30 Ekim 2017 Pazartesi

SA5086/KY1-CÇ433: İstilâ-i Cihan-Kara Öfke/Roman I-12

Zenci halkının istilası, Avrupa'yı alkana boyayacak, bir eşi daha görülmemiş kıyımın öncüsü olan bu ilk darbe böyle gerçekleşmişti.

Birinci Bölüm
AFRİKALILARIN SAVAŞ HAZIRLIĞI
-12-

Bir Yaralı- Cinayet Silahı- Bir Ölü- İntikam İçin Yaşamak- Zavallı Bunqarson- Üç Revolver Kurşunu-

Mühendis:

- Gidelim, çabuk gidelim! Çok kötü! dedi.

Hayretten dilleri tutulan tayfalar tüfekleri kenara dayadılar; Selahaddin, bunları alarak aşağı indi.

Hava taşıtı yöneldi. Jesland dişeri sıkılmış, gözleri bir noktaya dikilmiş olduğu halde makaraları çeviriyordu. 

Barometreye eğilen elektrikçi:

- Sürekli iniyoruz… dedi.

Selahaddin cevap verdi:

- Balon bir çok kurşun yedi; çıkan gazları hemen durdurmak gerekir.

Mühendis:

- Yola çıkınca, Rokka delikleri arayıp tıkar.. gerçekten oldukça acil..

Sabahın saat altısıydı; balon kuzey doğu yönünde gidiyordu.

Dörvil, Laquate yetişerek oradan Cezayir’e telgraf çekmek düşüncesindeydi.

Acaba sonra ne yapacaktı? Bunu henüz bilmiyordu. Cezayir sınırındaki böyle bir hezimet ve çöküşü gördükten sonra Nijer kıyısında ne görecekti?

Yalnız, alınacak bir karar vardı: Cezayire dönerek komutan ve vali olan generalin emrine girmek ve gelişmeleri beklemek.

Afrikada ve Avrupada bir benzeri görülmemiş bu yok oluşun acaba yansıması etkisi nasıl olacaktı?
Bir tüfek sesi, kurşun vızıltısı, mühendisi daldığı düşünceden kopardı.

Balon şimdi Tuareqlerin üstünden geçiyor ve yaylım ateşleriyle karşılaşıyorlardı. Aradan birkaç dakika geçer geçmez, Çar Balonu bunları on-on beş kilometre geride bırakmıştı.

Birden bire mühendis eğilerek:

- Bakınız, tam altımızda: düşmüş bir asker var! diye bağırdı.

Jesland:

- Bir avcı! Atı da yanında duruyor.

Mühendis:

- Yaralı galiba..

Küyi:

- Bari bunu kurtaralım; bir saat sonra Tuareqler gelip zavallıyı öldürürler…

Bu düşünce hepsinde oluşmuştu. Balon 100 metreye indi. Makinist aldanmamıştı, bu: kumun üzerine uzanan bir avcı süvarisiydi; yanında da atı bekliyordu.

Supap açılarak 30 metre kadar yere yaklaştı.

Küyi bağırdı:

- A; bu subay, dün akşam konuştuğumuz teğmendir… uzun kuyruklu atından tanıdım..

Mühendis:

- Zavallı çocuk! Dün akşam ne kadar mağrurdu.

Bunlar indikleri zaman tercüman mağrurane bir biçimde gülmüştü. Şansı kendisine yardım ediyordu… artık vakit gelmişti; tabii iki Turaqı daha uzun zaman bekletmek olmazdı.

Saf bir tavırla:

- Jesland, Branten’le Reynar bu yaralıyı yalnız başlarına çıkaramayacaklar; bunlara yardım etmek için bir ip atalım da yaralıyı bağlasınlar ve buradan çekelim… dedi.

Makinist:

- Haklısınız mösyö…

- Ben durumu Branten’e anlatayım sen de hemen benim kamaram koş.. orada uzun ve sağlam bir ip var.. yatağımın baş ucunda asılı..

- Gidiyorum.. diye Jesland aşağıya inmek üzere koştu. Selahaddin:

- Kamaram kilitlidir; anahtarı alınız… dedi.

Jesland, o anda konuştuğunun yüzüne bakmış olaydı oldukça ürkerdi. Anahtarı uzatan elini tutmuş olaydı, titrediğini sezerdi.

Fakat Selahaddin kendine hakimdi; sinirlerini sakinleştirerek meşin sandala doğru gitti, oraya bırakmış olduğu tüfeği aldı, emniyet tetiğini itti ve bekledi.

Bir saniye geçti, teknenin alt tarafından boğuk bir ses çıktı.. mühendis döndü; bu anda korkunç bir kafa kamaraya açılan delikte göründü.

Zavallı Jesland’ın üzerine atılarak sarığı düşmüş olarak ve onu öldürdükten sonra yukarıya fırlamıştı.
Mühendis hemen barometrenin alt tarafında asılı baltaya koştu; fakat alamadan bir kuşunla yuvarlandı.

Tercüman Selahaddin, mühendis mösyö Dörvil’e minnettarlığını göstermişti. Elindeki tüfeği yönelterek kurşun zavallı Dörvil’in beynini delmişti.

Aynı zamanda Reynar’la Pol da iki hançer darbesiyle yere düştüler. Çıldırmak derecesine gelen De Kab bir silah aramak için etrafına bakındı. Bir şey bulamadı; pervanelerin yanında gözlem yerine gitmek üzereyken iki kurşunla yere yıkıldı.

Selahaddin, Rokka’yı arıyordu. Adam, balonun alçak bir yükseltide duruşundan yararlanarak kaplamalarda açılan delikleri tıkamak üzere teknenin dış tarafındaki tutamaklarından tutarak birinci deliğe kadar gitmişti. Oradan, bu cinayeti görünce acı acı bağırdı.

Selahaddin, buna da nişan alarak ateşledi, kurşun vücudunun bir tarafından girip öbür tarafından çıktığı için zavallı yere düştü.

Şiddetli bir sarsıntı oldu; hafifleyen balon yükselmek istiyordu.

Selahaddin eğildi; Reynar, kedi gibi merdivenden koşarak çıkıyordu. Bir kurşunla bu da yuvarlandı.
O vakit, artık gereksiz olan tüfeği yere atarak baltayı aldı; gergin ip merdivenin tekneye bağlı olan dökümlerini kesti…

Balon birden bire 200 metre yükseldi…

Selahaddin, kanlı hayalini gerçekleştirmişti; intikam yolunda ilk aşamayı geçmişti.

Yükseliyor; vahşi bir sevinçle, ihtiraslı ve geniş bir bakışla esrarengiz Afrikayı, yeni vatanını kuşatarak yükseliyordu.

***

Küyi dö Branten yaralı subayın yanına varmış ve oldukça itinalı bir şekilde kaldırmaya uğraşmıştı. 

Sordu:

- Nerenizden yaralısınız?

- Yan tarafımdan bir mızrak yedim.. ancak bu yara hayvandan düşüremezdi; yakından atılan bir kurşun kalçamı kırdı. Sol dizimde bir kılıç yarası var…,Küyi, Reynar’a yaralının bedeninden tutması için işaret ederek:

- Sizi yukarı çıkarıncaya kadar biraz ağrı duyacaksınız; cesaret.. bu başarıdır… sizi kurtaracağız..

Sapsarı kesilen yaralı:

- Teşekkür ederim… kendimi pek kötü hissediyorum.. beni attan düşüren güçsüz kalışımdır.. bu vefalı Bunqarson beni burada bekliyor…

Gülmeye çalışarak ve atın burnunu okşayarak:

- Zavallı arkadaş… artık sonsuza dek ayrılıyoruz… dedi

Birden bire Küyi’ye döndü:

- Ya, benim atım ne olacak? Düşman eline geçecek..-ağlayarak- hayır; beynini parçalamayı seçerim.. diye konuştu.

***

Küyi dö Branten, birden bire şaşkınlıkla haykırarak yerinden fırladı. Birkaç adım ötesinde yere düşen bir cesedin sönük sesi üzerine başını çevirmek zorunda kalarak yüzüstü yatan Rokka’yı gördü…
Subayı bırakarak bunun yanına koştu. Bir kazaya uğradığını sanmakla kaldırmaya çalıştı; ancak göğsündeki bir yaradan kanlar akıyordu.

- Rokka, sen yaralısın, fakat nasıl oldu?

- Saldırıya uğradım mösyö; çünkü..

Küyi dö Branten kuşku ve heyecanla:

- Saldırı mı? Sözünü yineledi.

- Evet, Selahaddin tarafından.. Tuareqler  de.. diğerlerini.. öldürdüler.. gördüm..

- Ya amcam?

- Tercüman onu da bir tüfek kurşunuyla öldürdü.. oh!

Küyi buna doğru eğilirken Reynar’ın cesedi de merdivenin dibine düştü. Başını kaldırınca, Selahaddin’in kahkahalarla gülerek nu görüntüye baktığını gördü.

Sonra, kopan merdiven de ayakları ucuna düştü… balon da başucu yönünde hızla yükselmişti.
Subay büsbütün güçten düşerek kumun üzerine uzandı.

Her ikisi de gayet acıklı, tehlikeli bir hal ve konumda.. bu kadar insanların kanını içen çölün ortasında, kimsesiz, çaresiz bırakılmışlardı!

Küyi ufka doğru baktı.. acaba rüya mı görüyordu? Deliriyor muydu? Hayır! İlk Turaq keşif kolları görünüyordu…

Subayın omzuna dokundu. Teğmen gözünü açarak bakışlarıyla balonu aradı.

- Gitmiş, dedi.

- Evet, gitti..

- Sizi de burada benimle beraber bıraktı değil mi?

- Evet.

Subay bunun nedenini sormak üzereyken karşısındakinin ufka doğru baktığını gördü; o yöne baktı:

- On beş dakikaya kadar buraya gelirler..

Atın, elinde tuttuğu dizginini çekerek tatlı ve zayıf bir sesle:

- Haydi, Bunqarson, senin için daha umut var! dedi.

Delikanlıya dönerek konuştu:

- Mösyö, lütfen şu dizginleri alınız ve revolverimi sağ elime veriniz..

- Alınız.

- Dolu mu?

- Dört kurşun daha var..

- Bir fişek önünde ya..

- Evet..

- Ben de bunu istiyorum. Bana dokunmak isteyen iki kişiyi tepelerim. Diğerlerinden de kurtulmak için kararımı veririm.. beni burada bırakınız..

- Sizi burada bırakmak mı?

- Evet, son arzum budur… bunu reddetmeyin.. işte atım; dünyada en çok sevdiğim değerli bir şey varsa o da budur.. binin siz onu o da sizi kurtaracak..

Tehlikeden kurtulduğunuzda benim anıma saygı olarak buna iyi bakın!

- Fakat!

- Hadi, mösyö bininiz; on sekiz saatte sizi Laquate götürür. Yolu şaşırmayınız. Kemerli dağın arkasıdır. Bunqarson.. cins bir attır. Yalnız yarı yolda bir mola verin, Laquet’te, teğmen Devöje: dostu Frutman’ın diğerleri gibi burada vatan uğrunda öldüğünü söylersiniz.

Pek yavaş sesle:

- Elveda, zavallı atım.. senden ayrılmak pek ağır ve güç..

Atı son defa okşamak üzere elini uzattı. Gözlerinden bir damla yaş aktı… doğruldu, revolverini hazırladı.

Küyi, söz söylemek istedi; ancak hıçkırıkları boğazını tıkamıştı.

Başını kaldırdığı zaman, balonun güneye doğru gittiğini görerek öfkeyle bağırdı.
Her şeyi anladı.. bu cinayetin intikamsız kalacağını düşündü..

- Ah intikam! dedi..

Hemen bir sıçrayışta ata atladı.. başını çevirince, Tuareqlerin kendilerine doğru dolu dizgin geldiklerini gördü.

- Adiyo! diye bağırdı.

Subay son kez:

- Adiyo! Adiyo Bunqarson; Adiyo! Benim güzel atım! Birkaç dakika kadar dumanlı gözlerle, dolu dizgin giden atını izledi, sonra arkasında ayak sesleri işitti.

Üç Tuareq etrafını sarmış ve ikisi develerinden inmişti. İki atış sesi arkasından iki ceset yere düştü.. teğmenin eli titrememişti. Bir defa daha başını çevirdi; atıyla arkadaşı artık gözden kaybolmak üzereydiler.

Mızrağını kaldırarak vurmak isteyen üçüncü Tuareq’e nişan almak üzere iken gözleri karardı. İsabet ettiremeyeceğini düşünerek tabancanın namlusunu ağzına sokup son kez tetiği çekti. Beyni fırlayarak cansız cesedi yere uzandı.

Uzakta, güneye doğru, gökyüzü kubbesinde balon artık bir nokta gibi görünüyordu.



<< Önceki                   Sonraki>>





Cemal Çalık, 30.10.2017,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, İstilâ-i Cihan-Kara Öfke, Roman
İstilâ-i Cihan-Kara Öfke

Cemal Çalık Yazıları








Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz

Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı