1 Şubat 2019 Cuma

SA7409/KY1-CÇ581: Gülhanım Nene

"Tanıyamamışlardı. O Suat.. Ah o Suat. Suat o oyunbaz, o şahbaz kendisinden başkalarına iyi oyun oynuyordu ha..  ya şimdi niye ses vermiyordu?"


- Ula Suat, diye yalvarmaklı bir ses yankılanıyor, ula niye cevap vermiyorsun? Havalar soğudu daha soğuyacak.. şu Hacılar Hanı'ndan iki kilo beyaz yün al da gel.. duydun.. iki kilo.. ha sakın Zulheddin’in dükkanının yanındakinden alma.. onun yünleri çok kırçıllı olur.. bırak teşikte eğirmeyi tarağa bile gelmiyor.. he.. duydun mu dediğimi ula Suat?

Çamurlu Sokakta beton binalar arasında varlığını sürdürmeye çalışan küçük bahçeli yer yer dökülen kâgir evin ıssız holünde, yankılanan bu ses seksenli yaşlarının sonuna varmış Gülhanım Nene’ye aittir.  

Hemen girişteki küçük odada odun sobasını yakmış, her zamanki gibi makata oturmuş, arada bir perdenin sol kenarını kaldırıp sokağa bakıyor içinden ‘Bu sene kar epey yağacak.. Allah vere de kar küreyenler pencerenin önüne doğru atıp da dünyamı karartmayalar!’ diye geçiriyor, sokakta tanıdık birilerini görme umudunu diri tutarak, yün siparişini yineliyor. Gözü sokakta gelip geçecek olanları ararken kulak kabartıyor sesine karşılık verilecek mi diye.. 

Suat Gülhanım Nene'nin üç oğlundan en küçük olanıdır. Samet, Serhat, Suat.. Samet’le Serhat evlenmiş çoluk çocuğa karışmıştır. Suat ise yıllar yıllar önce yün almaya gönderilmiş bir daha haber alınamamıştır. Gülhanım Nene ve dört yıl önce ölen kocası Muzaffer oğullarının ölmüş olabileceğini hiç kabullenmemişlerdi. 

Cesedi yoktu ortada. ‘Hani ölse hiç değil cendeğini görürdük!’ uslamlamasını yapmışlardı karı koca Suat için ‘Ölmüştür!’ diyenlere. Suat haylazdı, Suat oyun severdi. Oyun oynamıştı. Besbelli kaçmıştı ve fakat eninde sonunda dönecekti. Dönecek öldüğünü söyleyenlere nanik yapacaktı. Zaman geçti. Muzaffer öldü Gülhanım Nene tek kaldı. Tek başına da kalsa umudunu yitirmedi Gülhanım Nene. 

Evlenip ayrı evlere, apartman dairelerine çıkan evlatlarının onca ısrarlarına, yalvarmalarına karşın evinden ayrılmadı. Suat dönecekti. Dönüp kendisini evde bulamayan evladı yıkılırdı. Bu kötülüğü oğluna yapamazdı. Kaldı ki kocası da vasiyet etmişti, ancak ölüsü evden çıkardı. Oğlu eninde sonunda dönecekti. 

Yaşıtları birer birer dünyadan ayrılmış yarenlik edeceği, kapısını çalacağı, kapısını çalacak kişilerin sayısı gün be gün azalmıştı. Dizlerinde, kollarında, sırtında peyda olan ağrılar, gözünün eskisi gibi seçemez oluşuna karşın o umut daha bir güçlenmişti. Ne ağrılar, ne yalnızlık ne de son iki yıldır iyiden iyiye azıtan unutkanlık umuduna dokunamamıştı. 

Ve işte o gün gelmiş oğlu dönmüştü. Oğlunun döndüğünü iki oğluna, gelinlerine, torunlarına, arada bir kapısını çalan yaşıtlarının çocuklarına söylese de kimse inanmıyordu. Karşı çıkıyorlardı. ‘Hayal görüyorsun!’ diyorlardı. Haksız da sayılmazlardı. Suat’ı hiç biri görmüyordu bunu anlamıştı. Suat dönmüştü ama bu kere görünmezlik giysileri içinde dönmüştü. Madem kimse görmüyor demek ki görünmezlik elbisesi giyiyordu. 

Hem kimse göremese de o görüyordu. Suat nasıl yapmışsa, nereden bulmuşsa bir görünmezlik elbisesine bürünmüş sadece kendisine görünür olmuştu. Bu böyleydi. Suat kendisinden başkasına görünmüyordu. O kayıp seneler epey bir tahribat yapmıştı Suat’ta. Zayıflamış, çökmüş, neredeyse insan yüzüne çıkamaz bir hale gelmişti. 

‘Durumu nasıl?’ diye alaycı sorulara böyle yanıt veriyordu. Hem evlatlarına, hem bıyık altından gülerek Suat’ı soran konu komşuya ‘Eh işte insan evinden barkından, ocağından uzakta olunca nasıl olursa Suat da öyle.’ Diyordu hevesle. ‘He.. he!’ diyerek alay edişlerine dudak büküp ‘Gerçekten görmüyorlar mı?’ diye iç geçiriyordu. Onlar –kardeşleri bile olsa- Suat’ı tanımamışlardı. 

Tanıyamamışlardı. O Suat.. Ah o Suat. Suat o oyunbaz, o şahbaz kendisinden başkalarına iyi oyun oynuyordu ha..  ya şimdi niye ses vermiyordu? Her zaman ses verirdi. Ne Samet ne Servet Suat kadar dinlemezlerdi analarını. Bir Suat yalvartmazdı kendisini. Ekmek mi alınacak. Bir kere söylemesi, seslenmesi yeterdi. Kışmış, dışarıda kar, fırtına bora varmış, hiç umurunda olmazdı. Diğerleri öyle mi? 

‘Boyunları altlarına kalsın! Ne zaman bir iş desem birine ya havayı bahane ederler, ya yorgun olurlar, ya başları kıçları ağrıyordur..  Suat öyle mi? Benim balım gaz ocağının iğnesi kırıldı bir soluk al gel he!’ derim, hop Suat kanatsız kuş.. gider alır!’ 

Şimdi niye ses vermiyordu ki? O da mı çizgiden çıkmış, kendisini yalvartmayı seçmişti.

- Suat oğlum, dedi yalvarmaklı bir sesle Gülhanım Nene yeniden, duyuyorsun biliyorum.. ses ver hele!

Rüzgârdan başkası bir yanıt vermiyordu. Bu sessizliğe boyun eğecek değildi.

- Bak dediğimi unutma, sakın Zulheddin’in dükkânının yanındaki dükkândan alma.. sustu.. pür dikkat oğlunun vereceği yanıtı bekledi..

- Zülheddin he, dedi Suat. Bu yanıtla sevindi Gülhanım Nene..

- Evet, dedi sevinçle..

- Ana sen kafanı tereğe mi vurdun, sabah saban nereye çarptın, kime uğradın? Zulheddin’in dükkanı Komesli’nin hanında sen Hacılar Hanı'ndaki yüncülerden yün al diyorsun.. Allah’tan Kuru Hapan demedin..

- Daha neler, dedi Gülhanım Nene.. Komesli nere Zülheddin’in dükkânı nere.. yoksa taşındı mı?

- Yok Ana, dedi Suat, hep oradaydı dükkânı, yine orada..

- E canım neyse, dedi Gülhanım Nene, belki karıştırıyorum.. sen ortadan kaybolduğundan beri bir unutkanlık yapıştı yakama sorma.. belki karıştırıyorum.. olsun.. Hacılar Hanında yün yok mu? Git oradan iki kilo yün al gel! Beyaz olsun.. 

- Bu yaşta yünü ne yapacan ana, dedi Suat.

- Üstüme iyilik sağlık, havalar soğudu.. ayakların üşür bilmiyor musun? Şal çorap olmasa donar ayakların..

- He.. dedi Suat, donar.. ben gidip Hacılar Hanı'ndan yün alacam, Zülheddin’in dükkanının yanındaki dükkandan olmayacak.. sen aldığım o yünü tarayacan, teşikte eğirecen ben de giyeceğim öyle mi?

- Hep yapardım, dedi gücenik bir sesle Gülhanım Nene.

- Yapardın da, dedi Suat, tarak paslanmış, teşik desen eğilmiş büzülmüş, gözlerin beni bile seçemez olmuş.. ana bi kenden gel yav!

- Sen hep tembeldin, tembelsin, dedi öfkeli bir sesle.. ayakların üşüdüğünde yanıma gelme! Dediğim gibi eğer gönlün olur da almaya gidersen Zulheddin’in dükkânının yanındaki dükkândan da alma! O mendeburun yünleri tarağa gelmez..



Cemal Çalık, 01.02.2019,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Öykü

Cemal Çalık Yazıları







Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı