27 Şubat 2023 Pazartesi

SA10061/SD2688: Kimin Hukuk Devleti?

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Sonsuz Ark'ın Notu:
Çevirisini yayınladığımız analiz, Harvard Üniversitesi misafir öğretim üyesi, Stanford Üniversitesi Davranış Bilimleri İleri Araştırmalar Merkezi eski araştırmacısı ve hukuk ve biliş üzerine Avrupa Araştırma Konseyi bursunda baş araştırmacı ve Cambridge Üniversitesi Ampirik Hukuk Çalışmaları Doçenti olan Antara Haldar'a aittir ve eski ABD Başkanı Trump'ın ABD sistemine verdiği tepkiyi temel alarak 'Birinci Dünya' olarak tanımlanan Batı egemenliğindeki Küresel Hukuk Sistemi'ne odaklanmaktadır... Analistin, "Özünde bir "Üçüncü Dünya sorunu" nasıl oldu da aynı zamanda bir "Birinci Dünya sorunu" haline geldi? Aslında her zaman böyleydi. Küresel Kuzey ve Küresel Güney arasındaki sözde farklılıklar, doğru bir bilimsel sınıflandırmayı yansıtmaktan ziyade, her zaman sömürgeci zaferciliğin bir ürünü olmuştur." şeklindeki cümlesi bir tür günah çıkarma olarak değerlendirilebilir.
Seçkin Deniz, 27.02.2023, Sonsuz Ark 

Whose Rule of Law?

"Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın seri hukuk ihlallerine dair artan kanıtlar, hukukun üstünlüğünün zengin, "olgun" ülkelerin güvenilir ve kalıcı bir özelliği olduğu fikrine son vermelidir. Bu şiarın ortadan kalkmasıyla birlikte, etkili hukuk sistemlerinin gerçek dünyadaki temellerini belirleme işi ön plana çıkabilir."

2000'li yılların başında, hukukun üstünlüğünün yokluğunun kesinlikle bir "Üçüncü Dünya sorunu" olduğu, yani Küresel Kuzey'in gelişmiş ekonomilerinin çözdüğü bir sorun olduğu konusunda akademik hukukçular arasında neredeyse bir fikir birliği vardı. Ancak on yıldan biraz daha uzun bir süre sonra ABD, Kongre Binası'nda ayaklanma çıkaracak, kaybettiği bir seçimi iptal ettirmek için komplo kuracak, Beyaz Saray'dan ayrıldıktan sonra gizli belgeleri kaçıracak ve ardından ABD Anayasası'nın "feshedilmesi" çağrısında bulunacak bir adamı başkan olarak seçti.

Özünde bir "Üçüncü Dünya sorunu" nasıl oldu da aynı zamanda bir "Birinci Dünya sorunu" haline geldi? Aslında her zaman böyleydi. Küresel Kuzey ve Küresel Güney arasındaki sözde farklılıklar, doğru bir bilimsel sınıflandırmayı yansıtmaktan ziyade, her zaman sömürgeci zaferciliğin bir ürünü olmuştur.

Bu, 1970'lerde (mütevazı bir şekilde) ön plana çıkan, kuşatılmış bir çalışma alanı olan "hukuk ve kalkınma"nın temel anlayışıydı. Soğuk Savaş'ın zirvesinde USAID ve Ford Vakfı gibi kuruluşlar, hukuk profesörlerini ve hukuk akademisyenlerini Batı tarzı hukukun müjdelenmesine daha aktif bir ilgi göstermeye itti (bu biraz bir ilaç şirketinin tescilli ilaçlarından birinin gerçekten etkili olduğunu "bulması" için bir laboratuvara ödeme yapmasına benziyor). Ancak, küçük bir hukuk ve kalkınma akademisyenleri grubunun da işaret ettiği gibi, hukuk Batı'nın "evinde" bile her zaman "güçlü" ya da "iyi" değildir.

Bu rahatsız edici gerçeği görmezden gelen Batılı kuruluşlar, kendi hukukun üstünlüğü vizyonlarını dünyanın geri kalanına dayatmaya devam ettiler. Hukuk ve kalkınma profesörleri bu konuda isteksiz davranırken, Washington Uzlaşısı gündemine (mali disiplin, deregülasyon, ticaret ve sermaye piyasalarının serbestleştirilmesi, özelleştirme ve benzeri) bağlı ekonomistler bu boşluğu doldurmaktan büyük mutluluk duydular.

O zamandan bu yana geçen yıllarda, "hukuk ve iktisat" ve yeni kurumsal iktisattan yasal köken teorisine kadar ekonomist angajman dalgaları Küresel Güney kıyılarına vurdu. Tutarlı mesaj, düşük gelirli ülkelerin hukuk sistemlerini modernize etmeleri, (Max Weber'in bir zamanlar ifade ettiği gibi) "büyülü" ve "mistik" düşünceye dayanan tüm gelenekleri ve sosyal gelenekleri soğuk, hesaplanabilir yasal "rasyonalite" ile değiştirmeleri gerektiği olmuştur.

Batı, Birleşmiş Milletler Yoksulların Yasal Olarak Güçlendirilmesi Komisyonu ve Dünya Bankası'nın Dünya Çapında Yönetişim Göstergeleri gibi programların himayesinde, sadece değerli bir malı -Batı tarzı bir hukuk sistemini- "ihraç etmek" için değil, aynı zamanda bunun benimsenmesini ölçmek için de çok sayıda girişim başlattı. Benim de başlangıcında yer aldığım etkili girişimlerden biri Amerikan Barolar Birliği destekli Dünya Adalet Projesi'dir. WJP, diğer şeylerin yanı sıra, hasta gelişmekte olan ülkelerde (genellikle "yozlaşmış" olarak tanımlanan) hukukun üstünlüğünün sağlığını değerlendirir ve daha sonra mülkiyet ve sözleşme rejimlerini güçlendirmek için tedaviler - tipik olarak şok terapisi tarzı iksirler - reçete eder.

Batı hukukunun iyi işleri Vietnam'dan Irak'a ve Afganistan'a kadar çeşitli yerlerde hızla devam etti. Ancak bu girişimlerin hiçbiri, hukuk rejimlerinin basitçe "nakledilmesinin" başarılı olacağına dair herhangi bir kanıtla desteklenmedi. Aksine, Afganistan'da yirmi yıl süren bir reform çabası için milyonlarca dolar harcandı ve yine de Taliban'ın yeniden fethinden önce ülke, WJP'nin 2021 Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde 139 ülke arasında 134. sırada yer aldı.

Dünya Bankası'nın Doing Business raporuyla ilgili tartışmaların da gösterdiği gibi, bu tür ampirik yaklaşımlarda şüphesiz sorunlar var. Ancak daha da sorunlu olan, bu yaklaşımın altında yatan teoridir. 2008 küresel finans krizinin ortodoks ekonomiye yaptığı gibi, Trump başkanlığı da hukukun üstünlüğü biliminde uzun süredir üstü örtülen veya gizlenen temel kusurları ortaya çıkardı. Bunların başında, hukukun iyi davranışı ortaya çıkarmada belirleyici bir rol oynayacağı - hukuk bilimcilerinin söz konusu toplum üzerinde "genel normatif güç" olarak adlandırdıkları şeyi uygulayacağı - varsayımı geliyor.

Ancak artık hiç kimse, hukuk fakültelerinde hüküm süren epistemik apartheid'ın - hukukun üstünlüğünü tesis etme ve sürdürme "sorunlarını" inceleyenlerin marjinalleştirilmesi - dünyanın geri kalanına olduğu kadar Batı ülkelerine de zarar verdiğini inkar edemez. Bu durum, 2017'den 2021'e kadar beş yıl üst üste ABD'nin hukukun üstünlüğü sıralamasında belirgin bir düşüş gösteren WJP'nin kendi raporlarında bile açıkça görülmektedir.

ABD 2022'de Trump'ın hukukun üstünlüğünü hor görmesinden bir nebze kurtulmuş olsa da, bir dahaki sefere bu kadar şanslı olmayabilir. Trump çoktan 2024 başkanlık seçimleri için kampanyasını ilan etti ve Temsilciler Meclisi 6 Ocak Komitesi'ni "kanguru mahkemesi" olarak nitelendirdi. Dahası, tamamen Trumplaşmış bir Cumhuriyetçi Parti, hukukun üstünlüğünün temelini oluşturan değerleri aşındırmaya kararlıdır.

Hukuk benzeri sistemlerin kurulması yoluyla toplumsal düzenin ortaya çıkması evrensel bir olgudur. Bireyler böyle bir sistemi desteklemek üzere ortaya çıkan bir toplumsal mutabakata katıldıklarında gerçekleşir ve bu süreç hangi ülkede olursa olsun aynı modeli izleme eğilimindedir. Ancak hukukun üstünlüğünün temel yapısını ve normatif değerlerini anlamak, onun altında yatan mekaniği anlamamıza pek yardımcı olmuyor.

Neyse ki, hukukun üstünlüğünün korunmasıyla ilgili zorlukların küresel niteliğini gördüğümüz şu günlerde, hukuk biliminin önemli ancak uzun süredir ihmal edilen alanları (ampirik hukuk çalışmaları, hukuk ve psikoloji, davranışsal hukuk ve ekonomi ile hukuk ve duygular dahil) hak ettikleri ilgiyi görmektedir. Hukukun üstünlüğü çalışmalarına ne kadar çok titiz bilimsel analiz getirebilirsek, hem "Üçüncü Dünya" da hem de "Birinci Dünya" da onu o kadar iyi anlayabilir ve koruyabiliriz.

Antara Haldar, Cambridge, 27 Aralık 2022, Project Syndicate

(Cambridge Üniversitesi'nde Ampirik Hukuk Çalışmaları Doçenti olan Antara Haldar, Harvard Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi, Stanford Üniversitesi Davranış Bilimleri İleri Araştırmalar Merkezi'nde eski bir araştırmacı ve hukuk ve biliş üzerine bir Avrupa Araştırma Konseyi bursunda baş araştırmacıdır.)


Seçkin Deniz, 27.02.2023, Sonsuz Ark, Çeviri, Çeviri ve Yansımalar


Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Seçkin Deniz Twitter Akışı