30 Kasım 2018 Cuma

SA7198/KY73-PH8: Fatihler Değil Okuduğunu Anlayan Çocuklar!

"Evet, en küçüğünden en büyüğüne kadar herkes işini işi yapmalı; en başta da anneler…"


“İşini en iyi yapan vatanını en çok sevendir” sözünü sıklıkla duyarız. Hayat hakkında özet ve gerçekçi bir ders veren, askerlik kaynaklı bu sözün anonim olduğunu sanılıyor. Ama İslam medeniyetinde; Hz. Muhammed’e atfedilen “Allah işini en iyi yapanları sever ve işini iyi ve güzel yapmak ibadettir” anlamında pek çok tavsiye (hadis) ayrıca Kuran’da da bu mealde ayetlerin olduğunu biliyoruz.

Bizim içtimai hayatımızın başka bir gerçekliği de, hemen her devirde farklı kesimlerden insanımızın memleketin nasıl kurtulacağıyla ilgili kafa yormasıdır. Tartışır dururuz, ama nihayetinde ülke olarak mehter adımları gibi iki ileri bir sağa ve sola dura dura gitmekliğimiz devam etmiştir. Bu durmaların bazen 10 yıl, bazen de yüzyıllar sürdüğü olmuştur. Prof. Mümtaz Turhan, “Meseleleri önem sırasına göre ele almayan ülkeler geri kalmaya mahkûmdur, bu insanlar için de geçerlidir” der.

Bir an, ülkede en basit işçisinden devlet başkanına kadar herkesin işini en iyi şekilde yaptığını tahayyül edelim… Ettiniz mi? İşte kurtuluşun, refahın, huzurun veya ilerlemenin anahtarını/ yolunu buldunuz. 

Amacım işini en iyi yapanlar top on listesi oluşturmak değil. Çünkü liste, devlet başkanı, profesör, asker vs. diye gitmiyor. İşini iyi yapmak sırasında herkes kendince mühimsediği birine başrolü verir elbette. Kimi yargıçlar diyecektir, adaletin önemine binaen, kim tabipler der, ‘her şeyin başı sağlık’ inanışına atfen, kimi de öğretmenler diyebilir, bunların hepsini eğiten öğreten olduğu için ama bana sorarsanız; anne-babalar illa da annelerdir derim. 

Annelerdir zira; “Baba mühim bir şey, anne her şeydir!”  

Daha akılda kalıcı olsun diye reklam sloganı gibi bir cümle kullandım fakat her ne kadar anneye özel bir anlam yüklesem de çocukların eğitimi ve terbiyesinden bahsederken ailenin en önemli iki yapıtaşı olan anne-babayı ebeveynler diye birlikte anmak gerektiğinin farkındayım. Hatta dedeler-büyükanneler, amca ve teyze gibi aile büyükleri bile çocuklar üzerinde etkileri gereği ebeveyn sayılırlar. 

Annesi olmayan, birlikte yaşayamayanlar ne yapsın diyenler olacaktır; annelik kavramını sadece doğuran, emziren, yediren içiren manalarında kullanmadığımı yazının devamında anlatacağım. O sebeple evet, çok önemlidir ama görevi idame ettirilemez, anne yoksa hayat bitmiştir diyemeyiz. Annelik bir iş midir, görev midir, biyolojik, yoksa duygusal (içgüdüsel) bir his veya bağ mıdır gibi ontolojik-psikolojik tartışmalara da girmeyeceğim. Doğrusu, ‘iş’ kelimesi burada içinde pek çok anlamı, en çok da “büyük bir emeği” barındıran geniş bir kavram olarak kullanılıyor.  

Aslında dünyanın her devrinde gençlerden şikâyet edildiği malumunuz. Eski kaynaklarda da yeni neslin bozulduğuna def'aten değinilir yalnız, o zamanlarda mevzûun günümüzdeki gibi panik yapacak boyutlara ulaşıp ulaşmadığını bilmiyoruz. Bizde ise son yıllarda çocukların ve gençlerin eğitimi ve gidişatları konusunda şikâyetler yüksek tonlarda dile getirilir oldu. Ana-babaların hizmetçi yerine konulduğu bir çağda yaşarken ve bundan da yine en fazla ebeveynler usanmışken gidişat bir türlü düzelemiyor. Doğrusu benim de gençler hakkında birçok eleştirim oldu, oluyor fakat ebeveynlere de iki çift laf etmezsek adil ve doğru tespitler yapmış sayılır mıyız? 

Bugün, çocukların okulu, kursu, sınavı için koşturan hatta bu yolda çocuğuyla birlikte heder olan ebeveynlere alışkınız, ama çocuğunun eğitiminin içeriğine dikkat eden, terbiyesini ciddiye alan ve dünyayı doğru bir şekilde algılamasına yardımcı olan, bir hayat felsefesi kazandırmak için uğraşan aileleri yeterince göremiyoruz maalesef. İyi çocuk yetiştirmenin birinci şartı pahalı okullara ve kurslara göndermek sayılıyor.  Aslında -pek itiraf edemediğimiz- paralı okul ile devlet okulu ayrımının püf noktası; 'çocuğun sıkıntısını ve sorumluğunu ailenin üzerinden daha çok alması, onu oyalaması, çocuğun evde kaldığı süreyi azaltması ve bunu eğlenceli bir şekilde yapması’dır.

Anneler işini iyi yapıyor mu?

Ebeveynleri çocuğun okulda ne öğrendiğini sorguluyor mu? 

Ders kitaplarını müfredatı kontrol eden kaç kişi var?  Çocukların tv, bilgisayar, akıllı telefon internet kullanımları ne kadar kontrol ediliyor? Kaç ana-baba veya aile büyüğü çocuğun elinden tutup kütüphaneye müzeye veya doğa parklarına, bahçelere köylere götürüyor? 

Sadece götürmekle bitmez, bir miktar da anlatmak lazım. Ders dışında günlük veya haftanın belli zamanlarında kitap dergi okuyarak, tartışarak, sohbet ederek çocuklarına örnek olan var mı? Çocuğa oynamak, düşünmek, dinlenmek kısaca yeterli kişisel zaman kalıyor mu?

Artık okullar bunları yapıyor, rehber öğretmenler de takip ediyor filan demeyesiniz. Aileden/evden güzel okul, anneden iyi öğretmen yok ne yazık ki! Ayrıca 5-6 yaşına kadar çocuğun şahsiyeti, ilgileri belirginleşmiş oluyor. 

Çocuk eğitimi konusunda, insanlık tarihinde geçmişte kullanılan yöntem ve öneriler bugün de geçerliliğini koruyor. Bundan aşağı yukarı 10 yüzyıl. önce de aynı şeyleri konuşuyormuşuz.

Yrd. Doç. Dr. Umut Kaya 'Kutadgu Bilig ve Yusuf Has Hacib’in Eğitimle İlgili Görüşleri' adlı değerlendirmesinde; “Kutadgu Bilig’de tespit edebildiğimiz belli başlı eğitimsel ögeler; bireyin kabiliyetlerine göre eğitim verilmesi, eğitime küçük yaşta başlanılması, bireysel farklılıklara dikkat edilmesi, soru cevap tekniğinin kullanılması, somuttan soyuta, basitten karmaşığa gidilmesi gibi öğretim ilkeleridir" diyor.

Kaya, Hacib’den şu görüşleri de naklediyor; “O, ideal insana, pratik bilgi ve ahlak değerlerinin aşılanması ile ulaşılacağını söyler. Yusuf Has Hacib’e göre aile, eğitimin ilk başladığı yerdir. Ahlâkın ilk temelleri de burada atılmaktadır. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmeyen çocuk, anne-babasına bakarak, pekiştirilen davranışlarının doğru, pekiştirilmeyenlerinin ise yanlış olduğunu anlar. Aynı şekilde, anne-babasının yapmış olduğu davranışları da taklit ederek, ahlâkî davranışlarının ilk temellerini atar.” 

Her derdin çözümünü ve dünyanın yükünü yine sadece kadınlara/annelere yükledin, diyenleri duyar gibiyim. Aslında yaratılış kanunları kadının genetik kodlarına işliyor bu duyguları ve sorumlulukları annelere yüklüyor. Takdiri ilahi! Her ne kadar insanların yazıp uyguladığı hukuka göre çocuk, babanın kütüğüne kaydediliyor, soy babadan yürüyor olsa da hayatın gerçeklerine bakarsak çocuk annenindir…

Birkaç yıl önce Prof. Erol Göka ile yaptığımız bir sohbeti anımsarım, “Baba çocuk için bir takdir ve onay makamıdır, asıl etkili ve vazgeçilmez olan annedir” demişti. Fakat (başta da değinmiştim) buradan yola çıkılarak babalık müessesinin önemsizleştirildiği anlaşılmamalı. O yüzden Göka’nın duygu yüklü ‘Baba’ başlıklı yazısını da okumanızı tavsiye ederim.  

Ancak modern dünyanın annelere bütün bu görevleri layıkıyla yapabilecek imkânları vermediğini de  söylemek lazım. İşte zamanımızın en büyük arızası budur. Artık kadınların çoğu çalışıyor, çalışmak mecburiyetinde olduklarına inanıyorlar. İşten hem bedenen, hem zihnen yorgun gelen kadın; bir de evdeki rutin işlere vakit ayırdığından, o saatten sonra çocuğuyla oturup sohbet edecek, onunla yeterince ilgilenecek vakti ve enerjiyi normal olarak bulamıyor ya da az buluyor. (Bu yaşam şekline, çalışma şartlarına da itiraz edecek, çözümünü isteyecek olan yine kadınlar/ anneler değil mi?) 

Babalar hâkezâ öyle. Burada dedeler- nineler veya diğer büyükler devreye girebilir. Daha doğrusu girebilirdi, ama geniş aileden çekirdek aileye geçtiğimiz için birçok çocuğun o şansı da elinden alındı. Hem büyükanne- büyükbabaların da 'şımartıyorlar veya eğitimde karmaşa oluyor' diye çocukların üzerinde pek söz sahibi olmalarını istemiyoruz şimdilerde. Tek çocuk olarak yalnız, bakıcılarla veya 0-6 yaş arasında kreşlerde dadılarla büyüyen çocuklarımız çok olgun, hiç şımarık değil çünkü. Herkesin çocuğu çok zeki, pek yetenekli, okulunda başarılı takdirlik öğrenciler. Birazcık hiperaktivitemiz var o kadar. 

Elbette eski toplumun klasik geniş aile biçiminin karı-koca ilişkisi ve kadın üzerinde olumsuz etkileri oluyordu lakin bugünün ‘büyük’ aileden kopuk yaşam şeklinin de pek sağlıklı olmadığını tecrübe ediyoruz.

Tabi anne-babaların çocuklardan daha çok eğitime ihtiyacı olduğu da bir gerçek. Çocuklarını dil kursundan, yüzmeye, kodlamadan robotik eğitim takviye kurslarına koşturmayı marifet sayıyorlar. Ya, çocukların özünü keşfetmek, yeteneklerini ortaya çıkarmak için çaba sarf etmeyi kabullenemiyorlar ya da kendi çocukluklarından eksik kalan duygularını çocukları üzerinden tatmin etmeye çalışıyorlar.

Demek istiyorum ki; başlangıç olarak biraz mütevazı olsak; Fatihler, Süleymanlar, Alparslanlar, Atatürkler filan değil de, okuduğunu anlayan bir nesil hedeflesek mesela! Esprili ama merhametli de bir nesil… Doğayı seven, samimi, nezaket sahibi ve kanaat edebilen, hakkı olmayana el uzatmayan bir nesil istesek… Sanat zevki olan, matematiğin fiziğin sınavlar için mecburiyet değil hayatın kendisi olduğunu kavrayan fakat coğrafyanın da ufuk açtığını bilen bir nesil yetiştirmeyi arzulasak… Mesela ailesini seven, dünyayı seven, topluma saygılı,  mutlu bir nesil için çalışsak… Aa bir bakmışız harika çocuklarımız olmuş! 

Yılın 8 ayı okula giden, üniversiteye kadar ortalama 16 yıl öğrenim gören, 18 yaşında ama evde ampul değiştiremeyen çocuklarımız… Ve kızının- oğlunun elinden en basit işlerin bile gelmemesinden rahatsız olmayan annelerimiz. Neden böyle ve ne yapalım da bu açığı kapatalım diye düşünmeyen ebeveynlerimiz.  

Çocuklar değil, başıboş olan ebeveynler!

Başıboş ebeveynlerimiz… Çocuklar değil başıboş olanlar ebeveynler maalesef. Okul kitaplarını bırakın çocuğunun internette ne yaptığını, kimlerle iletişim kurduğunu sorgulamıyor takip etmiyor.  Çocuğuna giyim kuşam, oturma kalkma, konuşma, kısaca adabı muaşeret eğitimi vermekten aciz ebeveynler var.

Geçenlerde ofiste yaşadığımız bir olay hayli üzücüydü. Büroya staj için gelen 16 yaşlarındaki lise öğrencisi kızcağızın ağır kokmasından ofistekiler rahatsız olmuştu, ama çocuğu kırmadan nasıl uyaracaklarını bilemedikleri için kıvranıp durdular. Öyle ya genç bir kızın onurunun kırılması söz konusuydu. Sonra düşündüm ki, bu kızcağızın annesi ona kişisel bakım ve temizlik kurallarını öğretmemiş olabilir mi? Veya ailesinden teyzesi, halası, vs dikkat edip uyaracak kimsesi yok mu? Başka vesileyle sohbet ettiğimde ailesiyle yaşadığını, annesinin ev hanımı olduğunu öğrenmiştim çünkü...  

Evet, en küçüğünden en büyüğüne kadar herkes işini işi yapmalı; en başta da anneler…




Peri Han, 30.11.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Güneşin Altındaki Her Şey



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı