1 Mayıs 2015 Cuma

SA1294/KY1-CÇ119: Kızıma Mektuplar VI

Kızlarından Uzakta Olanlara Adanmış Sözler
-VI-


Bu mevsimde -baharda- hiç böyle görmemiştim yaşadığım bu yeri. Birlikte yaşadığımız, sokaklarını arşınladığımız bu memleket oldukça garip havalarda. Neredeyse her gün yağmurlu. Sana mı inat kızım, bana mı inat bilemiyorum. Yağmuru severim bilirsin. Yağmurda ıslanmayı, yağmurla buluşmayı, yağmur altında durmayı severim. Sen de seversin. Yağmurla çokça anılarım, çokça anılarımız vardır. Yağmura pencere arkasından bakmayı beceremedik. Daha doğrusu ıslanmaktan korkmadık. Yağmurdan ürkmedik. Sanırım yağmura pencere arkasından bakmanın övgüsünü yapanlar ıslanmaktan çekinenlerdir. Yağmurdan değil de ıslanmaktan. Ve fakat sen ve ben ne yağmurdan çekindik ne ıslanmaktan. Böylece yağmura pencere arkasından bakmanın hazzını onlara bıraktık.

Yağmur öyle bereketlidir ki bana. Fikirler yağmur taneleri gibi içime üşüşür yağmurlu havalarda. İzlemekte zorlanırım. Kâğıda kaleme sarılırdım ıslanıp eve varınca. Üzerimi çıkarmadan, sanki içime üşüşen şeyler kaçıp gidecekmiş te, o yüzden. Yağmur yağıyor ve ben klavyeye sarıldım. Kalemin lezzeti yok klavyede. Ekranın kokusu yok kâğıttaki gibi. Belki o yüzden tembelim biraz. Biraz tutuk oluşum kâğıt ve kalemden uzak oluşum. 

Sevgili kızım, kalem ve kâğıt üzerine bir şeyler söyleyecek değilim. Nihayetinde insan alışkanlıkları üzerinedir biraz da. Biraz da alışkanlıklarımızla varızdır. Alışkanlıklarımızı değiştirsek de bir başka alışkanlıkla değiştiririz nihayetinde. Kalem ve kâğıt bizim alışkanlıklarımızdan biriydi. Biri. Aslolan yazmaktır. Kalıcı olanı yakalamak ve tanıklık etmektir. Kalıcı olanı tarihe not düşmektir yazmak. Ben de not düşeyim istiyorum tarihe. Yazdıklarım bir kılavuzun tarihe düştüğü notlar olsun istiyorum. Hem bu niyetle yazıyorum bu mektupları hem de seninle sohbet etmek, susamışlığımı gidermek niyetiyle yazıyorum.

Sevgili kızım, bal kızım, ballı kızım, can kızım, canan kızım, yüreğini paslandırmış insanlardan uzak dur. Yüreğinin sesine kulaklarını tıkamışlardan beri ol. Yüreğinde yer olmayanlarla arkadaşlık etme. Dostluk kurma. Yüreğinin sesini kısmış olanlar, yüreğini susturmuş olanlar, yüreğini karartmış olanlar hep bir kan dökücüdürler. Kalpazandırlar. Yalancıdırlar. Zulm edicidirler. Zalimdirler. Merhameti unutmuşlardır. Merhamet nedir bilmezler. Şefkatten mahrumdur her bir eylemleri. Soluk almaları, bakışları merhametten yoksundur yüreğine sırt çevirmiş olanlar.

Bakma meydanlarda meydan okuyuşlarına. Çeşitli kanıtlarla süslü tanıtlamalarına güvenerek meydan okuyuşlarındaki ilençli tını “yüreğinde yer diye bir şey bulunmayanları” çeker belki. Seni çekmemeli. Onların süslü püslü iğrençlikleri ne denli albenili olursa olsun, yüreğine kulak verirsen bütün çıplaklığıyla görürsün gerçek yüzlerini. Yüreğinde yer olmayan kişi merhametsizdir. Merhametsiz olan kişi insanlıktan uzaktır. İnsan suretinde bir canavardır. Belki süslü püslü görüntüsü birçok kişiyi çekecektir. Çeker. Ve fakat yüreğinle görmeyi, bakmayı bilirsen bir anda yok olduklarını görürsün o merhametsizlerin albenilerini. 

Yüreğiyle bakmasını bilmeyen, yüreğiyle görmesini bilmeyen, yüreğinde yer olması gerektiğinin ayrımında olmayan yok edicidir. Öldürücüdür. Soldurucudur. Oysa sevinç, yaşatmaktadır, oysa sevinç yaratıştadır. Yaşatma sevincini öldürme. Yaratış sevincini budama. Yaratış özelliğini öldüren insan felaketlere hazırlıklı değildir. Felaketlere kapılıp gider eninde sonunda. Yaratış özelliğine sahip, yaşatma özelliğini koruyan kişi hazırlıksız yakalansa da felaketlere boyun eğmeyendir yüreğinin sesine kulak vermeyen gibi. Yüreğinin sesini boğan gibi felaketlere boyun eğmez yüreğinde bir yer olanın.

Yüreğinin sesine kulak veren hazırlıksız yakalandığı her felaket karşısında yeniden var olur. Yeniden doğar. Yok olup gitmez. Yüreğinin sesine kulak veren bilir bir kerelik bir varlık olmadığını. Bir kerelik olduğu sanısında olan yüreğinde bir yeri olmayandır. Sen bir kerelik olmadığını bil güzel kızım. Yüreğinin sesine kulak verirsen bilirsin de. Ki, yüreğinin sesine hep kulak verdin, vereceksin biliyorum.

İnsan, insan olmak için yola çıkan bilir felaketlere hazır olunamayacağını. Hazırlıklı olunmaz. Ve fakat felaketlere boyun eğmemektir aslolan. İşte bu yüzden insan ve insan olmak için yola çıkan bu dünyaya yabancıdır. Çevreni gözlemlediğin zaman hemen her canlının dünyayla uyumlu olduğunu göreceksin. Uğradıkları badirelerden, felaketlerden kurtulmak için uğraş verdiklerinde, onların o halinde insanı andıran bir şeyler görsen de genlerinde kodlu davranışlardan öte bir anlamı olmadıklarını ayrımsarsın. Çünkü insan dışındaki canlılar, yüreğinin sesine kulak tıkamışlar salt tüketendir. Tüketimin yanından üreten olan insandır. Yüreğinin sesine kulak veren, yüreğinde başkaları için yer olandır salt tüketici olmayan. Ve bu yüzden en çok bu yönüyle yabancıdır bu dünyaya insan ve insan olmak için yola çıkan. 

Ürettikleri bir ideal uğruna olanla üretimi tüketim için olanlar arasında büyük bir farklılık vardır. Üretimi tüketim için olan doymazlık içindedir ve bindiği dalı kesenin hali gibidir hali. Eninde sonunda düşecektir. Düşüşü kendisiyle sınırlı olsa belki görmezden gelinebilir. Ve fakat bu düşüş bütün bir evrenin düşüşü olacaktır. İşte bu yüzden engel olunmalıdır. Engel olmalısın üretimi tüketim, tüketimi üretim için olan anlayışa. Bu anlayışla savaşmalısın son nefesine kadar.

Üretimi tüketim, tüketimi üretim için olan anlayış dünyayı katletmektedir. Suyu, toprağı, havayı kirletmektedir. Kendine bir cehennem hazırlamaktadır. Hem de tüm var olanlara bir cehennem döşemektedir. Dünyayı cehenneme çevirmektedir. Dur demelisin. Dur diyeceksin elbet. 


Cemal Çalık, 01.05.2015,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Kızıma Mektuplar, 

Seçkin Deniz Twitter Akışı