21 Ağustos 2020 Cuma

SA8801/SD1785: İsrail'in Askeri İşgali 'Sömürgeci Bağlam'da Tartışılmalıdır

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Sonsuz Ark'ın Notu:
Çevirisini yayınladığımız 'Strategic Culture' analizi, Filistin, Şili ve Latin Amerika ile ilgili birçok konuda yazılar yayınlayan, bağımsız bir araştırmacı, serbest gazeteci, kitap eleştirmeni ve blog yazarı olan Ramona Wadi'ye aittir ve Filisin'in çekildiği diplomatik tezgaha odaklanmaktadır. Ramona Wadi,  1967 temelli resmi söylemlerde 'Askerî İşgalci İsrail' kavramının Filistin'in yok edilmesi için kullanıldığını, bunun yerine 'Sömürgeci İsrail' kavramının kullanılması gerektiğini söylemektedir: "1967'den itibaren askeri işgal, İsrail'e Filistinlileri toplu olarak cezalandırmak ve Filistinlilerin kademeli olarak yerinden edilme olasılığını artırmak ve böylece sömürgeci genişlemesi için daha fazla toprağa el koymak için ihlalleri yasallaştırma fırsatı sağladı." BM'yi İsrail'in sömürgeci politikalarının bir parçası olarak suçlayan analistin vurgusu ilginçtir ve Türkiye ile dostlarının Filistin ile ilgili diplomatik dilinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır: "Askeri işgale son verilmesi çağrısı, sömürgeciliği ortadan kaldırmıyor. Aksine, BM, İsrail’in güvenlik kaygıları adına zorla yerinden edilme ve topraklara el koyma adımlarını normalleştirerek İsrail’in sömürge sürecini koruyor."
Seçkin Deniz, 21.08.2020

Israel’s Military Occupation Must Be Discussed in the Colonial Context

Haziran 1967'de İsrail, Altı Gün Savaşı sonucunda 400.000'den fazla Filistinli'yi yerlerinden etti. Naksa İsyanı, 1948 Nakba'dan sonra Filistinlilerin sınır dışı edilmesine karşı yaşanan en belirgin dalgadır ve İsrail'in Gazze Şeridi, Kudüs ve Batı Şeria'yı ele geçirmesine neden olmuştur. Onlarca yıl sonra BM Güvenlik Konseyi, İsrail'in işgal altındaki topraklardan çekilmesini bir zorunluluktan ziyade bir “ilke” olarak kabul eden 242 sayılı Kararla görevini yerine getirdiğini düşünüyor.


Naksa, İsrail’in askeri işgali ile eş anlamlıdır; Sömürgeciliği gölgede bırakan ve İsrail'i hesap verebilirlikten koruyan bir terimdir. Siyasi retorik, İsrail'i dekolonizasyonla karşı karşıya getirmiyor; bunun yerine askeri işgale odaklanıyor ve bunun sonucunda dikkati, Filistin halkını hâlâ yerinden eden sömürgeci genişlemeden uzaklaştırıyor.

Uluslararası toplum içinde ve özellikle iki devletli uzlaşmayla ilgili olarak, İsrail'in askeri işgaline ilişkin diplomasi, bir kuşağın BM'nin İsrail'in yaratılması ve sürdürülmesindeki rolünü kabul etmekten kaçındığını kanıtladı. İsrail'i bir devlet olarak kabul etmek, Filistin'deki Siyonist sömürgeciliğin ilk kolektif normalleşmesine işaret ediyordu.

Filistin halkının topraklarından sürülmesi ile yapılan etnik temizliğin üzerine kurulan egemenlik, Filistin'deki sömürge varlığına bağlanmıştı. Filistinliler'in durumu 1948'den beri insani bir aciliyet olarak kabul ediliyordu ve bu sınıflandırma 1967'de daha da kalıcı hale geldi, uluslararası toplumun Siyonist sömürge projesini gündeminden çıkarması sadece sömürgeciliği normalleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Filistin'in işgal edilmesini sağladı.

Bu, BM'nin, Nakba sırasında Siyonist paramiliterlerin uyguladığı daha önceki şiddet olaylarından izole edilen İsrail’in uluslararası hukuk ihlallerine ilişkin anlatısı nedeniyle meydana geldi. 1967'den itibaren askeri işgal, İsrail'e Filistinlileri toplu olarak cezalandırmak ve Filistinlilerin kademeli olarak yerinden edilme olasılığını artırmak ve böylece sömürgeci genişlemesi için daha fazla toprağa el koymak için ihlalleri yasallaştırma fırsatı sağladı.

İsrail'i yalnızca askeri bir işgalci olarak tanımlamak İsrail'in sömürgeci kimliğiyle tutarsızdır. Benzer şekilde, İsrail'in Filistin'deki askeri işgalini sona erdirme çağrıları, Filistinlileri hareketlerinden, siyasi görüşlerinden, geçim kaynaklarından, temel ihtiyaçlardan ve özgürlüklerden mahrum eden mevzuatı destekleyen sömürgeci gerçekliği görmezden geliyor. Askeri işgal sömürgeci İsrail için bir araçtır; İsrail'i tanımlamıyor ve uluslararası toplum tarafından Filistinlileri sömürgecilik karşıtı çabalarından ve siyasi haklarından daha fazla mahrum etmenin bir yolu olarak kullanılmamalıdır.

Filistinliler için 1967, Filistin'in askeri olarak işgali gibi 1948 Nakba'nın devamıdır. Sömürgecilik ve işgal arasındaki denklik üzerinde oynayan uluslararası topluluk, onları iki devletli diplomasiyi kolaylaştırmak için eş anlamlı kılıyor. Buna ek olarak, ABD, Altı Gün Savaşının ardından İsrail ile bağlarını pekiştirdi ve Başkan Donald Trump yönetiminde, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’yı ilhak etmesine giden yolu açmak için iki devletli paradigma üzerine inşa edilen yüzyılın sözde anlaşmasını ilan etti.

1967 savaşı Filistin üzerindeki sömürgeci tahakkümü güçlendirmesine rağmen, BM, İsrail’in anlatısının ve yayılmasının mevcut çerçevesi için eksik de olsa bir alternatif çıkış noktası sağladığından askeri işgale taraftır. Yerleşimlerin genişlemesi de dahil olmak üzere Filistin halkına karşı devam eden uluslararası hukuk ihlallerini, saldırıları kınayan zayıf açıklamalar yayınlasa bile, BM, İsrail'in şu anda düzenli olarak savunduğu sözde güvenlik anlatısının bir parçasını oluşturuyor.

1967 sonrası Filistin politik birliği ve sömürge karşıtı mücadeleye olan bağlılığı, yalnızca Filistinli gruplar arasındaki siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle değil, aynı zamanda Siyonist sömürgeciliği normalleştirirken askeri işgali kötüleyen BM'nin müzakereler konusundaki ısrarı nedeniyle de kesintiye uğradı. İsrail için 1948 bir başlangıçtı; 1967, on yıllar sonra bölgesel ve uluslararası düzeyde Filistin davasına ihanet etmeyi kolaylaştıran, tüm Filistin toprakları üzerinde tam hakimiyet sağlamanın yoluydu.

1967 anılırken, daha önceki sömürge süreci hesaba katmalıdır. Filistin halkının ilhakın eşiğindeki mevcut durumu, uluslararası toplumun sömürgeciliği daha çok tercih edilen askeri işgal terminolojisine indirgemede suç ortaklığını beraberinde getiriyor. Askeri işgale son verilmesi çağrısı, sömürgeciliği ortadan kaldırmıyor. Aksine, BM, İsrail’in güvenlik kaygıları adına zorla yerinden edilme ve topraklara el koyma adımlarını normalleştirerek İsrail’in sömürge sürecini koruyor.

Ramona Wadi, 15 Haziran 2020, Strategic Culture

(Ramona Wadi bağımsız bir araştırmacı, serbest gazeteci, kitap eleştirmeni ve blog yazarıdır. Yazıları Filistin, Şili ve Latin Amerika ile ilgili bir dizi konuyu kapsamaktadır.)


Seçkin Deniz, 21.08.2020, Sonsuz Ark, Çeviri, Çeviri ve Yansımalar


Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı