14 Kasım 2018 Çarşamba

SA7123/KY38-SevDur176: Twitter Mahkemesi Yargılamadan Mahkum Ediyor


Takdim

Kitlelere ulaşma açısından çok güçlü bir silah olan sosyal medya, suç ve ceza konularında da aktif olarak kullanılıyor. Sosyal medyada gündem olan suç olaylarında bazen hakimin takdiri akamete uğrayabiliyor. Özellikle Twitterda insanlar dosyanın içeriğini bilmeden linç girişiminde bulunuyor, yargılamadan mahkum ediyor. Bu durumda da hukukun vazgeçilmez normlarından olan hakimin bağımsızlığı ve adil yargılanma ilkeleri zarar görebiliyor. Konunun uzmanlarına “Sosyal medyadan adalet sağlanır mı?” sorusunu sorduk ve adaletin adresini bulmaya ışık tuttuk.

Ceza hukukunda tutuklama sebepleri belli olduğu halde, medyada yankılanan bir haber veya sosyal medyada kamuoyunun gündemine oturan bir olay sonrasında suç isnat edilen kişi tutuksuz yargılanıyorsa tutuklanabiliyor veya cezasında artırıma gidilebiliyor. En son Trabzon’da kameralara yansıyan küçük çocuğa taciz olayı gibi pek çok örnek mevcut. 

Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı olay mahallini gören iş yeri kamerasından elde edilen görüntülerin Başsavcılığa ulaşması üzerine, henüz olay habere konu olmadan şüphelinin gözaltına alınması talimatı verildiğini açıkladığı halde, olay sosyal medyada gündeme geldiği için tutuklama kararı alındığı izlenimi çoktan oluşmuştu bile.

Sosyal medya kitlelere ulaşma açısından çok güçlü bir silah olduğundan dolayı her konuda olduğu gibi suç ve ceza konularında da aktif olarak kullanılıyor. Bazen ışık hızıyla yayılan haberler yalan çıkabilirken, gerek ulusal gerekse de uluslararası normları olan hukuk konularında sosyal medyanın etkisi vicdanları yaralıyor. Sosyal medyada gündem olan olayların cezai yaptırımları olmasa bile hakimin takdiri bu durumdan ciddi olarak etkileniyor. Oysa hakimin bağımsızlığı ve adil yargılanma ilkeleri hukukun vazgeçilmez normlarından ve sosyal medyanın baskısıyla bu durum ciddi zarara uğruyor.

ÖMÜR BOYUNCA SUÇLU KALABİLİR

Öte yandan sosyal medyanın gücüyle hakimin kararının etkilendiğini gören insanlar, adaletle ilgili konuları adalet mekanizmalarıyla değil de sosyal medyada ses çıkartmak yöntemiyle çözme yoluna gidiyor. Bu durumda da kamuoyunun aklına “adalet sosyal medyadan mı sağlanıyor” gibi çok tehlikeli bir soru geliyor. Sosyal medyada gündem olmak hakim ve savcıların kararlarını etkilemesinin yanı sıra, mağdur olan kişinin herkes tarafından bilinmesine de olanak tanıyor. Özellikle mağdur olan kişi çocuksa, hayatı boyunca bu mağduriyetle yaşamak zorunda kalıyor. Kendisine suç isnat edilen kişi ise suçsuzluğu ispatlansa bile, ömrü boyunca suçlu olarak hatırlanmasının bedelini maddi ve manevi olarak ödüyor.

Sosyal medyanın hiçbir şekilde adalet aranacak yer olmadığını söyleyen uzmanlar, sosyal medyanın adaleti yaraladığı ve kişilerde güvensizliğe yol açtığının altını çiziyor. Tutuklama ile ilgili kararlar, davanın esasına ilişkin olmayıp tedbir amaçlı yapıldığından dolayı, kamuoyu etkisiyle hakimin takdir yetkisinin de ortadan kalktığı görüşündeler. Olaylar sosyal medyaya düşmeden önce hakimin kamu vicdanını yaralamayacak kararlar alması, sonrasında da etki altında kalmaması gerektiğini söyleyen uzmanlar, gerçek adalet sağlanırsa kişilerin sosyal medyadan adalet arama yoluna gitmeyeceklerini belirtiyor.

SOSYAL MEDYA ADALETE ZARAR VERİR

Basında veya sosyal medyada gündem olan olayların genellikle dosya içeriği bilinmeden kamuoyuna yansıtıldığını söyleyen Hukukçular Derneği Başkanı Cavit Tatlı, hakim ya da savcıların verdiği kararların arkasında durmayarak, kamu vicdanının yaralanmasına da neden olduklarını ifade ediyor:

 “Özellikle tutuklama ile ilgili olarak verilen kararlar davanın esasına ilişkin değildir. Bu tür kararlarla ilgili daha somut kriterler belirlenmesi ve mahkemelerin kararlarını buna göre vermesi gerekir. Mahkemeden mahkemeye değişen ya da olayın basına intikal edip etmemesine göre değişen kararlar kamu vicdanını yaralar ve mahkemelere olan güveni sarsar.

Toplumda bu tür durumlarda kimin daha çok sesi çıkıyor ise o kişilerin ya da grupların taleplerine göre mahkeme/hakim/savcı kararları oluşur ve adaletin değil adaletsizliğin doğmasına neden olur. İnsanlar mahkemelerde değil basın organlarında ya da sosyal medyada hak aramaya başlar. Bu durumda da devlet egemenlik yetkisine bağlı olan yargı yetkisini kullanamadığı gibi yargıyla beraber devlete olan güven de azalır. Yargının verdiği kararların arkasında duramaması gibi bir sorun ayrı bir çıkmazı beraberinde getirir; haklı ya da haksız herkes olağan yargı sürecini işletmek yerine bu yola tevessül eder. Dosya içeriğinden haberdar olmayan sosyal medya kullanıcıları ya da basın organları hem soruşturmaların selametle yürütülmesine hem de adaletin sağlanmasına ciddi zararlar verir.

Geçtiğimiz yıllarda bir TV kanalında ‘yargılanmadan’ suçlu ilan edilen kişinin intihar ile sonuçlanan olayında şahsın suçsuz olduğu anlaşılmıştı. Mahkemelerde, şüphe durumundan sanığın faydalanması ilkesi geçerlidir. Oysa sosyal medya ve basın, sanık veya müştekinin hakları ya da gerçeğe ulaşmak yerine en fazla reyting almak gibi bir amaca yönelebilmektedir. Ayrıca bu mecrada yazılanların ve söylenilenlerin doğruluğunu insanların kontrol etme imkanı yoktur. Kısaca bu tür mecralarda yapılan hatalar telafisi imkansız zararlar doğurabilir. Bu nedenle bu mecralarda yapılan haberler ya da kamuoyunu yönlendirmeye dönük çalışmalar adaletin sağlanmasının yararına değil zararınadır. Mahkemeler, hakimler ya da savcıların her aşamada gerekli incelemeleri yaparak vicdanları rahatlatacak kararlar vermeleri durumunda ne basın ne de sosyal medya bu alana -yargılama faaliyetlerine- girmeyecek, giremeyeceklerdir.”

TOPLUM HERKESE AYNI MUAMELE BEKLİYOR 

Adaleti uygulayacak olan yargı mercileri gerçek adaleti verirse kimsenin sosyal medyadan adalet peşinde koşmayacağını söyleyen Av. Mehmet Alagöz, şu ifadelerle fikirlerini açıklıyor: 

“Suça ilişkin durumlarda adaletin mahkemelerde yargıçlar tarafından sağlanması gerekiyor. Mahkemenin suça ilişkin bir kanaate varıp serbest bırakması, sosyal medyada gündem olduktan sonra tutuklamaya varması, kendi tutarsızlığını ortaya koyuyor. Hakimlerin karar verirken, doğrudan somut olaya endeksli karar vermeleri, her olaya çok ciddi bir olaymış gibi bakmaları ve ele almaları gerekir.

Hakimler bir olayla karşılaştıkları zaman öncelikle o suça uygulanacak olan ceza maddelerine bakıyorlar. Bu ceza maddeleri itibariyle yargılama sonucunda zaten cezaevine atmayacağı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, paraya çevirme, erteleme gibi başka tedbirler uygulayabilecekleri kimseleri prensip olarak tutuklamıyorlar. Basit istismar düzeyinde olan bir durumda da olay kamuoyuna yansımamışsa genelde tutuklama tedbirini çok fazla uygulamıyorlar. Fakat kamuoyunda vahim nitelikte bir algı oluşmuşsa, hakimler de bu baskıyla tutuklama tedbirine gidebiliyorlar. Tutuklama tedbiri de aslında hem sanığı hem mağduru korumaya yönelik olabiliyor. Çünkü bazen öyle bir infial oluşuyor ki, suç isnat edilen kişinin serbest dolaşması, mağdurun ve ailesinin ona zarar verme tehlikesini de ortaya çıkarıyor.

Bizim istismarla ilgili kanunlarımız çok detaylı. Hatta bazen cezalar fazla bile gelebiliyor. Kanunları uygulayan hakimlerin takdiri bunu belirliyor. Mahkemeler niyete veya olası tehlikelere değil, doğrudan eylemlere ceza verir. Bir olayda basında yer aldığında veya önemli bir kişinin başına geldiğinde farklı, herhangi birinin çocuğunun başına geldiğinde farklı bir muamele değil, kişinin kim olduğu önemsenmeksizin aynı hükümlerin uygulanmasını bekliyor toplum. 

Eğer mahkeme salonlarında adalet gelmezse, insanlar olayları medyaya, sosyal medyaya, kamuoyuna lanse ederek, belki de mağdura da zarar vererek, çünkü o çocuğun kimliğinin de korunması gerekiyor, sosyal medyadan adalet beklemeye başlar. Cinayet davaları artık televizyon ekranlarında çözülmeye başladı. Özellikle çocuklar açısından bir mağdurun kamuoyuna yansıması, ömür boyu o suçun mağduru olarak yaşamak zorunda bırakılmak anlamına geliyor. Suça maruz kalan çocukları rehabilite etmemiz, topluma kazandırmamız, psikolojilerinin olumsuz etkilenmemelerini sağlamamız gerekirken, bir anda sosyal medyada onları teşhir ederek aslında ömür boyu o suçla beraber yaşamalarını sağlamış oluyoruz.”

HUKUKUN EĞİLİP BÜKÜLMEZ KURALLARI OLMALI

Adalet merciinde olan hakim ve savcıların sosyal medyayı kendi davalarıyla ilgili kullanmamaları gerektiğini söyleyen Psikiyatrist Kemal Sayar, sosyal medyada duyguların çok kolay yönlendirebildiğini anlatıyor:

 “Sosyal medya insanların duygularıyla çok kolay oynanabildiği bir mecradır. Buralar aynı zamanda ticari mekanlar oldukları için belli eğilimler, belli etkiler kolaylıkla satın alınabilmektedir. Bu mecralarda etkin olan nüfuz sahibi insanlar, zaman zaman bu nüfuzlarını maddi bedel karşılığında insanların hizmetine sunmakta ve böylece kamuoyu oluşmasına ve halkla ilişkiler faaliyetlerine yönlendirmelerine hizmet etmektedirler.

Sosyal medyada yalan bir haber ışık hızıyla yayılabilmekte, yanlış bir fotoğraf çok hızlı bir şekilde dolaşıma sokulabilmekte ve insanlar olmayan bir şeye varmış gibi inanabilmektedir. Kirli bilgiden doğru bilgiyi ayrıştırmak için sosyal medyada gördüğümüz her haber ve tepkiye hemen katılmamamız, belli bir temkin ve bilgiden sonra bunları nazarı dikkate almamız gerektiğini düşünüyorum.

Hukukun eğilip bükülmez kuralları olmalıdır. Hukuk toplumsal etkiden kendini arındırabildiği ölçüde zaten pozitif ve normatif bir hukuk halini alır. Eğer hukuk insanların infialiyle veya insanların öfkesiyle yönetilebilecek bir konu olursa, hata yapma potansiyelimiz yüksek olur. Hukuk aktörlerinin en baştan toplumsal infiale yol açabileceği düşünülen olaylarda daha dikkatli davranarak hükümlerini ona göre vermeleri, sonrasında bu tür sosyal mecralarda büyük protestoların olmasını önleyecektir.

Sosyal medyada çok erken yargıya varılıp linç girişiminde bulunulduğu takdirde, yarın bir gün bu haksız gibi görünen insanlar haklı çıkabilir, hukuki süreçlerin sonucunda beraat edebilir, fakat orada hayatlarının üzerinde bir iz kalmış olur. Arama motorlarında sanki suçluymuş gibi hikayeleri devam eder. Unutulma hakkından mahrum kalırlar. Ayrıca insanlar sosyal medya ortamlarında ağır bir linçe uğradıkları zaman psikolojik açıdan çok büyük hasar görebiliyorlar. Depresyon veya travma deneyimleri yaşayabiliyorlar. Hatta bazıları intiharı bile düşünebiliyor. Sosyal medya linçi görünürde haklı sebeplere yaslandığı düşünülse de, sadece duydukları, okudukları bilgi kırıntılarıyla büyük hükümler vermeye yol açıyor, bu büyük hükümlerin neticesinde de kişiyi aşağılayacak, tahkir edecek, onun kişiliğini bir bütün olarak parçalayacak ifadeler çıkıyor insanların ağzından. Bu durum ego gücü düşük bir insan için katlanılması çok zor bir şey olabilir.”




Sevda Dursun, 14.11.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Röportaj, Eleştiri

Sevda Dursun Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu: Sevda Dursun Hanımefendi'den çalışmalarının yayınlanması için onayı alınmıştır. Seçkin Deniz, 12.09.2015


İlk Yayınlandığı yer: Gerçek Hayat





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı