3 Ocak 2020 Cuma

SA8260/KY1-CÇ698: Pakize

"Pakize niye hemen ölsün? Öykü Pakize’nin öyküsü. Dert Pakize’nin derdi. Yok, sadece O’nun değil elbette. Recai de var işin içinde."


Pakize, mahallenin -mahalle dediysek şu an ki başı gökteki bulutlara değen koca binalarla oluşmuş sitelerden söz etmiyoruz. Buna dikkat çekmemizin kuşkusuz bir gereği var. Binalar yükseldikçe bir tuhaf değişiklik oldu. Kimse kimseyi tanımaz oldu. Herkesin herkesi tanıdığı yerden evlerin olduğu mahalleden söz ediliyor burada. Yaşı ellinin altında olanların hemen hemen hiç anımsayamayacağı bir mahalle. Herkesin herkesi tanıdığı, evlere davetsiz girilip çıkıldığı, ‘komşu salçam bitmiş, varsa bir kaşık salça versen’ dendiğinde ‘mutfakta telli dolabın içinde olacak zahmet olmazsa sen alı ver, benim ellerim kirli!’ Yanıtının verildiği mahalle. Yok, onlara bir özlemle anılmış değil. Nasıl olduğu bilinsin için söyleniyor. Kimsenin -hele benim bitpazarı özlemim yok, ki bir zamanlar vardı. Çocukluğumda, gençliğimde sık sık giderdim bitpazarına. Aslı batpazarıdır da nedense bitpazarı denir. Gramer kurallarına bile aykırıdır şimdilerde batpazarı. Ha ne diyorduk? Pakize, evet- en cicili bicili giyineni, en süslü olanı, en çıtkırıldımı on sekiz yaşında iki sokak aşağıdaki Terzi Sebahat’ın gönüllü çırağıydı. 

Gönüllü çırak olmasında en bariz etken filmlerde -özellikle Filiz Akın- gördüğü giysileri dikip giyebilmek. Mahalleli her ne kadar Pakize’yi Nebahat Çehre ile özdeşleştirse de Pakize -siyah saçlarına, siyah kaşlarına, kalın dudaklarına rağmen- hem fiziksel olarak hem huy olarak -nedense Filiz Akın’ı çok yakından tanıyor gibi alıyordu- benzediğine inanmıştı. Ve onca sözü -evdekilerin, annenin, babaannenin, kardeşlerin (maatteessüf baba rahmetli olmuştu Pakize on beşine girdiğinde) sözlü ve fiziksel uyarılarını- duymazdan gelerek saçlarını sarıya boyatmıştı. Ve en yakın komşuları Medaha Abla’nın yerinde tespitiyle o renk kara kuru kıza gitmemişti. Bunda tüm mahalleli hem fikirdi hem fikir olmasına ve fakat Pakize’ye söz geçirmek mümkün olmamıştı. Terzi Sebahat’ın ‘Kız aldırma, kıskanıyorlar!’ arkalayıcı sözüne sığınarak renk seçiminde ayak diremişti. Ayak diriyordu. Ayak direyecekti.

Pakize bu! İnatçı mı inatçı. Sadece inatçı mı? Cevval de. Çalışkan. Hiç üşenmez. Annesine sorsanız ‘Pakize mi? Bizim Pakize mi? Ayol onun eline değil iğne, mezura, süpürge bile yakışmaz. O kim terzilik kim? Sebahat’ın verdiği üç kuruşa – o da saç boyası için- tamah ediyor. Ondan bir halt olmaz, ben malımı tanımıyor muyum!’ diye yanıtlardı hiç duraksamadan. 

Arkadaş, başkası evlatlarını yere göğe sığdıramazken Pakize’nin anası eline ne vakit fırsat geçse bir yabancı gibi, hem de kırk kapı yabancı gibi kızını -şimdi Allah için eğriye eğri doğruya doğru yalnız kızını- kötüler, diğer iki oğluna toz kondurmazdı. Pakize’den biraz küçük olmaları -ki ortanca Ferit on altı, en küçükleri de on üç yaşında Fevzi’ye asla ama asla toz kondurmazdı, tersine olmayan meziyetleri hemencecik yamardı, varsın bu yama sırıtsın oğlanların üzerinde, aldırmazdı, babaanneleri de aynı gelini, o da öyle. Bir tek Pakize’yle alıp veremedikleri vardı ve Allah sizi inandırsın bunun esbab-ı mucibesini kimseler bilmiyordu, hem kim nasıl ve nereden bilecek? Bir Allah’ın kulu akıl edip de sormamıştı ki ‘Yahu ne istersiniz bu öksüz kızdan? Size ne yaptı? Kimin tavuğuna kış! Dedi’- kötülerdi, hem ne kötülemek. 

Pakize’nin umurunda mı? Ne münasebet! Pakize’nin sabahları evden çıkarken tek umursadığı faytoncular kahvehanesinin -bakmayın faytoncular kahvesi denmesine, ağız alışkanlığından öyle derlerdi. Yoksa sadece faytoncular olmuyordu ki o kahvede. Hemen her taşıma işiyle uğraşanın durağıydı bir bakıma o yer. Bak şimdi! Taşıma işi dediysek hemen motorlu taşıma akıllara gelmesin. Hem onlar yoktu ki. Canlı araçlar. At, eşek ve hamallar.- önünden geçerken mendebur Recai’ye rastlama olasılığı. 

Recai mi? Pakize’nin takıntısı.Yok öyle aşırılıkları olan biri değil Recai. Yine de tüm mahalle Recai’nin Pakize’ye vurgun olduğunu bilir. Yolunu gözlediğini. Faytoncular Kahvehanesinin -sonradan sahibi- garsonu. Recai şen şakrak biriydi Pakize’ye rastlamadan önce. Derken oldu işte. Sarardı soldu. Neşesini kaybetti. Nasıl kaybetmesin? Pakize hiç pas vermiyor. Pakize niye pas versin? Kala kala Recai’ye mi kaldı? Recai açısından kızın aklını bulandıran artist dergileri. Artistlerin ne yediğini, ne içtiğini, kiminle nereye gittiğini, ne zaman nereye gideceğini falan anlatan dergiler. Pakize’yi dergilerden kurtarsa her şey yoluna girerdi de. Olmuyordu. Hele o siyah sırma saçlarını nasıl da perişan etmişti.

‘Sana yakıştıramadım!’ demişti utana sıkıla, tam Terzi Sebahat’in evinin olduğu sokağın dönemecinde. Nasıl da paylamıştı Recai’yi Pakize. Kim oluyordu? Kendini ne sanıyordu? İki Esir’in kahramanı falan mı sanıyordu. İki Esir. Şu meşhur Türk İran ortak yapımı Cüneyt Arkın Filiz Akın filmi. 

‘Ne alaka?’ demişti Recai şaşkınlığını gizlemeye fırsat bulamadan. İki Esir kim? La havle çekip kahveye dönmüştü. İki Esir’i kim bilebilirdi? Kim bilebilirdi? Bilse bilse.. aklına kimse gelmemişti. Hekat mı? Masal mı? 

‘Kesin filmdir!’ demişti. Ki yanılmamıştı. Recai ikircikli olmasın da ne yapsın? Sözü edilen film henüz şehrinin herhangi bir sinemasında gösterilmemişti ki. Hem herhangi bir sinemasında -mesela Doğu Sineması, mesela Güneş Sineması, mesela Gürpınar Sineması, mesela Arı Sineması- filmin afişi bile yoktu. Pakize’nin bilişi muhakkak matbuata dayalı bir bilişti. Ya ‘Hey’de ya ‘Ses’te ya ‘Hayat’ta görüp okumuştu. Başka türlü olamazdı öyle ise Recai’nin ‘Benim ne günahım var?’ Sorusu pek de anlamsız sayılmazdı. Recai’nin savunusunun temelleri sağlamdı anlayacağımız. Derin düşünceler içinde kahveden içeri girmişti Recai. Surat allak bullak olmuş bir halde. Karşı çıkışın gerekçesi üzerine kafa yorduğu her halinden belli oluyordu. Kahveden içeri girer girmez faytoncu Şamil’in 

- Karadenizde gemilerin mi battı.. nerde benim çayım? Sözünü bile duyamamıştı. Şamil karşısında oturan arkadaşına;

- Şeyine bakmıyor -Faytoncu Şamil şey dedi mi, artık aklınıza ne gelirse, tabi bu hepten sınırsız bir seçimle bizi baş başa bırakmaz, kişinin fiziğiyle sınırlıdır, bu akıldan çıkarılmamalıdır- Hasan Dede dağına oduna gidiyor.. o kim sen kim? Şu buruna bak Allah aşkına.. sanki hizmetkâr şeyi gibi..

- Öyle deme, diye karşı çıkıyor arkadaşı, tamam burnu biraz büyük ama.. nihayet Rabbü'l Alemin öyle yaratmış, günaha giriyorsun!

- Hadi burnunu hallettik, akladık, haksız mıyım? Hangi kız bakar şu surata? Türünden aşağılamasını sürdürüyor Faytoncu Şamil.

- İyi çocuktur bizim Recai, diyor arkadaşı.

- Ya ne demezsin, diyor Faytoncu Şamil, kahveye girmişim, çay istemişim, o ne yapmış, çatlağın geçişini görür görmez fırlayıp gitmiş.. ustasına diyeceğim demesine de.. içim el vermiyor..

- Boş ver, diyor arkadaşı, olur.. gençlik işte.. hangimiz böyle densizlikler yapmadık ki gençliğimizde..

- Haklısın, diyor Şamil, derin bir iç geçiriyor. Merhamete gelmiş bir halde,

- Yeğenim Recai, artık şu çayları getirsen, diyor yumuşak bir sesle.

Rahmetli Pakize bu seslenişi hiçbir dem bilmedi. Aha! Oldu mu şimdi? Pakize öldü mü? Öykü Pakize’siz kaldı mı? Recai ne yapar? Bak, karıştırıyorsunuz! Pakize elbet altmış yetmiş yaşlarına kadar yaşadı. İstemeyerek de olsa Recai ile evlendi. Ömrünün sonuna kadar Filiz Akın’a benzerliğine inansa da zaman zaman kuşkulanmadı değil. Ama şu an ölmüş değil -öykünün anlatıldığı zaman için ‘şu an’ denmiyor, öykünün geçtiği o zaman için deniyor şu an, hepten karıştırdınız ya, neyse-. Biz Pakize’nin Faytoncu Şamil’in yumuşak, müşfik seslenişini ömrünce bilemediğinden söz ediyoruz. Son nefesine kadar değil. Öldüğünde de bilemedi. Bilmedi. Yoksa torun tombalağa karıştı. Faytoncu Şamil’in taksi şoförü oluşuna tanık oldu elbet. Şamil’in mırıltılı küfürlerini, alay edişlerini, hepsini, ama hepsini bildi, zaman zaman tanık oldu, salt ravilerin rivayeti ile sınırlı bir bilgiye sahip değildi anlayacağınız. Tek, yumuşak, müşfik çay isteyişini bilmedi. Recai söylemedi. Bir başkası da söylemedi. 

Pakize niye hemen ölsün? Öykü Pakize’nin öyküsü. Dert Pakize’nin derdi. Yok, sadece O’nun değil elbette. Recai de var işin içinde. Faytoncu Şamil’in derdi az mıdır Pakize’nin derdi yanında. Gelen soğuk çaylardan çok gelen yarım çaylara sinirlenmesinden öte alaftarın zırt pırt -zırt pırt sadece Faytoncu Şamil’in söyleyişi değildir, hemen herkesin dilindedir- yemlik arpaya, yeme yaptığı zamlara dertlenmesi az dert midir? İyi de Faytoncu Şamil’in derdi bizim derdimiz değildir. Tamam o oğlu nalbant olsun ister. Bir nalbant atölyesi açsın. Kendisi de arada bir uğrasın. Ama oğlanın gözü başka yerde. Okuyup mühendis olacakmış. Eline ne geçecekse? Masa başı. Masa insanı çürütür. ‘Zevzek anlamıyor ki!’ Böyle derdi, dertleşecek birini bulduğunda Faytoncu Şamil, bulamadığında ise kendi kendine anlatır, kendi kendisiyle dertleşir, sızlanırdı, nalbantlığa heves yerine, mühendis olmayı aklına takmış oğlu için. 

- İyi ama ya Pakize?

- Ne olmuş Pakize’ye?

- Yahu onu anlatıyordun.. gerçi içine çoktan ettin. Yaşlandırdın. Öldürdün. Recai ile evlendirdin.. bir esprisi kalmadı öykünün..

- Ne bekliyordun? Pakize Ses dergisinin düzenlediği artistlik yarışması için evinden şehrinden kaçıp İstanbul’a gidecek, barlara düşecek.. öyle mi umuyordun?

- Hayır birader, ne münasebet.. ben Recai ile evlenmesini anlayamadım..

- Niye evlenmesin? Recai mert çocuktu. Sadıktı. Totodan altı tutturunca Pakize için bütün engeller kalktı. Recai ev aldı. Sonra çalıştığı kahveyi aldı. İş güç sahibi oldu. Hem Pakize’ye de istediği elbiseleri hazır mağazalardan alacağına dair Kur’an’a el basarak yemin etti. Pakize’nin tek istediği Filiz Akın gibi giyinmek. Saçlarının rengini değiştirmesine de ses çıkarmayacağına yemin etmişti Recai.

- Hepi topu bu yani?

- E ne bekliyordun?

- Doğrusu ben de bilmiyorum.. ama öyle bir anlatmaya başladın ki.. aman boş ver.. telefonuna bakmayacak mısın? Mesaj geldi galiba..

- Reklamdır.. engelleyemedim gitti şu reklamcıları..


Cemal Çalık, 03.01.2020,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Öykü

Cemal Çalık Yazıları











Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı