8 Ocak 2018 Pazartesi

SA5449/KY57-AHCZD72: Sûre Sûre Kur'an'da Mü'minlerin Vasıfları 35: Maide(58-68)

  "Müminler,  Allah’ın kurtuluş reçetemiz olarak gönderdiği Kur’an’a sımsıkı sarılırlar ve içindekileri düşünürler, anlamaya ve hayatlarına taşımaya çalışırlar. Allah’ın kitabından uzak ve gaflet içinde bulunamazlar. ”


بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Bizi yaratan ve bize doğru yolu gösteren, kendine imân etme şerefini nasip eden, yediren ve içiren, hastalandığımızda da bize şifa veren, bizim canımızı alacak ve sonra diriltecek olan, hesap gününde, hatalarımızı bağışlayacağını umduğumuz (Şuara, 26/78-82) Âlemlerin Rabbi olan Allah’a sonsuz hamd’ü senâlar olsun. “Üsve-i hasene” olan Resûlü Muhammed Mustafa (sav)’e  salât u selâm olsun.


MAİDE SURESİNDE MÜ’MİNLERİN VASIFLARI (58-68. Ayetler)[1]

  
وَاِذَا نَادَيْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ اتَّخَذُوهَا هُزُواً وَلَعِباًۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَ

“Namaza çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu, onların aklını kullanmaz bir topluluk olmalarındandır.” (Mâide Suresi,5/58.)


Rahmân ve Rahîm olan Allah Mâide 51. âyette müminlerin yahudi ve hıristiyanlarla samimi dostluk kurup kaderlerini onlara teslim etmelerini yasaklamıştı. 57. ayette de dini alay ve eğlence konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmememiz gerektiğini emretti. Bu ayette ise ezanla veya namazla sözlerini çarpıtarak, eğlenceye alarak alay etme söz konusudur. Zaten bunlar cahil, sefih ve aklını kullanmayan bir topluluktur. 

قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ هَلْ تَنْقِمُونَ مِنَّٓا اِلَّٓا اَنْ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلُۙ وَاَنَّ اَكْثَرَكُمْ فَاسِقُونَ


De ki: "Ey Ehl-i kitap! Biz yalnız Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilene iman ettiğimiz için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Oysa sizin çoğunuz yoldan çıkmış kimselersiniz." (Mâide Suresi,5/59.)


İslâm’ın Medine’de hızla yayıldığını gören Ehl-i kitap (yahudiler) müslümanları kıskandıkları için onlara karşı kin ve nefret besliyor, onları küçümsüyorlardı. Âyetten anlaşıldığına göre Ehl-i kitabın müslümanlara karşı menfi tavırlarının iki sebebi vardır: Biri, müslümanların Hz. Muhammed ve Kur’an dahil peygamberlere ve onlara indirilmiş olan kitaplara iman etmeleridir. İkinci sebep ise Ehl-i kitabın çoğunun yoldan çıkmış kimseler olmalarıdır. (Kur'an Yolu Tefsiri, II/300.)


Allah’ın seçtiği ve razı olduğu Müslümanlardan hoşlanmayan,  müminlerin sıkıntıya düşmelerinden memnun olan ve müminlerin aleyhinde sürekli olarak propaganda yapan, onlara karşı içlerinde kin besleyen, müminlerin birlik ve beraberliklerine, başarılarına, zaferlerine ve refahlarına üzülen; başarısızlıklarına, yenilgi, hastalık ve benzeri sıkıntılarına sevinen Yahudiler aynı zamanda en büyük düşmanlığı da Müslümanlara karşı sergileyeceklerdir. Şimdi Rabbimizin bize haber verdiği Müslümanlara karşı sergileyecekleri nefret dolu barbarca tutumlarına bir bakalım:


“(Ey Muhammed!) İman edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisinin kesinlikle Yahudiler ile Allah’a ortak koşanlar olduğunu görürsün.” (Mâide Suresi,5/82.)[2]


 “Ey iman edenler! Sizden olmayanları sırdaş edinmeyin, onlar size kötülük yapmaktan geri durmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların ağızlarından nefret taşmaktadır; kalplerinin gizlediği ise daha büyüktür. Gerçekten size delilleri açıklamışızdır, eğer düşünüyorsanız! Size gelince, bakın siz onları seviyorsunuz, ama onlar sizi sevmiyorlar. Siz kitabın tamamına inanıyorsunuz; onlar sizinle karşılaştıkları zaman "inandık" diyorlar; yalnız kaldıklarında ise size karşı öfkelerinden parmaklarını ısırıyorlar. De ki: "Öfkenizden çatlayın!" Şüphesiz Allah kalplerde olanı bilmektedir. Size bir iyilik gelirse bu onları üzer, ama başınıza bir kötülük gelse buna sevinirler. Eğer sabreder ve sakınırsanız, onların tuzağı size hiçbir zarar vermez. Allah onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.” (Âli İmran,3/118-120.)[3]


 “Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.” (Âli İmrân,3/186.)[4]


İnkar edenlerin suçlamalarına, sataşmalarına, alaylarına, kötü laflarına ve propagandalarına sabırla karşılık vermelisiniz ki sabredenler müjdelenmiştir. (Bakara,2/155.) En zor durumlarda bile yanlış, adaletsiz, gayri medenî ve ahlâkdışı söz ve hareketlerde bulunacak şekilde hiddetlenmeyip Müslüman kimliğini, kalitesini ve farkını ortaya koymak zorundasınız.


قُلْ هَلْ اُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللّٰهِۜ مَنْ لَعَنَهُ اللّٰهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَاز۪يرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَۜ اُو۬لٰٓئِكَ شَرٌّ مَكَاناً وَاَضَلُّ عَنْ سَوَٓاءِ السَّب۪يلِ


De ki: "Allah katında cezası bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazap ettiği, bir kısmını maymunlara ve domuzlara çevirdiği, tâguta tapan kimselerdir. İşte bunlar, yeri daha kötü olanlar ve doğru yoldan daha fazla sapmış bulunanlardır." (Mâide Suresi,5/60.)


Mâide Suresi 57-58. âyetlerde müminlerin dinini, ezan ve namazlarını küçümseyip alay ve eğlence konusu yaptıkları bildirilen kimselerin Allah katındaki yeri elbette kötüdür, cezaları da ağırdır. Fakat Allah katındaki yeri bunlardan daha kötü olanlar da vardır. Bunlar, Allah’ın lânetlediği, gazap ettiği, bir kısmını maymunlara ve domuzlara çevirdiği, tâguta tapan kimselerdir.


Tâğût[5] kelimesi Kur’an’ı-Kerim’de sekiz ayette[6]  geçmekte ve bu kelime ile Allah’tan başka bütün mabutlar, şeytanlar, putlar, Allah’a isyana teşvik eden, herkes ve her şey kastedilmektedir. Bazı müfessirler tâğût’u, şeytani güç olarak nitelerken bazıları da insanı kendine köle eden, onu kötülüğe sevk eden, yanlışa sürükleyen ve onu azdıran bütün güçler[7] olarak nitelemektedirler. Tâğut, Allah'a baş kaldıran, O'ndan başka, kendisine tapı­lan; Allah'ın koymuş olduğu sı­nırlan aşarak tabi olunan, boyun eğilen veya ibadet edilen her varlık; sınırları çiğneyen, Allah’a karşı azan, isyan eden, kulluk haddini aşarak kendisi için ulûhiyet ve rubûbiyet iddiasına kalkışan her şahıs, zümre ve idareye denir.

Kur’an’da, kafirlerin tağutu dost edinmelerinden (Bakara,2/257), onun yolunda savaşmalarından (Nisa,4/76.), ona inanmalarından (Nisa,4/51) bahsedilmekte, tâğûtu inkar edip Allah’a inanmaları istenmekte (Bakara,2/256.) ve tâğûta kulluk edenlerin cezalandırılıp bundan kaçınanların da ödüllendirileceği (Zümer,39/17-18.) bildirilmektir.

Rabbimiz buyurdu ki: “Andolsun ki biz, ‘Al­lah’a kulluk edin ve Tâğut’tan sakının.’ diye emretmeleri için her ümmete bir peygam­ber gönderdik.” (Nahl, 16/ 36) 


Bu iki âyette açıkça görüldüğü gibi Peygamberlerin iki temel gö­revi vardır: 1. Tevhid çağrısı      2. Tâğuttan sakınma dâveti. Bu iki temel görev bütün Müslümanlar içinde geçerlidir.


Bu ayette kendileri kötü amellerinden dolayı Allah'ın gazabına, lânetine uğramalarına rağmen, müslümanlara karşı çıkışta Yahudilerin sergiledikleri yüz kızartıcı akılsızlığa ince bir telmihte bulunmaktadır. Kendileri itaatsizliğe, yüz kızartıcı işlere ve en kötü türde daha başka ahlaksızlıklara dalmışlarken, içtenlikle Allah'a inanan ve Doğru Yol'da giden müslümanlara karşı çıkmaktan vazgeçmeleri için uyarılmaktadırlar. (Tefhîm,I/494.)


Kur’anı Kerim’i okuyan ve anlamaya çalışan insanlar bilirler ki yüce Rabbimiz “Yahudi”leri, gözden düşmüş, insanlar içinde dünya hayatına en çok düşkün olan (Bakara,2/96), yeryüzünde fesâd çıkartan (İsrâ, 17/4), lânetlenmiş (Mâide, 5/64.), aşırı giden (Bakara,2/61), Kur'an'la ve müslümanların ibadetleriyle eğlenen (Maide,5/57; Nisa,4/46), vefâsız, korkak, Cebrail(aleyhisselâm)’ı düşmanları olarak kabul eden (Bakara, 2/97-98.) kendi kendilerine yazık etmiş, Peygamberlerin katili (Bakara, 2/61,87), siyasi ve ırki asabiyet gibi nedenlerle peygamberlere karşı sürekli şüpheli ve isyankâr bir tavır takınmış, (Bakara, 2/87, 246.) Allah’a ve Peygamberlerine ihanet etmiş kavimleri detaylı bir şekilde anlatır.  Yahudi ihanet demektir. (Maide,5/13; Nisa,4/46; Cum'a,62/5) Çünkü onlar, katı yürekli (Bakara,2/72,81) ve inatçı idiler (Bakara,2/60,61). Vefasız (Bakara,2/,83,8; Mâide,5/20-26) ve yalancıydılar (Mâide,5/41-42). Serkeş, küstah, fasık, (Mâide,5/25) mütecaviz (Nisâ,4/153-162) ve nankördüler (Bakara,2/47-59). Müslümanlara en şiddetli düşmandılar (Maide,5/82). Müslümanlara zarar vermeyi zevk bilirler, müslümanların sıkıntıya düşmesini dilerlerdi (Âli İmrân,3/118). Müslümanlara bir fenalık dokunursa düğün-bayram ederlerdi (Âli İmrân,3/120).


Âyetteki “aralarından maymunlar ve domuzlar çıkardığı” ifadesinin gerçek bir dönüşmeye mi yoksa ahlâkî ve mânevî bir değişim ve bozulmaya mı işaret ettiği hususunda Kur’an’da herhangi bir açıklama yoktur. Müfessirlerin çoğunluğuna göre Allah’ın buyruklarına uymayanlar gerçekten fiziksel bir dönüşüme uğratılarak maymun veya domuz haline getirilmişlerdir. (Kur'an Yolu Tefsiri, II/300-302.)


Rabbimiz bu ve diğer ayetlerde yahudilerin bildiği ve kendi milletlerinin başından geçmiş olan olayları onlara hatırlatarak ders almalarını istemiştir. Bunca azaba ve cezaya çarptırılan Yahudiler tarihleri boyunca ki ne yaptıkları hata/yanlışlardan ne de hak ettikleri azab, uğradıkları lanetlenmekten ders çıkarmayıp aynı azgınca tavırla Müslümanlara zulüm etmeye, yeryüzünün fitne ve kaosa sürüklemeye devam etmektedirler.


وَاِذَا جَٓاؤُ۫كُمْ قَالُٓوا اٰمَنَّا وَقَدْ دَخَلُوا بِالْكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا بِه۪ۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا كَانُوا يَكْتُمُونَ


“Size geldiklerinde "İman ettik" derler. Oysa onlar inkârla girmiş, yine onunla çıkmışlardır. Allah onların neler gizlemiş olduklarını daha iyi bilir.” (Mâide Suresi,5/61.)


Hayatları ve tarihleri yalan-dolan ve isyan-ihanetle geçmiş olan Yahudiler, Müslümanların dinleri ve namazlarıyla alay edip Hz. Peygamber’e karşı olan kin ve düşmanlıklarını gizli tutuyorlar, ona inanmadıkları halde inanmış görünerek meclisine gelip oturuyorlar, onu dinledikten sonra yine inanmamış olarak çıkıp gidiyorlardı. Kendi Peygamberlerine neler yaptıklarını hatırlayınca bu tavırları bizleri şaşırtmıyor tam da lanetlenmiş bir kavmin yapması gerekeni yapıyorlar.


وَتَرٰى كَث۪يراً مِنْهُمْ يُسَارِعُونَ فِي الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَۜ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ


“Onlardan birçoğunun günaha girmede, haksızlık etmede ve haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!” (Mâide Suresi,5/62.)


Yahudilerin çoğunun Müslümanlara karşı yalancılık, haksızlık, düşmanlık gibi menfi davranışlar sergileyip, günah işlemede, rüşvet ve benzeri yollarla haram yemede birbirleriyle yarıştıkları haber verilmiştir.


Haçlı sömürgeciliği yanına Siyonist Yahudileri ve İslam’a ve Müslümanlara nefret besleyen diğer grupları da yanına alıp Müslümanların coğrafyasını talan etmektedirler.  Tabi bu aşamaya gelmeden önce Müslümanların zihinlerini, kültürlerini, değerlerini, eğitim anlayışlarını hatta kavramlarını bile işgal edip Müslümanların zihin kodlarını değiştirdiler. Bunu dünyanın dört bir yanındaki kültürel ve sosyal alt yapı farklılığı olan tüm Müslüman coğrafya da yaptılar.


Devşirdikleri, ele geçirdikleri, sindirdikleri, başkalaştırdıkları ve de tehdit ettikleri ile Müslüman ülkeleri yönetmeye devam ediyorlar ve bu mutasyona uğramış ele geçirilmiş insanlarla  Batılı değer yargılarına bağlanmak ve kendilerini ve söylemlerini buna göre yeniden anlamlandırıp inşa etmek olduğunu kabul ettirmek istediler. Tabi her şey istedikleri gibi gitmiyor, Müslümanlar hala direniyor, meydan okumaya devam ediyorlar. Zaten batı’nın küresel, kokuşmuş ve barbar sistemine meydan okuyabilecek yegâne unsur da İslam’dır.


لَوْلَا يَنْهٰيهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ عَنْ قَوْلِهِمُ الْاِثْمَ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَۜ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَصْنَعُونَ


“Bâri din adamları ve âlimleri onları yalan söylemekten ve haram yemekten menetselerdi. Bu yaptıkları ne kötüdür!” (Mâide Suresi,5/63.)


Müminler birbirlerini yalan söylemekten, haram yemekten ve adaletsizlikten menederler. Çünkü iyi, faziletli, canlı, güçlü ve dayanışmalı toplumun özelliği; iyiliği emr, kötülüğü yasaklamanın yaygın oluşudur. İçinde iyiliği emreden ve kötülüğü yasaklayan kimselerin bulunmasıdır. Aynı şekilde iyilik emrini ve kötülüğün yasaklanışını dinleyecek kişilerin de bulunmasıdır. Özellikle topluma önderlik edenler, kötülüklere bulaşıp toplumu iyice yozlaştırmamalıdır. Bilakis onlar her daim günah olandan çirkin olandan sakındırmaları gerekir.


Allah, müslüman ümmeti nitelendirirken şöyle buyurmaktadır: “Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, iyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve Allah’a inanırsınız.” (Al-i İmran,3/110)[8] 


İsrailoğullarını nitelendirirken şöyle buyurmaktadır: “İşledikleri kötülüklerde birbirlerini sakındırmazlardı.” (Maide,5/79)[9] Bu iki özellik, toplumu ve iki grubu birbirinden ayıran arakesittir. Ne yazık ki Müslümanlar da bu anlamda sorumluluklarını tam anlamıyla yerine getirememişlerdir.

Allah Teâlâ Yahudilerin yaptıkları haksızlıklar karşısında sessiz kalıp onları uyarmayan, yalan söylemelerine ve haram yemelerine rızâ gösterip bunu engellemeyen eğitimcileri, din adamlarını ve âlimleri kınamakta, bu davranışın kötü bir tutum olduğunu bize haber vermektedir. Âlimlerin ve eğitimcilerin tutumu, neticede halkın ahlâkının ve dininin bozulmasına sebep alacağı için esas sorumluluk bunların üzerindedir. Bu açıdan Müfessirler Kur’an'da âlimleri uyaran en sert ifadenin bu âyette olduğu kanaatindedirler.( Kur’ân Yolu, II/302.) Peygamber de haram ve helal değiştirme hususunda insanların dikkatini çekerek, “İçlerinden günah işleyen bir kimseyi, bundan men etmeye güçleri yettiği halde, bunu yapmayan toplulukları, Allah mutlaka cezalandırır.” (Ebû Dâvud, Melâhim, 17.) buyurur.

Yeryüzünün her dönem ıslah edilmeye ihtiyacı vardır. Bunu yapanlar az kimseler olsa da kurtuluşa erenler ancak bu kimselerdir:


"Sizden önceki asırlarda yeryüzünde (insanları) bozgunculuktan alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı ya! Fakat onlardan, kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır (bunlar görevlerini yaptılar). Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Zaten günahkâr idiler. Halkı iyi olduğu halde Rabbin, haksızlıkla memleketleri helâk etmez." (Hûd,11/116-117.)[10] 


Âyet-i Kerime, daha önce geçen ve aklı başında olan ümmetlerin, yeryüzündeki bozgunculuğu önlemeleri gerektiğini bildikleri halde, Allah’ın kurtardığı pek az insan hariç, onların, bozgunculuğu önlemediklerini bildirmektedir. Ayrıca yeryüzünde bozgunculuğu önlemek müminlerin en önemli vazifelerinden birisidir. Zira, zalimin zulmüne dur denilmediği takdirde, fitne ve fesadın bütün toplumu kuşatacağı bilinen bir gerçektir.


Bütün bu âyetlerden, münkerin işlenmesine seyirci kalınmasının doğru bir hareket tarzı olmadığı anlaşılır. Münkerin işlenmesine karşı çıkmamak, yalnızca onu işleyenleri ve bu münkerin işlenmesinden zarar görenleri etkilemez, işlenmesine engel olmayanları da kısacası sonuçları bütün topluma etkileyen bir duruma döner.[11]


Ayetteki bu uyarı korumak zorunda oldukları Allah’ın kitabında yer almasına rağmen günah ve haksızlıkta yarışılmasına, haram yenmesine ses çıkarmayan, hakkı savunmayan ve sorumluluğunu ihmal eden her Müslüman içindir.


وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌۜ غُلَّتْ اَيْد۪يهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُواۢ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِۙ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَاناً وَكُفْراًۜ وَاَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ كُلَّمَٓا اَوْقَدُوا نَاراً لِلْحَرْبِ اَطْفَاَهَا اللّٰهُۙ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَاداًۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِد۪ينَ


“Yahudiler "Allah’ın eli bağlanmış!" dediler. Asıl kendi elleri bağlanmıştır ve söyledikleri yüzünden lânetlenmişlerdir. Aksine O’nun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Rabbinden sana indirilen, onlardan birçoğunun azgınlığını ve inkârcılığını kuşkusuz arttıracaktır. Onların arasına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Ne zaman savaş ateşini tutuşturmuşlarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk için çaba harcarlar; Allah ise bozguncuları sevmez.” (Mâide Suresi,5/64.)


Hâşâ âlemlerin Rabbi olan Allah’a karşı söyledikleri bu sözden dolayı Yahudilerin kendi elleri bağlanmış ve lânetlenmişlerdir. Tarih boyunca işledikleri cinayeti cürümleri, ihanet ve isyanları görmezden gelip, Peygamberlerin gösterdiği aydınlık yoldan ayrılmış, yeryüzünde bozgunculuk için çaba harcamış, kaos ve fitne üretim merkezi haline gelmiş, dinî ihtilâfları ön plana çıkaran çekişmeleri körüklemişler, yaymışlar  ve Allah’ın nimetlerine nankörlük etmiş olan yahudiler asırlar boyu zillet ve mahrumiyet içinde yaşamışlar, millî kurtuluş ümitlerini yitirip itibarlarını kaybetmelerinden dolayı yas tutmaya başlamışlardı. Son peygamberin kendi içlerinden çıkması ümidi de boşa çıkınca, içlerinden bazı küstahlar Allah’ı suçlamaya kalkıştılar. Bugün de lanetlenmiş bir kavim olarak lanetlenmiş olmanın hakkını veriyorlar.


Kur’an onlardan birçoğunun azgınlığını ve inkârcılığını kuşkusuz arttırmış ve Allah onların arasına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin salmıştır.


وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْكِتَابِ اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَاَدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّع۪يمِ

وَلَوْ اَنَّهُمْ اَقَامُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِمْ مِنْ رَبِّهِمْ لَاَكَلُوا مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْۜ مِنْهُمْ اُمَّةٌ مُقْتَصِدَةٌۜ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ سَٓاءَ مَا يَعْمَلُونَ۟

“Şayet Ehl-i kitap iman edip günahtan sakınma çabası göstermiş olsalardı, kuşkusuz biz de kötülüklerini yüzlerine vurmaz ve onları nimeti bol cennetlere koyardık.” (Mâide Suresi,5/65.)


“Şayet onlar Tevrat’ı, İncil’i ve rableri tarafından onlara indirileni doğru dürüst uygulamış olsalardı göğün ve yerin türlü türlü nimetlerinden yararlanırlardı. İçlerinde aşırılığa kaçmayan bir zümre var; çoklarının yaptıkları işler ise pek kötüdür.” (Mâide Suresi,5/66.)


Kötülüklerin bağışlanması yani günahkâr kişinin mahcup duruma düşürülmekten kurtarılması, cezasının kaldırılması ve nimetlerle dolu cennetlere kavuşturulup âhiret mutluluğunu elde edebilmesi için iman edip takvâ sahibi olmaları gerektiği haber verilmiştir.


Tevrat’ta da yahudilere Allah’ın buyruklarını yerine getirip yasaklarından kaçınmaları halinde Allah Teâlâ’nın onları bütün milletlerden üstün kılacağı ve nimetlerle bezeyeceği vaad edilmesine rağmen onlar bunu ellerinin tersiyle itip, isyan, ihanet ve zulümle lanetlenecek ameller işlemeye devam etmişlerdir. Kendilerine vaat edilen her şeyi kaybetmişlerdir. Rabbimiz buyurmuştur ki: “Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” (İbrahim,14/7.)[12] Çünkü Allah koyduğu kanunu açıklamıştı: “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Mülk,67/2.)[13] onlar Allah’ın verdiği bunca nimeti hayırda değil de kötülük, zulüm ve fâsıklıkta kullanmayı tercih ettiler.


Ayetten anlaşılan diğer bir husus ta, eğer Allah'ın sözünü dinlenmez, hükümlerine ve koyduğu kurallara kayıtsız kalınırsa o zaman da bu suçu işleyenlerin üzerine her türlü lanet, felaket, kıtlık iner ve düşmanların karşısında bozguna uğramakta kaçınılmaz olur. O zaman da şu ayetin haber verdiği duruma düşülür: “Artık kazanmakta olduklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar.” (Tevbe,9/82)


يَٓا اَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّـغْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۜ وَاِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُۜ وَاللّٰهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ


“Ey peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan O’nun mesajını iletmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphe yok ki Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Mâide Suresi,5/67.)


Kur'an'a göre Peygamber, sadece "tebliğ" göreviyle yükümlüdür: "Ey Muhammed! Sana yalnız tebliğ etmek düşer" (Al-i İmran, 20; Ra'd, 40; Nahl, 82.) "Peygamberin görevi, sadece tebliğ etmektir" (Maide, 99; Nahl, 35; Nur, 54; Ankebut 18; Teğabun, 12.). Kur’an-ı Kerîm’de İslâm dinini yayma ve Müslümanları dinî görevlerini yerine getirmeye çağırma anlamında “da’vet” kelimesi ve aynı kökten değişik türevleri yanında; “tebliğ et” veya “hatırlat” (zekkir) gibi kelimelerle birçok âyette Hz. Peygamber’e emirler verilmiş bulunmaktadır. “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et…” (Nahl,16/125) âyeti bu emirlerin en meşhurlarından biridir.


Tebliğ ise, peygamber'in, Allah'tan aldığı mesajları aynen insanlara ulaştırmasıdır. Bu, her peygamberin vazgeçilmez niteliklerinden biridir. Peygamberler elçilik görevi gereği tebliğ yapmazlarsa Allah’ın elçiliğini yapmamış olacakları bildirilmiştir. Bu sebeple elçi, kendisini elçilik görevi ile görevlendiren kimsenin emrinin dışına çıkamaz. Eğer çıkarsa bu durumda elçilik görevini yapmamış olur. Allah’a, gönderdiği Kur’an ve elçisi Muhammed Mustafa (sav)’e iman eden Müslümanlar da Allah’ın emrinin dışına çıkmamaları gerekmektedir.


İlâhî mesajı tebliğ ettiğin insanlardan, özellikle Ehl-i kitap’tan çok olumsuz ve şiddetli tepkiler alacak olsan bile tebliğ görevini yerine getirmede asla çekingenlik ve tereddüt gösterme, onların oyunlarına ve tuzaklarına aldırış etme. Allah seni kötülerden koruyacak ve asıl hüsrana uğrayanlar inkârda direnenler olacaktır. Bu aynı zaman da Müslümanlar için de önemli bir ölçüdür.  Tebliğ buyruğunun vurgulanması, ilâhî mesajın ilgili olan herkese ve sürekli biçimde duyurulması gerektiğini de ifade eder ve Müslümanlar, İslâm’ın öğretilerini ulaşabildikleri her yere kesintisiz biçimde iletebilme çabası içinde olmalıdırlar. Allah Müminlerin Mevlâsıdır ve onları koruyacaktır.


قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلٰى شَيْءٍ حَتّٰى تُق۪يمُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَاناً وَكُفْراًۚ فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ


“De ki: "Ey Ehl-i kitap! Siz Tevrat’ı, İncil’i ve rabbinizden size indirileni (Kur’an’ı) doğru dürüst uygulamadıkça tuttuğunuz yol yol değildir." Rabbinden sana indirilen, onlardan birçoğunun azgınlığını ve inkârcılığını kuşkusuz arttıracaktır. Kâfirler topluluğu yüzünden üzülme.” (Mâide Suresi,5/68.)


Ehl-i kitab, Tevrat ve İncil’in kendi elleri ile tahrîf ettiklerinden onları tam olarak uygulamalarının mümkün olmadığı dikkate alınırsa, bu ayetle son peygamber Hz. Muhammed’in (sav) bildirdiklerine ihtiyaçlarının bulunmadığı iddiaları çürütülmüş ve Kur’an’a başvurma dışında alternatiflerinin bulunmadığına dikkat çekilmiş olmaktadır. Ayette ki "Tevrat ve İncil'i ikâme etmek” ifadesi, öğretilenleri içtenlikle izlemek ve bunlarda ortaya konan hayatı yaşamaktır. Kitaplarını tahrîf edip, imanlarına küfür, şirk ve fısk karıştırdıklarından, tahrif edilmiş bir dini hayata taşımak anlamına geleceğinden Kur’an dışında bir kurtuluşları yoktur. Yüce Allah’ın deyimi ile “Mahvolan (ölen) bile bile mahvolsun, hayat bulan bile bile hayat bulsun” (Enfal Suresi,8/42)[14]


Müslümanlar açısından da; “Ey Müslümanlar! Size indirileni (Kur’an’ı) doğru dürüst uygulamadıkça tuttuğunuz yol yol değildir.” Uyarısını üzerimize almalıyız. Rabbimizin emrini hatırlarsak buyurmuştu ki:  “Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir.” (Rûm,30/32-33.)[15]


“ (İnsanlar ise, din) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir.” (Mü’minûn,23/53.)[16]





 <<Önceki                     Sonraki>>


Ahmet Hocazâde, 08.01.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Muhâfız ya da Muârız'a dair

Ahmet Hocazâde Yazıları



[1] Bu çalışmada Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Meal ve Tefsir çalışması kaynak olarak alınmış olup, zaman zaman açıklamalarla zenginleştirme yoluna gidilmiştir.

[2] لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِّلَّذِينَ آمَنُواْ الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُواْ وَلَتَجِدَنَّ أَقْرَبَهُمْ مَّوَدَّةً لِّلَّذِينَ آمَنُواْ الَّذِينَ قَالُوَاْ إِنَّا نَصَارَى ذَلِكَ بِأَنَّ مِنْهُمْ قِسِّيسِينَ وَرُهْبَانًا وَأَنَّهُمْ لاَ يَسْتَكْبِرُونَ
[3] يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالاًۜ وَدُّوا مَا عَنِتُّمْۚ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَٓاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۚ وَمَا تُخْف۪ي صُدُورُهُمْ اَكْـبَرُۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَهَٓا اَنْتُمْ اُو۬لَٓاءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَا يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّه۪ۚ وَاِذَا لَقُوكُمْ قَالُٓوا اٰمَنَّاۗ وَاِذَا خَلَوْا عَضُّوا عَلَيْكُمُ الْاَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِۜ قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِاِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْۘ وَاِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَاۜ وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـٔاًۜ اِنَّ اللّٰهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ۟
[4] لَتُبْلَوُنَّ فِي أَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ أَذًى كَثِيرًا وَإِن تَصْبِرُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الأُمُورِ
[5] Geniş Bilgi için bkz. SA4297/KY57-AHCZD2: İslâm'ın Kavramları: Tâğut
http://www.sonsuzark.com/2017/05/sa4297ky57-ahczd2-islamn-kavramlar-tagut.html
[6] Bu ayetler şunlardır: 2/256-257; 4/51-60-76; 5/60; 16/36; 39/17.
[7] Süleyman Ateş, Çağdaş Tefsir, I/456.
[8] كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّهِ
[9] كَانُواْ لاَ يَتَنَاهَوْنَ عَن مُّنكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ
[10] فَلَوْلاَ كَانَ مِنَ الْقُرُونِ مِن قَبْلِكُمْ أُوْلُواْ بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ الْفَسَادِ فِي الأَرْضِ إِلاَّ قَلِيلاً مِّمَّنْ أَنجَيْنَا مِنْهُمْ وَاتَّبَعَ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مَا أُتْرِفُواْ فِيهِ وَكَانُواْ مُجْرِمِينَ وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرَى بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا مُصْلِحُونَ
[11] Abdurrahman ALTUNTAŞ, KUR’ÂN’DA TEMEL SİYASÎ KAVRAMLAR, Doktora Tezi, Ankara-2009, s.106.
[12] وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ
[13] الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ
[14] لِّيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَن بَيِّنَةٍ وَيَحْيَى مَنْ حَيَّ عَن بَيِّنَةٍ 
[15] مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
[16] فَتَقَطَّعُوا أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُرًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Seçkin Deniz Twitter Akışı