2 Aralık 2017 Cumartesi

SA5258/KY34-EE7: Cehâlet ve Müslümanlar

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم



Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla başlarım.

Hadi gazaba uğramış, sapmış, helâke uğramış, kendi dinlerine ihanet etmiş ve gözden düşmüş kavimleri anlarım da Müslümanlara ne oldu? Bu gevşekliğin, savrulma ve yabancılaşmanın sebebi nedir acep? Biz de Yahudiler gibi bize bir şey olmaz mı demeye başladık? Kendimize zulüm ettikte tevbe etmek ve pişman olup Rabbimize dönmek ne bekliyoruz?

Sahabe câhiliyye dönemini şöyle tanıtmıştı: (Cahiliye insanı) köpeğini besler-büyütürdü ama çocuğunu öldürürdü.” (Darimî, Mukaddime l (3. hadis)

Bizler de Kur’an ziyafetleri düzenledik ama Kur’an’ı anlamak ve hayata taşımak için bir gayretimiz olmadı, Kur’an’la ilişkimiz bir türlü musiki lezzet ve ölülere okumanın önüne geçemedi. Bir türlü günümüz Müslümanı kendinden istenilen düzeyde bir ilişki kuramadı Kur’an’la.

Sonra Allah’ın elçisi Muhammed Mustafa (sav)’i anmak için haftalar düzenledik, en güzel rehberimizin nebevî sünnetini tanıyamadan, Kur’an ahlakını anlayamadan dağıldık.

“Allah onlardan razı, onlarda Allah’tan razı” (Tevbe,9/100.) diye bizlere tanıtılan sahabe, Kur’an’ın gölgesinde ve Kur’an’ın talebeleri olarak ve Allah’ın elçisinin rehberliğinde bu muhteşem payeyi kazandılar.  Bizler ise önümüzde aynı malzemeler (şeker, un, yağ) sahabedeki gibi aynı malzemelerle bu helvayı yapamadık. Aynı Kur’an ve Allah’ın elçisinin nebevî rehberliği önümüzde olmasına rağmen sahabedeki sonuç biz de oluşmadı.

Gerçekten iyi ile kötüyü birbirinden ayırt etmeyi bilmeyen, yaptıkları fena işler için af dilemeyen, hayra sağır, gerçeğe dilsiz, ilâhi rehberliğe de kör olan Müslümanlar nasıl olabildik?

Sonra kendisini Yahudi, Hıristiyan olarak tanımlayanlar kendi dinlerine ihanet ettiler; Rabbimizin Kur’an’da evire çevire bize ibret almamamız için anlattığı bizden öncekilerin ihaneti gibi bu azîz dine ihanet ve haksızlık ettik. Gecesi, gündüz gibi apaydınlık, cennetin anahtarlarını bize takdim eden, berrak, saf ve Rabbimizin lütfu bir din bırakılmıştı bize oysa. 

Oysa Allah’a teslim olacaktık, bu dini koruyacaktık ki din de bizi korusun, güzelleştirsin ve adam etsin. Hem ne hakkımız vardı biz cehâletin sarhoşu olmuşken, yeryüzünün geri kalanının kurtuluş imkanlarını da zora sokmaya? Biz iyi olacaktık, iyiliği yeryüzüne yedirecektik, gırtlağına kadar kötülüğe batmış ve iyiliğe hasret yeryüzü iyilikle tanışacaktı eğer biz Rabbimizin istediği gibi Müslümanlar olabilseydik.

Bu azîz dinin kıymetini bilemeyen bizler sadece hasretle hidayetle tanışmak için güzel örnekler bekleyen insanları değil bizden sonra gelecek Müslümanlarında yarınlarını zora soktuk. Bizden sonrakiler de bizim bozduklarımızı önce anlamak ve sonra nasıl düzeltiriz diye zamanlarını harcayacaklar. 

Biz cehâlete mübtelâ olmasaydık yeryüzünde bu kadar Müslüman kanı da akmayacaktı, zulüm bu kadar rahat yeryüzünü karanlığa bürüyemeyecekti. Mazlumlar bu kadar artmayacaktı.

Ne muazzam bir fırsat vardı önümüzde; sırât-ı müstakîm üzere, emrolunduğumuz gibi bir Müslüman olmak sureti ile hem kendimiz kazanacaktık hem de başkalarının helâkine değil de kurtuluşları için mücâhedemiz olacaktı.

Ne ettikte Müslümanlar tanınmaz halde? Nasıl Müslümanın ahlakı sorgulanır hale geldi, Müslüman ve yalan/riyakarlık/güvensizlik nasıl beraber anılır oldu? Nasıl yaptıkta gırtlağımıza kadar cehâlete saplandık ve daha da acısı bu hâlimize nasıl râzı olduk? Hâlbuki biz Müslümandık, Rabbimizin kulu idik; O emredecek biz itaat edecektik. Sırf O’nu razı edecek sırf O’ndan korkacaktık. 

Yeni değil cehâlet, asırlardır Müslüman dünyanın en temel problemlerindendir. Müslümanlar açısından durumun vehâmeti ise bir çoğunun cahil olduğunu bilmemesidir. Müslümanların büyük bir çoğunluğu iman ettikleri kitabın câhili konumundadırlar. Müslümanlar açısından cehâlet “hem bilgisizlik anlamında hem de dini yanlış anlama ve yanlış yorumlama” olarak karşımıza çıkmaktadır.

Müslümanların cehâletlerinin bedelini “tevhid, vahdet, adalet ve merhameti” koruyamayıp, zillete dûçar ve paramparça olmak sureti ile ödemektedirler. Müslümanlara yakışmayan bu cehâlet, yeryüzünün geri kalanındaki insanların tamamının kurulmak için tek fırsatları olan İslam’la müşerref olmalarının da önünde büyük bir engel olarak durmaktadır. 

Müslümanların cehâleti, dinin doğru anlaşılmasına engel olmaktadır. Temel konularda dinin apaçık kaynakları yerine hurafeler esas alınmakta, âlemlere rahmet, en güzel ve yagâne rehberimiz Muhammed Mustafa (sav) adına yalan yanlış şeyler uydurulmakta, sonuç olarak da İslam’dan bambaşka bir din ortaya çıkmaktadır. 

Peki, ne yapmalıyız? Rabbimizin emrine dikkat kesilelim: “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı yapışın/sarılın, parçalanmayın.” (Âl-i İmran, 3/103)  

Biz Müslümanız hamdolsun, Rabbimizin rahmetinden ümit kesmeyiz, buyurun aşk ile ayeti bir daha okuyalım:

De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer, 39/53.)

Gelin, Allah için toparlanalım, kendimize “Müslüman Kimliğimize” dönelim ve Müslüman farkını ve onurunu her şeye rağmen koruyalım. Varlık içinde yokluk çekmeyelim, kurtarıcımız Kur’an bizi beklemektedir. Aldanmak bir marifet değildir, aldanmamak için savaş verelim. 




Emin Emre, 02.12.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, İlahiyat, Din ve Tefekkür

Emin Emre Yazıları







Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı