdükten sonra sürgüne gidişinin ve dönüşünün hikayesidir. Sürgünden döndükten sonra yaşadığı köyde her şey değişmeye başlamıştır güreşçinin. Artık onun insanlarının inançları ve geleneksel yaşantılarının İngilizler karşısında gücü yoktur. Güreşte yenilmeyen Okankwa misyonerlerin sözlerine, İncil’ine yenilmeye başlamıştır.

Achebe’nin en sevdiğim romanı Afrika üçlemesinin ikincisini oluşturan Arrow of God yani Tanrı’nın Oku romanıdır. Bu romanda artık daha serttir Achebe, daha eleştiricidir sömürüye karşı. O daha çok sömürülenleri, sömürgecilik karşısında tutunamayışlarını eleştirir.

Onun ütopyasında Biafra diye bir ülke vardır. Sömürüden uzak bir şekilde İgbo halkının sakin bir hayat sürdüğü cennet ülkesi. Fakat bu ütopik ülke silah zoruyla kurulmamalıdır, barış ülkesi olmalıdır. Nihayetinde Biafra halkı bağımsızlığın sağlanmasından 7 yıl sonra isyan edecektir ve Nijerya’da kanlı bir savaş başlayacaktır. Çocukları, kadınları katleden bu sefer İngiliz sömürgeciler değildir, komşu köylerde hayvancılıkla uğraşan yerel köylüler ve ordudur. Tarihe bu olay İgbo katliamı olarak geçer ve bugünkü Nijerya’daki şiddetin ilk halkasını oluşturur.

Achebe’nin en büyük vurgusu romanlarında İgbo topluluğunun kültürü, kabile yapısı, yemekleri, dini inanışlarıdır. Nijerya halkından çok İgbo insanlarının sesini oluşturmaya çalışmıştır Achebe.
Nijerya’yı anlamak için İgbo halkını, Achebe’yi anlamak gerekir. Kısa sürede dini bir hareket sadece Nijerya’da değil, çevre ülkelere yayılıp bir terör hinterlandı oluşturmuşsa, bunun köklerinde etnik gerilimi tetikleyen İngiliz emperyal anlayışının olduğunu anlamak hiç de zor değildir.

Nijerya Afrika’nın bir laboratuvarıdır, bu laboratuvarda deney kobayları yıllardır barış ve huzur içinde yaşayan Hausa-Fulani, Yoruba, İgbo yerlileridir. İgbolar bugün nüfusun yüzde 20’sini oluştururlar ve siyaset, ekonomi ve bürokraside etkilidirler. Çünkü onlar siyah derili İngilizlere dönüştürülmüşler ve Belçika’nın azınlık Tutsileri varis bıraktıkları gibi İngilizler de İgbo halkını kendi varisleri olarak seçmişlerdir.

Petrol bulunuluncaya kadar İgbo halkının geçim kaynağı tarımdı. Başta mısır, olmak üzere birçok tarımsal ürün igboların yaşadığı Anambra, Enugu, İmo’da yetiştirilir sadece Nijerya’ya değil komşu ülkelere de özellikle palmiye yağı gönderilirdi. Fakat İngiliz sömürgeciliğinin yine bir ürünü olan petrolün bulunması ile her şey değişti. Nijerya’nın sakin insanları, güç ve para peşinde koşan insanlar olmaya başladılar. İşte Achebe İgbo halkının bu değişimini yukarda zikrettiğimiz romanlarında vermeye çalışır.

1966-1970 yılları Nijerya’da en kanlı iç savaşın yaşandığı dönemdir. Değişen İgbo halkının öncülüğünde Güney Nijerya halkı çoğunluğu Müslüman olan Kuzey Nijerya’ya karşı bir savaşa girişirler. Karşılıklı katliamlar, saldırılar olur, ama hep İgbo halkının sesi duyulur nedense, Müslüman Hausaların sesi pek duyulmaz. Düşman hazırdır artık İgbolar için, yeni düşmanları kendileri gibi giyinmese, kendileri gibi konuşmasalar da yıllardır komşuluk ilişkileri kurdukları Fulani halkıdır.

Achebe iyi bir romancıdır ama objektif bakabilen bir düşünür değildir. Etnosentrik bir bakış açısından kurtulamaz. Nijerya’nın hatta bütün Afrika’nın sesi olacağı yerde o İgboların sesi olmayı tercih eder.
Afrika’da yaşananlar aslında birbirinin benzeridir. Runda, Kongo, Nil Nehri havzaları, Çad ya da büyük Göller bölgelerinde benzer yaşantılar, benzer umutlar vardır. Aynı yaşanmışlar hep sürüp gider, değişen sadece yeni bedenlerdir. Achebe romanlarında İgboları merkeze alarak Afrika güneşinin yaktığı insanların aynı insan olduğunu dile getirmek istemiştir.

Achebe sömürgecilere kendi dili üzerinden değil, onların öğrettikleri dil üzerinden seslenmiştir. Oysaki bugün neredeyse 25 milyon insanın konuştuğu İgbo dili Benin havzasının en köklü dillerinden biridir. Achebe’nin Tanrının Ok’unda işaret ettiği sözlü kültür, İgbo dilinin hâkim bir şekilde kullanılması ile zamanımıza kadar ulaşmıştır. Fakat artık Achebe’nin düşünü kurduğu İgbo dili yalnız kırsal bölgelerde konuşulan bir dile dönüşmüş, yerini İngilizce almıştır.

Achebe, “Artık Huzur Yok” adlı romanında, İgbo halkının bu değişimini, kendi kimliğinden nasıl uzaklaştığını nasıl başkalaştığını anlatır. Bir bakıma İgbo halkının yaşadıklarını tüm Afrikalılar yaşıyor, Batı kültürüne kendilerini aynı şekilde teslim ediyorlardır.

Achebe’nin romanlarını farklı kılan Afrika insanının sömürgecilere değil kendilerine bakmaları, kendilerini yargılamalarıdır. Sömürgecilere karşı çok açık bir tavır almadığı için eleştirilse de, onun yaklaşımı sömürüye uğrayan halklardır. Çünkü o bilir ki aslanların yazdığı edebiyatta kahramanlar hep aslan olacaktır. Fakat o bilir ki avlar da artık kendi romanlarını yazdığında gerçek kahramanlar ortaya çıkacaktır…


İbrahim Tığlı, 29.11.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Dış Bakış
İbrahim Tığlı Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu: İbrahim Tığlı Beyefendi'den yazılarının yayınlanması için onay alınmıştır. Seçkin Deniz, 23.06.2016



Yazının İlk Yayınlandığı Yer: Gerçek Hayat




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı