13 Kasım 2020 Cuma

SA8941/KY1-CÇ746: Atlama Taşı

  Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Kendimle küsemem. Hem kendimle küsmem için yeterli gerekçe yok elimde! Geçinip gittik bunca zaman. Geçinip gideriz yine düşe kalka olsa da! Hayır! Kimse benden kendimle küsmemi beklemesin. Avuçlarını yalarlar. Beklemesinler!"

Günahları boyunlarına. İstemeden oldu. Özel bir merak, bir itki, yok böyle bir şey. Kendiliğinden oldu, eğer rastlantı denen bir şey varsa işte bu tam bir rastlantı. Söze nasıl başlamam gerektiği ya da söze nereden girmem gerektiğini bilmiyorum. Hayır! Ödlekliğimle ilgisi yok. Tamam korkağın tekiyimdir. Kendi gölgemden bile korkarım. Bak bu doğru. Ama evet korkaklığımla bir ilgisi yok, söze nereden nasıl başlayacağımı bilemeyişimde. İnanılır, inanılmaz, bunun da hesabı yapılarak ikircikli halimi gözler önüne sermiş değilim. 

Ölüler gördüm. Ölüler... günahlarını evlerinde baş köşeye yerleştirip gönül rahatlığıyla ölmüşler. Soğan sarımsak yiyip, teke sütü içiyorlardı öldükten sonra, ölmeden önce yedikleri içtikleri arasında var mıydı bunlar? Bilmiyorum. Tanıkları olmamıştım. Tanıkları olduklarım ve şimdi ölmüş olanlar arasında vardı bir iki kişi. Burun kıvırırlardı. Şimdi ölüler meclisinde soğan sarımsak ve teke sütüne razı olmuşlar. Burun kıvırmıyorlardı. Hazdan dört köşeydi her biri. Evet, öldükten sonra da midelerini doldurmaları gerekiyordu. Tavsatmadan bu eylemi yerine getiriyordu her biri. Kahretsin! İşte yine uyku boynumdan yakaladı. Hem de ölüler gösterisinin en heyecanlı yerinde. 

Durdum.. durmak zorundaydım elbet. Boynundan yakalanan biri durmayıp ne yapacaktı? Ne yapacaktır? Durdum. Esnedim. Gerindim. Sonra esnedim. Gerindim. Durdum. Başa döndüm. Yeniden gerindim. Durdum. Esnedim. Kaç kez yineledim bu üçlüyü? Keşke saysaydım! Niçin ihmalkâr davrandım! Kahretsin! Gördüğüm, denk geldiğim ölüler yüzünden mi oldu bu acaba? Acaba sarımsak soğan yiyen teke sütü içen ölüleri görmeseydim önce durup, sonra esneyip en sonunda da gerinmez miydim? Böyle mi olmuştu? Böyle mi olurdu? Önce durup, sonra esneyip en sonunda da gerinmiş miydim? Gerinir miydim? Belki de önce esneyip, sonra gerinip, sonra durmuşumdur. Sıralamanın yanlış olma olasılığı yok değil. Eğer böyle bir şey söz konusuysa vahim sonuçlar beni beklemekte demektir. Belki de önce gerinip, sonra durup, sonra esnemişimdir. Ya da önce esneyip, sonra gerinip en sonunda da esnemişimdir. Hoş belki de tam tersidir. Önce durmuşumdur, sonra esnemişimdir en sonunda gerinmişimdir. Bu sıralama işini halletmeliyim. Halledilmeli bu. Bu sorun bir çözüme kavuşmadan bir adım bile atmamalıyım. 

Zihinsel dinginlik için sırayı doğru anımsayabilsem ve doğru olanı kayıt altına alsam, dile getirsem ne iyi olurdu. Harika işte durdum. Ne şanslıyım! Sıralama için bu sevinç elbette. Durdum! Geriye kaldı esneme-gerinme eylemleri. Acaba hangisi önce olacak? Daha bekleyecek miyim? Niye bu kadar gecikti ki? Daha önce de mi gecikmişti? Daha bekleyecek miyim? Yazı tura mı atsam? Aslında olur! Olur da yanımda hiç bozuk para yok. Oysa her zaman olurdu. Lolipop için sürekli bozukluk taşırdım. Evin yakınındaki mendebur büfeci ille lolipopun ederi kadar olan parayı kabul ediyor. Kâğıt parayı almıyor. Ya da iki buçuk lirayı. 150 kuruş bozuk para. Lolipopsuz ne yaparım ben? Dünyada olmaz. Kahretsin! 

Neden esnemedim? Neden gerinmedim? Oysa işte durdum. Demek ki durmadan önce ya esnemiş ya gerinmiştim. Durma en son muydu acaba? Belki de önce durmuştum şu an ki gibi ve peşinden ya esnemiş ya gerinmiştim. Ya da durmuştum peşinden gerinmiş ve esnemiştim. Sırayı bir doğru anımsayabilseydim! Ah bir anımsayabilseydim! Ah vah etmenin alemi var mı? Acele etmeyelim! Evet sakin sakin düşünelim üzerinde ve baştan alalım! Belki de şöyle olmuştur; durdum, gerindim, esnedim. Ya da durdum esnedim gerindim. Ya da gerindim esnedim durdum. Ya da gerindim durdum esnedim. Ya da esnedim durdum gerindim. Ya da esnedim gerindim durdum. İster öyle ister böyle, sıralamayı anımsayabilseydim bile belki de hiçbir şey fark etmezdi. Bunda da yanılıyor olabilirim. Yani ha Ali Veli ha Veli Ali, sonuç değişmezdi. Ne budalaca bir çıkarım! Ne budalaca bir vargı! 

Mahmut olsaydı gülerdi şimdi! Ötekine inat katıla katıla gülerdi. Öteki kaşlarını çatar, olanca dikkati ve özeniyle sözü edilen çıkarım ve vargı ve yargı hakkında bir şeyler söylerdi. Mahmut belki gülmezdi de öfkelenirdi. Bu kere öteki belki gülerdi. Nasıl gülünmesin ki? Önce durmuş, sonra esnemiş sonra gerinmiş birine gülünmez de ne yapılır? Bilmiyorum! Onlar adına bir yargıda bulunacak değilim. Veli omuzunu silkti. Ali dudak büktü. Mahmut öylece baktı. Öteki yarım ağız bir şeyler söyledi, bir şeyler söylemiş olmak için söylediği o kadar belliydi ki. İşte olacak olan budur. 

Uyku basmasaydı, başımı bastırmasaydı çimler üstüne yani. Olmadıysa da -olma olasılığı hiç olmasa da- bunda benim bir günahım, bir vebalim yoktur. Olamaz. Benim günahım ne? Uykuyla bir alıp veremediğim yok benim. Hiç olmadı. Olmaz da. Bir diri öldüğünde talkınsız defnedilirse olacağı budur. Peşinden gelecek olan başka bir şey değildir. Bahse girerim! Kumarbazlığımı ileri sürmezseniz eğer -ki sürerseniz günahımı almış olursunuz- bahse girerim. Olacak olan budur. Olmuştur işte. Bundan fazlasını beklemek aptalca! Aptallığın gereği yok. Teolog kurnazlığına sığınmanın alemi yok. Yok işte. 

Teolog kurnazlığı diyorum ben buna. Tartışmak için -gerektiğine ilişkin yaşayan herhangi bir kimsenin herhangi bir gerekçesi olacağına ihtimal vermiyorum, verene de niçin verdin? Demeyeceğim, demem- yoklama yapılıyor. Ateşli bir tartışmanın ön hazırlıkları yapılıyor. Saz aşıklarının atışma türüne benzer. Şöyle bir benzerlik. Yani birebir bir benzerlikten söz etmiyorum. Saz aşıklarının atışmalarında parmak ısırtan buluşlarla sık sık karşılaşır insan. Oysa teologların buluşları da arkaik. Artıklar. Dünün artıkları. Tiksinti veriyor. Bayıyor. Kötü kokuları bayıyor. Ah şu kör olası uyku! Nasıl da acımadan bastırıyor boynumu. Boynum tutuldu. 

Hazır durmuşken ve hazır esnemiş yahut gerinme eylemi gerçekleşmemişken uykuyu atlatmanın bir yolunu bulmalı. Bir atlama taşı! Uykuyu şaşkına çevirecek bir atlama taşı. Aklıma hiçbir şey gelmiyor. Teolog kurnazlığına karnı tok uykunun. Durdum. Gerinecek miyim esneyecek miyim? Hadi ama! Böyle olmuyor! Şu çakıl taşlarını sayarak uykuyu uzaklaştırmak olası gibi. Kesinliği yok. Kesin olmayıştan ötürü hayıflanıp, çaresizlik içinde kıvranıyorum. Bakın, bakın gördüğünüz gibi korkaklığıma ilişkin hiçbir im ortaya çıkmış değil. Tamam! Korkağın tekiyim. Bunu bir daha, bin defa daha söylerim rahatlıkla. Ama görüldüğü gibi korkaklık elimi ayağımı dolaştırmış, yolumu kesmiş değil. Gördüğüm ölüler, tanık olduğum ölümlerden hiç de tırsmış değilim. Şu uyku! Evet uyku dilimi damağıma yapıştırdı. Aklımı karıştırdı. Burnumu sürtüyor. Burnum acıyor. Gafil avladı. Bir pehlivan gibi gafil avladı. Salto mu attı? Tırpan mı yedim? Anlayamadım. Yine de itiraf ediyorum gafil avlandım. Gaflet anıma geldi. Böyle olmazdı. Evet, itiraf ediyorum gaflet anıma denk getirdi gelişini. Yoksa herhangi uykuya kolayca pabuçlarını bırakan biri olmadığımı dünya âlem bilir. Şimendifer düzlüğü gerektirir pabuç bırakmak. Öyle kolay değildir yani. Bak bu olmadı işte. Gel olmadığı konusunda anlaşalım! Genişliği diyelim. Şimendifer genişliği saçma olsa da.. ama hak vermeyecek misin? Şimendifer vagonları önüne gelen herkesi almaz mı? Bu bir genişlik değil mi? Bilmiyorum! 

Sessiz sedasız ve aniden gelen uyku yüzünden bütün bunlar. Tamam! Muhatabım kendimdir. Şimendiferden söz ediyorum. Muhatap sadece kendim olsun! Ne yani kendimle mi küseyim? Birileri hakkımda iyi düşünsün, aferini gerektirecek, umulmadık taltiflere götürecek şekilde mi yargılarda bulunayım. Ve kendimi muhatap almayayım öyle mi? Birilerinin gönlü hoş olsun öyle mi? Desinler için mi soluk alayım ve inkâr edeyim kendimle konuştuğumu? Desinler için! İnsanlığın süt çağından kalma bir özellik değil mi desinler? Aşmadım mı ben bunu? 

Kendimle küsemem. Hem kendimle küsmem için yeterli gerekçe yok elimde! Geçinip gittik bunca zaman. Geçinip gideriz yine düşe kalka olsa da! Hayır! Kimse benden kendimle küsmemi beklemesin. Avuçlarını yalarlar. Beklemesinler! Yine teolog kurnazlığı, aymazlığı sökün ediyor. Böyle bir tartışmaya izin vermeyeceğim. Böyle bir tartışmaya yol açmayacağım! Bir atlama taşı edinmeliyim. İçimin derinliklerinde, içimin mahzenlerinde bulma olasılığı oldukça yüksek! 


Cemal Çalık, 13.11.2020,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Öykü

Facebook 



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.



Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı