8 Aralık 2019 Pazar

SA8190/SD1557: NATO Artık Amerika'nın Çıkarlarına Hizmet Etmiyor

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda çevirisini yayınladığımız analiz,  Eski Başkan Ronald Reagan'ın Özel Asistanı olan ve Cato Enstitüsü'nde Kıdemli Araştırmacı olarak çalışan Doug Bandow'a aittir ve NATO'nun yaşadığı iç travmaları ABD-Avrupa merkezli NATO savunma harcamalarının mukayesesi ve ekonomik, psikolojik ve sosyolojik çöküşün getirdiği ittifaka bakışın ürettiği savunma politikalarındaki farklılıklara odaklanmaktadır. Yazarın üstenci bir dille ABD'nın korumasından faydalandığı halde bunun için hiçbir şey yapmadığı için aşağıladığı Avrupa'nın kurmaya çalıştığı Avrupa Ordusuna değinerek Avrupa kıtasında iki askeri ittifakın aynı anda desteklenemeyeceğini dillendirmesi Amerikalıların gerçeği kabul etmeye hazır olduklarını göstermektedir: 'NATO ekonomik olarak çöken ABD'nin tek başına taşıyamayacağı bir askerî dev olarak ölmüştür.' Doug Bandow'un 9 maddede incelediği İttifak'ın dağılma sürecine dair analizinin sonunda, ABD'nin düşman olarak tanımlayabileceği Rusya ve Çin'e karşı Avrupa'nın düşman olarak davranamayacağını görmesi ve göstermesi, NATO'ya yeni misyonlar yüklenmesi ile ilgili teklifleri palyatif bulması ve ABD'nin NATO komutasını Avrupa'ya devrederek kendi topraklarını korumaya odaklanmasını tavsiye etmesi de bu ölümü kabullenmek ve uygun pozisyonları almaya hazırlanmak anlamına gelmektedir: "Bunun yerine ABD, kıtanın savunması konusundaki sorumluluğunu aşamalı olarak üzerinden atmalı ve bu da Avrupa'nın savunmasını Avrupalılara devretmek demektir. Amerika ve Avrupa, karşılıklı kaygılara odaklanan daha gevşek bir düzenlemeyle, arkadaş ve hatta müttefik olarak kalmalıdır. Ancak Pentagon, Avrupalılara refah sağlamak yerine, Amerikalıları koruma görevine odaklanmalıdır." Türkiye NATO'nun dağılmasını dikkatle izlemeli ve doğrudan tutum almak yerine çeşitlendirilmiş ve değişebilir pozisyonlarla hem ABD'yi hem Avrupa'yı hem de Rusya'yı dengede tutarak kendi çözümlerini bulmaya devam etmelidir. NATO'nun çözülüşü, 15 Temmuz 2016 ABD-FETÖ-NATO askeri darbesinin Türkiye halkı ve Erdoğan'ın direnişi ile durdurulması sonucu somut olarak ortaya çıkan ve 9 Ekim 2019 Barış Pınarı Harekatı ile NATO koalisyonuna karşı başlattığımız askerî operasyonla da derinleşmiş olan ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron tarafından Barış Pınarı Harekâtı temelinde, 'NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti' diyerek tescil edilen bir süreçtir. Allah Türkiye'yi muzaffer kılsın diyoruz.
Seçkin Deniz, 08.12.2019

NATO No Longer Serves American Interests
"Oldukça basit, ABD vergi mükelleflerinin kendilerini savunabilecek ulusların savunmasını sübvanse etmeleri anlamsız. Ortak çıkarlar askeri işbirliğini haklı göstermeye devam edecek. Ancak, bugün olduğu gibi ittifak artık Amerikan çıkarlarına hizmet etmiyor."

Başkan Donald Trump, Londra'daki NATO zirvesinden erken döndü. İngiliz Başbakanı Boris Johnson'ı (NATO'nun resmi 70. yıldönümü toplantısı Nisan ayında yapıldı) memnun etmek için hazırlanan son toplantıda  patlaması olasılığını azaltmak için, kısa bir oturum yapıldı. Buna rağmen, gelmeden önce,  NATO'nun 'Beyin ölümünün gerçekleştiğini' söyleyen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u sözlerinin “iğrenç”, “hakaret” ve “saygısız” olduğunu vurgulayarak azarladı. Ardından Başkan'ın Kanada Başbakanı Justin Trudeau ile girdiği kişisel tartışmalarla oturumun asgari maddeleri gölgede kaldı.


Tabii ki, toplanan liderler sınırlı zamanlarını keyifli sohbetlerle doldurdular. Avrupa, gelmiş geçmiş en büyük güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kaldığı için şimdiye kadar kurulmuş olan en büyük ittifak, her zamankinden daha gerekli. Avrupalılar daha fazla para harcıyor ve Washington'un yükünü azaltıyorlar. NATO, üyelerini geleneksel saldırılara karşı savunmak ve yeni tehditlerle yüzleşmek için planlar hazırlıyor. Avrupalılar, giderek daha agresif olan Çin'in yarattığı devasa mücadele alanlarının üstesinden gelmeye bile hazırlar. Sonuçta, ittifak büyük ölçüde gelişiyor.

Bu bir fantezi. Çok hoş bir şey. Ancak yine de fantezi.


NATO, Avrupa devletlerini II. Dünya Savaşı'ndan sonrasında Sovyet saldırganlığından korumak için 1949'da kuruldu. ABD'nin Avrupa yönetimlere savunma çabalarına sadece yardımcı olması gerekiyordu. Mesela, Dışişleri Bakanı Dean Acheson, Kongre’ye “az ya da fazla kalıcı bir katkı olarak çok sayıda asker gönderilmesi gerekmeyeceğine” söz verdi. Dwight D. Eisenhower, eski savaş ittifakı lideri, ilk NATO komutanı ve gelecekteki Soğuk Savaş'ın Başkanı, “Batı Avrupa ülkelerinin kendileri için zorunlu olan bir askeri gücün gelişmesini engelleyeceğini” öngören kalıcı bir ABD garnizonu sağlamaya karşı çıktı.


Ne yazık ki, SSCB Orta ve Doğu Avrupa üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdığı için bu sözler göz ardı edildi. Avrupalılar ekonomik olarak toparlandı, ancak savunma harcamalarını buna göre arttırmadılar. Washington, hâkim askeri varlığını sürdürürken müttefiklerini daha fazlasını yapmaya çağırdı. Rutin olarak tamam dediler, ancak çok az şey yaptılar.


Varşova Paktı ve Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra NATO'nun hayatta kalıp kalmayacağı belirsiz görünüyordu. Bu nedenle yetkililer, transatlantik örgütün eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Robert Zoellick’in “yeni döneme uyacak yeni görevler” önerisine uyulmasını kabul ettiler.. Örneğin, uzun bir resmi geçmişi olan Robert Hormats NATO’nun “öğrenci değiş tokuşu yapmak, uyuşturucu ticaretiyle, terörle, çevreye karşı tehditlerle mücadele etmeyi” teşvik etmesini önerdi. Bir zamanlar ABD’nin NATO büyükelçisi olan David Abshire, “çevre kontrol teknolojisinin Doğu’ya transferini” koordine etmeyi önerdi.


Sonuçta ittifak, düşmanı ortadan kalkmasına rağmen üyelerini arttırarak genişlemeye karar verdi. Bunu yapmak Moskova'ya verilen çok sayıda güvenceyi ihlal etti. NATO ayrıca üye devletler dışında savunma anlamına gelen “alan dışı” faaliyetler başlattı. Bu, ironik bir şekilde anlaşmayı saldırgan bir araca dönüştürdü, ilk olarak 1999'da Sırbistan'ı parçalamak için kullanıldı. Özünde, NATO bir araçtan sonra, yeni araçlarla savaşa girmişti. Senato Dış İlişkiler Komitesi başkanı Richard Lugar, söz konusu örgütün “alan dışına veya iş dışına çıkacağını” söyledi. Ve kamuoyunu etkileyen ekonomistlerin tahmin edeceği gibi, ittifakta yer alan hiç kimse ikincisini (iş dışına çıkışı) istemiyordu.


Sovyetler Birliği'nin çöküşü, Avrupalıların görmezden gelmeye devam ettiği daha fazla yük paylaşımına yönelik Amerikan taleplerini yoğunlaştıran Avrupa silahsızlanmasını tetikledi. Süreç yıllarca sürdü ve sapkın bir şekilde, Avrupa ne kadar az harcarsa Amerika’nın daha fazla harcama yapabileceğini gösterdi. Bu nedenle, Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesinden sonra tuhaf bir şekilde “Avrupa Reasürans Girişimi” olarak adlandırıldı: Avrupalılar Washington’a, hiçbir şey yapmasalar bile, onların yanında kalacaklarını söylediler. ABD'li politika yapıcılar, Avrupalıları bağımlı tutmak için sübvanse etme gereğini kabul ettiler. Washington, Avrupa'nın daha fazlasını yapmasını tercih ederek, yalnızca Amerika'nın emri altında, bağımsız harcama ve eylem önerisine karşı çıktı.


İttifak üye eklemeye devam etti. Kısa süre önce Karadağ 'ı kabul etti, Kuzey Makedonya' nın mevcut 29 üyeden anlaşma onayını alması bekleniyor (Seçkin Deniz'in Notu: Fransa Kuzey Makedonya'nın üyeliğini veto etti). Sıradaki üye 'Kükreyen Fare' romanındaki 'Büyük Fenwick Dükalığı'!


Son bölge dışı savaşlar uzak, geleneksel olmayan çatışmalardı: ikincisi, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un müttefiklerin koordinasyon eksikliğinden şikayetini tetikleyen Afganistan, Libya ve Suriye. Bazı NATO taraftarları kuruma "küresel ittifak" diyor, muhtemelen küresel polis olarak hareket etmeye hazır olduğu için. Her durumda, elbette, ağır yükü kaldırmak kaçınılmaz olarak Washington'a düşer.


Her yeni Başkan, Avrupalıları ortak savunma için yeterli katkı sağlayamadıkları için eleştirdi. Savunma bakanı Robert Gates, ittifakın risk altında olduğunu öne sürdü, çünkü “Amerikanın kendi politikaları gereği, gerekli kaynakları kendi savunmalarına ayırmak istemeyen uluslar adına giderek daha değerli fonlar harcanması ABD Kongresi’nde iştah ve sabrın azalmasına neden olacak". Cumhurbaşkanı Trump, daha kabaca olsa da benzer duyguları dile getirdi.


Ne yazık ki, yük paylaşımı tartışması verimsiz. Mesele yük atmak olmalı. Başkan Trump doğru olanı yaptığında bile, çok kötü bir şekilde yapıyor. Demek NATO’nun yanında. Ancak ittifakın “beyin ölümü”, korkunç yönetimini değil, kendi içsel sorunlarını yansıtıyor.


Oldukça basit, ABD vergi mükelleflerinin kendilerini savunabilecek ulusların savunmasını sübvanse etmeleri anlamsız. Ortak çıkarlar askeri işbirliğini haklı göstermeye devam edecek. Ancak, bugün olduğu gibi ittifak artık Amerikan çıkarlarına hizmet etmiyor.


NATO'nun sorunları çok ve temeldir.


İlk olarak, Amerika ve Avrupa artık ortak bir varoluşsal bir tehditle karşı karşıya değil. Bu da böylesine farklı bir üyelikle birleşik eylemi çok zorlaştırıyor. Rusya, Sovyetler Birliği değil. Vladimir Putin, Joseph Stalin değil. Rusya Federasyonu tatsız bir oyuncu, ancak sınır güvenliği ve uluslararası saygı konusunda ısrar eden 1914 öncesi büyük bir güce geri döndü. ABD’ye Rus saldırısı olasılığı yoktur ve  Eski veya Yeni, Avrupa’da bir şans daha yoktur. Mantıklı olsa da, Baltık Ülkelerinin başarılı bir şekilde ele geçirilmesi bile maliyet açısından çok az fayda sağlayacaktır.


Rusya’nın, Avrupa’nın ve Amerika’nın çıkarları sık sık çatışıyor (örneğin, Ukrayna’da ekonomik baskınlık ve Suriye’de siyasi baskınlık konusunda anlaşılır biçimde farklı bakış açıları var), ancak bu tür konuların çoğu yalnızca sınırlı öneme sahiptir. Gürcistan ve Ukrayna ile ilgili anlaşmazlıklar bile Avrupa ve Amerika için çevresel konulardır.  Bununla birlikte, ikincisi söz konusu olduğunda Rusya için güvenlik endişeleri varoluşsaldır.


NATO’nun genişlemesi, Atlantik ötesi ittifakı binlerce kilometre doğuya kaydırdı; Batı destekli “renk devrimleri” komşu devletlere düşmanca hükümetler yerleştirdi; Ukrayna, Rusya İmparatorluğunun ve Sovyetler Birliği’nin kalbi olan topraklardı; 1954'te bir Sovyet siyasi anlaşmasının parçası olarak Ukrayna'ya transfer edilen Kırım, Sebastopol'daki önemli bir Karadeniz askeri üssünü içeriyor. Moskova, Washington’un Latin Amerika’yı gördüğü gibi Ukrayna'nın “yakın sınır” olduğunu düşünüyor. ABD resmi olarak ilgi alanlarına inanmıyor, ancak Trump yönetimi Rusya'nın Venezüella’ya müdahalesine sert tepki gösterdi. Başkan, “Rusya Venezüella'dan çıkmak zorunda” dedi. O zaman Ulusal Güvenlik danışmanı John Bolton şunları söyledi: “Batı yarımkürenin dışındaki aktörleri Venezüella’da ya da yarımkürenin herhangi bir yerinde askerî operasyonlar başlatmak ve genişletmek amacıyla askeri varlıklarını konuşlandırmamaları konusunda şiddetle uyarıyoruz."

Bu nedenle, Moskova'nın davranışları, haksız olmalarına rağmen, esasen Batı'ya karşı savunmacıdır. Bu sonuç, Rus askeri konuşlandırmalarla desteklendi. Harvard Üniversitesi Belfer Center'dan Mike Kofman şunları söylüyor: "Rus kuvvetlerinin [Baltık] bölgesindeki üssü yoğunlaşan kışkırtıcı hava ve deniz faaliyetlerine rağmen, temel olarak savunma amaçlıdır ve önleyici silahlarında eskime var."


Putin hükümetinin Ukrayna üzerindeki gerginliği azaltmakla ilgilenebileceğine dair artan göstergelere rağmen, müttefikler NATO'nun genişlemesini sona erdirerek Rusya'nın davranışlarını ılımlılaştırmasına neden olabilecek bir imtiyaz sunmadılar.


İkincisi, çoğu Avrupalı, güvenliklerinden korkmuyor gibi görünüyor. Moskova'nın çoğu zaman tatsız davranışlarını sınırlayan halk histerisine rağmen, çok az Avrupalı ​​Rusya için endişelenmektedir. Baltıklar ve Polonya farklı bir perspektif ifade ediyorlar, ancak askeri harcamaları, GSYİH'nın yaklaşık yüzde iki'si, bağımsızlıklarının tehlikede olduğuna gerçekten inanıyorlarsa bu oran önemsiz kalıyor.


Kıta, öncelikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika'dan kaynaklanan diğer mütevazı güvenlik sorunlarıyla karşı karşıyadır, ancak çok azı askeri müdahaleye açıktır ve hiçbiri daha büyük bir Avrupa ordusu gerektirmez. Fransa ve Birleşik Krallık'ın sömürge geçmişleriyle ilgili daha büyük uluslararası çıkarları var, ancak müdahale istekleri bile azalıyor.


Bu yılın başlarında eski ABD büyükelçileri Douglas Lute ve Nicholas Burns

NATO’nun sorunlarının şaşırtıcı olduğunu iddia ettiler: “Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra Avrupa’daki güvenlik ortamı belki de en şiddetli krizi temsil ediyor.” Eylül 1939'dan daha mı fazla? Ağustos 1914'ten? Napolyon Savaşları ve Fransız Devrimi zamanından? Almanya Şansölyesi Angela Merkel, “NATO’yu bugün korumak, Soğuk Savaş’ta olduğundan daha fazla ya da en azından Soğuk Savaş’ta olduğu kadar önemli” dedi. Aslında, Avrupa her zamankinden daha güvenli olabilir.

Üçüncüsü, bazı devletlerin NATO’nun yüzde iki hedefine yönelik artan harcamalarının aksine, önemli askeri harcama artışları olası değildir. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo bile Avrupalılardan daha fazlasını yapmasını istediğinde “Zor” diye cevap veriyorlar. "Seçmenlerimiz savunma için para harcamaktan gerçekten hoşlanmıyorlar." Bu ciddi bir tehdit olmadığı ve Washington’un ne olursa olsun kıtayı savunmak için gösterdiği kararlılık göz önüne alındığında oldukça mantıklı bir cevap.  Avrupa askeri harcamalarının GSYİH payı, geçen yıl yüzde 1,51 olarak 2012 yılıyla aynı düzeyde gerçekleşti.


Geleceğin daha iyi olması pek mümkün değil. Kıtanın küçük devletlerinin askeri harcamaları genel harcamalar üzerinde çok az etkiye sahipken, ekonomik açıdan en önemli beş Avrupa ülkesinin katkısı berbat bile değil. En önemlisi, Almanya geçen yıl GSYİH'nın sadece yüzde 1,23'ü ile sıkıntılıydı. Dahası, Bundeswehr'in (Alman Ordusu) hazırlığı korkunç. İki yıl önce Rand Şirketi, Berlin'in ağır zırhlı bir tugayı seferber etmesinin bir ay alacağını tahmin ediyordu. Ocak ayında Bundestag Askeri Komiseri Hans-Peter Bartels, artan harcamalara rağmen, Bundeswehr'in eksikliklerinin çok azının giderildiğini bildirdi: “Ne yeterli personel ne de maddi kaynak var ve sık sık biri yetersiz kaldığında sıkıntıyla karşı karşıya kalınıyor.” dedi.  Daha önce savunma harcamalarını 2024'te yüzde ikiye çıkarmayı kabul eden Şansölye Merkel şimdi Berlin'in 2030'ların başlarında bunu yapacağını söylüyor. En son verdiği tarih güvenilir olsa bile, mevcut koalisyonu potansiyel çöküşle karşı karşıya kalabilir ve gelecek yılın başlarında Merkel görev dışı kalabilir. Sol gelecekte bir hükümet oluşturursa, askeri harcamaların tersine dönmesi muhtemeldir.


Dördüncüsü, Avrupalılar, ordularına ne kadar az katkıda bulunduklarına bakılmaksızın ABD'ye güvenebileceklerini biliyorlar. Washington yıllarca akıllıca önerilerde bulundu, şikayet etti, talep etti, yalvardı ve müttefiklerinin dikkatini çekemediği halde daha fazlasını yapmaları için ısrar etti. Sadece Rusya’nın Ukrayna’ya yaptığı 2014 müdahalesi, Trump’ın taleplerinden önce Avrupa’nın askeri harcamalarında ılımlı bir artışın başlamasına neden oldu. O ve geçmişteki başkanları, Amerika’nın müttefiklerine daha fazlasını yapmak için ısrar ettiğinde bile, yönetim kadroları her zaman olduğu gibi işlerini yürütmüş ve elçileri ne olursa olsun Avrupa’nın kıtayı savunma konusundaki ebedi taahhüdünün Avrupa’daki gecikmeleri “güvence altına almaya” adanmış Avrupa’yı ziyaret etmişlerdir. Neredeyse Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarındaki her Trump ataması, Amerika’nın Pentagon’un savunma rolünü sürdürme konusundaki sarsılmaz taahhüdünü hatırlatarak, aslında Avrupa’ya harcanan parayı ve askerleri arttırma konusunda ısrar ederek, Başkan'ın dramatik söyleminin altını çizdiler.


Beşinci olarak, Avrupalılar kendilerini savunabiliyorlar. Her ne kadar şu anki güç yapılarıyla bu kolay olmasa da. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, “ABD olmadan şu anda kendilerini koruyamayacakları” konusunda ısrarlı. Evet, şu anda, çünkü Avrupa daha fazla harcama yapmıyor ve daha etkin bir şekilde savunma konusunda çalışmıyor. Avrupa, eşdeğer bir ekonomiye ve Amerika'dan daha büyük bir nüfusa sahiptir. Kıta on bir kat ekonomik güce ve Rusya nüfusunun yaklaşık dört katına sahiptir. Zaten Avrupalılar, silahlı kuvvetlere Moskova'nın dört katı kadar tahsisat yapıyorlar. Ancak Avrupa çok daha fazlasını yapabilirdi. Kolektif eylem açıkça zor olabilirdi, fakat bu aciliyet duygusu ile hafifletilebilirdi. Kıta daha fazlasını yapmıyor, çünkü daha fazlasını yapamadığı için değil, daha fazlasını yapmak istemiyor. 


NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg daha da ileri giderek şunları söyledi: “Avrupa'nın NATO olmadan yönetilebileceği algısından kaçınmamız gerekiyor, çünkü iki Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş bize Avrupa'da barış ve istikrarı korumak için güçlü bir transatlantik bağa ihtiyacımız olduğunu öğretti.”  Görünüşe göre Faşizmin, Nazizmin ve komünizmin kıtadan kaybolduğunu fark etmemiş Avrupalıların Amerika’nın yardımı olmadan başa çıkmalarının önündeki en büyük engel, ABD’ye olan uzun süreli bağımlılıklarıdır.

Altıncısı, birçok Avrupalı ​​birbirlerini veya Amerika'yı savunmak istemiyor. Bu yılın başlarında yapılan bir YouGov anketinde, Fransızların yalnızca yüzde 42'si, Almanların yüzde 53'ü ve İngilizlerin yüzde 59'u ittifakın kıtanın savunmasında rol oynayacağına inanıyordu. Neredeyse aynı şekilde, Avrupalılar, ittifakın idare edemeyeceği terörizmden işgalden daha fazla endişe duyuyorlardı. NATO üyelerindeki müttefik ülkelere yardım etme istekliliği, bazı durumlarda gençlere düşen destekle birlikte çarpıcı bir şekilde değişmişti.. En önemli ittifak üyelerinde bile askeri aktivitelere tutarsız destek vardı. Mesela, Fransızların ve İngilizlerin çoğunluğu, birbirleri dışında diğer devletleri savunmak istemiyorlardı.


2019 Avrupa Dış İlişkiler Konseyi'nin yaptığı bir ankette 'Bir ihtilafta Rusya’yı mı yoksa ABD’yi mi desteklemeleri gerektiği' sorulduğunda, 14 Avrupa ülkesinde de ezici bir çoğunlukla cevap Cevap alınamadı. 2018 Pew Araştırma Merkezi'nde yapılan bir ankette, on Almandan sadece dördünün Amerika dahil NATO müttefiklerini saldırılara karşı savunmaya istekli oldukları tespit edildi. Oranlar İngilizler için sadece yüzde 45, Fransızlar için de yüzde 53 idi. Özellikle, Avrupalıların çoğunluğu Avrupa’yı savunmak için kendi uluslarının sorumluluğunu sık sık aşağı çekerken,  ABD’nin daha fazlasını yapması gerektiğine inanıyordu. Macron bile ülkelerin NATO sorumluluklarını yerine getireceğinden şüpheliydi: “5. madde yarın ne anlama gelecek” diye sormuştu.

Yedincisi, NATO var olduğu sürece, en açık şekilde Avrupa Birliği altında olan bir Avrupa ordusundan bahsetmek saçmadır. Mevcut hükümetler, kendi ordularına daha fazla harcama yapmak istemiyorlar. Washington ve NATO yetkililerinin ısrarla tutumlarına rağmen, mevcut bir ittifakta (NATO) önemli artışlar yapmayacaklar. Kısaltılmış harflere sahip ittifaklar (NATO, AB gibi) Avrupalıları daha fazlasını yapmaya ikna etmeyecek. Fransa'nın bile NATO ve AB için askeri harcamaları arttırması pek mümkün değil. AB tarafından sağlanan bir ordunun anlamı sadece transatlantik ittifakın alternatifi. Veya NATO, hem kıtanın hem de Amerika'nın çıkarları dahilinde işbirliğini ilerletmek için ABD'nin ortak üye olmasıyla birlikte Avrupa kontrolüne devredilebilir. Bununla birlikte, bugün Avrupalı ​​tutumlar göz önüne alındığında, kıta iki askeri bir ittifakı kolayca destekleyemez.


Sekizinci olarak, NATO’nun ek görevler üstlenmesi önerileri, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra başlatılan ve ittifakın askeri misyonundan uzak durma tehdidinde olduğu gibi süren bir arayışı yansıtıyor gibi görünüyor. Siber güvenlik gibi meseleler önemlidir ve işbirliğini gerektirir ancak belki de bu transatlantik ittifaktan ayrı bir şeydir.

Gerçeklikten daha da kopuk olan, ABD yetkililerinin Avrupa’nın Çin’le yüzleşmesi önerisi. Pekin’in kıta ile ekonomik teması önemli ve askeri tehditler asgari düzeyde. Avrupalılar, çok daha belirgin olan “Rus tehdidi” konusunda da hemfikir olamazlar. Almanya, Moskova ile birlikte doğal bir doğalgaz boru hattı planlıyor, Fransa'nın Macron'u, Rusya'nın düşman olmadığını söyledi, Yunanistan ve İtalya gibi çeşitli ülkelerin de süren ekonomik yaptırımları eleştirdiğini belirtti. Avrupalıların Pekin üzerinde uzlaşmaya varma olasılığı sıfırdır. Macron, Çin'in de bir düşman olduğu iddiasını çoktan reddetti. Çin ve Tayvan ile Güney Çin Denizi arasındaki bölgesel anlaşmazlıklar konusunda Çin ile savaşmak için bir savaş kuvveti gönderen İngiltere ve Fransa’yı kim hayal ediyor?


Dokuzuncusu, oy birliğine bağlı olarak gittikçe büyüyen bir ittifak etkili bir eylemi giderek daha zorlaştırıyor. Rusya ve Orta Doğu arasındaki farklar büyük. Yunanistan ile şu anda Kuzey Makedonya olarak bilinen ülke arasındaki neredeyse komik isim anlaşmazlığı Üsküp'ün NATO'ya katılma başvurusunu yıllarca sürüncemede tuttu. Şimdi Türkiye, diğerlerinin yanı sıra Baltık güvenlik planlarını, diğer üyelere Suriyeli Kürtlere (Seçkin Deniz'in notu: Yazarın Suriyeli Kürtler diyerek manipüle ettiiği gerçekte, kürtlerin çoğunluğunun reddettiği PKK-YPG'li teröristler, NATO üyesi ülkelerin Türkiye'nin güneyinde, Suriye'nin kuzeyinde bir terör devleti kurmak için her ülkeden her ırktan, her dinden topladığı, eğitim ve silah desteği verdiği paralı teröristlerdir) terörist muamelesi talebini kabul etmeye zorlayarak engelliyor. Bu, hükümetinin Rus silahları satın almasından, otoriter ve İslamcı bir yönde ilerlemesinden ve ordunun Batı'dan milliyetçiliğe yönelimini yeniden düzenlemesinden sonra geliyor.


Nihayetinde, Amerika'nın mali durumu bozulmaya devam ediyor. Geçen yıl federal bütçe açığı yaklaşık bir trilyon dolar buldu; bu ABD mali krizinden sonra 2012'den beri ulaşılan en yüksek seviye. Kongre Bütçe Ofisi, artan ulusal borç ve yıllık faiz ödemeleriyle birlikte kırmızı mürekkepli tsunaminin devam etmesini bekliyor. ABD nüfusu yaşlandıkça ve sağlık maliyetleri artmaya devam ettikçe, daha fazla kaynak Sosyal Güvenlik, Medicare ve Medicaid'e  aktarılacaktır. Kesinti yapılacak diğer alanlar, borçlanmayı gerektiren zaten azaltılmış ve toplam harcamaların ancak 15'ini oluşturan yurtiçi isteğe bağlı harcamalar ve Pentagon olacaktır. Seçilmiş yetkililerin, Avrupa uluslarının çıkarlarını Amerika’nın yaşlılarının önüne çıkarması pek mümkün değil.


Cumhuriyetçi Parti, kuruluş müdahalecilerinin hâkimiyetinde kalmasına rağmen, Demokratlar dış politikaya odaklanmış durumdalar. Politikanın, Amerikanın geniş kapsamlı küresel rolünü savunanlara karşı giderek daha fazla değişmesi muhtemeldir. Artan sayıda politikacının, müreffeh ve kalabalık müttefikler için uluslararası bir 'dole' (sadaka) haline gelen bir savunma politikasına meydan okumakta Donald Trump'ı takip etmesi muhtemeldir. Özellikle ikincisi, gelişmiş bir yetkilendirme duygusu göstermektedir.

Şunu düşünün: Geçen yıl ABD, ordusunda  kişi başına 1900 dolar ayırdı. Diğer 28 üye ise ortalama 503 dolar tahsis ettiler. 15 üye kişi başına 300 dolardan az bir miktar ayırıyor. Avrupalılar kendi kıtalarını korumak konusunda isteksiz olsalar da, Amerikalılar ayrıca Asya'yı, Ortadoğu'yu ve gittikçe Afrika'yı da koruyorlar.

Amerika'nın müttefikleri tatlı anlaşmalarını sürdürmek istiyorlar. ABD'li politika yapıcılar ilerlemeye istekli görünüyor. Beyaz Saray, “Atlantik ötesi ilişkinin çok, çok sağlıklı bir yerde olduğunu” açıkladı. Nisan ayında Dışişleri bakanı Pompeo, müttefiklerin “NATO’nun önümüzdeki 70 yıl boyunca etraflarında olduğundan emin olmak için” buluştuğunu açıkladı.


Bununla birlikte, Londra zirvesi NATO’nun temel olumsuzluklarına çözüm getirmedi. Katılımcılar, ittifakın yıldönümünü kutlayan, daha fazla harcama yapma, birden fazla tehditle karşılaşma, “herkes için güvenliği artırma” ve yeni teknolojileri ele alma sözü veren bir bildiri yayınladılar. Bunların hepsi nasıl gerçekleştirilecek? Yeni bir komite oluşturarak: “Gelişmekte olan stratejik ortamı göz önüne alarak, Genel Sekreteri, Dışişleri Bakanlarına, NATO’nun istişaresi dahil olmak üzere siyasi boyutunu daha da güçlendirmek için ilgili uzmanlığı kullanarak ileri görüşlü bir yansıma süreci için Konsey tarafından kabul edilen bir teklif sunmaya davet ediyoruz."


İttifakı uygulanabilir kılmak için çok daha fazlası gerekli olacak. NATO’nun genişlemesini durdurmak, hesap verebilirliği sağlamak, Rusya ile ilişkileri geliştirmek ve Washington’un katkısını azaltmak gibi yarı tedbirler hiçbir zaman olmamasından daha iyidir, ancak yine de yetersiz ve palyatiftir.


Bunun yerine ABD, kıtanın savunması konusundaki sorumluluğunu aşamalı olarak üzerinden atmalı ve bu da Avrupa'nın savunmasını Avrupalılara devretmek demektir. Amerika ve Avrupa, karşılıklı kaygılara odaklanan daha gevşek bir düzenlemeyle, arkadaş ve hatta müttefik olarak kalmalıdır. Ancak Pentagon, Avrupalılara refah sağlamak yerine, Amerikalıları koruma görevine odaklanmalıdır.



Doug Bandow, 5 Aralık 2019 , National Interest 


(Doug Bandow, Cato Enstitüsü'nde Kıdemli Araştırmacı ve Eski Başkan Ronald Reagan'ın Özel Asistanı ve Foreign Follies: America's New Global Empire dahil olmak üzere birçok kitabın yazarıdır.)



Seçkin Deniz, 08
.12.2019, Sonsuz Ark, Çeviri, Çeviri ve Yansımalar
Takip et: @Seckin_Deniz


Not: Çeviri programları kullanılarak İngilizce'den çevrilmiştir.



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı