29 Ocak 2018 Pazartesi

SA5561/KY1-CÇ461: İstilâ-i Cihan-Kara Öfke/Roman III-4

Zenci halkının istilası, Avrupa'yı alkana boyayacak; bir eşi daha görülmemiş kıyımın öncüsü olan bu ilk darbe böyle gerçekleşmişti.

Üçüncü Bölüm
-4-

İstila Ordusunun Genel Yapısı- Bulgaristan ve Menabi Silahlı Kuvvetleri- Tatar Pazarcık Savaşı- Ebu Muhammed’in Sefer Planı- Avrupalı Anarşistler- Rusya ve Sarı Irka Ait Müslümanlar- Sırbistan ve Ordusu- Vadin’in Ele Geçirilmesi- Alkinac Savaşı- Bafrad Mustahkem Ordugâhı- Zencilerin İlk Şaşkınlığı

İstila ordusunun genel yapılanması şöyleydi:

1- Nezike Ordusu: Bununu sayısı 700 bin savaşçı. Bu da on iki kol orduya bölünerek bunlara bir miktar topçu katıldı ve komutanları da Osmanlı subaylarından seçildi.

2- Kasunku Ordusu: bu da 150 bin kişiden ibaret olup yüz tane fil vardı. Altı metre boyunda olan Kasunku: Kapzar adını verdiği zırhlı bir file binerek komuta ediyordu.

3- Pamui Ordusu: Fan’lar, Pahuniler ve Yamyamlardan oluşmuş olup 200 bin savaşçıdan meydana geliyordu.

4- Massayi Ordusu: 400 bin savaşçıdan oluşan kralları olan yavuz Onkura’nın büyük bir ünü vardı.

5- Uganda Ordusu: bu da Ahmet Bin Emin’in komutasında olan 300 bin savaşçıdan oluşuyordu.
Burada 600 bin sayısında ve Salih bin Mehdi’nin komutasında bulunan Mütemehdi Ordusunun önünde bulunuyordu.

6- Gallas Ordusu: Somali ve Kızıl Deniz sahili halkından meydana gelen 300 bin sınırında olup komutanları olmadığından Sultan buna Selahaddin’i komutan atamak istiyordu. Yaklaşık 2.5 milyon gücünde altı orduya bir öncü gerekiyordu. Bu öncü ordusunu Şeyh Senusi oluşturmuştu sayısı da: 800 bin askerdi.

Bu orduların hepsi de iyi denecek derecede silahla donatılmışlardı. Öncü ordusu, Emir Suud’un komutasındaki 120 bin Vahhabi süvarisiyle ‘Flibe’ üzerine atıldı.

Emir Suud’un bu müthiş süvari kitlesi birkaç gün içinde Tatar Pazarcığına ulaştı. Burası Sofya’yı örtme göreviyle yükümlü iki tümen tarafından işgal edilmişti.

Çatışma pek şiddetli oldu. Vahhabilerin saldırısına karşı hiçbir şey kâr etmedi.

Tümenden birinin komutanı olan General Petroviç daha ilk saldırıda ölmekle, savaşa o kadar da alışkın olmayan askerler korkarak ve yedekte bulunan ikinci tümeni de beraber sürükleyerek İhtiman yönüne doğru kaçtılar.

Fakat, Emir Suud bunları izleyerek tümünü kılıçtan geçirdi.

Bulgaristan kabul ettiği yapıyla 200 bin kişilik bir orduya sahip bulunuyordu.

Bu kanlı savaşın ardından, Sofya’yı örten Bulgar gücü kenti boşaltarak Romanyalılar ve Ruslara katılmak üzere Tuna nehrine doğru çıktılar.

Bunlarla beraber, Bulgaristan’daki  halk da kaçtılar. Eğer Ruslar eski dört kaleyi işgal etmemiş olaydılar, Silistre, Rusçuk, Şemni, Dobruca, Varna derhal düşecekti.

Sultan Ebu Muhammed genel ordu karargâhını Edirne’ye nakletti. Gerekli önlemleri almadan ileri doğru gitmenin güvenli olmadığını bildiği için kuzey hükümetlerinden birinin yanından saldırıya uğramamak üzere seferber edilen bütün Osmanlı ordusunu, ilerleyen yedi ordunun hareketini gizlemek göreviyle yükümlü kıldı.

Balkan geçitleri bütünüyle ele geçirildi.

 Dobrovi, İslimya, Şepka dahi ele geçirildi.

Osmanlı ordusu kahramanca ilerleyerek on gün içinde Tuna’ya kadar dayandı.

Bu şekilde sağ tarafı güvenli hale getirilen istila ordu bir süre gerekli ihtiyaç malzemelerini tamamlamak için durdu.

Doğrusu, İslam ordusu Avrupa’ya dahil olduğu için güçlerini dağıtmaması gerekiyordu.

Vurulacak darbenin etkili olması için, kuvvetlerin az tehlikeli ve iyi savunulan bir yönde sevki gerekti.

Dolayısıyla, şayet kuzeye doğru gidilirse Tuna nehri gibi bir engel ve Rusya’yla karşılaşılacaktı. Bu şekilde Sultan’ın tasarladığı İstanbul- Viyan- Paris yönünden dışarı düşülmüş olacaktı.

Eğer güneye yönelirse Adriyatik deniziyle karşılaşılacak bu sahili izleyerek Tersite ve Drav boğazını geçerek İtalya’nın kuzey bölgesine düşecekti ki burada da Avusturya, Almanya ve Fransa’nın birleşik güleri tarafından yok edilmek tehlikesi ortadaydı.

Kararsızlığa zaman yoktu. Ebu Muhammed’le oğlu çok önceden belki yüz kere harita üzerinde iştial çizgisini çizmişlerdi. Bu da: Kara Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun 1683’de Viyana’yı kuşattığı zaman izlediği yöndü.

Dolayısıyla, Viyana hedef olarak seçildi. Şeyh Senusi’ye iki diğer iki hedef gösterildi ki bunlar da: Sofya, Belgrad’dı.

Senusiler’in gerisinde, aynı cephe üzerinde Fan, Kongo ve Massayi orduları hareket edecekti. Bunların da toplamı bir milyon savaşçıdan ibaretti. Bunları da yine bir milyon sınırında olan Mehdi, Uganda orduları izleyeceklerdi.

Bu üç hattın gerisinde bizzat Sultan 450 bin kişilik seçkin birliğiyle hareket edecekti.

Bu ilk üç milyonluk kitlenin gerisinde diğer üç ordu daha oluşmak üzereydi.

Bunlardan biri, geride kalan Afrikalılardan: Mabunda, Batutsa, Mutapamuv, Damar, Bama Kukalıların bireşiminden oluşacaktı. Bunun sayısı da iki milyon kadar tahmin ediliyor.

Diğeri de: İranlılardan, Afganlılardan, Buhara ve Türkmenistan İslamlarından oluşup bir milyon yüz bin kadardı.

Üçüncüsü de: Hintlilerden toplanarak bir milyon sekiz yüz bin kadar tahmin ediliyordu.

İşte, bu on orduya Osmanlı ordusu da eklenildiği zaman on milyonluk devasa bir İslam ordusu ortaya çıkıyordu.

Bu sayı, ilk zamanlarda Ömer’in tasarladığı sayıdan uzaktı. Bunun da birkaç nedeni vardı. Evvela, Kuzey Afrikadaki ordular umulan sayıda olmadı; ikinci olarak yolculuk sırasında hastalık ve yorgunlukla bir milyondan fazla ölü vardı.

Bu ordunun gerisinde öyle arabalardan oluşan büyük bir kafile olmadığı için her yerden geçemiyorlardı.

***

İşte istila ordusunun bildirilen oluşumu sırasında Selahaddin’in balonu Sultana önemli hizmetler görmüştü. Seri hızı sayesinde her yere yetişerek emir ve talimatları bildirme ve geri kalanların hareketini çabuklaştırdı.

Bu hizmetlerle uğraştığı için Meriç vadisinin üstünde hareket eden İntikam balonunun izlemesinden ve yakalanmaktan uzak kaldı. Maluel, Sultanın Selahaddin’e Avrupaya geçer geçmez bir ordu komutanlığı vereceğini unutmamıştı.

***

Sultan'ın, Avrupa’ya ayak basar basmaz yayınladığı bildiri etkisini göstermeye başlamıştı. her dile çevrilerek milyonlarca basılan bu bildiriyi aşağıya alıyoruz:

“Ey seçkinlerin haksızlıklarından, zenginlerin doyumsuzluğundan bıkan, perişan olan yoksun ve yoksullar, perişan halde olan yalın ayaklar sizi bu halde bırakanları yerle bir etmeye ahdetmiş bana koşunuz!

Yevmiyesini çalışma ile kazanamayan, ailesini az gündeliklerle besleyen, boynu bükük, asi, bilgin, cahil.. haksızlığa uğrayan tüm yoksunlar bana geliniz! Yaşamda size, her insanın hakkı olduğu mutluluk yerine karabasanlar yaşatan bu iblis uygarlığı yerle bir edecek bana sarılınız! Ben sizden çalınan alın terini, sizden sakınılan mutluluğu, sizden uzak tutulan varsıllığı size vereceğim! Sizi inandıklarınızdan, renginizden, cinsinizden ötürü aşağılayan bu iblisin medeniyetinden, kabilin temsilcilerinin elinden kurtarmaya gelene koşunuz!”

Her ülkeden binlerce kişi; anarşist, nihilist, isyancı, sarhoşlar akın akın gelmeye başladılar. Bunlar içinde her ordudan küçük rütbeli subay ve asker vardı.

Bunlar ordu komutanlarına gönderildi.

Kalifiye elemanlara, tren memurlarına, mühendislere de kendi alanlarına göre görevler verildi.

***

Avrupa titremeye başlamıştı. Yapılan çeşitli kongrelerde, her ulusun kendi ülkesi dâhilinde savunmada bulunmaya karar verilmişti. Fakat, şunu itiraf edelim ki büyük devletler ilk darbeye Rusların karşılık vereceğini umut ediyorlardı.

Ancak, bunlar Rusya’nın hem Avrupa ve hem Asya hükümeti olduğunu ve Çin Müslümanlarının da saldırısına uğrayacaklarını unutuyorlardı. Yeryüzünün üçte birini kapsayan Asya’da gerçi 486 milyon Budist, 140 milyon Brahma mensupları varsa da 70 milyonu Çin’de olmak üzere 160 milyon da Müslüman vardı.

Ebu Muhammed, on yıldan beri Birleşmiş İslam tasarımı ettiği için her tür aracı kullanmış olduğundan aydınlatmanın ilk yıllarında Türkistan, Moğolistan, Mançu’ya, Şansi ve Tibet gibi Müslümanların yaşadığı yerlere görevliler göndermişti.

Özellikle, Omsk, Krasnoyarsk, İrkutsk, Tomsk gibi Sibirya eyaletlerindeki halk yolsuzluk ve zulümlere karşı ayaklanmışlardı. O vakit Rusya hükümeti, on ikinci Şarl’a ve Napolyon’a karşı kullandığı taktiğe başvurdu. İçeri çekildi.

İstila ordusunun izlediği yön Kuzey Avrupa yönü olduğundan Avrupada doğrudan doğruya tehditle karşı karşıya olmayan Çar: Alp ve Transluvni geçitlerini, Demir Kapı geçidine kadar Tuna yönünü 800 bin kişilik bir güçle savundu. Buna, Bulgar ve Romanya güçleri de katıldı.

Bisarabya ordusu denilen diğer bir ordu Karpat geçitlerini güçlendirdi.

Kafkasya ordusu da o çevreyi kontrolü altında bulundurdu.

Gücünün büyük bir çoğunluğuyla, Rusya Sibirya tren hattı sayesinde Moğol ve Çin Müslümanlarına karşı koydu.

Silistre, Rusçuk, Varna, Vadin kaleleri Osmanlı ordusunun sert saldırılarıyla ele geçirildi. Romanya işgal edildi. 

Senusi ordusu, önde Vahhabiler olmak üzere Sirbistan’a dâhil olarak zafer kazandılar.

Sırp ordusu bütünüyle seferber edilmişti. Bu ordu hali hazırda: beş tümenden oluşup sayısı 20 bindi. 
Fakat seferberlik vaktinde, eli silah tutan her birey asker olduğundan bu küçük devlet oldukça büyük bir ordu oluşturuyordu ki, bununda sayısı aşağıdaki gibidir:

Savaş ordusu 105 bin kişi, Ulusal ordu birinci kısım 99 bin, Ulusal ordu ikinci kısım 63 bin, Milis kıtası 55 bin. Toplam 322 bin kişidir.

Bu ordunun birinci kısmı: Tuna’dan gelen Osmanlı ordusuna Purut’da: Senusiler’e Niş’te karşı koymak üzere görevlendirildi.

Diğer kısım da: 100 bin Avusturya ve 50 bin Rus askeriyle güçlendirilerek Aleksinac, Deligrad, Korşuvac müstahkem hattının mevzilerine yerleşmişlerdi.

Askeri hareketin bu ilk kısmı 60 gün sürmüştü.

İslam ordusu840 kilometrelik yol almış, altı savaş vermiş ve Belgrad önüne ulaşmıştı.

Bu ordu; gerçekte Balkan küçük devletleriyle savaşmış Avrupa büyük devletlerinin ülkelerinde kalarak durumu gözetlemek gibi büyük bir yanlış yaptıkları en iyimser olanların gözünde bile sabit olmuştu.

Viyana, 1673 korkunç kuşatmasını anımsayarak titredi. Kara Mustafa Paşa'dan yüz kez daha korkunç bir ordunun geldiğini görerek Avusturyalılar şaşırmıştı.

Avusturya ordusu, Sava nehri boyunca toplanmıştı. Bu nehir birkaç Rus kolordusu, Bulgar kaçakları ve Ursuva’dan gelen bir Romanya kolordusuyla beraber 700 bin kişilik bir savunma ordusu kurdu.

Sava ve Tuna nehirlerin buluşma noktasında ve Şumadya dağlarının eteğinde yapılan, Romalıların eski Singidu ve eski dönemlerin Elbagrasa kenti olan Belgrad doğu ile batının merkez ticari kentlerindendir.

Büyük Osmanlı İmparatorluğunun ünlü sultanı Sultan Süleyman tarafından fethedilmiş ve fakat Prens Eugen tarafından 1803 de geri alınmıştı.

Bu defa, burası kesin dayanıklı müstahkemde savunma haline getirilmişti.

Savunma hattı, sol tarafı Hisarcık’ta Tuna’ya ve sağ tarafı da Savaya dayandırılarak 30 kilometrelik bir cepheyi kapsamıştı. Bunun gerisinde, Rakofça’ya kadar diğer üç hat daha güçlendirilmişti.
İşe yaramayan topların tamamı, Belgrad’ın karşısındaki Avusturya kenti olan Zemilin’e gönderilmişti.

Bu kentin savunmasını, Haçfeld adında yaşlı bir Avusturya mareşal üstlendi. Sava nehrinin savunması dört orduya verildi ki bunlardan ikisi Macarlardan oluşmuş Mitroviç; diğer ikisi Avusturyalılarla birlikte Kradiska ve Agram çevresinde toplanmışlardı.

Beşinci ordu da; Petro kıtalarından meydana getirilerek Agram ordusuyla birleştirilip Kolpa ve Şenebruk ve Feyvm hattını işgal etti.

Altıncı ordu da bizzat İmparator komutasında Bulunark ve Yanya’yı örtmekle görevlendirildi.

Tuna nehri kaynağından Terist’ye, Seyahdan Adriyanik denizine kadar bütün Doğu Mihariçde Batı Vesyede Avusturya tarafından kapatılıyordu. Gerçekte saldırının müthiş yükü Avusturya’ya yükleniyordu. 

Avusturya Macaristan İmparatorluğunun hazır kuvvetleri:

16.250 subay, 310 bin er, 85 bin at olup her biri iki muvazzaf bir yedek tümeninden birleşik 14 kolordu oluşturuyordu. Her kolordu, 43 bin asker, 11 bin beygirden ibaretti.

Avusturya Macaristan arazisi 103 askere alma dairesine bölünmüş olup bunun 58’i Avusturya’da ve 45’i de Macaristan’da bulunuyordu.

Her bir daire, muvazzaf ordunun bir alayına eşti.

Askeri hizmet süresi gönüllü ve zorunlu olup 41 milyon halktan iki milyon kadar asker alınabiliyordu.

Rusya       % 12,03

Fransa      % 12,93

Almanya  % 12,94

İtalya       %   8,56 oranında asker alırken Avusturya % 6,52 oranında alıyordu.

Kişi; 3 yıl düzenli hizmet, 7 yıl yedek, iki yıl milislikte bulunuyordu.

Sonunda 1886’da destek sınıfı kuruldu.

Askeri Güç:

Birinci hat kıtaları:

993 topçu piyade                  1.007.000 asker
410 balon süvari                        73.000 asker
210 sahra bataryası                    60.000 asker
60 istihkâm bölüğü                    18.000 asker
Genelkurmay ve Karargâh           8.000 asker
Toplam                                  1.166.000 bin asker
Savaşçı olmayanların sayısı      135.000 bin asker
Genel toplam                         1.301.000 bin askerdir.

İkinci hat kıtaları:

1.590.000 bin asker olup birinci hat ve depo kıtalarıyla 3 milyondan ibarettir.

***

Senusiler, Sırplıları Belgrad’a kadar kovalayarak en ileri istihkâmlara vardılar.

Bu kolaylıkla  geçilebilir bir nehrin tarafındaydı. Sürekli ordusunun başında bulunarak uzun yola bir yağız ata binen Şeyh Senusi bir tepeden bakarak istihkâmları görünce yardımcı komutanını çağırarak:

- Şeyh Mustafa ile Selime söyle: kıtalarını buraya getirsinler. Karşımızda geceden önce tepelenecek köpekler var.. dedi

Birkaç saat içinde zenci kıtaları tepenin arkasına yığıldılar. Şeyh tepede kuvvet komutanlarına saldırı talimatı veriyordu.

İtalyalı bir dönme dürbünüyle düşman mevziine bakıyordu.

Şeyh sordu:

- Lehemmi, önden saldırılabilir mi?

- Şeyh, önden başka bir yerden saldırılamaz. İstihkâmın önündeki dere o kadar derin değildir. Sağ ve sol taraflarda geçilecek yerler zor olduğu için önden saldırılması uygundur.

Yaşlı bir Osmanlı Paşası:

- Geceyi beklemek daha uygundur, diye düşüncesini belirtti.

Dönme:

- Sanmam.. zira, bu istihkâmda görünüşte top yok. Olmuş olaydı, şu kısa mesafeden bizi döğerlerdi. Takviye edilmeden önce bir sıçrayışta oraya ulaşabiliriz. Yarınki hareketimiz için de orası iyi bir dayanak noktası olabilir.

Paşa:

- Bu istihkâmın gerisinde büyük bir kuvvet olsa gerek.

Dönme omuzlarını kaldırdı.

- Olaydı, buradan görülürdü. Özellikle bizim kuvvetimiz pek fazla.

Şeyh Senusi:

- Pekâlâ! Selim, sen tüfek atmaksızın saldıracaksın. Mustafa sen de bunu aynı hattan izleyeceksin. Herhalde bu gece İslam bayrağı orada yükselecektir, emrini verdi.

İki komutan hemen kıtalarına döndüler.

Bir saat sonra, zenciler, küçük nehre yakın sırtlardan inerlerken düşman istihkâmından şiddetli bir ateş başladı.

Zenciler, aldıkları emir gereğince ateş etmeksizin koşuyorlardı. Bunu ikinci hatta izliyordu.
Kollar son derece kayıplara uğradılar. 

Paşa:

- Şeyh, geceyi bekleyecektik. Dedi.

Dönme:

- Bu istihkâmda bulunanlar seçkin birliklerden oluşuyor. Buradan iyice görüyorum. Avcılar, sıradan asker gibi kendilerini gizlemiyorlar; özenle nişan alıyorlar. Bu nedenle de biz çok kayıp verdiriyorlar.

Şey Senusi:

- Mahmut’un kıtası da Mustafa’yı izlesin. Bu gece mutlaka bu istihkâmı alacağız, emrini verdi. 
Gerçekten, ilk saldırıyı yapanlar küçük nehrin kenarına ulaşmışlardı. 

Lehemmi:

- Bizimkiler zorlanmadan nehri geçiyorlar.. artık mevzi bizimdir. Bakınız, suyun öte tarafında ölü seviye yüzeyinde toplanıyorlar. Her şey yolunda gidiyor! Diyordu.

Hayır, Dönmenin dediği gibi yolunda gitmiyordu. Gerçi zenciler 200 metrede hiç kayıp vermiyorlardıysa da 1200 metrede hala düşüyorlardı. Mahmut’un kıtası da yüzlerce kayıp verdi. 
Şeyh Senusi kaşlarını çattı, kayıp sonuçla hiç uygun şekilde değildi.

Akşamın saat yedisin bu melun istihkâma dördüncü bir saldırı daha yapıldı. Fakat kollar hep aynı yönde hareket ederek ağır kayıplara uğradıkları için Şeyh dördüncüyü bir vadiden sevk edip olaysız nehrin öte tarafına geçit.

Şeyhler burada, ateşten korunarak kıtalarını düzenliyorlardı, Şeyh Senusi bunların yanına gelerek kesin emir verdi. Askerler, ani saldırıyla şöseyi tırmandılar. Göğüs göğse savaşacaklarını umut ediyorlardı.

Fakat, bu pek garip halde kötü şekilde aldanıyorlardı!

Birinci saldırı kolu istihkâm siperinin üstüne çıktıkları vakit, savunmadakiler sanki insan değillermiş gibi öyle duruyorlardı; derken bir takım müthiş patlamalar oldu.

Neye uğradıklarını bilmeyen saldırganların bir kısmı nehre kadar şoseden aşağı koştular.

Bu sırada Şeyh Senusi’ye yardımcı kuvvet komutanı gelmişti. Bizzat komutanlar, bu son kol ile beraber tuhaf olayın gerçekleştiği sipere ulaştığı zaman son derecede şaşkınlığa düştü.
Ateş aniden kesilmiş ve düşman da kaybolmuştu.

Fakat biraz önce bunların resmi geçit yapar gibi dizilmiş oldukları yerlerde siyahlanmış çelik levhalar, eğrilmiş demir iskeletli helezoni yaylar, kırılmış teller ve daha çeşitli şeyler, patlamayla oluşan çukurların yanlarında yerlere düşmüşlerdi.

Bu anda, Dönme Lehemmi:

- Ah! Efendim.. bunları hareketli insan heykelleriymiş.. diye bağırdı.

Gerçekte, bu istihkâmın hiçbir şeyden etkilenmeyen savunmacıları daha önce bir İngiliz’in icat ettiği çelik savaşçılardı.

Sonradan bunlar bir Amerikalı mühendis tarafından değişiklikler yaparak geliştirmiş ve bugün de etkisini gösteriyordu.

Bu madeni askerler, hazneleri otomatik bir şekilde fişekle dolan bir tüfekle silahlandırılmış olarak, yanlarına düşman yaklaşıncaya kadar durmaksızın ateş edecek şekilde yapılmışlardı.

Ellerindeki tüfekler de etkili bir şekilde ateş altında bulundurulması gereken yöne yönlendirilmişlerdi. Bir fişek diğerinin fişek yatağına girmesini ve patlamasını sağladığı için seri atış dakikada 90 fişekti.

Saldırganlar kendilerine yaklaşınca bunların da görevleri değişiyordu. Saldırganlardan birinin bu çelik adamlardan birine teması, her birinin içerdiği patlayıcının ateş almasına neden oluyor ve derhal korkunç bir gürültüyle patlıyordu.

Senusiler, henüz endişe içinde olarak şosenin altında dururlarken bir başka patlama daha gerçekleşti. Alev kütlesi arasında ihtiyar Paşa ile atı parça parça olarak öldüler.

Dönme İtalya’nın dudaklarında bir gülümseme görüldü. Bu haliyle tehlikeli bir düşman olduğunu anlatmıştı.

Şeyh Senusi bir an kadar, Müslümanların parçalanmış cesetleriyle dolan ovaya bakıp sustu. Sonra Dönme Lehemmi’nin yanına gelerek:

- Bu icadı biliyor muydun? Diye sordu.

- Ne yazık ki, önceleri bunlardan söz edildiğini duymuştum. Fakat, burada bulunacağını hiç aklıma getirmemiştim.

- Bana böyle şeyleri söylemediğin halde başka ne gibi bir hizmet edeceksin ki kahpe?

Şeyh, Dönmenin yanıtını beklemeksizin belinden uzun bir tabanca çekerek adamın beynini parçaladı.




<< Önceki                   Sonraki>>


Cemal Çalık, 29.01.2018,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, İstilâ-i Cihan-Kara Öfke, Roman




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı