22 Haziran 2016 Çarşamba

SA3074/KY38-SevDur15: Ülke TV GYY Hasan Öztürk Röportajı: "Cemaatin Sinsi “Zaman” Planı"

"Gazeteyi baskı makinesinden ilk eline alan kişi de benim. Sevinç çığlıkları atmıştım."



Sevda Dursun: Gazeteciliğe ilk başladığınız yer olan Zaman gazetesinde çalışmaya nasıl başladınız?

Hasan Öztürk: Ankara Üniversitesi Basın Yayın Fakültesi’nde birinci sınıf öğrencisiyken, dindar bir abimiz, “İslamcılar gazete kuruyor, başında Fehmi Koru, Nabi Avcı gibi isimler var. Git onlarla görüş, mesleği de öğrenmiş olursun” dedi. Böylece Rüzgarlı Sokak, Uçar Han’daki Zaman gazetesinin yerine gittim. 

Kapıdaki görevliye, “Burada Fehmi Koru diye bir adam varmış, onunla tanışmak istiyorum” dedim. Bir saat kadar bekledikten yeni abdest almış, ıslak terlikleriyle, göbekli, kel bir adam yanımıza geldi. “Beni bekleyen birisi varmış, kimmiş o” dedi. “Benim” diye atıldım hemen. Kendimi tanıttım, gazetecilik yapmak istediğimi söyledim. “Gazetecilik adına ne biliyorsun” dedi. Her şeyi yapabileceğimi söyledim. “Bana her şeyi yapan adam değil, bir iş yapan adam lazım” deyince, o anda aklıma gelen ilk cümleyi söyledim: “Üniversite gençliğinin dine bakışını anlatan bir çalışma yapabilirim” dedim. “O zaman git, hazırlığını yap da gel” dedi. 

Gazeteciliğe başlama ve Fehmi Koru’yla tanışma maceram bu. Henüz gazetenin çıkmasına üç ay vardı. 3 Kasım 1986’da, Fehmi Koru’nun yönetiminde, Nabi Avcı’nın koordinatörlüğünde, Adnan Tekşen’in yazı işleri müdürlüğünde ve Mehmet Doğan’ın araştırma servisinin başında olduğu şekliyle Zaman gazetesi yayın hayatına girdi. İlk çıktığında logosu siyahtı. Gazeteyi baskı makinesinden ilk eline alan kişi de benim. Sevinç çığlıkları atmıştım.

Hasan OztUrk10
Hasan Öztürk, Ülke tv genel yayın yönetmeni 

Sevda Dursun: İlk zamanlardaki Zaman gazetesini tek cümle ile anlatacak olsanız ne söylerdiniz?

Hasan Öztürk: İlk zamanlarda Zaman, Türkiye’deki Müslüman camianın içinde olduğu bir yapıydı diyebilirim.

Ali Bulaç’ın değişimi çok acayip

Sevda Dursun: O zamanlar Zaman gazetesinde çalışan İslamcılar şimdi nerelerdeler?

Hasan Öztürk: Türkiye’deki İslamcıların serüveni olabilir bu. O zamanki Zaman gazetesi içinde olanlardan birkaç örnek verecek olursak, Milli gazete tecrübesinden gelmiş olan Fehmi Koru’nun, daha sonra Yeni Şafak, Star, oradan Habertürk’e uzanan bir gazetecilik macerası oldu. O dönemde İstanbul temsilcisi olan Ali Bulaç’ın değişimi çok acayip geliyor bana. Çünkü bize İslamcılığı, hatta radikal İslamcılığı, anti modernizmi aşılayan fikir adamıydı. Onun üzerinden dik durmayı öğrendik. Şimdi Ali Bulaç “Kürt sorunu üzerinden NATO Türkiye’yi işgal etsin” diyebilecek bir noktaya geldi. Şu an hala cemaatle kol kola. Yazı işleri müdürümüz olan Adnan Tekşen çok münevver bir adamdı. Yunus Emre Enstitüsünün kurucularındandır. Şu an emeklilik dönemini yaşıyor. Mehmet Doğan sadece İslamcı kesimin değil, muhafazakar kesimin saygı duyduğu birisiydi. Değişen bir şey olmadı. Nabi Avcı da aynı şekilde, iyi insanlar olarak yollarına devam ediyorlar.

Sevda Dursun: Zaman gazetesinin ilk patronları kimlerdi?

Hasan Öztürk: Alaattin Kaya ve İhsan Arslan, bir tane de hiç tanışmadığım İstanbul’dan bir patronu vardı. O zamanlar Alaattin Kaya’nın Gaye matbaası vardı, bir de yayınevi. Alaattin Kaya’nın Fethullah Gülen’le ilişkisi olduğunu biliyorduk. Ama daha çok ticaret adamı olarak tanınıyordu. İhsan Arslan iki dönem AK Parti milletvekilliği yaptı. Şu anda AK Parti Ankara milletvekili olan Mücahit Arslan’ın babası. Köklü bir aile. Cemaatle alakaları yok.

Herkes işten atıldı, Fehmi Koru kaldı

Sevda Dursun: Gazetede çalışanları hatırlarsak, Fethullah Gülen cemaatinden çok insan vardı diyebilir miyiz?

Hasan Öztürk: Tamer Korkmaz’ın Hasan Sutay’ın, Fikret Ertan’ın, sonradan gelen Nuh Gönültaş’ın Fethullahçı olduğunu biliyorduk. Ama bunlar kendi aramızda problem edilip hiç konuşulmazdı. Ümmetin içinde nüveler olarak kabul ederdik. İrancılar, radikal İslamcılar, tasavvuf ehli Sufiler de vardı. Şu anda Sayın Başbakanın konuşma metinlerini yazan Mustafa Şahin muhabir olarak çalışırdı. Mehmet Ocaktan’ın kayınbiraderi Ali Sali muhabirdi. Bağımsız İslamcılar olarak bilinirlerdi. Yazarları söylemiyorum bile. Solcular bile vardı aramızda. Ramazan Sevindik diye benim de ustam olan Ankara’nın eski bir fotoğrafçısı vardı. Bize fotoğrafçılığı, karanlık odayı öğreten adamdı. Orada herkes vardı. Bir ara sayfalarımız daha güzel çıksın diye İstanbul’dan Ahmet Kekeç’le Ali Bulaç’ın kardeşi İbrahim Bulaç geldi. Haftalarca gazetenin mescidinde yattılar.

Sevda Dursun: İlk kriz ve ilk kopuş ne zaman başladı?

Hasan Öztürk: Bir yılın sonunda. Bir anda Fehmi Koru Genel Yayın Yönetmenliğini bıraktı. Alaattin Kaya İhsan Arslan’la anlaşmış, hisseleri devralmıştı. Herkesi işten çıkartıyordu. Bunların hepsi duyum tabii ki. Bize, Fehmi abi ile Alaattin Kaya arasında gizli bir anlaşma olduğu söylendi. Çünkü herkes işten atıldı, ama Fehmi abi başyazar olarak kaldı. Fehmi abi pragmatist bir adam olduğunu kendisi de söylerdi. Duygusal davranmazdı. Pragmatist düşündüğü için de kalmış olabilir. Buna da saygı duyarız elbette. Ve ilk kopuş bu şekilde oldu. Zaman gazetesindeki İslamcılar bu şekilde tasfiye edildi. Toplam 18 aylık bir hikayemiz oldu. Gazete İstanbul’a taşındı. Cemaate geçtikten sonra bir ay bile dolmadan beni de işten çıkardılar.

Ege Üniversitesinden cemaatçi öğrenciler geldi

Sevda Dursun: Şimdi baktığınızda, Zaman gazetesi İslamcıların birlikte olduğu bir gazeteydi, ama kuruluşundan itibaren içindeki cemaatçilerin belli bir hedefi vardı diyebilir misiniz?

Hasan Öztürk: Derim, Hasan Sutay’da bir sinsilik vardı zaten. Cemaatin eline geçtikten sonra da kendi içlerinde bir tasfiye süreci oldu. Tamer Korkmaz ve onun gibi daha bağımsız düşünen arkadaşlar da tasfiye edildi. Bir gizli ajanda varmış ellerinde. Çünkü birinci yılın sonunda İzmir Ege Üniversitesi’nden çok fazla stajyer öğrenci taşıdılar oraya. Cemaatin adamları olarak geldiler. Selahattin Karakış diye bir arkadaşım vardı. Cemaatin adamıydı. Nuh Gönültaş geldi, hala cemaatin yayın organlarında yazıyor. İdris Gürsoy geldi, Aksiyon gazetesinin başında şu anda.

Zamanla anlaşıldı bazı şeyler

Sevda Dursun: İlk işaret gibi bir şey olmuş bu stajyerlerin gelmesi. Kendi aranızda “cemaatin adamları bastı burayı, neler oluyor” demez miydiniz?

Hasan Öztürk: Ben çocuktum o zamanlar. Bir özne bile değildim, sadece gözlemliyordum. Sonradan oturdu her şey yerli yerine. Zaten slogan da “Bazı şeyler zamanla anlaşılır” diye çıkmıştı. Zamanla anladık biz de. Bunları anlatması gerekenler, o zamanlar orada yönetici kadroda bulunanlardır. Onlar daha çok şey bilir. Nabi Bey belki siyasette olduğu için anlatmıyordur, ama çok daha güçlü bir şekilde bunlara vakıftır. Hakan Albayrak bir ara yazacaktı, Mustafa Karaalioğlu, Yusuf Ziya Cömert, Adnan Tekşen, Mehmet Doğan olaylara vakıftır. Zaman gazetesinin serüveninde bizim bilmediğimiz nice hikayeler vardır. Onlar konuşursa, benim söylediklerimi aşan çok şeyler söyleyebilirler.

Guguk kuşunun hikayesi

Sevda Dursun: Belli bir kitle oluştuktan sonra, gazeteyi ele geçirdiler. Sizleri kullandıklarını hiç düşündünüz mü?

Hasan Öztürk: Bu adamların tarzı buymuş diyebiliyorum şimdi. Doksanlarda Sızıntı dergisinde guguk kuşunun hikayesini okumuştum. Guguk kuşu, bir başka kuşun yuvasına yumurtlar. Yumurtladığı anda da o yuvadaki diğer yumurtaları atar. Üç tane yumurta varsa, birini atar, kendi yumurtasını bırakır. Evin sahibi olan kuş, üç yumurtaya da kuluçkaya yatar. Guguk kuşunun yumurtası kuluçkadan erken çıkar. Çıkar çıkmaz bir günlük kuşken, diğer yumurtaları içgüdüyle dışarıya atar ve tek başına kalır. Evin sahibi kuş, guguk kuşunu besler ve on on beş gün içerisinde kocaman bir kuşa dönüşür. Ardından da yuvayı dağıtıp gider. Cemaat de her yerde aynısını yaptı. Güçlü insanların yanına geliyorlar, bir süre geçip kendileri de güçlendikten sonra orayı darmaduman ediyorlar. Emniyeti, yargıyı, şirketleri ele geçirirken böyle yapmadılar mı? Siyasete de böyle yapmaya çalıştılar.

Sevda Dursun: Seksenlerde cemaat güçlü bir yapıda değildi. Sizce Alaattin Kaya şahsi olarak mı çıkarmıştı gazeteyi? Cemaatin katkısı yok muydu?

Hasan Öztürk: Onu ben bilemem. Alaattin Kaya bir iş adamıydı. Gaye matbaasının sahibi, gazete de orada basılıyordu zaten. Nur dağıtım diye bir yayınevinin sahibiydi. Ama şunu söylemeliyim, biz üniversitelerde mescid açılsın, başörtülü kızlar okullarına girebilsin diye kendimizi ortaya koyarken, bu arkadaşlar bizim yanımızdan uzaklaşan, çok suskun, silik insanlardı. Yıllar sonra aftan yararlanıp tekrar okuluma döndüğümde, çocuğun bir tanesi (daha sonra Zaman gazetesinde iyi bir yönetici oldu), gelip kulağıma, “Abi biliyorsun ben de Müslüman adamım, ama sana selam veremem, yoksa beni buradan mezun etmezler” demişti. Bu kadar silik adamlardı. Şimdi aslan kesildiler. Bugün değil Türkiye, neredeyse dünya üzerinde hakimiyet kurma iddiasındalar. Sosyolog ve psikologların incelemesi gereken vak'alar bunlar.

Haber yaparken ilk çatışma

Sevda Dursun: Gazetede haber yapmak istediğiniz zaman cemaatçi yapıyla çatıştığınız olur muydu?

Hasan Öztürk: İlk dönem böyle bir şeye rastlamadım. Belki üst yönetimde tartışıyorlardır, bilemem. İlk çatışmayı cemaatin eline geçtikten sonra yaşadım ben. Zaten işime de o zaman son verdiler. Kocatepe camisinde Zaman gazetesinin ilk Kuran sempozyumu olmuştu. Başörtülü kızlar da Kocatepe camisinin önünde protesto gösterisi yapmak istedi. Yürüyüş başlayınca polisler müdahale etti. Ben de fotoğraf çekiyordum. Filmim bittiği halde fotoğraf çekiyormuş gibi yapmaya devam ettim. Belki bu sayede bir kişiye daha vurmazlar diye düşünüyordum. Zaman gazetesinde çalışan başka bir muhabir arkadaş da beni gözlemliyormuş. Benden önce gazeteye giderek benim tutumumu, başörtülüleri coplayan polisi engellemeye çalışmamı İstanbul’a anlatmış. Birkaç saat sonra büroya gittiğimde haberi yazarken o çocukla tartıştık. Benim ön plana çıkarmak istediklerime engel oluyordu. O ateşli tartışmanın sonunda da işime son verildiğine dair faks geldi.

Civcivlerime bir şey olacak diye korkuyorum

Sevda Dursun: 28 Şubat’taki duruşları dün gibi aklımızda. Hep mi temkinliydiler, hiç mi açık vermediler?

Hasan Öztürk: Ben bu kadar içten pazarlıklı, bu kadar profesyonel hesapları olduğunu hiç sanmıyordum. Bir Müslüman olarak kimine göre Mekke dönemini, kimine göre Medine dönemini yaşıyoruz diye bakıyordum olaya. Bunlar da Mekke dönemindeki gibi temkinli davranıyorlar diye düşünüyordum. Fethullah Gülen’in “Civcivlerime bir şey olacak diye çok korkuyorum” sözünü hep hatırlarım. Zaten 28 Şubat’tan sonra atak yaptılar. Seksenli doksanlı yıllarda askeriyeye öğrenci sokmalarından rahatsız değildik. Allah’ı peygamberi bilen, haram helalden haberi olan biri askeriyede olacak diye romantik romantik düşünüyorduk. 28 Şubat’ta ortaya çıktılar, çünkü bu yapı güçlenmişti artık. Fethullah Gülen çıkıp “Beceremiyorsanız gidin” dedi. “MGK’nın kararları ictihattır. İctihatta doğru karar verirsen şu kadar sevap, yanlış karar verirsen bu kadar sevap alırsın” diye açıklama yaptı. Anlaşılan sonunda devleti teslim almak üzere uzun soluklu bir yola çıkmışlar. Uzun adam olmasaydı, az kalsın da alacaklardı.

Sevda Dursun: Zaman, eski zaman olur mu?

Hasan Öztürk: Hayır, çünkü biz artık eski adamlar değiliz. Hepimiz değiştik. Zaman eski zaman olmaz, çünkü genetiği bozuldu, hormonlu hale geldi.




Sevda Dursun, 22.06.2016, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Röportaj, Eleştiri


Sevda Dursun Yazıları













Sonsuz Ark'ın Notu: Sevda Dursun Hanımefendi'den çalışmalarının yayınlanması için onayı alınmıştır. Seçkin Deniz, 12.09.2015

İlk yayınlandığı yer: Gerçek Hayat:

http://www.gercekhayat.com.tr/roportaj/cemaatin-sinsi-zaman-plani/

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı