16 Haziran 2016 Perşembe

SA3049/KY1-CÇ274: Düşlerin İsyanı/ Roman-Bölüm 6-VI

"Yaşamım düş kurmakla geçti ya!"

"Şehvet ahırı değil yeryüzü
Domuz ahırı değil yer toprak"
C. Zarifoğlu

Bölüm Altı
-VI-

Şekercinin odası önünde dikildim, içeriden sesler gelmekteydi; kulak kabarttım.. Bana şiir gibi geldi, ne tuhaf, dedim, herkes burada bir garip olmaya başladı, Mabetin sahibi görse ne der sonra? Boş ver, dedim, derdi sana mı düştü.. hem üstelik beni ne ilgilendirir? Kulağımı yine de kapıdan alamadım, kulağımın pasını silen o sesler! Şekerci'nin konuşmalarına bir anlam veremesem de oradan hemen ayrılamadım.. 

Ellerimden tut, diyecektim.. 

Ellerimden yürüyelim, diyecektim.. 

Yağmurun hızlandığı bir saatte insanlardan kaçarcasına -yağmurdan değil, dikkatinizi çekerim! -bir saçak altına sığınmış ıslak bir kuştum, diyecektim.. 

Yağmurdan sonra açan güneşin sarılığında zaman sarı bir bebeğe sarılıp uyumuştu, diyecektim.. 

Sonra safir bir göz oldu, diyecektim.. 

Şehrazat buradan yürümeye başlamıştı, diyecektim.. 

Yat Limanı'nda bir kadının ıslanmış saçlarından belli olmuştu AY, diyecektim.. 

Elleri sanki yeşil bir merdivendi, diyecektim.. 

İstasyon binasının -eski kagir bir binaydı, sarı durmuş saatinin üstünde pinekleyen rüyalarını, demiryolu işçilerinin kalın suratlarında dengelenmiş bir hayli karışık rüyalarım, tarihleriyle koşutluk gösterip göstermediği, henüz anlaşılmamış iç karmaşalarını, yatay bir eğri de ortaya çıkıp çıkmayacağını, hayatın onlar için daha ne düşler oynayacağını sabırsızlıkla bekledikleri böyle bir binada -market olmalıydı bu bina herhalde - tozlu yüzünde rüyaları salınmaktaydı, diyecektim.. 

Siyah beyaz görüntülerin ortasında ne yana gideceğini şaşırmış Finamek’inin öyküsüne de kulak verelim, diyecektim.. 

İnsan kalabalığı çil yavrusu gibi dağıldığında Kasap Demavend, diyecektim.. 

Daha ne olup bittiğini bile anlayamadan gözlerini böyle bir karabasana açtığı için, diyecektim.. 

Hayatında hiç unutmayacağı bir gece yaşamıştı, diyecektim.. 

Şehrinaz'ın öykünün en heyecanlı yerindeyken nasıl bırakıp gittiğini. Onda kalan bir yarısıyla öteki yarısını aramaya koyuluşu sırasında kendi rüyasını gördüğünü.. artık hiç uyanmak istemediği bir RÜYA’da hayatını nasıl tükettiğini.. karanlıktaki yüzünü aydınlatan rüyasıyla başının dertte olduğunu.. işin içinden nasıl çıkacağını bilemediğinden, saplanıp kaldığı karanlık çukurda rüyaların insanlara nasıl dersler verdiğini.. bütün bunların kasap parçasının başı altından çıktığını.. -böyle rüyalar gördüğünü her akşam anlatmasa- belki onun da böyle bir rüya görmeyi aklına bile getirmeyeceğini.. - şimdi artık çok geçti - bir kapının bulunmayışından insanların nasıl birbirlerinin yüzlerine bakarak kaçacak, sığınabilecekleri bir yerin olmayışından korku dalgaları yaydıklarını.. bunun da baş ağrılarına neden olduğunu söylemeye bile gerek yoktu aslında...

Dayanamadım, kapıya vurdum, gırç, diye bir ses geldi, bir el düğmeye dokunmuştu, sonra odanın içinde ayak sesleri duydum, bana doğru yaklaşan ayak seslerinde ürküntü vardı ve bir de bezginlik. 

Kapıyı öfkeyle açmıştı karşımdaki insan, burnundan soluyarak bana bakmaktaydı, "Ne var?”, dedi. "Finamek, ne istiyorsun?”

"Hiç!", dedim. "Sesler duyunca merak ettim!" 

"İyisin değil mi?” diye sordu.

“Gayet iyiy..iyiyim!", dedim. "Asıl sen iyi misin?”

"İyiyim, iyiyim!" dedi. "Bu gün fazlasıyla şeker yaptım!”

"İyi o zaman!", dedim. "Ben gidiyorum!” 

Arkamdan kapı kapandı, ağır aksak yürüdüm, yine konuşuyordur, konuşsun! Bir de onu Kiyanüs bu halde görecekti ki, abuk sabuk konuşmayı göstersin ona! Caddeden geçen taşıtlara yüzümü dönüp her şeye bir son verme kaygısıyla kıvrandım, sürüngenleştim, bittim. Karşıya geçene kadar akla karayı seçtiren bu dünyaya lanet okudum içimden, lanetlik bir dünyada yaşıyorduk hepimiz..

Plajdan yeni dönen bir kadının arkasına gizlenerek Büyük Kapı'dan içeriye girdim, klimanın soğuğu yüzüme çarptı, ferahladım. Gözlerimi reyonların arasında kalan boşluğa dikmiş, grinin içinde dönenip duran gölgeleri gözden geçirdim. Sonra et kırmızısı gözlerimi aldı, bıçağı sapladıkça yırtılan damarlar, sinirlerin beyazlığı, derken karşıma çıkan kırmızılık gözlerimi kör etti. Müzik çalıyordu, kendimi kaybettim. 

Ağır tempoda çalışan makaralardan sonra, vinç seslerine insan homurtuları karışıyordu.. dev makaraların çıkardığı homurdanma kulaklarımda dönenerek etin rengine, oradan da bütün bedene yayılmaktaydı. Ellerindeki bıçaklar aynı anda komut almış gibi ileri çıkıyor, çengellere asılmış çırpınan iğrenç yaratıkların boğazlarını bir hamlede gövdelerinden ayırmaktaydılar.. iğrenç, tüylü yaratıkların böğürtülerine makine sesi karışmaktaydı.

"Ben gidiyorum Pürmaye!”, dedim. "Kiyanüs sorarsa, yok, dersiniz!”

"Peki Usta!”, dedi çırak.

Pürmaye’nin yüzünde yine aynı gülümseme; bana bakıyordu, yürüdüm, Şarküteriden geçtim, reyonların arasına daldım, binlerce malın dizildiği raflarda tüketim cinlerinin beni de çarpmasını bekledim, gelmediler.... 

Şekerci, dedim, aslında hiç de kötü bir insan değildi, ama ona hep kuşkuyla bakıyorlardı, üzerindeki bilinmezlik örtüsünü kaldıramadıkları için belki de, Mabet’in eski zamanların tılsımını taşıdığı için belki! Gülümsedim.. Sanki Şekerci karşımdaydı, yok olan, tükenen bir dünyanın insanı olması kimilerinin canını sıkıyordu, yeryüzü sürgünlerinden biri, gizlediği sır insanları çekse de ondan nefret etmelerini de sağlıyordu bir kere, kimse korkusundan yaklaşamıyordu, ama aşçı kadın öyle değil, o hep yanında, ikisinin de sonunu hiç iyi görmüyordum, ama Şehrinaz kulak bile asmadı bana, saçmaladığımı düşünüyordu nedense.. 

Ne aradığını kimseye söylememişti daha, insanlardan kaçıyordu, ne aradığını bilmeyen bir insandı belki de O..., dedim, Şehrinaz, beni iyi dinle bak.. Örnek, dedim, Şekerci! Feridun Bey’in hiçbir şeyden haberi yok, varsa yoksa kasaların tıkırtısında kulağı. Mabet’e hiçbir şey olmayacak, ne olacaksa Büyük Hanım insanlara olacak, senin Kendirev dediğin insan da bir şey yapamaz...

Kendirev Bey, Enver Paşa bıyıklarının ucunu kaşıyarak gülüyordu, hınzırlığı üstünde bir adamla hiçbir şey konuşulmazdı.. "Ne oldu? Neye gülüyorsunuz Sultanım?", diyen kadın, sofadakileri telaşa vererek Bilgi İşlem Merkezi’nin kapısı önünde ancak soluklandım, güzel bir seyirlik alandı benim için, oyuncak reyonlarının çekiciliğine kapılmış Ayı Boğa’nı Sindy bebeklere bakarken yakaladım, beni görmedi bile, o kadar dalmıştı demek ki! Beni görüyorlar mıdır, diye düşündüm.. Monitör açıksa hınzırca gülüyordur Kiyanüs dedim ve bir de bak, bak, diyordur, Dehhak Döngel!.... Kasap milleti değil mi? Yanlış meslek seçmişiz biz!

Kadın, "F.'ciğim!”, diyordu. "Bugün günlerden cumartesi!" 

Sonra dönüp kadına bakıyordu Kasap.. bir yandan da karısı Ş.,'nin sabah erkenden evden çıkışını düşünüyordu, dedim.. "Unutma, tamam mı?”,  diye ikazda bulunan da aynı kadındı. "O filme mutlaka gitmeliyiz!”, diyordu da, "Filmin adı ne?”, diye soruyordu Kasap. "SİYAH ŞEMSİYELÎ KADIN!”, diyordu karısı Ş.,

Müjgan gülüyordu, kahkahalarını tutamayan bir kız olup çıktığından. "Ne gülüyorsun?”, dedim. "Hiç konuşan insan görmedin mi?”

"Kendi kendine ne konuşuyorsun öyle?”, dedi Müjgan. Mihri Mahi’de yanındaydı. Liz ağlamaya başlayınca, Kasap gözlerine inanamayan bir pozda görünüyordu, ona daha fazla bakmak istemeyen yufka yürekli insan oturup tezgahının başında çocuklar gibi ağlamaya başladığında karısı Ş., kim bilir nerelerdeydi, diye düşündüm.. Liz Taylor, daha sonra hıçkırıklarının arasında bir kahkaha atınca olayın rengi bir anda değişir gibi olmuştu, ama bunların sinir buhranından kaynaklanan kahkahalar olduğunu biliyordum. Onu hiç kimsenin anlayamadığından şikayetçiydi.

"Anlaşılmayan bir kadınım ben!”, demek ister gibi ona bakıyordu, yarasaların karanlıktan faydalanarak uçtukları sokağın ıssızında yalnız yürüyen bir adam ve onun gölgesinden ürküp karanlığa kaçan kadını rüyasında da görüyordu Kasap, diye düşündüm.. 

Genç bir kadındı, Ruh Sağaltım Merkezi'nde çalışan genç asistanlardanmış. Ama yine markete bazen et almak için geldiğini sanıyordu kasap diye ,düşündüm.. 

Karanlık sokakta yürüyen adamı da giyim kuşamından dolayı Cemşid Ulu’ya benzetiyordu. "Kocam beni hiç anlamıyor!”, diyerek ona dert yanmaktaydı Liz Taylor Gülüşlü Kadın, diye düşündüm.. 

Beni hiçbir zaman anlamayacak olan Müjgan, derin bakışlı gözlerini gözlerimin içine dikmiş bakınırken "Tamam!", dedim. "Her şey buraya kadardı!”



<<Önceki                             Sonraki>>



Cemal Çalık, 16.06.2016,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Düşlerin İsyanı, Roman 




Seçkin Deniz Twitter Akışı