23 Ağustos 2022 Salı

SA9799/SD2501: Eton ve Modern Bir Elit Oluşumu

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda çevirisini yayınladığımız analiz, 1994 yılından beri Orta Doğu ve Güney Asya'da çalışan çoğunlukla İran ve Türkiye'deki gelişmelerle ilgilenen Fransız asıllı gazeteci Christopher de Bellaigue'ya aittir ve kendisinin de mezun olduğu ve 'Tanrılar Okulu' olarak adlandırılan, elit sınıfların çocuklarının yetiştirildiği Britanya Eton Koleji'ndeki değişime odaklanmaktadır. Elit sınıfın ortadan kalkışına üzülen ve siyahların kahverengilerin Eton'a gelmesine ağıt yakan yazarın alışkın olduğu şekliyle, "Eton College, 1441 yılında Kral VI. Henry tarafından kurulan okul sadece 13-19 yaş arasındaki erkekleri, yatılı olarak kabul eden İngiltere'nin en eski ve elit özel okullarından biridir. Yüzyıllardır İngiltere'nin en elit ailelerinin çocuklarını kabul eden okul, öğrencilerine, İngiltere'deki diğer okullara kıyasla çok daha üstün standartlar sunar. Ayrıca okulun mezunları arasında birçok ünlü başbakan, aristokrat, prens, bilim adamı ve yazar vardır. Okulun mezunları "Old Etonians" (eski Eton'lılar) olarak biliniyor." Dünya'nın kanını emen bir kültürün göz dönmüş şeytanlarını çocukluktan itibaren Eton'da yetiştiren Masonların, sırlarını korumak zorunda kaldıkları için Anglo-Sakson ısrarından vazgeçip her ırktan ve dinden kendi zenginlerinin çocuklarını bu okula almaları eski mezunları tarafından 'yozlaşma' olarak görülse de, Masonlar tarafından yozlaştırılmış dünyada bu kadar küçük bir yozlaşmaya tahammül etmeleri gerekmektedir.
Seçkin Deniz, 23.08.2022


Eton and the making of a modern elite

"Dünyanın en ünlü okulu 20 İngiliz başbakanı yetiştirdi; onlara en son eklenen kişi Boris Johnson. Ama dünün çocuğu Christopher de Bellaigue geri döndüğünde anladığı gibi, kendini bir sosyal değişim aracısı olarak yeniden keşfetmeye çalışıyor."

Simon Henderson'ın geçen yaz (2015) Eton Koleji'nin müdürlüğünü devraldıktan sonra aldığı ilk kararlardan biri, ofisini okulu orta çağ sonlarına ait labirent gibi merkezinden çıkarıp (bir mimari tarihçinin diyebileceği gibi "duyarsızca”) Victoria dönemi eğitim bloğuna eklenmiş kurumsal bir sığınağa taşımaktı. 

Henderson, burada, sınıfsız, iyimser bir şekilde, daha önce Olimpian (Olimposlu) olan kurumun modern toplumun bir aynası haline geldiğine dair bir vizyon ortaya koyuyor ve öğrenci alımını çeşitlendiriyordu, böylece “İngiltere'nin kuzeyindeki bir ilkokuldaki fakir bir çocuktan güneydeki büyük bir paralı hazırlık okulunda okuyan birine kadar herkes" devlet sektörü ile uzmanlıkları, öğretmenleri ve tesisleri keyifle paylaşarak orada eğitim görmeyi arzu edebilecekti (tabii o olduğu sürece); kısacası “ilgili olmaya ve katkıda bulunmaya” çalışabilecekti.

Eton'un toplumsal değişimin bir faili haline gelmesi yönündeki arzusu, son altı yüzyılda bu işteki 70 selefinin çoğunun paylaştığı bir şey değil ve daha geleneksel kafalı bazı erkek çocuklarına beşlik çakarak onların hoşnutsuzluğunu çektiğini duymak bir şekilde şaşırtıcı değil. Oradan ayrıldıktan sonra 1980'lerin sonlarında öğrenciyken tanıdığım Eton'a ne olduğunu merak ettim; kimin ne düşündüğünü umursamayacak kadar büyük bir okuldu, Sol için dört harfli bir kelime, Sağ için bir gurur kaynağı ve Marmite ve Kral Arthur'a rakip olabilecek bir İngiliz markası mıydı?

Pek çok turistin The Round Tower (Yuvarlak Kule) ile Legoland arasında görülmeye değer olduğunu düşündüğü Windsor Şatosu'ndan Thames Nehri'nin karşı yakasındaki bu tarihi küçük kasabadaki görünüşlere bakılırsa, cevap aslında çok zor değil. Etrafta daha çok kahverengi, siyah ve Asyalı yüzlerin olması bir yana, çocuklar cenaze levazımatçılarının önlükleri ve kolalı yakaları ile dolaşıyorlar, yüzyıllardır yaptıkları gibi, 50 yaşıtlarıyla paylaştıkları evlerde (her çocuğun kendi odası vardır) geceyi geçirmeden önce eski okul odalarında öğreniyor ve eski oyun sahalarında testosteron tüketiyorlar.

Kız çocuklarının yokluğunun da gösterdiği gibi, Eton, artık pek çok bağımsız okulun benimsediği cinsiyetlerin entegrasyonuna dair modern inançtan muaf olduğunu düşünüyor. Ve,önemini kaybeden ve bazı insanların hafif bir çocuk istismarı türü olarak gördüğü bir eğitim biçimi olarak yatılı bir okul olmaya devam ediyor.

Bütün bunlarla, School Yard'ın engebeli parke taşları arasında, 1440 yılında okulu kuran VI. Henderson'ın aktardığı izlenimin tam tersi bir izlenim edinirsiniz: sağlamlık, hareketsizlik; dinamizm dışında her şey.

Sosyal içeriği ile ilerici fikirler için laboratuvar veya Britanya'nın miras endüstrisinin bir parçası olarak, “Gerçek Eton hangisi?” sorusuna verilecek cevap elbette “her ikisi”.

Bütün okullar, verdikleri eğitimle tanımlanırlar, ancak hiçbiri, yüzlerce yıldır yönetici sınıfın cılız oğullarını kabul eden ve onları devlet adamı ve yönetici olmaları için onları mezun eden Eton'dan başkası değildir. (On dokuz Eski Etonlu -oes- David Cameron da dahil olmak üzere, başbakan olarak görev yaptı.) Bu şimdi değişti ve yeni bir kabul politikası, fakir zeki çocukları, yabancı çocukları ve geçmişte okulun kabul etmeyeceği “yeni parayı” getirdi. Yakın tarihlerde bir veli, okuldaki en yaygın ismin Patel olduğunu öğrenince yaşadığı şaşkınlığını anlatmıştı.

Zamansızlık, aynı zamanda geleneksel Eton'un birçok unsuru korunmuştur. Yeni ebeveynlerin oğullarını buraya gönderme sebepleri arasında, okulun çocuğu en iyi olana ikna edeceği ve yetiştireceği inancı da var - müdürün dediği gibi Eton, “mükemmellik arayışında utanmaz. ”. Okul, her zaman olduğu gibi seçkinleri eğitmeyi amaçlıyor, ancak soyağacı, unvanlar ve  sahip olunan dönümlerle toprakla değil, para, beyin ve hırs tarafından tanımlanan yeni seçkinlere uyum sağlamak için kendini yeniden şekillendiriyor.

Önümüzdeki yıllarda Eton'da, okula burslu olarak alınmayı hak eden, genellikle evde onanmayan ve hatta muhalefetle karşılaşan mütevazı geçmişe sahip erkek çocuklarla, dengeli, hazırlıklı, beslenme açısından optimize edilmiş çocuklar arasında hassas bir ilişki olacak gibi görünüyor. Ebeveynlerinin bütün bu cömertliği finanse etmesi beklenen yeni üst sınıf; sadece ücretlerini ödeyerek değil, aynı zamanda hemen hemen sürekli para çağrılarına yanıt verecektir. En son "heyecan verici ve kesinlikle sınırlı fırsat", adınızı School Yard'ın etrafındaki bir taşa yazma şansıdır ve art arda dört vergi yılına yayılmış 10.000 sterline mal olacaktır.

Eton'un zenginleri ve yoksulları, okulun Harvard tarzında “ihtiyaç-körü” olma hırsı bağlamında birleşiyor ve birbirlerinin varlık nedeni oluyorlar; yani, bir çocuğa ebeveynlerinden ödeme gücünden bağımsız olarak bir yer sunabiliyorlar. Eton'un büyük planı, amir (yönetim organının başı) William Waldegrave tarafından bana kısaca hatırlatıldı: “Umarım bu okul başbakanı, Canterbury Başpiskoposunu ve tüm girişimcileri yetiştirmeye devam eder, ama bunların dörtte üçü burslu olarak burada olacak.”

Waldegrave ve Henderson, Eton'un dönüşümünün en son savunucuları olabilirler, ancak süreç bir nesil önce başladı. Geçtiğimiz çeyrek yüzyıl boyunca birçok yer daha yoksul ailelere açıldı, 1300 öğrenciden yaklaşık 270'i şu anda önemli miktarda veya tam ücret indirimi alıyor ve okul son zamanlarda bu sayıyı daha da artırmak için 45 milyon sterlinlik bir kredi alıyor. Okul ayrıca İngiliz standartlarına göre çok büyük bir bağıştan yararlanabiliyor. Ağustos 2014 itibariyle, okulun sahip olduğu 300 milyon sterlin değerinde yatırım ve mülk portföyünden ve tüm taşınmaz varlıklardan ve sanat koleksiyonlarından bahsetmeye gerek yok, sadece okul ücretlerinden kaynaklanan yaklaşık 45 milyon sterlinlik bir yıllık gelire sahipti. Tüm bunlara rağmen, okulun gerçekten ihtiyaç körü haline gelmesi için çok daha fazla milyonun ebeveynlerden ve oes'ten koparılması gerekiyor.

Okul, hevesli zenginler ve hak eden fakirler arasında arabuluculuk yaparken, üçüncü bir grup hayatta kalmak için savaşıyor: nesillerdir okula erkek çocuk gönderen eski “Eton” aileleri. Bu grup, gittiğim 1980'lerde, okulun Britanya'nın Edward dönemi üst ve üst-orta sınıflarının torunları için zar zor seçici bir geçiş ayini olduğu zamanlara hükmediyordu; kayıtsız, züppe ve Harold Nicolson'ın iki savaş arası günlüklerinden tanınan soyadlarıyla doluydu. Bu kabilenin temsil oranı küçülüyor. Eski Etonlu babası olan okuldaki öğrencilerin oranı 1960'taki %60'tan 1994'te %33'e, şimdi ise %20'ye düştü. Eton, nesiller boyunca aktarılan yadigar bir kapıdan döner kapıya geçti.


Gökkuşağı eğitimi. Öğrenciler koleje özgü bir spor olan Eton duvar oyunu sırasında tezahürat yapıyor.

Bununla birlikte, hiçbir elit kendisinin tahtından indirilmesine göz yummaz ve Eton, sosyal hareketliliğin her iki yolu da kestiği sık sık unutulan gerçeğin canlı bir örneğidir. Oğullarını süreklilik kokan bir okula sokmaya çalışan yeni Eton ailelerinin, kendi hanedanlarını kurarak yeni statülerine tutunmaya çalışırken gösterdikleri azim şaşırtıcı olmaz. Kendi likit serveti üzerinde yüzen bu yeni elit, muhtemelen kendisini korumak için eski, toprak sahibi olandan daha iyi bir konumdadır. Annem çoğu zaman babam kadar güçlüdür ve soy, miras alınan defnelere dayanmak için değil, dışarı çıkıp maddi başarı elde etmek için hazırlanır.

Burada, daha akışkan, daha uluslararası ve yine de eski, züppe, İngiliz süreklilikleriyle olan ilişkisinden keyif alan yeni bir üst sınıfın ortaya çıkmasında, Eton'un bir meritokrasi olma tutkusunun kalbindeki gerilim yatmaktadır. Patek Philippe reklamından ödünç almak gerekirse, “Asla Eton'da bir yeriniz olmaz. Siz sadece gelecek nesil için ona bakın”.

Eton'a giriş sınavımda kötü bir performans sergilemiştim ve ancak annem kabul öğretmenine babasının okulda olduğunu söylemiş ve ciyaklayarak içeri girmişti: o günlerde Eton kendi başının çaresine bakıyordu. 1985 baharında girdiğim kurum bana sürekliliğin vücut bulmuş hali gibi geldi ama ülke genelinde hava düşmanca bir hal almıştı. Savaştan hemen sonraki dönem, art arda üç Eton başbakanına tanık olmuştu (bunlardan biri, Harold Macmillan, en az 35 oes olarak adlandırılmıştı).Ama 1960'ların sonundaki eşitlikçilik fırtınası, 1980'lerde Margaret Thatcher'ın kendi kendine yardım etme ve hırs ethos'u tarafından ağırlaştırıldı, okulun iktidar üzerindeki hakimiyetini gevşetti. 1990'da Thatcher Muhafazakar parti liderliğini kaybettiğinde, onun yerine geçmek isteyen Douglas Hurd, Eton geçmişinin kendisine karşı kullanıldığını gördü. "Muhafazakar Parti'nin liderliği için aday olduğumu sanıyordum," diye şikayet etti, "çılgın bir Marksist mezhebin değil." Douglas Hurd seçimi - ve Downing Street 10'un anahtarlarını - devlet okullarında yetişmiş eski bir sigorta memuru olan John Major'a kaptırdı.

Tony Blair'in 1990'ların sonu ve 2000'lerin başındaki Yeni İşçi Partisi yönetimi, Thatcher'ın küstah meritokrasisine karşı toplumsal vicdanı temel aldı. Oxford, Cambridge ve diğer büyük üniversiteler, daha fazla devlet eğitimli öğrenci kabul etmeleri için baskı altında kaldılar ve özel okullara, tesislerini devlet tarafından finanse edilen komşularla paylaşmaları veya hayır kurumları olarak hak ettikleri vergi indirimlerini kaybedecekleri söylendi. 1999'da, okulun artık parlamentoyla olan eski bağlarına güvenemeyeceğinin açık bir işareti olarak, neredeyse 700 kalıtsal meslektaş (çoğu değilse de çoğu oes ) Lordlar Kamarası'ndan ihraç edildi.

Her halükarda Eton rünleri okumuştu. Üstatlar ve valiler arasında, okulun yeni, daha meritokratik Britanya'da pazar payını korumak için standartları yükseltmesi -Oxford ve Cambridge'e erkek çocukları beslemeye ve başbakan yetiştirmeye devam etmesi -gerektiğine dair bir his vardı  ve daha rekabetçi bir kabul sistemi bu işin anahtarıydı. Ama okulun bir imaj sorunu vardı. Şehir tüccarının parlak, motive edilmiş oğlu yerine loş ve atıl vikontu tercih edecek olan kapalı bir dükkan olarak kabul edildi ve sonuç olarak Şehir tüccarı başvuramadı. Okulun, ebeveynlerin oğullarını doğumda “Eton Listesi” için kaydettirmelerine izin verme politikası, okulun kendi lehine yerleşik önyargısını örneklendiriyordu. Eton Listesi, çocuk bezliyken oğluna yer ayırtmak için bir OE'ye etkin bir şekilde izin veriyordu.

1990'da Eton Listesi kaldırılmış ve on yıl sonra, 11 yaşındaki bütün adaylar için tek tip bir giriş testi ve mülakat başlatılmıştı; özel eğitim almamış insanların oğulları ya da başarılı Pakistanlı göçmenlerin ya da Malezyalı elektronik çip üreticilerinin çocukları üzerinde hiçbir avantaja sahip değillerdi. Zamanla testler zorlaştı, yıllık alım daha akıllı hale geldi ve loş, boşta kalan vikontlar geri çevrildi. (Zeki, çalışkan vikontlar içeri girmeye devam etti.) Süper zenginler için güvenli bir kasa olarak çekiciliği artan Londra'ya yakınlığının da yardımıyla, okul aşırı talep görmeye başladı. (1950'lerde okulda boş yerler vardı.) Her yıl, sunulan 260 kontenjanın her biri için yaklaşık beş buçuk erkek çocuk yarışıyor.

Henderson'ın selefi Tony Little 2002'de görevi devraldığında Eton'un iç reformları iyi bir şekilde başlamış olsa da, bu eski bilgin (1960'larda bir Etonluydu, ailesinin 14 yaşından büyük eğitim alan ilk üyesiydi) onları şüpheci bir dünyaya Bir ustanın söylediği gibi, Blair hükümetindeki eğitim reformcularıyla röportajlar veren ve arkadaşlar edinen “içişleri bakanından daha fazla dışişleri bakanıydı”; "sınıf bilincinin ölümcül bulutuna" karşı sövmesi, bir Eton müdürünün beklenmedik müdahalelerinden biri olarak görülüyor.

Little'ın yönetiminde, Eton, Ascot'ta bir devlet yatılı okuluna ve Londra'nın Newham ilçesinde bir altıncı sınıf kolejine sponsor oldu; burs programları da zengin oes tarafından kuruldu . İlk başta, İngiltere'nin en yoksul bölgelerinden ve denizaşırı ülkelerden erkek çocukları getirmek şaşırtıcı derecede zor oldu; kafalar en parlak çocuklarını kaybetmeye hevesli değildi ve ebeveynlerin Eton'un başka bir gezegen olmadığına ikna olmaları gerekiyordu. Okulun erişim görevlisi, BBC'de gösterilen üç Eton burslu çocuğu hakkında bir belgeselin 2014'te çocuk kanalının başvurularda ani bir artışa neden olduğunu söyledi: “ebeveynler gördüğü için değil, oğulları gördüğü ve 'Bunu yapmak isterim' diye düşündükleri için”. Geçenlerde konuştuğum 20'li yaşlarındaki bursiyer çocuklardan biri Muhafazakar bir milletvekilinin metin yazarı oldu ve parlamentoya girmeyi hedefliyor; diğeri yükselen bir aktör.

Kabul politikasındaki değişiklikler, okulun Anglo-Sakson olmayan alımının önemli ölçüde arttığını gördü, ancak her evdeki güvercin deliklerinde görülen tüm yabancı isimler için, küresel elitin herhangi bir alt grubu tarafından ele geçirilmesini engellemede Eton bir “İngiliz” okulu olmaya devam ediyor ve alımını çeşitlendirme politikası hedefleniyor gibi görünüyor, bununla birlikte, gelenekçiler daha uluslararası atmosferden rahatsız oldular ve little, "parmaklarını tırmalayan " bir OE'nin onu "okul oyun sahalarına bir cami inşa edene kadar dinlenmeyecek bir sosyalist" olmakla suçladığını anlattı.

Bu bahar Eton'u ziyaret ederek, Kolej Kütüphanesinde bir saat geçirdim, okulun Arap ustasının 16 yaşındaki üç Filistinliye, aralarında dokuzuncu yüzyıldan kalma Kufi Kuran'dan bir sayfanın da bulunduğu, okulun yakın zamanda satın aldığı bazı ortaçağ el yazmalarını göstermesini izledim. Lübnan'daki mülteci kamplarında doğan bu çocuklar, mülakat için İngiltere'ye uçmuştu. Eylül gelince, ikisi kuyrukta olacak.

Little'ın Eton'daki anıtı, donörler tarafından finanse edilen Tony Little Öğrenmede Yenilik ve Araştırma Merkezi, Harvard ile güçlerini birleştiren ve ergen beynini - tüm sinaptik budama ve sinir yollarını - araştırmayı ilerletmek amacıyla kurulmuş parlak bir araştırma kompleksidir, Merkezin misyon beyanı, Britanya'nın en lüks okulunu kamu malına dönüştürmek için biraz zahmetli bir girişimdir: "Eton'un ve daha geniş anlamda birleşik krallık'ın , herkesin yararına, öğretim ve öğrenimdeki yeni gelişmelerin ön saflarında yer almasını istiyoruz."

Uluslararası plütokrasiye dost olan ve aynı zamanda güçlü politik doğruluk unsurları içeren yeni Eton'un, isimleri savaş anıtı plaketlerini ve spor kupalarını süsleyen ve oğulları çok kez reddedilen yerleşik Eton aileleriyle doğal olarak ilişkileri kötü gitti. 2009'da katıldığım bir toplantıda Waldegrave, alım çeşitliliğini öven ve temyiz için davul çalan bir konuşma yaptı. "Paramızı istiyorlar," diye hırladı komşum, "ama oğullarımızı değil." Bununla birlikte, esas olarak, eski muhafız, kısmen, yeni gelenler tarafından ne kadar tatbik edilirse edilsinler, oğulları kabul edilse bile okulu karşılayamayacakları için, indirgemeye istifa etmiş görünüyor .

Babam, 1980'lerin sonlarında Eton'a gitmem için yılda yaklaşık 6.000 £ (bugün yaklaşık 14.500 £) ödedi. Yıllık ücretler şimdi 34.000 £ (50.000 $ veya İngiltere'deki ortalama yıllık ücretten yaklaşık 7.000 £ daha fazla). Bir zamanlar okulun belkemiğini oluşturan taşralı avukatlar ve taşradaki toprak sahipleri, sadece varlıklı olanlar için fiyat biçildi. Bir OE'nin sözleriyle, "çevremdeki birçok insan buna değmeyeceğine ve iyi bir devlet okulunun da aynı işi göreceğine karar verdi."

Eski Eton ile yenisi arasında kültürel bir ayrım olduğunu söylemek yetersiz kalır. Geleneksel veliler, okulun yıllık şenliği olan (elbette 4 Haziran'da yapılmayan) Dört Haziran'da küstah parvenus tarafından dikilen kurumsal konaklama çadırlarını ve suşi barlarını anlatırken ürküyorlar. 1980'lerde, bir kutudan çıkarılmış katı yumurta ve şarap, bir piknik battaniyesi üzerinde kıç üzerinde sallanırken tüketilirdi.

270 bursiyer ve yükselen tüm konuşmalar için, ayrıca, yeni Eton'un övülen eşitlikçiliği her zaman açık değildir. Bir öğrencinin annesi, “Oğlumla birlikte olan bursiyer erkekleri belirlemeye çalıştık” dedi, “fakat onun yıl grubu, farklı İngiliz yatılı okullarında iki oligarkın oğlu ve dört çocuklu bir aileden oluşuyor. Şüphelerimiz Hintli bir çocuğun ebeveynlerine düştü ama sonra Val d'Isère'de kayak yaparken onlarla karşılaştık.”

Bazı yeni gelenler, değişimin yeterince ileri gitmediğini düşünüyor. Amerikalı bir annenin dediği gibi, “hala 100 yıl önce orada olacak bazı öğrencileriniz oluyor ve onlar her zaman en zeki değiller. Ama", diyerek bariz bir rahatlamayla devam etti, "hakim değiller." Tek pişmanlığı Little'ın kız getirmemiş olması. Henderson'ın kuyrukları ortadan kaldırmak istediği söyleniyor, ancak bu, Eton geleneklerine oldukça tatlı bir şekilde bağlı olan çocukların muhalefetiyle karşılaşacak.

Master plan. Simon Henderson, şu anki müdür

Kaçınılmaz olarak, ebeveynler tarafından hissedilen kültürel bölünmeler, kısmen, üniformanın sosyo-ekonomik eşitsizlikleri düzleştirme avantajına sahip olması nedeniyle, öğrenciler için daha az önemlidir. Eski bir bursiyer çocuğu bana, “Ancak okuldan ayrıldıktan ve aileleri tarafından verilen harika dairelerde arkadaşlarımı ziyaret ettikten sonra ne kadar zengin olduklarını anladım” dedi.

Eton'daki her yer bu kadar yoğun bir şekilde tartışılırken, girişimci ebeveynler bazen arka kapıyı denerler. Kısa bir süre önce emekli olan kabul başkanı Charles Milne, giriş sınavında bir yer kazanamadığı için oğlu bekleme listesine alınan ünlü bir Rus oligarkı tarafından ziyaret edildi. Milne, "Küçük ofisime yığıldılar," diye açıkladı, "Rus ve iki koruması - biri iki metre boyunda. Sistemin nasıl çalıştığını, oğlunun içeri girebilmesi için diğer çocukların yerlerinden vazgeçmeleri gerektiğini açıklamaya başladım.” Milne fazla konuşmamıştı ki, oligark onu susturmak için elini kaldırdı. "Bay Milne," dedi, "zamanınızı boşa harcamayacağım. Oğlumun yerini alması için ne yapılması gerektiğine karar verdiğinizde bana söyleyeceksiniz.” Çocuk başka bir okula gitti. Oğlu reddedilen bir başka çok zengin yabancı, Milne'i aradı ve ona "lanet bir piç" olduğunu söyledi. Milne ve Little arasında bir şaka haline geldi. “Müdürü görmeye gittiğimde, beni selamlardı, 'merhaba, lanet piç kurusu'.

Yer almak için yoğun rekabet göz önüne alındığında, sınavdan önceki bekleme odasının (benim yaptığımdan çok daha zor) “Geyik Avcısı” ndaki Rus ruleti sahnesine benzemesi şaşırtıcı değil. Ebeveynleri fısıltılarla konuşurlarken çocuklar kül suratlı bir şekilde otururlar. Kimse kimseyle konuşmaz; gerginlik elle tutulur haldedir. Bazı çocuklar görüşme odasına girdiklerinde gözyaşlarına boğulurlar.

Yarışma sadece adaylar arasında değildir. Bu, niyetini hak eden yetenek ve hırsı belirlemek olan bir okul ile her şeyi çocuklarının lehine birleştirmek için her şeyi yapacak olan ebeveynler arasındaki bir fikir savaşıdır. Varlıklı, iyi organize olmuş ebeveynler oğullarını acımasızca hazırlarlar, öğretmenler tutarlar, erkek çocuklarına sürekli sözlü ve sözlü olmayan muhakeme testleri yaptırır ve onları nasıl parlak ve empatik olunacağını öğrenmek için mülakat sınıflarına gönderirler. Bununla birlikte, okul, sistemi oynamak için sürekli gelişen bu çabalara karşı akıllıdır ve bilgisayarlı testte parlak bir başarı elde eden birçok erkek, mülakatta “ilginç” olmadıkları için geri çevrilmiştir. Okulun görüşmecilerinden biri, “Bir çocuk beni güldürüyorsa, içeri girme şansı yüksek” diyor.

Eton'a girme savaşı, ebeveynler, erkekler ve okul arasındaki yüksek beklentilerle karakterize edilen ilk değişimdir. Zengin ebeveynler, çocuklarının gelişmelerini ve mükemmel bir üniversiteye, tercihen Oxford veya Cambridge'e gitmelerini isterler. Okul, bu velilerin takdirlerini beş rakamla göstermelerini istiyor. Bursiyer çocukların kendilerine burs verme kararını onaylamaları gerekir. Bu arada OES tırnaklarını ısırıyor ve %20'lik rakamın düşmemesini veya ücretlerin daha da artmasını umuyor.

Eton'un Britanya'nın hakim tepelerini yeniden fethetmesinin öyküsü, kademeli bir rehabilitasyon hikayesidir. Sert solun zayıflamasıyla birlikte, özel okulların kaldırılması ihtimali azaldı, Eton'un kendini daha erken bir yaşa dönüşten ziyade mevcut yaştaki başarının garantörü olarak sunma çabaları temettü ödemeye başladı. Bir Eton eğitimini itiraf etmek, kuzey Londra'nın liberal solunda konuşmayı durduran bir konu olmaya devam etse de, genel olarak okul, sınıf kızgınlığı için daha az paratoner haline geldi. Ve son on yılda OES her zamankinden daha yaygın hale geldi.

1950'lerde, sizi başarıya hazırlayan şey, orada aldığınız eğitimden çok Eton'da bulunmuş olmanızdı. Şimdi tersi doğrudur. Öğretim mükemmel, olanaklar benzersiz, sonuçlar etkileyici. Bu yıl 85 Etonlu'ya Oxford veya Cambridge'de yer teklif edildi. St Paul's, Westminster ve Winchester'ın Oxbridge'e kabul oranları daha yüksektir, ancak bu okullar her zaman zeki çocuklar yetiştirme konusunda uzmanlaşmıştır. Eton'la ilgili ilginç olan şey, odağını sınıftan beyine değiştirme şeklidir. Okul, zeki erkek çocukları alarak ve daha zeki genç erkekleri artık miras alınan ayrıcalığa boyun eğmeyen ve her şeyden önce zeka ve hırsı ödüllendiren bir dünyaya göndererek, devam eden alaka düzeyine yönelik tehditleri gördü.

Stratejideki bu değişim okulun kültürünü değiştirdi. Giriş sınavının çilesi; yukarı doğru hareket eden ebeveynler; oğlanların, babaları OES olduğu için değil, kendi meziyetleriyle okula girdiklerini bilmeleri gerçeği; tüm bunlar, 1980'lerde Etonyalıların varsayılan pozu olan, üzerinde çalışılan umursamazlığa, ünlü “yetkilendirmeye” aykırıdır. O zamanlar çalışkan olmak aşırı derecede havalı değildi, şimdi ise durum tam tersi. Şimdiki bir Etonlu bana, "Eton'daki tüm fırsatlardan yararlanmayan çocuk tuhaf sayılır," dedi, "kullananlar değil."

Güçlü bir çalışma etiği, en zorlu sınavlara girmeyi seçen ve öğrenciler arasında rekabetçi ilişkileri teşvik eden bir okulda doğal olarak gelir. Yakın tarihli bir Etonyalı, lüks bir Amerikan yatılı okulu olan St Paul's, Concord'da bir tartışmayı gözlemlerken bu kültürel özelliği fark etti. (Eton'un münazara takımları genellikle okullar arası yarışmalarda tahtayı süpürürler.) “Amerikalılar birbirlerine karşı son derece kibardı” diye hatırlıyor, “oysa Eton'da 'bu inanılmaz derecede aptalca bir şey' diyerek acımasız olabilirdik. ”


Görünürde olan bir suşi barı değil; 1980'lerde 4 Haziran

Daha yüksek Oxbridge kabul oranlarına sahip okullardan daha fazla olan Eton, sınıf dışındaki etkinlikleri vurgular. Özel güçlü yönlerinden biri olan drama, efsanevi Etonian özgüvenine de katkıda bulunan kolektif çaba için bir fırsattır. 400 kişilik Farrer Tiyatrosu'nun yapım bütçesi, İngiltere'nin en iyi drama okullarından birinin bütçesinden daha yüksek. Eton'un yeni şov dünyası mezunlarından biri olan bir sonraki Eddie Redmayne'i arayan izcilerin ve ajanların sık sık orada görülmesine şaşmamalı.

Çok çeşitli müfredat dışı ilgi alanlarına yapılan yatırım, sınav sonuçlarından daha geniş bir şekilde tanımlanan başarı söz konusu olduğunda Eton'un neden zirveye çıktığını açıklamaya yardımcı olabilir. Fırsatları genişletmek için çalışan bir yardım kuruluşu olan Sutton Trust'a göre, okul İngiltere'nin ortaokul nüfusunun yalnızca %0.04'ünü eğitiyor, ancak güvenin takip ettiği eğitimleri OES olan yaklaşık 8.000 “önde gelen kişinin” yaklaşık %4'ü. Eton, en yakın rakibi Winchester'ın (Henderson'ın mezun olduğu okul) üç katından fazla büyük peynir üretiyor. Eton'un daha geniş öğrenci kitlesi göz önüne alındığında, yüksek başarı oranı %50 daha yüksektir.

Ve bu rakam, İngiliz yaşamının en doruk noktasında OES kümesi için Eton'un başarısının altını çiziyor. Başka bir deyişle, güce ve başarıya ne kadar yaklaşırsanız, biriyle karşılaşma olasılığınız o kadar artar. David Cameron ve Muhafazakar Parti'nin ruhu için rakibi, Londra'nın eski belediye başkanı Boris Johnson, ikisi de bu okula gitti. Prens William ve Prens Harry, Canterbury Başpiskoposu Justin Welby, aktörler Tom Hiddleston ve Damian Lewis ile Redmayne, maceracılar Bear Grylls ve Ranulph Fiennes ve Nobel ödüllü biyolog Sir John Gurdon da öyle. Kanun, ticaret ve bankacılık Eski Etonyalılarla dolup taşıyor.

Eton'un, her üst düzey bankacı ya da büyükelçi için iyi maaşlı kariyerlere (ya da aslında herhangi bir tür kariyere) giremeyen, sonunda marihuana yetiştirmeye ya da küçük bir kırsal araziyi toprağa işletmeye başlayan bir ya da iki kişinin olduğu 1980'lerde olduğundan daha yüksek bir “saldırı oranına” sahip olması çok muhtemeldir. 1980'lerde bir Etonlu'nun hiçbir babası, yatırımının “geri dönüşü” gibi bu kadar saçma bir şeyi düşünmeyi kabul etmezdi, ne de biz çocuklar ebeveynlerimizin mali işlerine taraf değildik. Bu da değişti. Okula harçlarının üçte biri havale edilerek devam eden yeni bir burslu çocuk bana, ikisi de devlet okullarında öğretmen olan ebeveynlerinin, diğer üçte ikisini karşılayabilmek için aile evini sattıklarını söyledi.

Britanya'nın artık bir yönetici sınıfı yok ve Eton'a giren çocuklar zaten bir tane sınıf oluşturamayacak kadar çeşitli. Yine de ayrıldıkları zaman, yükselen küresel seçkinler gibi bir şeye ait oluyorlar. Ortak beyinleri, kararlılıkları ve çoğu durumda, dünyevi başarı ile büyük bir birikim oluşturan hevesli aileleri var. Bu nitelikler onları Eton'a getirdi ve deneyimden en iyi şekilde yararlanmalarını sağlamak için tekrar tekrar görevlendirildiler. İster City hukuk firmaları ile tatil stajı, bir coğrafya sınavına kadar Skype eğitimleri veya Caledonian Ball'dan önce bir makara tazeleme kursu düzenlemek olsun, ebeveynler sürekli (ve pahalıya) her türlü isteğe bağlı, mini avantajdan yararlanıyorlar. Eton eğitiminin önemli avantajı. Modern elit ebeveynliğin büyük projesi, hiçbir şeyi şansa bırakmamaktır.

Elbette, okulun bu girişimdeki rolü ile sosyal hareketliliğin motoru olma tutkusu arasında doğal bir gerilim vardır; tıpkı Eton'un kabul sisteminin taklit etmeye çalıştığı Amerikan Ivy League üniversitelerinde olduğu gibi. Az sayıda Etonlu fakirdir; bazıları sadece mütevazı bir şekilde varlıklıdır; ama çoğu, dünyanın çoğu standartlarına göre ciddi şekilde zengin. Eton'un dönüşümünün sonuçlarından biri de çok zenginlerin çocuklarının bu şekilde kalmasını sağlamaktır.

Fya da tüm yerleşik avantajları, milenyumun başında Eton'un karşı karşıya olduğu görev zordu. Tartışmalı ve zorlu reformları gerçekleştirirken İngiliz yaşamının zirvesindeki konumunu sağlamlaştırması gerekiyordu. Çok az kişi, değişikliklerin gerekli ve ustaca başarılmasının dışında bir şey olduğunu iddia edebilir, ancak bunlar maddi olmayan bir bedelle geldi. Yakın zamanda emekli olmuş bir usta, erkeklerin sürekli olarak müfredata bağlı kalma gereğini dile getirmeleri nedeniyle öğretmenliğin daha sıkıcı hale geldiğinden şikayet etti: "Sınav için buna ihtiyacımız olacak mı, efendim?"

Eton, isyancılar ve tuhaf oyunlarda güçlü bir yan çizgiye sahipti. Orada geçirdiğim zaman, insan zaaflarına karşı tolerans yaratan ve hiyerarşik, kurallara dayalı bir kurumdan hayati bir telafi işlevi gören hem ustalar hem de oğlanlar gibi gerçekten sıra dışı karakterlere maruz kalarak zenginleşti. Kaçınılmaz olarak, okul sonuçlar ve değerlendirmelerle daha fazla ilgilendikçe ve tesislerinin kullanımını en üst düzeye çıkarmak için daha da istekli hale geldikçe, eksantrikler kurumdan temizlendi.

Bu tür insanların değerini ölçmek zordur; başarıları sınav sonuçlarında değil, saygısızlık ve şüphecilik ruhunun yayılmasında kendini gösterir. Evimdeki bir çocuk, William Sinclair, okulun parlak bir yıkıcısı ve hicivcisiydi; yetkilileri hicvetmesi ve çocuklar arasındaki geleneksel hiyerarşilere saygısızlığı, Eton'un kolayca eğilimli olduğu iddiasını ve özsaygıyı kırdı. William'ın ev sahibimizin küvetine canlı tavuk koyması kabahatlerinin en küçüğüydü.

Son yıllarımdaki öğretmenim, heyecan verici, güzel, kendine güvenen İngilizceyle bizi korkutan, sözdizimi ve dilbilgisine karşı gelen çocuklara kara tahta lastikleri atan, omuzları sarkık bir tarihçi olan Michael Kidson'du - "kahramanı" çoğullaştırdığı için kafamda bir tane var - ve bizim uyluklarımıza karşı kendini teselli etmeye çalıştığı için aşırı seks yapan spanielini savundu. (“Genç bir adamın mast yapmak istemesinde yanlış bir şey yok!”) Hepsinden öte, Kidson sadıktı ve başınız belaya girerse sizin için şiddetle savaşırdı; birkaç erkek onun çabaları sayesinde sınır dışı edilmekten kurtuldu. Her düzeyde, Sinclair veya Kidson'un bugünün Eton'unda hoş karşılandığını hayal etmek zor, ama o zamanlar onlar okulun en sevilen figürleri arasındaydılar ve onları bilmek bana herhangi bir City stajyerinin olabileceği kadar faydalı görünüyor.

Eton, iyileştikçe daha da sıkıcı hale gelen reforme edilmiş kurumlar arasında yalnız değil ve şu anki erkek çocukların ailelerinden çok azı, oğulları Oxbridge'deki yerini alırsa eksantriklerin yokluğuna üzülecek. Okul, artık dağılmış bir üst sınıf için bir geçit töreni olmaktan çıkıp, aslında kendilerine ait olmayabilecek iddialı bir gündeme imza atan farklı türden insanlardan oluşan bir koalisyona dönüştü. Eton, reformistlerin aradığı liberal, sosyal olarak dönüştürücü kurum haline gelmediyse, paranın (ya da beynin ya da hırsın) size sağlayabileceği en iyi başlangıçlardan birini tahsis etme konusunda inkar edilemez şekilde daha anlayışlıdır.■

Christopher de Bellaigue, 16 Ağustos 2016  (20 Temmuz 2020'de güncellendi), The Economist

(Fransız asıllı olan Christopher de Bellaigue 1994 yılından beri Orta Doğu ve Güney Asya'da çalışan bir gazetecidir, çoğunlukla İran ve Türkiye'deki gelişmelerle ilgilenmektedir.)


Seçkin Deniz, 23.08.2022, Sonsuz Ark, Çeviri, Çeviri ve Yansımalar


Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Seçkin Deniz Twitter Akışı