14 Ağustos 2017 Pazartesi

SA4726/KY57-AHCZD35: İslam'ın Kavramları; Meleklere İman

 "Bütün Müslümanlar Kur’an’da geçtiği için meleklerin varlığına, toptan olarak, iman etmekle mükelleftirler. Allah’ın bildirmediği detaylar, kesin bilgi husule getirmeyen yollardan gelen ihtilaflı bilgiler ise, teklife konu olamazlar."


بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Bizi hidâyete erdiren ve kendine imân etme şerefini nasip eden, küfür ve şirkten nefret ettiren, modern tâğutlara boyun eğdirmeyen âlemlerin rabbi olan Allah’a kâinattaki zerreler adedince hamd’u senâ, üsve’i-hasene olan Resûlü Muhammed Mustafa’ya salât u selâm olsun.


MELEKLERE İMAN

اَمَنَ الرَّسُولُ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّه وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِه وَكُتُبِه وَرُسُلِه لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِه وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَصِيرُ

“Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. "Allah'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır" dediler.” (Bakara, 2/285.)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا آمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي أَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعِيدًا

“Ey iman edenler! Allah’a Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret günün inkar eder, derin bir sapıklığa düşmüş olur” (Nisa, 4/136.)

GİRİŞ

İslâm’ın temel esaslarından birisi de meleklere imandır. Önem açısından ikinci sırada yer alan melek inancı aslında diğer îmân esaslarını da doğrudan etkilemektedir. Allah ile peygamberler arasında bilgi akışına aracı oldukları için meleklere iman, kitaplara imanı da gerekli kılar.

Melekler, Yüce Allah’ın yarattığı nurânî varlıklar olup, O’nun emrini yerine getirmekle mükellef tutulmuşlardır. İnsanların göremediği bu varlıklar, aslında her an onlarla birlikte olan, her halini rapor eden, insanları iyiliklere yönlendiren, mü'minler için dua ve istiğfarda bulunan (Mü’min,40/7-9;Şûrâ,42/5.), şeytanın vesveselerine karşı koruyan, kısacası bir an olsun insanı yalnız bırakmayıp onun iyi bir kul olması için çalışan, Allah’ın sadık kullarıdır. Melekler sadece insanlarla değil, bütün kâinâtla ilgilenip onların düzenleriyle ve Allah’ın hükmünün icrasıyla görevlidirler. 

İslâm’ın önemli bir inanç esası olan melekler hakkında zaman içinde değişik hurafeler, tasvirler ve inançlar ortaya çıkmış, her meleğe görevi ile ilgili şekiller yakıştırılarak, onların resimleri çizilmiş ve bunlar da bir takım eserlerde yer almıştır. Bunların ne tür kaynaklara dayandığı konusu önem arzetmektedir. Oysaki îmâna konu olan hususların sadece ilâhi vahiyle bildirilmiş olmaları gerekir.[1]

a) Melek Kavramı ve Meleklere İman

Müslüman âlimlerce, Kur’an’da seksen yedi yerde geçen ve bazı ayetlerde de “Resul” olarak işaret edilen “Melek” ismi, Arapça “Le-e-ke”, kökünden türemiştir. Kelime önce “Mel’ek”; sonra hemzesi hazfedilip, harekesi lam harfine nakledilerek “Melek” haline gelmiştir. Kelimenin çoğulu “Melâike” ve “Melâik”’tir.

Melek kavramı İbranicede “malah”, Grekçede "angelos"[2] Farsçada "angaros"[3] , Arapçada “melek”[4] şeklinde geçmekte olup genel olarak bu dillerde haberci ve elçi anlamına gelmektedir.  "Tanrı'nın arzusunu yerine getirmek üzere gönderilen “elçi" “Tanrı ile insan arasında bir arabulucu" manalarını  ifade etmektedir.[5] 

Grekçe'de ise, ''angelos" kelimesiyle karşılanmakta ve "haberci" manasına gelmektedir. Bu kelime daha sonra Latince'ye “angelus" olarak geçmiştir. Latince'den, Batı dillerine ''ange'' (fr.), ''angel" (ing.) ve Sanskritce'deki karşılığı "Kutsal ruh” manasına gelen "angiras",  Persçedeki karşılığı ise,' "postacı; haberci” anlamların gelen “angaros" kelimeleridir.[6]

Sözlükte "haberci, elçi, güç ve kuvvet" anlamlarına gelen melek, Allah'ın emriyle çeşitli görevleri yerine getiren, gözle görülmeyen nûrânî ve ruhanî varlıktır. Bu kelime Kur'an-ı Kerim'de 12 defa müfred olarak hemzesiz "melek" şeklinde kullanılır. 2 defa tesniye (melekeyn) halinde (Bakara,2/102; A'raf,7/20.) ve bunların dışında hep cemi' olarak bulunmaktadır. Bütün bu ifadelerden, kelimenin tüm dillerde genel olarak "haberci", "elçi", "gönderilen", "mesajcı" manalarına geldiği anlaşılmaktadır.

Kur'an'da meleklere imanın farz olduğunu bildiren birçok âyet vardır: 

"Peygamber Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de. Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler..." (Bakara 2/285). 

"...Asıl iyilik Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere iman edenlerin iyi amelidir..." (Bakara 2/177). 

Meleklere inanmayan kişi, bu âyetlerin hükmünü inkâr ettiği için kâfir olur. Ayrıca Cenâb-ı Hak, Kur'an'da meleklere düşman olanları kâfir diye nitelemiş ve böyle kimselerin Allah düşmanı olduğunu vurgulamıştır (Bakara 2/98). Meleklere inanmamak, dolaylı olarak vahyi, peygamberi, peygamberin getirdiği kitabı ve tebliğ ettiği dini de inkâr etmek anlamına gelir. Çünkü dinî hükümler, peygamberlere melek aracılığıyla indirilmiştir.[7]

İslâm’a göre melekler; son derece güçlü, kuvvetli,( Necm 53/5.) şuurlu(Bakara 2/30; A’râf, 7/11.) ve gözle görünmeyen varlıklardır.( İsrâ 17/92-95; Hicr 15/8; Furkan 25/21-22; En'âm 6/8.) Nurdan yaratılmış olup[8] erkeklik-dişilik, yeme-içme, uyuma, yorulma, usanma gibi maddî özelliklerden arınmış varlıklardır.[9] Onlar Yüce Yaratıcının verdiği görevleri yerine getirir, ona ibadet eder ve onun emrinin dışına çıkmazlar, ona isyan etmezler.( Nahl 16/50; Enbiyâ 21/27-28; Tahrim 66/6; Fussilet 41 /38.) Uzayda son derece süratle hareket edebilmekte(Meâric 70/4; Fatır 35/1.) ve Allah'ın emir ve izni ile çeşitli şekillere girebilmektedirler.[10] Normal şartlarda gözle görülmezler. Peygamberler onları aslî suretleri ve büründükleri biçimleri ile görebilirler.( İsrâ 17/95; Tevbe 9/26; Ahzâb 33/9.) Onlar, Allah'ın talim ettiği hususları, öğrettiği kadarıyla bilebilirler.( Bakara 2/30-33.) 

Meleklerin Arapçada ve diğer bazı dillerde haberci ve elçi anlamına geldiğini yukarıda görmüştük. "Allah, meleklerden ve insanlardan elçiler seçmiştir" ( Hac 22/75.) ayeti de meleklerin elçilik rolüne dikkat çekmektedir. Meleklerin elçilik rollerini yürütebilmeleri için meleklerin akıl ve hikmet sahibi olmaları gerekir.[11] Ayrıca Meleklerin ilim, irade ve kudret sahibi olmaları, İslâm’ın melek inancı açısından da kabul edilen bir husustur. Ancak onların bu özellikleri sınırsız ve mutlak değildir. 

Kur’an’da Adem’in yaratılışı konusunun anlatıldığı ayetlerde meleklerin “Yâ Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak sensin.” ( Bakara/ 32.) dedikleri nakledilmiştir. Meşhur bir hadis olan “Cibril” hadisinde de Cebrâîl’in kıyamet saatini bilmediği bilgisi bulunmaktadır.( Buhari, “İman”, 37.) [12]

Melekler, latîf cisimli, nûrâni yapılı,[13] muhtelif şekillere girebilen[14] rûhânî, varlıklar olup,[15] Allah’a ibâdet ve itâatle meşgul olurlar ve asla O’nun emrinden dışarı çıkamazlar.( Tahrim, 66/6; Nahl, 16/50.) Erkeklik ve dişilikleri olmayıp,( Sâffât, 37/149-156; Zuhruf, 43/19.) yemezler, içmezler,( Hûd, 11/69-70.) uyumazlar, bedenî arzulardan uzak, nefsânî istekleri bulunmayan kanatlı varlıklardır.(Fâtır, 35/19)  

Ömer Rıza Doğrul, meleği, insanları iyiliğe teşvik eden vasıta olarak görmekte ve şöyle tarif etmektedir: “İnsanın fıtratında iki câzibe vardır. Biri hayır câzibesi ki, insanı yüksek faziletlere ulaştırır. Diğeri şer cazibesi ki, insanı hayvâniyete alçaltır. Bu cazibelerin işlemesi hâricî vasıtalara bağlıdır. İnsanı hayra cezbeden vasıtaya melek, şerre cezbede vasıtaya ise şeytan denir. Meleklere iman edilir, şeytanlar reddedilir.”( Doğrul, Yeryüzündeki Dinler Tarihi, s.246)[16] Ayrıca, Melekler hayra meyilli, şeytanlar da şerre meyillidir. İnsanların ise her ikisine de meyilleri vardır[17].

Yine Allah’ın şerefli olarak yarattığı kulları(Enbiya, 21/26.) olan meleklerin, erkeklik ve dişilikleri olmadığı için, insanlar gibi doğmak ve doğurmak suretiyle vücut bulmadıkları, doğrudan Allah’ın yaratmasıyla varlığa geldikleri şeklindeki inançlar da, İslâm’ın onayladığı akideler olarak görülür.[18]

b) Meleklerin Mahiyeti

İslâm’da, farklı türlerde ve sayılarını ancak Allah’ın bilebileceği kadar çoklukta meleğin bulunduğu ve bunların Allah’a, kainata, insanlara, cennet ve cehenneme yönelik görevlerle vazifelendirildiği kabul edilir.[19]

“Melek” hem Hıristiyanlıkta, hem de İslâm’da melek denilince, kâinat üzerinde Allah namına tasarrufta bulunan, O’nun emirlerini ve verdiği vazifeleri aynen yerine getiren, ilim, irade, kudret sahibi mânevî varlıklar anlaşılmaktadır.”[20]

Meleklerin varlığı konusu Kur'an ve Sünnet'in apaçık delilleriyle ortaya konulmuşsa da, İslam alimleri,  onların mahiyeti ve  tarifi ile ilgili değişik görüşler ileri sürmüşlerdir.[21] Melekler duyu organlarıyla algılanamayan, gözle görülmeyen, sürekli Allah'a kulluk eden, asla günah işlemeyen, nûrânî ve ruhanî varlıklardır. Bu sebeple onlar hakkındaki tek bilgi kaynağı âyetler ve sahih hadislerdir. Onun ötesinde bir şey söylemek mümkün değildir. Meleklerin gözle görülmez, duyu organlarıyla algılanamaz varlıklar oluşu, inkâr edilmeleri için bir gerekçe olamaz. Gerek akla gerekse pozitif bilimlere dayanılarak, meleklerin var veya yok olduklarına dair kesin deliller ileri sürülemez. Çünkü melekler, gözlem ve deneye dayanan pozitif bilimlerin ilgi alanı dışında kalan fizik ötesi varlıklardır. Şartlanmamış insan aklı da meleklerin varlığını imkânsız değil, câiz ve mümkün görür.[22]

Sayılarını ancak Allah’ın bileceği, sayısız olarak nitelendirebileceğimiz kadar çok melek vardır. Onların tür ve kısımlarını da yine en iyi Allah bilebilir. İnsanın bu hususlarda bilgi sahibi olması, ancak peygamber haberi ile mümkün olabilir. Akıl ve duyu organları bu konuları bilmek için yeterli ve yetkili değildir. 

Meleklerin kısımları ve hiyerarşik düzenleriyle ilgili Kur’an ayetlerinde net bir sıralama yapılmamaktadır. Kur’an’da bazı meleklerin isimleri ve sınıfları zikredilmekle birlikte, bunların birbirine göre hiyerarşik konumlarından bahsedilmez. Ancak meleklerin her birinin veya her türünün bir statüsünün olduğuna işaret edilmekte ve bu husus meleklerin ağzından şöyle dile getirilmektedir: 

“Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır.” ( Saffat,37/ 164)[23]

c) Meleklerin Özellikleri [24]

 Melekleri diğer varlıklardan ayıran birtakım özellikler vardır. Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür[25]:

1. Melekler nûrdan yaratılmış; yemek, içmek, erkeklik, dişilik, uyumak, yorulmak, usanmak, gençlik, ihtiyarlık gibi fiillerden ve özelliklerden arınmış nûrânî ve ruhanî varlıklardır: "...O'nun huzurunda bulunanlar, O'na ibadet hususunda kibirlenmezler ve yorulmazlar. Onlar, bıkıp usanmaksızın gece gündüz (Allah'ı) tesbih ederler" (el-Enbiyâ 21/19-20), "Onlar rahmânın kulları olan melekleri dişi kabul ettiler. Acaba meleklerin yaratılışlarını mı görmüşler? Onların bu şahitlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir" (ez-Zuhruf 43/19); ayrıca bk. es-Sâffât 37/149; en-Necm 53/27-28).

2. Melekler Allah'a isyan etmezler, Allah'ın emrinden çıkmazlar, asla günah işlemezler, hangi iş için yaratılmış iseler o işi yaparlar. "Onlar, üstlerindeki Rablerinden korkarlar ve kendilerine ne emrolunursa onu yaparlar" (en-Nahl 16/50; ayrıca bk. el-Enbiyâ 21/26-28; et-Tahrîm 66/6).

3. Melekler, son derece süratli, güçlü ve kuvvetli varlıklardır: "Gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer üçer ve dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a hamdolsun. O, yaratmada dilediği artırmayı yapar. Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir" (el-Fâtır 35/1).

4. Melekler Allah'ın emir ve izniyle çeşitli şekil ve kılıklara bürünebilirler. Cebrâil (a.s) Hz. Peygamber'e ashaptan Dihye şeklinde görünmüş, bazen kimsenin tanımadığı bir insan şeklinde gelmiştir. Yine Cebrâil (a.s), Hz. Meryem'e bir insan şeklinde görünmüş (Meryem 19/16-17), meleklerden bir grup, Hz. İbrâhim'e bir oğlu olacağı müjdesini getiren insanlar şeklinde gelmiş, o da onları misafir zannederek kendilerine yemek hazırlamış, fakat yemediklerini görünce korkmuş, sonra da melek olduklarını anlamıştır (Hûd 11/69-70). Bu âyetten meleklerin yiyip içmedikleri sonucu da çıkmaktadır.

 5. Melekler gözle görünmezler. Onların görünmeyişleri, yok olduklarından değil, insan gözünün onları görebilecek kabiliyet ve kapasitede yaratılmamış olmasındandır. Melekler peygamberler tarafından aslî şekilleriyle görülmüşlerdir. Asıl şekillerinden çıkıp bir başka maddî şekle, meselâ insan şekline girmeleri durumunda diğer insanlarca da görülmeleri mümkün olur. Cibrîl hadisi diye bilinen, iman, islâm ve ihsan kavramlarının tanımlarının yapıldığı hadiste belirtildiği gibi, Cebrâil ashap tarafından insan şeklinde görülmüştür (bk. Buhârî, “Îmân”, 37; Müslim, “Îmân”, 1; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 15).

6. Melekler gaybı bilemezler. Çünkü gaybı, ancak Allah bilir. Eğer Allah tarafından kendilerine gayba dair bir bilgi verilmiş ise, ancak o kadarını bilebilirler. Kur'an'da ifade edildiğine göre Allah, Hz. Âdem'e varlıkların isimlerini öğretmiş, sonra da isimlerin verildiği varlıkları meleklere göstererek, bunların isimlerini haber vermelerini onlardan istemiş, bunun üzerine melekler:

 "Seni tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Çünkü her şeyi hakkıyla bilen, hüküm ve hikmet sahibi olan sensin" demişlerdir. Bunun üzerine de Cenâb-ı Hak Hz. Âdem'in, varlıkların isimlerini haber vermesini emretmiş, o da söyleyiverince şöyle seslenmiştir: 

"Size demedim mi ki, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ben bilirim. Neyi açıklarsanız neyi de gizlemişseniz ben bilirim" (el-Bakara 2/31-33).[26]

d- Meleklerin Görevleri ve Çeşitleri [27]

Âyet ve hadislerde sayıları hakkında herhangi bir bilgi bulunmayan fakat pek çok oldukları anlaşılan meleklerin temel görevleri Allah'a kulluk ve O, neyi emrederse onu yerine getirmektir.

Kur’an-ı Kerim’de ve İslâmî literatürde dört büyük melek olarak bilinen meleklerden sadece Cebrâil ile Mikâil’in adı geçmektedir. Azrâil Kur’an’da “ölüm meleği” olarak nitelenmekte, İsrâfil’den ise hadislerde bahsedilmektedir.[28]

Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde Azrail ismine rastlanmaz. Melekü'l-mevt" (ölüm meleği) kullanılır. Bu kelimenin muhtemelen İbrânice asıllı olup (Yahudi din bilginlerine ait eserlerde ondan fazla ölüm meleği adı zikredilirken bunlardan bir tanesi de Azrael’dir) önceleri Yahudi iken daha sonra Müslüman olan Ka’b el-Ahbâr ve Vehb b. Münebbih gibi şahısların etkisiyle İslami eserlere geçtiği düşünülmektedir.[29]

Melekler görevleri açısından şu gruplarda incelenebilirler: Cebrâil(Bakara,2/97-98), büyük meleklerden biridir. Allah tarafından vahiy getirmekle görevlidir. Cebrâil'e (a.s.) güvenilir ruh anlamına gelen "er-Rûhu'l-emîn" de denilmiştir: "O (Kur'an'ı) korkutuculardan olasın diye Rûhul emîn senin kalbine indirmiştir" (eş-Şuarâ 26/193-194). Bir başka âyette de ona Rûhul kudüs adı verilmiştir: "...Kur'an'ı Rabbinden hak olarak Rûhul kudüs indirmiştir" (en-Nahl 16/102).
Mîkâîl (Bakara,2/97-98), büyük meleklerden biri olup, kâinattaki tabii olayları ve yaratıkların rızıklarını idare etmekle görevlidir.

"Melekü'l-mevt" (ölüm meleği) ise, görevi ölüm sırasında canlıların ruhunu almak olduğu için) adıyla anılmıştır: "De ki: Size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz" (es-Secde 32/11; En’âm, 6/61).

Hafaza melekleri adı da verilen bu melekler kıyamet günü hesap sırasında yapılan işlere şahitlik de edeceklerdir. Kur'an'da bu melekler hakkında şöyle buyurulmuştur: 

"İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarınızı yazmaktadırlar. İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın" (Kaf 50/17-18), 

"Şunu iyi bilin ki üzerinizde bekçiler, değerli yazıcılar vardır. Onlar yapmakta olduklarınızı bilirler" (el-İnfitâr 82/10-12; ayrıca bk. ez-Zuhruf 43/80).

Münker ve Nekir adlı meleklerde Kur’an’da geçmemektedir. Kur'ân-ı Kerîm'de bu iki meleğin adından söz edilmediği gibi kabirde ölünün sorguya çekileceğine dair açık bir ifadeye de rastlanmaz. Her iki konu hakkındaki mâlumat ise hadislerde haber verilmektedir.  [30]

 Hamele-i Arş, arşı taşıyan meleklerin adıdır. Kur'an'da haklarında şöyle buyurulur: 

"Arşı yüklenen, bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler) Rablerini hamd ile tesbih ederler. O'na iman ederler..." (el-Mü'min 40/7; ayrıca bk. el-Hâkka 69/17). Mukarrebûn ve İlliyyûn adıyla anılan melekler, Allah'ı tesbih ve anmakla görevli olup, Allah'a çok yakın ve O'nun katında şerefli mevkii bulunan meleklerdir (en-Nisâ 4/172).

Meleklerin savaşlara katılıp(Al-i İmran 3/124; Enfal 8/9) Müslümanlara olumlu, karşıt güçlere olumsuz etki yapmaları da onların şuurlu olmalarını gerektirir. Harplerde kâfirlerin kalplerine korku salan,( Enfal 8/12.) Müslümanların kalplerine cesaret aşılayan,( Enfal 8/12; Nahl 16/32; Fussilet 41/30-32.) Allah'ın kullarını önlerinden, arkalarından korumakla görevlendirilen,( el-Muakkibat melekleridir: Bk. er-Ra’d 13/11.) dünyevi ve uhrevi darlıkta müminlere yardım eden,( Bakara 2/87, 253; Fussilet 41/30; Enfal 8/9; Ahzâb 33/9.) ölürken müminlere moral veren(Nahl 16/32.) melekler vardır.[31]

Gece gündüz Yüce Allah'ı övgü ile anan ibadet ve tespih eden, (Bakara 2/30; Enbiya 21/19-20; Şûrâ 42/5; Mümin 40/7; Saffat 37/164-166.) ilahi emirlerin tamamını uygulayan,( Nahl 16/50; Tahrim 66/6.) dini sorumluluklarının bilincinde oldukları için Allah korkusu taşıyan(Nahl 16/50.) meleklerin Yüce Allah’a karşı sorumlulukları (mükellefiyetleri) vardır. Melekler Allah’ın hoşnut olduğu insanların dışında kimseye yan çıkıp kayıramazlar; çünkü herkesten önce melekler Allah korkusuyla titrerler. (Enbiya 21/28.) [32]

Arşı taşıyan melekler vardır. Bunlar Kur’an’da şöyle bildirilir:

 “O gün Rabb’inin Arşını (gökteki meleklerin) üstünde bulunan sekiz (melek) yüklenir.”( Hakka, 69/17.)

Arşın etrafını kuşatmış olan melekler. Kur’an’da bunlardan “Melekleri, Rablerini hamd ile tesbih ederek Arşın etrafını kuşatmış halde görürsün.” şeklinde bahsedilir.( Zümer,39/ 75.)

Cebrâîl ve Mikâil gibi büyük melekler( Bakara,2/ 97-98.), Cennet melekleri (Zümer,39/73.; Ra’d,13/23-24; Enbiyâ:21/103.), Cehennem melekleri (Zümer,39/71; Tahrîm,66/6; Müddessir,74/30-31; Alak,96/17,18.) İnsanlar için görevlendirilmiş olan bekçi, gözcü ve mu’akkib meleklerdir. (Ra’d,13/11-12) Amelleri yazan melekler(İnfitar,82/11-12.) bu dünyanın işleri ile görevlendirilmiş olan melekler vardır. [33] Bununla birlikte, İslâm kültürü içerisinde, bazı âlimlerin eserlerinde İsrâiliyyât oldukları kuşkusunu güçlü bir şekilde barındıran ifadelere de rastlanmaktadır.[34]

Melekler, Müslümanlar için af talebinde bulunurlar. Bu durum Kur’an’da şöyle ifade edilmektedir: Arş’ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar (melekler) Rablerini hamd ederek tespih ederler, O’na inanırlar ve inananlar için (şöyle diyerek) bağışlanma dilerler: 

“Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O hâlde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru.” 

“Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaat ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.” (Mü’min 40/7-8; ayrıca bkz. Ahzâb 33/43; Şûrâ 42/5.)

Yazıcı melek adını verdiğimiz, Kirâmen Kâtibîn (Hafaza) melekleri insanların sağlarında ve sollarında bulunurlar. Sağdaki melekler iyi iş ve davranışları, soldakiler ise kötü iş ve davranışları tespit etmekle görevlendirilmiştir. Şüphe yok ki üzerinizde gözetleyici melekler, değerli yazıcılar vardır; onlar, iyi kötü her ne yaparsanız bilirler.( İnfitâr 82/10-12.)[35],  Yüce Allah bizleri gizlice yaptığımız işler yüzünden sorguya çekecektir. (İsra 17/71; Hakka 69/19-24; İnşikak 84/7-8.) Bu yüzden Allah, meleklere de gizli işlerimizi bilme yeteneği vermiştir. Eğer onlar gizli işlerimizi bilmeseler ve kaydetmeselerdi Kur’an’da hesap günü melek tutanaklarının tanıklık yapacağına(Kaf 50/17-18; İnfitar 82/10-13; Kamer 54/52.) yer verilmezdi[36].

İslâm inancında da ismen veya vasfen kendilerinden bahsedilen melekler bulunmaktadır. Öncelikle isimleri bizzat Kur’an’da belirtilen melekleri zikredecek olursak, bunlar: Cebrâîl, Mikâîl (Bakara,2/98.), Malik(Zuhruf,43/77), Hârût, Mârût (Bakara,2/102.) ismindeki meleklerdir. Kur’an’da genel olarak veya vasfen bahsedilen melekler ise Hamele-i Arş Melekleri,( Hâkka,69/16-17) Arşın Çevresindeki Melekler,( Mümin,40/7.) Ölüm Meleği, Ölüm Melekleri(Secde,32/11.) (Nâzi’ât, Nâşitât),(Nâzi’ât,79/1- 2.) Kirâmen Kâtibîn,(İnfitâr,82/11-12.) Hafaza Melekleri,(Târık,86/4.) Mu’akkip Melekler,( Ra’d,13/11-12) Cennet Melekleri, (Zümer,39/73;Ra’d,13/23-24; Enbiyâ,21/103.) Cehennem Melekleri(Zümer,39/71;Tahrîm,66/6;Müddessir,74/30-31.) (Zebâniler) (Alak,96/17,18.), Gök Bekçileri(Saffât,37/6-10.) olarak sayılabilirler. 

Kur’an’da geçmediği halde, hadislerde ve haberlerde kendilerinden isimleriyle bahsedilen melekler de bulunmaktadır.[37]

Öncelikle melekler ile ilgili olarak, Kur’an’da belirtilmeyen ve Ehl-i kitabın inançlarına benzeyen bazı bilgilerin yer aldığı ve hadis olarak nakledilen bazı haberlerin râvileri arasında Vehb b. Münebbih, Ka’b b. Ahbâr gibi Yahudi iken Müslüman olmuş sahabelerin bulunması dikkat çekicidir. Bu sahabelerin, Yahudi ve Hıristiyanlığın kutsal metinlerindeki bir takım bilgileri bizzat kendi sözleri olarak nakletmiş olmaları ve bu sözlerin daha sonra Hz. Muhammed’in sözleri olarak algılanmış olması da ihtimal dâhilinde görülebilir.[38]

“Kısaca söylemek gerekirse, meleklerin tasnifleri ile ilgili olarak, Kur’an ve mütevâtir hadislerde bir bilgiye rastlamamaktadır. Dolayısıyla konuyla ilgili yapılan açıklamalar ve izahlar müfessirlerin kendi görüş ve tevilleri olarak görülmelidir. Bazı müfessirler, kendi yorumlarına delil olarak bir takım rivâyetler zikretmişlerse de, bu rivâyetlerin  bir kısmı İsrâiliyyât[39],  bir kısmı haber-i vahid türünden, bir kısmı sahih hadisler içerisinde bulunmayan ve bir kısmı da zayıf haberler kabilindendir.[40] Tekrar kısaca ifade edecek olursak: Kur’an ve mütevâtir hadislere dayanmayan, senedi yönünden zayıf, manası yönünden şâibeli bazı rivâyetlere ve yorumlara dayanan bu türden inançların, Yahudilik ve Hıristiyanlıkta da görülmesi, zamanla bu dinlere ait olan inanışların çeşitli yollarla İslâm kültürüne sızmış olduklarını düşünmek için ciddi bir karine olarak görülebilir.” [41]

SONUÇ

Meleklerle insanlar arasında karşılaştırma yaptığımızda insanların meleklerden daha güçlü olduğu yönler vardır. Melekler, Yüce Allah’ın emir ve iradesine uygun davranışlar sergilerler. Peygamberler de Allah Teâlâ’nın emrine uygun hareket ederler. Bu yüzden melekler de peygamberler de masumdurlar. Eğer hata yaparlarsa ilahi uyarı alırlar. Bu durumda günahkâr insanlara göre meleklerin şerlerden korunması ilahi hikmet gereğidir[42].

Ehl-i Kitab’ın kitaplarını tahrif ettikleri Kur’an ve hadislerde haber verilmektedir.( Bakara,2/74-81.) Dolayısıyla Hıristiyanlığın melekler konusunda da yanlış bazı akidelere sapmış olabileceği ihtimali hep göz önünde tutulmalıdır. Bu olası yanlış inanışların Ehl-i Kitab[43] (Yahudilik ve Hıristiyanlık) öncesi dinler ve kültürlerden kaynaklandığı üzerinde duranlar da vardır. Nitekim araştırmacıların tespitlerine göre, Yahudilikten önce çok eski kültür ve dinlerde de meleklerin varlığına inanılmaktaydı. Hitit, Asur, Babil, Sümer, Eski Mısır, Zerdüştlük gibi antik çağ kültürlerinde meleklerin varlığı kabul edilmekteydi.( Detaylı bilgi için Bkz. A. Erbaş, s. 50-59.) 

Hz. Musa ve Tevrat’tan önce Yahudi milletinin yıldızlara tapındıkları da bilinmektedir.[44] Dolayısıyla İlahi bir kitaba dayanmayan, tamamen putperest ve politeist olan bu dinlerin gölgesinde gelişen kültürlerin yanlış inançları Yahudiliğe geçmiş ve daha sonra da bu Beni İsrail kültüründen doğan Hıristiyanlığa da bulaşmış olabilir.[45]

İslâm Akâidi ve Kelâm açısından konuyu bağlamak gerekirse, şunları söylememiz mümkündür: Allah’ın insan türünden farklı olarak yarattığı, melek denilen gözle görülmeyen mânevî bir takım varlıkların olduğu Kur’an’da Allah’ın bilgilendirmesi şeklinde bize haber verilmiştir.

 Hz. Peygamberden meleklerin varlığı ile ilgili olarak nakledilen hadisler de pek çoktur. Bu hadislerin her biri mütevâtir olmasa bile, hepsi birden düşünüldüğünde, meleklerin varlığının sübutu tevâtüren nakledilen esas temayı teşkil etmektedir. Yine Hz. Peygamberden itibaren tüm Müslümanlar meleklerin varlığı konusunda icma’ etmişlerdir. Akıl da bu varlıkların olmasını muhal bulmamakta hatta mümkin görmektedir. İnsanlık tarihinde de bu varlıklarla ilgili ortak bir kabulün olduğu bilinmektedir. 

Bütün bunlar gösteriyor ki, meleklerin varlığına iman etmek, İslâm Akâidi açısından farzdır. Akıl ve duyu organlarıyla bilinmeleri mümkün olmayan bu varlıklar hakkında en doğru bilgiler ise, şüphesiz Kur’an’da anlatılanlar olsa gerektir. Meleklerin sayıları konusunda ise, sayamayacağımız kadar çok oldukları dışında bir bilgimiz yoktur. Bütün Müslümanlar Kur’an’da geçtiği için meleklerin varlığına, toptan olarak, iman etmekle mükelleftirler. Allah’ın bildirmediği detaylar, kesin bilgi husule getirmeyen yollardan gelen ihtilaflı bilgiler ise, teklife konu olamazlar.[46]

Sonuçta insanın doğumundan ölümüne kadar, her an kendisiyle  beraber olan bu varlıkların mahiyetini bilmesi veya bilmese de buna mutlaka inanması gerektiği hususu, Yahudi, Hristiyanların meleklerle alakalı[47] tahrîf dolu inançları ortadadır. Bizlerin de Müslüman olarak aynı yanlışlara düşmememiz gerekmektedir.



Ahmet Hocazâde, 14.08.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Muhâfız ya da Muârız'a dair
Ahmet Hocazâde Yazıları





[1] Ali Çolak, Kur’ân Ve Hadislere Göre Melek, Gümüşhane 2012,s.11.
[2] Davitson, Gustav, A. Dictionary of Angeles, s.21, London 1967.
[3] Davitson, Gustav, A. Dictionary of Angeles, s.21, London 1967
[4] İbn Manzûr, Cemâlüddîn Ebu'l-Fazl Muhammed b. Mükerrem el-Mısrî, Lisânu’l-Arab, X/495, Beyrut ts; Zebîdî, Muhammed Murtezâ, Ebü’l-Feyz Muhammed el-Murtazâ b. Muhammed b. Muhammed b. Abdirrezzâk ez-Zebîdî el-Bilgrâmî el-Hüseynî, Tâcu’l-Arûs min Cevâhiri’l- Kâmûs, c.XXVII, s. 51, Thk. Mustafa Hicazi, Kuveyt 1993.
[5] Şuşan, Abraham Even, Milon Hadaş- (Yeni Lügat), Kudüs 1962, I/795.; Yrd. Doç. Dr. Ali Erbaş, Melek Düşüncesinin Farklı İnançlardaki Tezahürleri, s.107.
[6] Yrd. Doç. Dr. Ali Erbaş, Melek Düşüncesinin Farklı İnançlardaki Tezahürleri, s.107.
[7] Diyanet İşleri Başkanlığı, İlmihal, Meleklere İman,s.92.
https://diyanet.gov.tr/UserFiles/DiniBilgiler/Akaid.pdf
[8] Müslim, Kitabu'z-Zühd ve'r-Rakaik, Bab: 10, hadis no: 60,(2996).
[9] Hûd 11/70; Enbiyâ 21/19-20; Saffat 37/149-153; Zuhruf 43/19; Necm 53 / 27; Fussilet 41/38; İsra 17/40; Saffat 37/149-150; Zuhruf 43/19.
[10] Hûd 11/69-70; Meryem 19/16-17; Hicr 15/51-52; Zâriyât 51/24-28
[11] Emrullah FATİŞ,Meleklerde Şuur Ve İrade Problemi, KELÂM ARAŞTIRMALARI DERGİSİ,Cilt:13,Sayı:2,2015,s.787.   http://dergipark.gov.tr/download/article-file/179978
[12] Yrd. Doç. Dr. Murat Serdar, Hıristiyanlık ve İslâm’da Meleklerin Varlık ve Kısımları, Bilimname XVII, 2009/2,  s.150.   http://isamveri.org/pdfdrg/D02237/2009_17/2009_17_SERDARM.pdf
[13] Müslim, Zühd, 60; A. b. Hanbel, Müsned, VI, 153, 168; İbn Hibbân, Sahih, XIV, 25, h.no:6154; el-Beyhakî, Sünen, IX, 3, h.no: 17487; İshak b. Râhûye, Müsned, II, 278, h.no:788.
[14] Meryem,19/16-17; Hûd, 11/69-73.
[15] Meryem, 19/64; Yazır, Hak Dini, I, 305.
[16] Ali ÇOLAK, Kur’ân Ve Hadislere Göre Melek, Gümüşhane 2012,s.30.
[17] İlyas Çelebi, Gayb Âlem ve Gaybi Varlıklar, s.534, Kelam el-Kitabı, Grafiker yayınları, 2. baskı, Ankara 2012.; Emrullah FATİŞ, a.g.m.,s.797.   
[18] Krş. Mes’ûd b. Ömer b. Abdillah Sa’duddin Taftazanî (v. 792/1390), Şerhu’l- Makâsıd, Tahk.: Abdurrahman Amira, Kum- İran, 1409/ 1989, c. V, s. 62; Cürcânî, Ta’rifât, s. 317.; Murat SERDAR, Hıristiyanlık ve İslâm’da Meleklerin Varlık ve Kısımları, s.150.  
[19] Seyyid Sâbık, el- Akâidu’l- İsâamiyye, 10. Baskı, Kahire, 1420-2000, s. 101-102; Murat SERDAR, Hıristiyanlık ve İslâm’da Meleklerin Varlık ve Kısımları, s.153.
[20] Yrd. Doç. Dr. Murat SERDAR, Hıristiyanlık ve İslâm’da Meleklerin Varlık ve Kısımları, bilimname XVII, 2009/2,  s.143.  
[21] Yrd. Doç. Dr. Ali Erbaş, Melek Düşüncesinin Farklı İnançlardaki Tezahürleri, s.120.
[22] Diyanet İşleri Başkanlığı, İlmihal, Meleklere İman,s.92.
[23] Murat SERDAR, Hıristiyanlık ve İslâm’da Meleklerin Varlık ve Kısımları, s.156.
[24] Diyanet İşleri Başkanlığı, İlmihal, Meleklere İman,s.92.
[25] Diyanet İşleri Başkanlığı, İlmihal, Meleklere İman,s.92.
 [26] Diyanet İşleri Başkanlığı, İlmihal, Meleklere İman,s.93-94.
[27] Diyanet İşleri Başkanlığı, İlmihal, Meleklere İman,s.94-95.
[28] İlgili ayetlerde sûra üfürme hadisesini icra eden melek “isrâfil” olarak yorumlanmıştır. “Ve sûra üfürüldüğü gün, artık Allah’ın diledikleri dışında, göklerde olanlar ve yerde bulunanlar dehşete kapılır. Ve hepsi boyun eğen kimseler olarak O’na gelirler.” (Neml, 87)
“Artık Sûr’a bir üfleyişle üflendiği, yer ve dağlar kaldırılıp bir darbe ile birbirine çarpıl(arak darmadağın edil)dikleri zaman, işte o gün olacak olan olmuş (kıyâmet kopmuş)tur!” (Hakka, 13-15) “Ve sûra (ikinci def‘a) üfürülmüştür de bakarsın ki onlar kabirlerinden (kalkıp) Rablerine koşuyorlar!” (Ya-Sin, 51) “O gün (herkes) o çağırıcıya (İsrâfîl’e) uyarlar; ona karşı yan çizmek yoktur. Öyle ki, Rahmân(’ın heybetin)den dolayı sesler kısılmıştır; artık seslerin en hafîfinden (yalvaran dudakların kıpırdaması, korkulu ayakların hışırtısından) başka bir şey işitmezsin!” (Ta-Ha, 108)
Hadis kaynağı için bkz. Müslim; Salâtü’l-Müsâfirin, H.No: 270,770; Nesai,Kıyâmü’l-Leyl,H.No:1625. http://library.islamweb.net/newlibrary/display_book.php?bk_no=53&ID=309&idfrom=2160&idto=2188&bookid=53&startno=15
[29] Bkz: Ahmet Sâim Kılavuz, “Azrâil”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c: 4, s: 350-351.
[30]  Hadisler için bkz. (Tirmizi, Cenâiz, 70; Ebû Dâvud, Cenâiz 67;İbn Mace, Zühd, 32; Ayrıca bk. Buhari, Tefsîr, Sûre, 14.) Ehl-i Sünnet'e göre, Münker ve Nekir, ölen kişiye Rabbini, dinini ve peygamberini sorarlar. Mü'min kişi bu sorulara cevap verir, ama kâfir veremez. Bu husustaki hadisler pek çoktur. Söz konusu iki melek ölünün kabrine gelir, Allah ölüyü diriltir ve melekler sorularını yöneltirler (İmam Azam, "Fıkh-ı Ekber", trc. H. Basrî Çantay, Ankara 1985, s. 14.; es-Sâbûnî, "el-Bidâye Fi Usûli'd-Dîn ", Nşr. B. Topaloğlu, Dımaşk 1979 s. 97; Pezdevî, "Ehl-i Sünnet Akâidi" Çev., Şerafettin Gölcük, İstanbul 1980, s.237). Neml Suresinin 82.ayette “dâbbe” kelimesi Münker ve Nekir olarak yorumlanmıştır. Münker ve Nekir, ölümden sonra kabirde sorgu ile görevli iki melektir. “Bilinmeyen, tanınmayan, yadırganan” anlamındaki münker ve nekir, mezardaki ölüye, hiç görmediği bir şekilde görünecekleri için bu ismi almışlardır. Bkz. Diyanet İşleri Başkanlığı, İlmihal, Meleklere İman,s.95.
( النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوّاً وَعَشِيّاً وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ أَدْخِلُوا آلَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ الْعَذَابِ) [ سورة غافر الآية :46 ]
“Onlar (Firavun âilesi, kabirlerinde azap olunurlar ve hesap gününe kadar) sabah- akşam ateşe sunulurlar: Kıyâmetin kopacağı gün de (yaptıkları kötü amellerine karşılık olarak) Firavun âilesini en şiddetli azaba sokun!" (Mü’min,40/46.) Allah Teâlâ, bu âyette, ölmüş olmalarına rağmen Firavun âilesinin sabah-akşam azaba sunulduklarını açıklamıştır. İslâm âlimleri, kabir azabının, bu âyet ile sâbit olduğunu belirtmişlerdir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
(( اَللَّهُمَّ إِنَّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ. اَللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْمَأْثَمِ وَالْمَغْرَمِ )) [ متفق عليه ]
“Allahım! Kabir azabından sana sığınırım. Mesih Deccal fitnesinden sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım. Allahım! Günah ve borçtan sana sığınırım.”( Buhâri, hadis no: 798, Müslim, hadis no: 589)
 [31] Emrullah FATİŞ, Meleklerde Şuur Ve İrade Problemi, Kelâm Araştırmaları Dergisi,Cilt:13,Sayı:2,2015,s.795.  
[32] Emrullah FATİŞ, a.g.m.,s.795.  
[33] Fahruddin Er-Râzi, Mefâtihu’l-Ğayb, c. II, s. 236-240.; Murat SERDAR, a.g.m., s.157.
[34] Murat SERDAR, a.g.m., s.158.
[35] (( وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ. كِرَاماً كَاتِبِينَ. يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ.)) [سورة الانفطار الآيات: 10-12 ]
[36] Emrullah FATİŞ, a.g.m.,s.799.  
[37] Murat SERDAR, Hıristiyanlık ve İslâm’da Meleklerin Varlık ve Kısımları,s.161.
[38] Murat SERDAR, a.g.m., s.162-163.
[39] İsrâiliyyât esas itibariyle İslam tefsir literatüründeki Yahudi anlatılarını ifade etmekle birlikte, hem Yahudi hem de Hıristiyan kültürünün tefsir kaynaklarındaki yansımaları için kullanılan bir terimdir. İslam’a ve özellikle tefsire girmiş Yahudi, Hıristiyan ve diğer dinlere ait kültür kalıntılarıyla, dinin gerek lehine gerek aleyhine uydurulup Hz. Peygamber’e ve onun muâsırları olan sahabe ve müteakip nesillere izafe edilen her türlü haber İsrâiliyyât kapsamında değerlendirilmelidir. Dolayısıyla İsrâiliyyât İslam’a yabancı olan her şeyi içerir. Abdullah Aydemir, Tefsirde İsrâiliyyat, Beyan Yayınları, İstanbul 2000, s. 29.; Dr. Ertuğrul Döner, İsrâiliyyât Kavramının Oluşum ve Olgunlaşma Süreci, Pamukkale, Eylül/2015 Yıl: 2, Sayı: 4, s.6.
[40] Murat SERDAR, a.g.m., s.158,160.
[41] Murat SERDAR, a.g.m.,s.163.
[42] Emrullah FATİŞ, a.g.m.,s.803.  
[43] Ehl-i Kitab: Kur'an-ı Kerim'deki bu terim, (Bakara, 2/101, 121,144, 145,146; Al-i İmran, 3/19, 20, 23, 100, 186.) İslam terminolojisinde Hz. İbrahim ve Hz. Peygamber' e inanan Müslümanların dışındaki inanç ve kitapları unutulmuş veya tahrif edilmiş eski ilâhî dinlere mensup olanları ifade etmek için kullanılmıştır. Diğer taraftan, İslami kaynaklarda "Ehl-i Kitab" terimi yerine, Zimmî ve Gayr-i Müslim terimlerinin kullanıldığı gözlenir. İslam'ın ilk dönemlerinde Ehl-i Kitab denilince Yahudi ve Hıristiyanlar anlaşılırken, Kur'an'ın bütünlüğü içinde konuya yaklaşıldığında benzer nitelikleri taşıyan din sahiplerini de katmak mümkün olmaktadır. Buna göre, inançlarında ilam dinlerin izlerini taşıyan fakat birçok konuda temel hasletlerden uzaklaşan kitap sahiplerine, Ehl-i Kitab dememiz mümkündür. Bkz. Doç. Dr. Remzi KAYA, Kur'an-ı Kerim'de Ehl-i Kitab,s.96.
[44] Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, İstanbul, 1983, s. 191.
[45] Murat SERDAR, Hıristiyanlık ve İslâm’da Meleklerin Varlık ve Kısımları, s.164.
[46] Murat Serdar, Hıristiyanlık ve İslâm’da Meleklerin Varlık ve Kısımları, s.164.
[47] Ali Erbaş, Melek Düşüncesinin Farklı İnançlardaki Tezahürleri, s.128



Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı