17 Eylül 2018 Pazartesi

SA6834/KY1-CÇ541: Belirlemenin Olanakları Üzerine

"Doğuştan (ya da apriori) bir iyinin, bir güzelin, doğrunun olduğu savı beraberinde bize sınırsızlığı getirdiğine ilişkin elimizde her hangi bir veri olmadığı açıktır. Tersi de öyledir."


İnsanın –felsefenin soyut bir kavramı olandan öte etten kemikten olan insanın- istendik biçimde yaşamını sürdürebilmesi için kendisini içinde bulduğu varlığın karşısında hep bir tanımlama gereksinimi duymuş ve tanımlamalarda bulunmuştur. İnsan tanımlamalarıyla ayrımına vardığı nenlerin belirlenmesini sağlayarak ona göre tavırlar ve davranışlar edinmiştir. Neyi niçin ve nasıl yapması için bu insanal edimleri zorunlu olarak görmüş ve yapmıştır. 

Aksi takdirde şaşırıp kalacaktır. Böyle yapmadığı takdirde –tanımlama edimine kalkışmadığında- sınırsızlığın cenderesinde sıkışıp kalacak yönünü belirleyemeyecektir. Buradan da anlıyoruz ki insan bir sınıra, bir sınırlamaya muhtaçtır. Sınırlamalara gereksinim duymaktadır. Bu yüzden kolayca her tanımlama bir belirleme, her belirleme bir sınırlamadır çıkarımında bulunabiliriz.

Her tanımlama bir belirleme, her belirleme bir sınırlama ise baştan belirlenmiş (apriori-doğuştan) bir iyilik, bir güzellik, bir doğruluk olduğu savı yara almış olmaz mı? İyilik, doğruluk, güzellik sınırlamaya gelebilir mi? Belki burada anlağımız alışkanlıkla yanlış bir algının tuzağına düşmektedir. Belki her belirleme bir sınırlama değildir? Demeliydik. Ve fakat bu anlağın başka bir yanlış algıya yelken açmasından öte bir anlamı olmasını sağlayabilecek midir? 

Öyle görülüyor ki ‘her belirleme bir sınırlama değildir!’ diyerek bir kaçışın önünü açmış oluyoruz. Sorunu çözmekten öte, sorunu halının altına süpürme gayreti gibi gözüküyor. İnsanın –etten kemikten insanın- tanımlamaya, ayrımında olduğu şeyleri anlamaya gereksinimi olması, onu sınırsızlığın cenderesinden alı koymasından, yaşamını istendik bir biçimde sürdürme gerekliliğinden kaynaklandığı gerçekliğine bir halel getirmesinin önüne geçmek için sorunlardan kaçmak yerine üzerine gitmek, tanımlama ve dolayısıyla belirleme ediminin sürekliliğini sağlamak gerekir. Bunun olanaklarını belirlemek için sonuna kadar ussal yönelimlerini sürdürmelidir.

İnsanın istendik biçimde yaşamını sürdürmesinden neyi anladığımızı ortaya koyarak soruyu irdelemeye çalışmak en makul yol gibi gözüküyor. İnsan –etten kemikten olan- hiç kuşkusuz doğuştan bir insan olarak karşımıza çıkmıyor. İnsan bir oluştur. Bir süreçtir. Hem doğumundan son nefesine kadar süren bir süreçtir. İyiye güzele doğruya doğru giden bir süreç. İyi, güzel ve doğru yolculuğunda insanın bungunluğa düşmeden, yorulmadan, sapmadan, tökezlemeden, kolaya kaçmadan, gerekeni gerektiği yaparak, tam bir özen göstererek yürüyebilmesi için de sınırsızlıktan uzak durması açıktır. 

Doğuştan (ya da apriori) bir iyinin, bir güzelin, doğrunun olduğu savı beraberinde bize sınırsızlığı getirdiğine ilişkin elimizde her hangi bir veri olmadığı açıktır. Tersi de öyledir. Tam da burada bizi -etten kemikten insanı- şaşkınlıktan, karmaşadan, bungunluktan, bunalımdan, yeisten çıkaracak şey iyinin, güzelin, doğrunun ister doğuştan (apriori), ister sonradan (aposteriori) olduğu savını savunalım bir tanımlamanın, bir belirlemenin, bir sınırlamanın yapıtı olduğunu gösterecektir. 

Ve fakat bu sınırlama; iyi, güzel, doğru belirlemeleri iyinin, doğrunun ve güzelin bizzat kendisini sınırlama değil, iyi güzel ve doğru olmayanla, iyi doğru ve güzel olanın belirlenmesi anlamında bir sınırlamadır.


Cemal Çalık, 17.09.2018,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Deneme, Sözcüklerin Düş Hâli




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı