3 Temmuz 2018 Salı

SA6430/SD1048: Sonsuz Ark'ta Bir Söz-Düşünce Nakkâşı; Selahattin Yusuf

"İtiraz edilmemiş düşüncelere itiraz ederek ve bazen 'şey'i terk ederek bazen de 'şey'e yaklaşarak, ama onu gözden kaçırmayarak, ama çılgın akışa kapılmayarak, ama seçerek, ama dikkat ederek, gerçeği ya da yaşananı tanımlanmış olanın dışına çıkarak irdeleyerek yazan bir eski çağ  'Söz-Düşünce Nakkâşı' gibi  düşünüyor, yazıyor ve konuşuyor Selahattin Yusuf; iyi de yapıyor."


Homeros'un İlyada'sı, Odysseia'sı bakışlarımızı insanın şehvetine, kinine, savaştaki cesaretine, kibrine, putlarına saygısına ve putları arasındaki seçimine ve bazen de panteonlarda sunulacak kurbanlara gösterilen özendeki geleneksel inceliğe, misafirperverliğe, kahramanlığa ve en çok da ölüme ve öldürmeye odaklar. Niccolò Machiavelli ise, Homeros'tan fırsatçılığı, kurnazlığı ve çoğunlukla temel felsefesini aldığı Dante Alighieri'nin İlahi Komedya'sından (1308) kötülük sanatını olduğu gibi kopyalarak Prens'te (1513) yeniden inşa eder.  

Thomas More'un Ütopyası (1516) ise vahşet, iç savaş, idamlar, mezhep savaşları, kral ve kuralları arasında bunalan bir çukurun kurtarıcı hikayesi gibi hayal etmekle doğrular insanı, kendilerinde olmayanı hayal etme biçemine itekler...  William Shakspeare (1590 ve sonrası), Homeros'taki 'çıplak' insana ve duygularına karşıt olarak konumlar eserlerini, psikolojik alanda çalışır ve vesveselerle gerçek arasında savurur okurunu, izlerini...

Shakspeare'da Homeros'u, Dante'yi Machiavelli'yi ve Thomas More'u rahatlıkla izleyebilirsiniz... Bu bütüncül şematik akış Batı'nın bütün dinî-siyasî-edebî-felsefî eserlerinin ve sanatının altyapısında herhangi bir itirazla karşılaşmadan yürür gider. Yirmibirinci yüzyılda bile bu kuşatıcı biçemden kurtulmuş değildir Batılı insan; çünkü hayatı böyle algılamak üzere eğitilmiştir, eğer böyle değilse aforoz edilecektir toplumdan.

Batı'nın itirazcıları da bu temele karşı pozisyon alarak aynı hastalıklı sistemin dengede süregitmesine hizmet etmişlerdir. Bu bugüne taşınan tipik batı medeniyeti kurgusunun neden iflas ettiğini de öğretir bize... Kötülük yenilmemiştir, aksine zafer kazanmıştır ve Batılı insan ve Batı'ya inanan insan 'iyiliği' yitirmiştir. Çünkü bütün hikayeler 'kötü' üzerinden yola çıkar ve 'iyi'yi vaat ederler, ama artık vaat edecekleri bir iyilik tanımına sahip değildir Homeros'un çocukları... Şimdi hepsi binlerce yıl sonra bugün Homeros gibidirler; bakışlarımızı insanın şehvetine, kinine, savaştaki cesaretine, kibrine, putlarına saygısına ve putları arasındaki seçimine ve bazen de panteonlarda sunulacak kurbanlara gösterilen özendeki geleneksel inceliğe, misafirperverliğe, kahramanlığa ve en çok da ölüme ve öldürmeye odaklamaktalar.

Peki ya Doğu, Doğulu İnsan?

Homeros Batı için bir Doğulu olduğuna göre, Batı'nın ana kaynaklarından biri olarak nasıl ayrışabilir Doğu'dan? İnsan'ın Doğu'dan ya da Batı'dan gelmediğini, Hak'tan ya da Batıl'dan geldiğini kim öğretir bize? Doğu da Batı da Allah'ındır oysa; o halde Batıl İnsan Homeros'un çocuğudur demeliyiz ve kaybetmiştir kötülüğe... Rus edebiyatından kaç isim kurtulabilmiştir Homeros'tan, Dante'den? Yahut Dante hangi Sufizm kaynaklarından çalmıştır cehennem tasvirlerini? Sufizm nerede kopmaktadır Doğu'dan, yahut Antik Mısır'dan, Mezopotamya'dan, Antik Hind ve Çin'den? Kötülüğe kaybetmeselerdi hepsi, bugün nasıl bitirmiş olacaklardı söyleyecekleri sözü?

Doğu'nun ve Batı'nın bitmiş sözünde duruyoruz hep beraber, yani Batıl olanın tam karşısında çaresiz insanlık... Edebiyat, felsefe bunun için bitmiştir gerçekte... Yirmi birinci yüzyılın edebiyatçıları, felsefecileri, şairleri kötülüğün yerine geçtiler, kötülüğü kendi yerlerine geçirdiler çoğunlukla; nihayetinde  bilerek ya da bilmeyerek kötülüğe engel ol(a)madılar... Çoğu kötülük ve iyilik arasındaki ayrımı fark edemedikleri için delirdi, hemen hepsi toplumlarına yabancılaştılar.

Biz Doğu'nun ve Batı'nın birleştiği köprüde kafası karışık olanlar olarak doğduk, ancak öyle ölmeye mecbur değiliz. Söz'ün birbirine ilmiklenmiş saygın düşünceleri temsil etmesi gerektiğini yeniden düşünebiliriz; Söz'ün iyiliksiz bir anlam taşımayacağını, hiçbir hayali üretmeyeceğini yeniden  konuşabilir ve yazabiliriz.

Selahattin Yusuf'un klasik, popüler sözdizim sanat çağı olarak değerlendirilebilecek o ölü çağda, yirminci yüzyılda, edebiyatın ve felsefenin inleyerek öldüğü bir çağda dünyaya gelmiş olması bir rastlantı değil elbette, ancak itirazlarını inşa edebileceği bir okuma çağı olarak da belki de tarihin son çağında dünyaya gelmiş olması onun adına iyi olmuş denebilir; çünkü bundan sonra insanlığın yaşayacağı çağlar Homeros zamanındaki gibi 'yaşama çağı' olacaklar... İnsanların çoğu yaşayarak öğrenecekler okuyarak değil, tepkiler alarak itiraz edecekler, düşünerek değil, çünkü her şey insanın kafasının içinde olup bitecek daha çok, her şey daha fazla birebir gerçekleşecek... O da buna dair uyaracak...


İtiraz edilmemiş düşüncelere itiraz ederek ve bazen 'şey'i terk ederek bazen de 'şey'e yaklaşarak, ama onu gözden kaçırmayarak, ama çılgın akışa kapılmayarak, ama seçerek, ama dikkat ederek, gerçeği ya da yaşananı tanımlanmış olanın dışına çıkarak irdeleyerek yazan bir eski çağ  'Söz-Düşünce Nakkâşı' gibi  düşünüyor, yazıyor ve konuşuyor Selahattin Yusuf; iyi de yapıyor.

Selahattin Yusuf'la 2006 yılında sosyal medyanın ilk yazar takımının topluca toplaştığı ilk yerlerden biri olan cemaatcom adlı sitede yazmaya başladığımda karşılaştık. Ve sonra o medya alanı sosyal medya olarak Facebook ve Twitter'a ve sonra da Sonsuz Ark'a taşındı.

Selahattin Yusuf'a yazılarını Sonsuz Ark'ta yayınlamayı düşündüğümü söylediğimde, sağolsun nezaketle karşılamıştı beni.. Sonsuz Ark'ta yayınlamak üzere kısa bir özgeçmiş istediğimde de gönderdiği metin şuydu:

Selahattin Yusuf, Yazar, "1974 yılında Trabzon'da doğdu. 1997 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. Fakültede felsefe ve edebiyat yazıları yazmaya başladı. 1996 yılından itibaren Yeni Şafak, Ülke dergisi, Star Gazetesi, Aktüel dergisi gibi süreli yayınlarda yazdı. Hikaye, roman, deneme ve inceleme dallarında toplam 7 (+1 Masumiyet'in Son Günleri) kitabı bulunuyor. Televizyon yorumculuğu yapıyor ve edebiyatla ilgili çalışmalarına devam ediyor. Kişisel blog yazıları http://www.selahattinyusuf.com adresinden takip edilebilir."

Selahattin Yusuf'un 'eski' yazılarını yayınlarken gülümsüyorum; işlek bir zekanın itirazlarını, ironik dokunuşlarını, sıçramalarını ve bazen de yazılarındaki hedeflerini 'tokatlama' biçimini gördüğümde, insana ve iyiliğe dair, kötülüğe ve şeytana karşı bir ses duyuyor oluyorum. Umuyorum ki bu ses kendi müziğini terk etmeden yaşayacak.

Sonsuz Ark'ın bu toprakların ruhunu, bu toprakları ve bu toprakların insanlarını inceleyerek, anlamayı, anlatmayı ve insana, siyasete,  tarihe, edebiyata, sanata bakmayı ve bu bakışı geliştirmeyi hedefleyen manifestosuyla yolları kesişen Selahattin Yusuf, 48. konuk yazarımız olarak "Yolda" etiket adı verdiğim yazılarından 15 Nisan 2016 Cuma günü SA2756/KY48-SY1: Zorunlu Olmayan, Aslında Çok da Gerekmeyen Bir Açıklama başlıklı ilk yazısından bu yana bir düşünür, bir edebiyatçı, bir yazar, bir eş, baba, evlat, insan ve vatandaş olarak gören, uzmanlığını, medyayı ve sosyal medyayı ülkesi yararına kullanan, dikkatli, meraklı, araştırmayı seven, kişileri, olayları ve olguları değerlendirirken kendi özgün yorumları ve yazılarıyla fark üreten, Türkiye'nin ve dünyanın genel gündemini ve gündemdeki değişiklikleri derinlikli ve kapsamlı bir şekilde takip ederek öne çıkan olaylara, olgulara ve kişilere dair olanı özünden yakalayarak özel değerlendirmeleri ile somutlaştıran, soruşturan ve bizlerle paylaşan duygusal ve düşünür dikkati yüksek bir akla sahip olarak 60 yazısı ile Sonsuz Ark’a katkıda bulundu; kendisine ve fedakarlıklarına müteşekkiriz, onu yetiştiren anne-babasına, onu öylece koruyan, destekleyen eşine, çocuğuna ve ailesine bu babda teşekkür etmek istiyorum.

Sonsuz Ark çıktığı sonsuza doğru yolculuğunda kişiliğine, kimliğine ve mesleğine olan saygısı net olan dostlarla yürümeye devam edecek.

Bu vesile ile Selahattin Yusuf  Beyefendi ve ailesine sağlıklı, huzurlu ve başarılı bir hayat diliyoruz.



Seçkin Deniz, 03.07.2018, Sonsuz Ark, Eleştiri, Teşekkür



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.




Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı