31 Mayıs 2015 Pazar

SA1379/KY30-HR2: İnsanı Etkileme Sanatı 2

"Zaman zaman nasıl da isteriz değil mi, birileri bizimle ilgilensin, birileri bizi duysun, birileri bizi fark etsin, birileri bizi anlasın?..."


"Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi." (Al-i İmran Suresi-159. ayet)

İnsanı etkileme sanatını konuşuyorduk. Kendimizce bir insan tasnifi yapmış ve küçük insanlar ve büyük insanlara değinmiştik.. "Nadide ve naif şahsiyetler yetiştirmek dünyanın en ulvi sanatı desek yeridir..” demiş ve bunun için ciddi bir şekilde (yüreğimizle ve emeğimizle) yola revan olmaktan söz etmiştik… Şimdi ikinci madde üzerinde duralım biraz…

2- Niteliklerine göre: Verenler ve alanlar... yani öğretmenler ve öğrenciler..

Neden nitelik diyorum?  Yaş ve ebad niteliğe girmez miydi? Elbette girebilirdi. Ancak ben işi biraz da mesleki boyutuyla ele almak istedim..Yani çevremizdeki etkileşim kurduğumuz insanları yaşa göre/aile çevresi, mesleğe/iş çevresine ve cinsiyetine/duygusal yetilere göre sınıflandırmaya çalıştım.. Aslında her birini nitelik başlığına dahil de edebilirdim..Zaten böyle bir tasnifi başka yerde bulamayacağınızı da söylemiştim..

Peki neden verenler ve alanlar deyince aklıma öğretmen ve öğrenci geldi? Ehh, benim günlük hatta en çok etkileşimde bulunduğum çevremin iki temel unsurları da onlar... (Eğitim camiasında bulunduğumuzu da bu vesileyle belirtmiş olalım..)

'Veren' deyince ilk akla öğretmen geldi, hani şu etrafına bilgi verme, ışık verme aşkıyla ve şevkiyle mum gibi eriyen, eridikçe biten, bittikçe ışıtan, ışıttıkça kutsallaşan öğretmen var ya, Mucize filmindeki öğretmen tipi (Adı şimdi aklıma gelmedi), Hababam Sınıfı'nın Mahmut Hocası, Hayat Türküsü'nün Hayat öğretmeni, Çalıkuşu'ndaki Feride tipi, Afet Hoca tipi gibi saçını süpürge edip full fedakarlık yapan öğretmenleri hatırladınız di mi onları?

Sizin de hayatınızın bir zaman diliminde böylesi bir öğretmenle yolunuzun keşiştiği muhakkaktır. Bir şeyi farkettiniz mi? İlk aklımıza gelen bu modeller hep son dönem edebiyat ve televizyon kültürünün zihnimizdeki algıları neticesinde canlanan modeller. Hiç öğretmen deyince Hz.İsa’yı, Hz.Musa’yı, Hz.Nuh’u veya Hz. Muhammed’i (Selam hepsinin üzerine olsun) hatırlamıyoruz. 

(Bu seçilmiş ve nadide insanlar peygamber oldukları kadar, hidayet rehberi ve yol göstereni oldukları kadar hem eğitmen hem öğretmendiler. Sadece parmaklarıyla işaret edip “iİşte doğru yol tee orada, dileyen girer kendini kurtarır, dileyen girmez ateşe razı olur” dememişler, gece gündüz tebliğ etmişler, anlatmışlar, öğretmişler, eğitmişler ….Her birinin hayatında sağlıklı etkileşime dair pek çok örnek bulabiliriz… Mesela Kuran’da peygamberlerin kavimleriyle olan diyalogları sık sık yer alır ve bu diyaloglardaki  incelikleri dikkatli okuyuşlarla yakalamak  mümkündür, yine konuyla ilgili anlatıları peygamberleri anlatan İslam Tarihi ve siyer kaynaklarından da okumak mümkün… Ben her bir peygambere birer ikişer örnek verip çıkarımlar yapmak da istemiyorum; niyetim vaaz vermek değil, bırakalım o işi anlatılarını çoğunlukla otomatiğe bağlamış olan vaiz ve vaizeler yapsınlar… biz vaizin işini vaize, imamınkini imama , müdürünkini müdüre verip öğretmenliğimize bakalım- Sezar'ın hakkı Sezar'a gibi mi oldu?)

Şunu üzülerek kabul edelim: Algılarımız, ilgilerimiz ve meraklarımız, hep bir başkalarının güdümünde. Müslümanlar olarak pek çok konuda olduğu gibi zihnimizi iğdiş eden birikintilerin  arasında doğru ve eğri, hak ve batıl, hadi çekinmeden söyleyelim, sapla saman birbirine karışmış durumda .

Sanki görünmez bir kumanda panelden yönetiliyoruz ve tek düğmelik işimiz var. Düğmeye basıldığı anda tek tip insanlar oluyoruz..Aynı şeyleri istiyor, aynı şeylerden kaçıyor, aynı şeyleri merak ediyor, aynı şeylere öfkeleniyor, aynı şeylere seviniyoruz... İşte tam burada devreye öğretmenler giriyor... Ezber bozduracak, aynılıkların her zaman hak/gerçek olmayabileceğini anlatacak, temiz bir nesil inşa etmek, akleden öğrenciler yetiştirmek adına tıpkı mum gibi eriyecek öğretmenler...(Bir an ben de tereddüt ettim. Bu bir ütopya mı diye…”Ufak at civcivler de yesin”  diyecek bile oldum

Eveeet... ne diyorduk? Veren öğretmenler... fedakar öğretmenler... sabır taşı öğretmenler... 

Öğretmenim, artık size hitap edebilirim... (Şöyle bir adım öne çıkınız lütfen...)

Sevgili Öğretmenim biricik öğretmenim; sen cansın, sen umutsun, sen azimsin, sen mumsu, sen ışıksın, sen güneşsin, sen bilensin , sen yapansın, sen dinleyensin, sen anlatansın, sen annesin-sen babasın; sen anneden ötesin, sen babadan ötesin... anlasana öğretmenim; sen bir modelsin ... sen öğrenciyi etkilemek istiyorsan sen öyle hemen kaşını eğemezsin… sen öyle hemen azarlayamazsın... sen öyle hemen öğrencinin kağıdını olmamış deyip, buruşturup atamazsın... sen öğrencine geri zekalı, aptal, salak, inek... filan diyemezsin; anlasana öğretmenim… o körpe yürek senin bir hareketinle neler yapmaz ki, bir bakışına, bir gülüşüne neler vermez ki... (Ahha.. ne o fazla mı hayalciyim  öğretmenim?)

Söylesene öğretmenim; karşında kıvranan bir öğrenciye, “Numara çekiyorsun” demeden önce gerçekten hasta olabileceğini hiç düşündün mü?Nnane çayı içirince kaç kuruşun eksilirdi ha öğretmenim? Kafasını sıraya çarpıp bayılan öğrencini görünce “Başıma kaldı, mecbur götürücem, uf puf ” diye homurdanırken sen neyin kafasını yaşıyordun, sen kafanı nerelere çarpmıştın?

A benim canım öğretmenim, sınıfın başarısının oranını merak ettiğin kadar, kaç öğrencin ailesinden uzak yurtlarda kalıyor, kaç öğrencin babasız, annesiz, parasız , hiç merak ettin mi? Tahtaya kaldırdığın öğrencine “Sen” diye hitap ederken adını öğrenmemiş olmanın ezikliğini hiç hissettin mi, ismini söyleyerek soru sorduğun öğrencinin gözlerindeki ışıltıyı fark etmedin mi? Bırak yahu…bahanen de hazır; yaşlıymış, yeniymiş, hastaymış, dikkatsizmiş...

Öğrencinle iyi bir etkileşim mi kurmak istiyorsun, önce ismini öğreneceksin öğretmenim; söyleyemediğin, hatırlayamadığın zaman mahcup olacaksın ki insan yerine konulduğunu hissedecek…

Yap bir şeyler işte, formüller üret, ama lütfen öğretmenim öğrencine değer verdiğini hissettir… Senin vereceğin ilk şey önemseyişin olacak; öğrencini önemseyeceksin ..”Tüm sınıf rapor almış gelmemiş, gitti benim ek dersim” deyip sızlanıp öğrenciyi para makinesi gibi görmeyeceksin... Gariban öğrenci napsın? … Sınava hazırlanacakmış, rapor almış, almasın mı? Alsın tabi ... (İşin bu kısmında “MEB'in, dersanelerin, özel derslerin, yönetmeliklerin canları cennete…” deyip detaylara girmiyoruz)

Önemsersen önemsenirsin öğretmenim..Değer verdiğini hisseden öğrenci senden muhakkak bir şeyler alacaktır. (Alanlar/öğrenciler) Alacaklar; belki farkında bile olmayacaklar. O verdiklerin hayatlarının bir anında onlara ilaç gibi gelecek…

Vereceksin öğretmenim... Sevgini vereceksin... bakışlarını... gülüşlerini... kaşlarını çatmayı bırakacaksın.

Sen gardiyan değilsin, sınıf koğuş, öğrenci de mahkumun değil... Gününün yedi saatini sıralara çakılı kalarak geçiren o körpelere hiç mi için sızlamıyor, ne çabuk unuttun o sıralarda oturduğunu a öğretmenim?

Vereceksin öğretmenim. Dersin, branşın ne ise onu vereceksin. Öyle matematikte din pazarlamaya, edebiyatta tarih anlatmaya kalkmayacaksın… Bir misyoner gibi değil, gerçek bir eğitmen gibi olacaksın ... Bilgini vereceksin öğretmenim... Samimiyetini vereceksin; tamam sıkmayacak şekilde öğütler  de vereceksin, ama görmenin dinlemekten daha etkili olduğunu unutmayacaksın öğretmenim…

Sen gerçek bir öğretmen olduğunda öğrenci alacak; emin ol alacak..

Sen de haklısın. (Ahh seni üç kuruş para hesabı yapmakla, gereksiz kağıt kürek işleriyle meşgul etmeseler, sen de haklısın) birileri yıllar yılı en iyi okullara demir atarken kenar yerlerde, olumsuz şartlarda eğitimle uğraştırdıkları için beziyorsun; ama ne olursa olsun bunda o çocukların suçu da yok dahli de … o halde bırak olur olmaz bahane bulmayı canım öğretmenim..

A, benim güzel öğretmenim...

Haydi silkin, kendine gel… Alacaklıların seni bekliyor, yani öğrencilerin… Bak gözleri nasıl da parlıyor, nasıl da cıvıl cıvıllar, nasıl da güzeller … bak ders zili çaldı bile... haydi düzelt şu çatık kaşlarını ve sınıfa gülümseyerek gir... (Başkan sana gülümsedi bile)

İyi dersler öğretmenim ..


(…unutmadan ..son maddemiz için de gevezelikler edeceğim..o vakte kadar kalın sağlıcakla..)


Heca Ris, 31.05.2015, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, İronik Felsefe

Seçkin Deniz Twitter Akışı