6 Mayıs 2018 Pazar

SA6085/KY70-ZK8: Lübnan Seçimleri: 'Nazar Boncuğu' Lübnan’ı Savaştan Koruyabilecek mi?

"Lübnan seçimleri, Ortadoğu’nun yeni savaşının Lübnan’da olup olmayacağını göstermesi bakımından oldukça önemli."


Hem tarihsel dini/mezhebi bölünmüşlüğü hem de siyasi karmaşıklığı, Lübnan’ı adeta Ortadoğu’nun bir minyatürü haline getirdi. 

Bir düzineden fazla dini ve mezhebi fraksiyonun bulunduğu Lübnan’da, siyasi krizler ve ihtilaflar sebebiyle normalde beş yılda bir yapılan parlamento seçimleri yaklaşık on yıldır bir türlü yapılamıyordu. Yeni seçim yasasıyla ülkenin çoğunlukçu seçim sistemi yerini uzun tartışmalar sonucu nisbi temsil sistemine bıraktı. Lübnan’ın “1960 Yasası” olarak bilinen eski sisteminde partiler veya adaylardan en fazla oyu alan kazanıyordu. Eski seçim sisteminin en büyük dezavantajı, nüfus dengesi ve temsiliyet oranı arasında meydana getirdiği uçurumdu. Lübnan yeni seçim sistemiyle, 15 bölgede çeşitli ittifaklarla yapılacak ilk parlamento seçimlerine 6 Mayıs’ta gidiyor.


Lübnan için yönetimi belirleyen üç önemli etkenden bahsedilebilir; Din, mezhep ve köklü aileler. Lübnan parlamentosunun 128 sandalyesi, 1989’daki iç savaş sonrasında imzalanan Taif Anlaşması gereğince Müslüman ve Hristiyanlar arasında paylaşılıyor. Ancak hem Hristiyanlar hem de Müslümanlar için diğer bir belirleyici özellik de mezheptir. 

Son parlamentonun oranına baktığımızda nüfusun yaklaşık yüzde 30’unu oluşturan ülkenin en büyük mezhepsel grubu Şiiler 28 sandalye ile, ikinci büyük grubu olan Hristiyan Maruniler 34 sandalye ile, üçüncü büyük grubu Sünniler ise yine 28 sandalye ile temsil edilmekte. Bu üç büyük grubun haricinde Dürziler, Rum Ortodokslar, Rum Katolikler, Ermeniler, Nusayriler de mecliste temsil ediliyor. Geleneksel olarak Lübnan’da cumhurbaşkanlığı Marunilere, başbakanlık Sünnilere, meclis başkanlığı ise Şiilere verilmekte.


Yeni sistem, sorunlara yol açıyor


Eski sistemin temsiliyet noktasında yaşadığı sıkıntılara karşılık olarak, yeni seçim sistemi de geleneksel ittifak cephelerinde iç sorunlara sebep olmakta. Mesela Müstakbel Hareketi ve Ketaib arasında seçim propagandası döneminde çıkan polemikler ve birçok seçim bölgesinde beklenen ittifakların kurulamamış olması, bu sorunlar arasında sayılabilir. 


Eski seçim sisteminde, siyasi partilerin oluşturduğu bloklar öne çıkıyordu. Mesela, 14 Mart olarak bilinen ve Saad Hariri tarafından kurulan Suriye karşıtı ve ekseriyetle Sünni bloğun karşısında, 8 Mart olarak bilinen Esad rejimi yanlısı Şii Hizbullah, Emel Hareketi, Marunilerin Özgür Yurtseverler Hareketi ve Ermeni Taşnak partilerinin yer aldığı blok bulunuyordu. Şimdi ise durum 15 seçim bölgesinde ayrı ayrı ittifaklar yapılmasını zorunlu kılıyor. Böyle olunca da bazı kritik bölgeler öne çıkıyor; Sünnilerin yönetimdeki liderliğini belirleyen Trablus ve Şimal gibi Sünni yoğunluklu seçim bölgelerinde alınacak oy oranları sonuca doğrudan etki edecek bölgeler. 


Yine iki seçim bölgesiyle 19 milletvekili çıkarabilecek Beyrut’ta Başbakan Temmam Selam ve Müstakbel gibi Sünni yapılar ortak listeyle seçime girecekler. Karşılarında ise Dürzi lider Velid Canbolat’ın İlerlemeci Sosyalist Partisi, Hizbullah, Emel Hareketi ve El Ahbaş Örgütü ittifak kurup ortak liste yayınladı. Ancak Beyrut bölgesinde seçim sonuçlarını belirleyecek bir diğer durum da Ermenilerin tutumu olacak.Yine Beka ili mezhepsel çeşitliliği sebebiyle en kritik şehirlerden biri olacağa benzemekte.


Babadan oğula siyasetçilik


Seçimlerde en az mezhep ve din kadar etkili olan bir diğer faktör de köklü aileler. Bu ailelerin üçüncü, dördüncü nesil çocukları, şimdi ortak listelerde boy gösterdi. Bu durum çeşitli eleştirilere de sebep oluyor. Lübnan yönetiminin sürekli belli ailelerin elinde el değiştirmesi, siyasal feodalite eleştirilerine de sebep olmakta.


Lübnan’ın siyasi tarihine damga vurmuş bu ailelerden Dürzi Canbolat ailesi Timur Canbolat’ı, köklü Maruni ailesi Cemil ise Nedim el-Cemil’i aday gösterdi. Yine Franciye ailesinden Cibran Toni’in kızı Mişel Toni de adaylar arasında. Meclise kendi akrabalarını gönderen isimlerden biri de şimdiki Cumhurbaşkanı Mişel Avn; damatlarından Cibran Basil de listede yerini buldu. Bu ailelerin 1975-1990 iç savaşında büyük rol oynadıklarını da hatırlatmak gerekiyor.


Dolayısıyla Lübnan siyasetine yön veren partilerin, kemikleşmiş ailelerle ilişkileri dikkatle okunduğunda, Ortadoğu’daki diğer ülkelerde sıkça görülen aile partisi izleniminin nispeten Lübnan’da da karşımıza çıktığı söylenebilir.


Lübnan seçimlerine dış müdahaleler


Bir diğer ciddi sorun da Lübnan seçimlerine dışarıdan yapılan müdahaleler. Sünni Bloğun Arabistan tarafından, Şii Bloğun ise Suriye, İran tarafından hem kollandığı hem de finanse edildiği biliniyor. Şii Bloğun, Lübnan’da en etkili hareketlerinden Hizbullah geçmişten beri İran ile ilişkilerini hiç gizlememiş bilakis yönetici kadrosunun Velayet-i Fakihe bağlılıklarını belirten videolar yayınlamıştır. Ayrıca fiili olarak da Suriye’deki iç savaşta yer alan Hizbullah’ın Suriye’deki bu varlığı, hem içeride hem de dışarıda tartışma ve eleştiri konusu olmuş durumda. Hizbullah’ın Suriye’de İran ile koordineli olarak ekseriyeti 21 yaşın altındaki militanları savaştırması, Lübnan içinde de hoşnutsuzluklara sebep oluyor.


Sasapost’ta Mervat Auf imzasıyla yayınlanan makalede, Lübnan’daki Hizbullah karşıtı Şiilerin sayısının en az 300 bin olduğu ancak Hizbullah’ın meydana getirdiği korku ortamında özgürce konuşamadıkları belirtilmekte. Aynı şekilde 28 Şii entelektüel ve aktivistin adının Hizbullah’a yakın bir gazetede, “Büyükelçilik Şiileri” şeklinde ifşa edilmesi ve ajanlık, ihanet gibi ağır ithamlarla suçlanmalarından da bahsedilebilir. 


Hizbullah’ın Suriye’deki faaliyetlerinden yola çıkarak, ulusal bir örgüt olmaktan çıkıp bölgesel bir devlet dışı aktör olmaya başladığı ve bu noktada “İran’ın ölüm timi gibi” davrandığı yönünde eleştiriler de bir kısım Şiiler tarafından sıkça dile getirilmeye başlandı. Bu tür eleştirilerde bulunanlara ise karşı kimlik suikastleri yapılmakta ve Hizbullah taraftarlarınca toplumsal tecride uğramaktalar. 


Gazeteci Hassan el-Zeyn, Hizbullah karşıtı Şii duruşu sebebiyle gördüğü baskılardan ötürü açlık grevi yaptı. Bu bir örnek olup, sessiz muhalefetin boyutları hakkında fikir vermektedir. Bu korku ortamında, özellikle Şiilerin hakimiyeti altında tuttuğu seçim bölgelerinde, seçmenlere oylarının rengini belli etmeleri yönünde baskılar yapıldığı ve bu sebeple kullanılacak oyların sıhhati hakkında şüpheler bulunduğu da ifade ediliyor. Ancak adil bir seçim yapıldığı takdirde, Hizbullah’ın İran ile olan ilişkisinden rahatsız olan, Suriye’deki savaşa dahil olmasını eleştiren Şiilerin seçim sonuçlarını etkileyip etkilemeyeceği merak konusu.


Bir diğer dış müdahale de Suudi Arabistan’ın Sünniler üzerindeki baskısı olarak görülebilir. Hariri ailesinin Suudi Arabistan ile ilişkileri ve bu bağlamda Suudi Arabistan’ın İran destekli Hizbullah’a karşı bir denge unsuru olarak bu aileyi kullandığı yönünde eleştiriler yapılmakta. Hariri’nin “Suikast korkusu ile” istifa etmesinin ardından, Hizbullah cephesinden “Suudi Arabistan’ın isteği ile istifa ettiği" yönünde iddialar ortaya atıldı. Suudi yetkililerce bu kesin bir dille reddedildi ancak Suudi Arabistan’ın Lübnan’da Hizbullah karşıtı yapıları desteklediği, bilinen bir durum.


Seçimler ve savaş kehanetleri


Yeni seçim yasasının sonucu olarak, Lübnan'da karmaşık listeler, matematiksel ilişkiler ve fazlasıyla gürültülü bir ortamın var olduğundan bahsedilebilir. Ancak aynı şekilde bir endişe de hakim; ilk kez denenecek olan sistem, eğer tarafları yeterli derecede tatmin edemezse, hoşnutsuzların homurdanmaları çatışmalara dönerse, iç savaştan dolayı zaten yaralı bir hafızaya sahip olan ülke, tekrar zor günler geçirebilir. Yine Hizbullah’ın sürekli füzelerden bahsetmesi, İsrail’e yönelik İran ile eş zamanlı olarak sarf edilen tehditler, iç savaş ile birlikte bölgesel bir savaşın da eşikte beklediği şeklinde yorumlanıyor.


Hizbullah, 2006’an bu yana bütün eleştirilere rağmen silah envanterini güçlendirmektedir. Bu sebeple önce Avrupa Birliği Hizbullah’ın siyasi kanadını terör listesine aldı ardından da Arap Birliği, Hizbullah’ın Suriye’deki varlığını sebep göstererek “terör örgütü” olarak kabul etti. Ancak Hizbullah, Esed rejimi ile ortaklığına, bütün ikazlara rağmen devam ediyor. 


İsrail, Hizbullah’ın Lübnan Ordusundan sonra en büyük silahlı örgüt olmasını, hem iç siyasetinde hem de uluslararası arenada kendisine karşı bir tehdit olarak göstermekte. İsrail, belli aralıklarla demeçler verip askeri tesislerinin Hizbullah füzelerinin tehdidi altında olduğunu öne sürüyor.


Jerrusselam Post, geçen Eylül ayında İsrail askerlerinin son yirmi yılın en büyük askeri tatbikatını haberleştirdi. İsrail-Hizbullah hattında sürekli artan gerilimle birlikte, iki tarafın da ciddi hazırlıklar yaptığı biliniyor. İsrail Savunma Bakanı Liberman yaptığı açıklamada; “Eğer İsrail halkı sığınaklarda yaşamak zorunda kalırsa, Beyrutlular da sığınaklara kaçmak zorunda kalacak” dedi. 


Yine İsrail eski İstihbarat Başkanı Yakov Kedmi, “İsrail, Hizbullah ve Lübnan arasında fark gözetmeyecektir” açıklaması yapmıştı. İsrail, olası bir savaşta sivil yapılara saldırabilmek için ise şimdiden uluslararası topluma Hizbullah’ın okul, hastane gibi sivil yapılara gelişmiş füzeler yerleştirdiğini söyleyerek meşruiyet zemini hazırlıyor. Bütün bu artan silahlanma ve gerginlik göz önüne alındığında, patlak verecek bir savaşın 2006’dakinden çok daha tahripkâr olacağı söylenebilir. Yine İsrail Genelkurmay Başkanının, Hizbullah’ın 70’lerdeki, 80’lerdeki Lübnan’ı geri getireceği uyarısı da dikkat çekicidir.


Savaş ihtimali üzerine yapılan yorumlarda, İsrail’in, Hizbullah’a lojistik destek verebilecek olan Esed rejiminin askeri üslerini bombalamasının, Lübnan savaşına bir hazırlık olduğu söyleniyor. İsrail, dünyaya Hizbullah karşıtlığını bir sınır güvenliği meselesi olarak anlatsa da İsrail’in Akdeniz-Kızıldeniz hattı üzerindeki jeopolitik ve enerji kaynakları planları önemli rol oynamaktadır.


İki taraf arasında yükselen tansiyona rağmen, savaşın ne kadar yakın olduğunu kestirmek yine de güç. Çünkü Amerika’nın Lübnan’da bulunan binlerce vatandaşının tahliyesi, bu savaşa giden yolda kritik bir öneme sahip. 2006’daki savaşta, ABD vatandaşlarını apar topar deniz yoluyla güvenli bir şekilde tahliye edebilmişti ancak bunun Hizbullah’ın hazırlıksız yakalandığı bir savaş olduğunu da hatırlamak gerekir. İkinci bir savaşta çok daha tecrübeli bir Hizbullah karşılarında olacak ve dolayısıyla savaşın pimi çekilmeden önce Amerika’nın tahliye işlemlerini başlatması bekleniyor.


Elbette seçim sonuçlarının şekillendirdiği yeni yönetimde, Hizbullah’ın sert söylemlerine nisbeten ılımlı söylemleriyle denge unsuru olan Sünnilerin alacağı milletvekili sayısı, yeni hükümetin şekillenişi ve siyasi krizlerin sağlıklı bir şekilde atlatılması, savaş kehanetlerini boşa çıkarabilir. Dolayısıyla Lübnan seçimleri, Ortadoğu’nun yeni savaşının Lübnan’da olup olmayacağını göstermesi bakımından da oldukça önemli olacak. Hariri’nin partisi olan Müstakbel’in “Nazar Boncuğu” ambleminin Lübnan’ı savaştan koruyup koruyamayacağını 6 Mayıs seçimleri gösterecek.


[Gazetecilik ve Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları'nda lisans üstü eğitim gören Zeynep Karataş, düşünce kuruluşları için Suriye ve Lübnan üzerine raporlar kaleme almaktadır]




Zeynep Karataş, 06.05.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Ortadoğu Analizleri 





Sonsuz Ark'ın Notu: Zeynep Karataş Hanımefendi'ye çalışmalarını bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz. 29.03.2018, Seçkin Deniz

İlk yayınlandığı yer: Anadolu Ajansı

Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı