22 Mayıs 2018 Salı

SA6179/SD993: Brookings Entstitüsü: 'Macron Mucizesi' Fransa'yı Küresel Bir Güce Dönüştürebilir

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda çevirisini yayınladığımız analizi okumadan önce Fransa'da Charlie Hepdo saldırısı da dahil olmak üzere Fransa'daki terör saldırılarını düşünmenizi öneririz. Neocon-Satanist Brookings Enstitüsü'nün bu analizinde, satanist dünya düzeninin patronlarından biri olan Rothschildlerin eski bir çalışanı olan Macron'un Fransa'da Cumhurbaşkanı olması projesini gerçekleştirmek için CIA tarafından gerçekleştirilen bu saldırılan Fransızların hangi duyarlılıklarını hedef aldığını göreceksiniz. Yine satanist dünya düzeninin sahiplerinin 2003 Irak işgaline karşı çıkan Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ı nasıl aşağıladığını ve çöken düzenin en büyük tetikçisi, jandarması ve hegemonik gücü olan ABD'nin itibarsızlaşması sonucu Macron'un Fransa'nın geleneksel eski gücünü canlandırmak ve sert ahlakın yumuşatılması olarak tanımlanan eşcinsel-homoseksüel cinsiyet teorisi de dahil olmak üzere, satanistlerin çıkarlarını sürdürmek için nasıl desteklendiğini açık bir şekilde okuyacaksınız (2017'de yapılan seçimlerde, katılım oranının yüzde 80 civarında olduğu seçimlerde Macron, (Seçime katılımın hayli düşük kaldığı Fransa'da 2. tura kalan Macron) kayıtlı seçmenlerin yüzde 43,63'ünü, Le Pen ise 22,42'sinin oyunu aldı.) Bir itiraf niteliğinde olan bu analiz, Macron'un Türkiye ve İslam karşıtı politikalarının temel mantığını anlamanızı sağlayacak, Chirac dolayısıyla cezalandırılan Fransa'ya karşılık çok parçalı koalisyona rağmen söz dinleyen Merkel'in şahsında aslında bitik olan Almanya'nın Avrupa Birliği'nin patronu haline getirildiğini öğreneceksiniz. 14 Nisan 2018'de defalarca kimyasal silah kullanan Esat rejimine bir hafta önceden duyurulan cezalandırıcı saldırıya ABD ve İngiltere ile birlikte katılması ile Fransa'nın küresel sahnelere geri döndüğünü 'kanıtlayan' Macron, Suriye'de ABD'nin kontrol ettiği ve PKK-YPG ile terörize ettiği topraklara yerleşmeye devam ediyor. Macron, ABD Başkanı Trump'ın 8 Mayıs 2018'de İran kararı sonrası yaptığı açıklamada, 'Fransa, İngiltere ve Almanya Trump'ın İran nükleer anlaşmasından çekilme kararından dolayı üzüntü duyuyor' ifadesini kullanarak diğer Avrupa Birliği kurumları ve ülkeleri gibi, satanist Velayet yönetimi ile yapılan İran Nükleer anlaşmasının sürmesini isteyen neocon satanistlerin sözcülüğünü yapmaya devam ediyor. (Lütfen 03.09.2020 tarihli Güncel Not'a bakınız. Fransız düşünür Michel Onfray: "Macron Fransa'yı savunmuyor. Tam aksine Macron Fransa'nın yok oluşuna çalışıyor ve liberal kapitalizmin son aşaması olarak varsayabileceğimiz küresel bir hükûmet istiyor. Giscard'dan Macron'a, Mitterand, Chirac, Sarkozy ve Hollande'a değin hepsi Fransa'yı küçük parçalarla sattılar.")
Seçkin Deniz, 22.05.2018

The “Macron miracle” could transform France into a global powerhouse

Çarpıcı Cumhurbaşkanlığı zaferinden bir ay sonra ve yeni kurulan partisi (La République en Marche-Yürüyüş seçim ittifakı yaptığı Demokrasi Hareketi (MoDem) ile birlikte 577 üyeli Ulusal Meclis'te 350 sandalye kazandı) beklenmedik ölçüde parlamentoda güç kazanmasından üç gün sonra, Beşinci Fransız Cumhuriyetinin en genç cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un, iyimser ve hevesli olmak için her türlü sebebi vardı. Paris Yaşasın Teknoloji Konferansı'nda 15 Haziran 2017'de, Fransa'da “yeni bir momentumun başlangıcını” ilan etti: “Fransa’nın bir başlangıç ülkesi olmasını, yeni girişmcilerle birlikte çalışan bir ulus olmasını, aynı zamanda bir girişimci gibi düşünen ve hareket eden bir ulus olmasını istiyorum.”


Onun coşkusu naiflikten geçse de, kendisini üreten politik girişimci, imkansızı başarmıştı. Sadece iki yıl önce bilinmeyen bir teknokrat olan Macron, bir süredir fosilleşmiş siyasi manzara çöktüğü zaman Fransa’nın tek başına zafer kazanmasına neden oldu.

Macron'un yeni bir başlangıç ​​vaadi, aynı zamanda geniş dış politika etkilerine de sahip. Fransa Macron'un cumhurbaşkanlığı döneminde, hem Avrupa hem de Fransız çıkarlarını geliştirmek için çok taraflılıktan yararlanırken kendisini çevik, esnek, yaratıcı ve büyük güç politikaları yürüten “başlangıç gücü” olarak yeniden icat etmeyi amaçlıyor; tarihin ivmelenmesinden yararlanmayı umuyor. Suriye'nin kimyasal silah kullanımını cezalandırmak için ABD ve İngiltere ile birlikte yaptığı 14 Nisan saldırısı, Fransa'nın uluslararası normları korumak için güç kullanma çabasını gösteriyor. Ülkenin dönüşümü aslında Macron'dan daha önce geliştiği için, Fransızların kendisini uluslararası sahnede gösterme konusundaki kararlılığı bir sürpriz olarak görülmemelidir, Fransa son on yılda tarihsel engellerden, eski alışkanlıklardan ve ahlaki sertlikten kurtulmak için çalışmıştır.


Fransız projesinin başarılı olup olmadığı görülmeye devam ediyor. Fransa'nın yeniden konumlandırılması, Soğuk Savaş sonrası uluslararası düzenin hızla çökmesi nedeniyle gerçekleşmektedir. ABD, bir zamanlar istikrarın temeli iken, şimdi öngörülemez ve daha az güvenilir hale geldi. İç anlaşmazlıklar ve demokratik kurumlara karşı güvensizlikle boğuşan Avrupa Birliği, dünya sahnesinde henüz bir anlam kazanamamıştır. 


Rusya gibi devlet dışı aktörler ve bazı revizyonist güçler, müttefikler arasında kafa karışıklığı yaratıyor ve uluslararası güvenlik mimarisini istikrarsızlaştırıyor. Modernite vernikli eski bir güç olan Fransa, önümüzdeki yıllarda iç merkezkaç güçler (popülizm, ulusal kesintiler) ve Avrupa içi rekabet ile mücadele etmeye devam edecektir. Yine de, Macron'un Fransası, fırtınanın zorlu koşullarından kurtulanların gücü ile fırtınayı yenmeye kararlı görünüyor. Buradaki zorluk formu bir madde ile aşılamak, referans kimlikler oluşturmak ve uluslararası topluma karşı güvenilirliği ile ilgili itibar kazanmaktır, çünkü genellikle yeni başlayanlar bir fikri iş modeline dönüştürmekte başarısız oluyor.


Gece yarısına beş kala


Jacques Chirac'ın Cumhurbaşkanı olduğu 2003'te Fransa'nın savaşa (Irak'ın işgali) karşı çıkmasıyla “çok kutuplu bir dünya”nın yükselişine dair tahminleri biraz erken olmuş olabilir, ancak Fransız cumhurbaşkanı on yıl kadar erken bir tarihte dünya meselelerinde ABD'nin hegemonyasının sona erişini ve kademeli Amerikan çekilmesini öngörmüştü. Fransızlar bu yeni gerçekliği, “dışarıdaki her şey düştüğü gün”, yani dışişleri bakanı Fabius'a ya da Başkan Obama'nın “kurtuluş günü” ne göre ilk kez tecrübe ettiler. 30 Ağustos 2013'te Suriye rejiminin kimyasal silah kullanması karşısında, dünyanın tek süper gücü sorumluluklarının altında kaldı. Başkan Obama saldırılara karar verdi, arkasından "liderlik etmeyi" reddetti ve Fransız hükümetini boşlukta bıraktı. 


Hem 2003 hem de 2013, Fransa için uyandırma servisi olarak görev yapmıştı: etkili liderlik iktidar tarafından desteklenmelidir. Geçmişte, 2003 yılında Fransa, yalnızca tecrit ile ödüllendirilecek bir bilgelik sesiydi: Avrupalı müttefikler ya Amerika'ya karşı çıkmaktan çekiniyorlardı ya da “susmalarını" söyleyen kibirli Fransa'ya kızmışlardı. Daha da kötüsü, Fransızlar Birleşmiş Milletler'de ihtişam peşinde koşarken bütün cephelerde kıdem ve prestij kaybediyorlardı.


Yirmi birinci yüzyılın başlarında, krizin derinliklerine inen Fransa için zordu. Kitlesel protestolar en iddialı yasal reformları durdururken, Fransa'daki işsizlik 2008 krizinden sonra 2015'te yüzde 10,6'ya kadar yükselmişti. Fransa'nın kamu borcu 2017'de GSYİH'nin yüzde 98,1'ine ulaşırken Avrupa şartlarına uymak zorlaşıyordu. Geleneksel partiler, Le Pen'in 2002'deki iyi performansı ve Fransız halkının Avrupa anayasası ile ilgili 2005 referandumunda “hayır” demesi ile Avrupa projesini askıya almak zorunda kalmak gibi birbiri ardına aşağılayıcı mağlubiyetler yaşadılar.


Eşitliğin yerine getirilmemiş vaatleri ve laikliğin sıkı bir şekilde yorumlanması - Fransızların laiklik ilkesi, kamusal alandan dini sembolleri büyük ölçüde dışlamaktadır - 2005'teki gençlik isyanları ve son zamanlarda yaşanan “Burkini” tartışmaları patlayıcı bir sosyal kokteyl üretmek için birleştiğini resmetmektedir. Bu arada Le Pen'in Aşırı Ulusalcı partisi de “şeytanlaştırma” kampanyasıyla ivme kazanmaya devam etti. Geçtiğimiz on yılın büyük bir bölümünde, Fransız toplumu, declinist-gerici teorilerdeki şaşkınlıktan muzdaripti.


Fransa'nın Dünya sahnesinde,yıldızı soldu: Fransız refah modeli rekabetsiz ve yenilenemez-reforme edilemez olarak kabul edildi; benzersiz asimilasyon modelinin de giderek etkisiz kaldığı görülüyordu. Fransa'nın dünyadaki küresel üretimdeki payı 2003 ile 2018 arasında üçte bir oranında azaldı. Ülke, 2008 ve 2017 yılları arasında Dünya Ekonomik Forumu'nun Küresel Rekabet Endeksi'nde sekiz sıra kaybetti. Buna karşılık, yeniden birleşme yükünün üstesinden gelen eski “Avrupa'nın hasta adamı” Almanya, Avrupa'nın en önde gelen ve en saygın sesi oldu.


Fransa'nın en trajik günleri geriden gelecekti. 2015'ten bu yana Fransız topraklarında yaşanan terör saldırılarında toplam 245 kişi öldü; bunların yüzde 95'i son derece travmatik olaylarda (Charlie Hebdo, Paris, Nice saldırıları) Fransız toplumunun en yüksek sembollerini hedef aldı (Basın özgürlüğü, Bastille Günü, Joie de Vivre- Hayat Sevinci ). Yeni koordineli saldırılar 2015'ten bu yana başarılı bir şekilde önlenmesine rağmen, terörizm tehdidi günümüzde sürekli bir endişe kaynağıdır (Fransız vatandaşlarının yüzde 42'si terörizmin, İsraillilere benzer şekilde endişe edilen ilk üçlük listede olduğunu söylüyor ve 2016'daki istatistiklere göre yüzde 88'i "önümüzdeki birkaç ay içinde bir terörist saldırı düzenleneceğini" düşünüyordu.)


Fransa'nın düşüşü yavaş ve sinsi olsa da, 2013-2016  yılları arasında dünya düzeninin çözülmesi hem yıkıcı hem de kaçınılmaz görünüyordu. Küresel güç yapısındaki değişimleri doğrulamak için şiddetli yeni düzenlemeler yapıldı ve bu Batı'yı felaketin eşiğine getirdi. İran'da ve Kuzey Kore'de artışa ek olarak kimyasal tabu Suriye'de sona erdi.. Rusya gibi revizyonist güçler, köklü kuralları çiğneyerek, Kırım ve Donbass başta olmak üzere devlet dışı aktör taktiklerini benimseme fırsatını kullandılar. Teröristler toprak kazandılar ve binden fazla Fransız vatandaşını yabancı savaşçılar olarak çektiler.


Avrupa'da mültecilerin dalgaları, Çekirdek Avrupa'nın evrensel değerlerini güvenlik ve istikrar için korkularla uzlaştıramadı. Milliyetçi popülizm, Batı dünyasının her köşesinde, Brexit oylamasından Donald Trump seçimine kadar her yerde kazandı.


Dünyanın parçalanması, Fransa'nın daha da gerilemesine neden olabilirdi. Ancak krizler hem riskler hem de fırsatlar getirir. Terörle ve popülizmle karşı karşıya kalan Fransa, birçoklarına -bazı Fransızlar dahil- göre sürpriz olsa da, çökmedi. Tam tersine, bütün Fransızlarda yankılanan şok dalgası ülkeyi uyandırdı. Aşırı uluslararası dalgalanmaların yaşandığı ve benzeri görülmemiş güvenlik tehditlerinin arttığı bu dönemde, Fransa kendi kaderini kontrol altına almak ve ulusal bütünlüğünü korumak için uluslararası rolünü yeniden düşünmek ve yeniden başlatmak gerektiğini fark etti.


 Bu yazı ilk olarak The National Interest'ta yayınlandı..


Célia Belin ve Boris Toucas, 22 Nisan 2018, The Brookings Institu


(Célia Belin, Dış Politika, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Merkezi, Boris Toucas, Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (FSSE))




Seçkin Deniz, 22.05.2018, Sonsuz Ark, Çeviri

Çeviriler ve Yansımalar




Güncel Not: 03.09.2020, Habertürk

Ünlü Fransız düşünür Onfray'dan Macron'a sert eleştiri: Fransa'yı satıyor

Fransız entelektüel hayatının son çeyrek yüzyılına damgasını vuran en önemli düşünürlerden biri olan Michel Onfray, AB ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile ilgili çarpıcı tespitlerde bulundu. Onfray, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendi ülkesinin menfaatlerini koruduğunu ifade ederken, Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un "Fransa'yı sattığını" ifade etti.

Fransız entelektüel hayatının son çeyrek yüzyılına damgasını vuran en önemli düşünürlerden biri olarak bilinen Michel Onfray, Fransa'nın Doğu Akdeniz´deki provakatif eylemlerden, Avrupa Birliği'nin içinde bulunduğu duruma ilişkin çarpıcı tespitte bulundu.

"AB MEDENİYETİ ÇÖKMEKTEDİR, ZAMANINI DOLDURMUŞTUR"

Avrupa Birliği'ne karşı çıkan ve Avrupa medeniyetinin çöktüğünü açıkça ifade eden Onfray:

 "500 sayfalık Décadence başlıklı eserimde 2000 yıllık bir tarihin, sona ermeye yaklaşan Yahudi-Hristiyanlık tarihinin, seyrini anlattım. Medeniyetimiz çökmektedir zira zamanını doldurmuştur. 2000 yıl, ölmek için iyi bir yaştır. Dolayısıyla da medeniyetimiz "son evre"sini idrâk etmektedir. İmparatorluklar bugün dinî zeminden yükselerek yeniden biçimleniyor. Çağdaş tarihi oluşturan levha tektoniği işte budur. Fransa ve Avrupa ise bu yarışın çok gerisindeler."

"MACRON FRANSA'YA YABANCI BİR DIŞ POLİTİKA İZLİYOR"

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un dış politikasını eleştiren Fransız düşünür, Macron'un Fransa'ya yabancı bir dış politika izlediğini ifade ederek, şu ifadelere yer verdi:

"Macron'un dış politikası Maastricht'çilerin dış politikasıdır. Bu güruhun yegâne uğraşı liberal bir Avrupa inşa edip hesabına çalıştıkları küresel bir dünya hükûmetine ön ayak olmaktır. Kısa ve orta vadede ulusları sulandırıp "Avrupa'cı" asitte erittikten sonra emperyalist bir Avrupa Devleti'ni bina etmek istiyorlar. Böylesi bir devletin şimdiden bir bayrağı, bir marşı, bir şiarı, bir para birimi, bir hukuku, bir parlamentosu ve sınırları var. Bu devlet tasavvuru bir zamanlar Türkiye'yi hizmetçiye dönüştürmek istiyordu, şimdi de Lübnan'ın yanı sıra ABD tarafından darmadağın edilen Irak, Libya, Mali ve Suriye gibi ülkeleri... Uzun vadede bütün gezegenin piyasa kurallarına uygun işlediği bir düzeni hayal ediyorlar. Hâl böyle olunca, Macron'un dış politikası Fransa'nın değil Fransa'ya yabancı bir dış politikadır."

"MAASTRİCHT AVRUPA'SI TÜRKLERİN ONURUNU HİÇE SAYDI"

"Avrupa-Türkiye ilişkilerine dair nasıl bir bakış geliştirilmeli? Sorusuna yanıt veren Onfray:

"Türklerin asırlara dayanan bir kültür geleneği var. Uzak Asya'dan Osmanlı İmparatorluğu'na, Hititlerden presokratik felsefecilere kadar önemli bir kültürel gelenek. Türkiye Akdeniz'in iki kıyısının ilişkisinde kilit bir fonksiyon görebilirdi. Ancak liberal Avrupa Türkiye'nin onuruyla birçok kez hiç yakışık almayacak üslûplarla oynadı. Gerek müzakereler sürecinde gerekse de sonraları Maastricht Avrupa'sı Türklerin haysiyetini, onurunu hiçe saydı. Böylece birçok fırsat kaçmış oldu. Türkiye'nin Devlet Başkanı kendi yolunu açtı, keza Rusya Devlet Başkanı da Maastricht Avrupa'sının Sovyetlerin çözülüşünde sergilediği liberal kibri müteakip başka istikametlere yelken açtı"

"TÜRKİYE İSTEDİĞİ YERİ CAMİ, İSTEDİĞİ YERİ SÜPERMARKET YAPAR"

Fransız düşünür, Ayasofya'nın ibadete açılmasına ilişkin de değerlendirmelerde bulunarak, "Bir egemenlikçi olarak Türkiye'nin kendi içinde istediğini yapabileceğine inanıyorum. Bu çok doğal değil mi? Türk hâkimiyetindeki bir yapının statüsünün ne olacağına uluslararası kurumlar karar veremez. Türkiye istediği yeri cami yapar, istediği başka bir yeri de süpermarket. Şahsen bir Türk'ün camilerini yitirmeyi istememesini çok iyi anlayabiliyorum. Ben de bir Fransız olarak başka ülkelerin Fransa'da kendi kanunlarını uygulamaya kalkmasını istemiyorum. Ben de Fransa'daki anıtları ve hatta kiliseleri korumak istiyorum. Üstelik ben bir ateist olarak bunu söylüyorum" ifadelerine yer verdi.

"SİZİN CUMHURBAŞKANINIZ GEREKLİ POLİTİKA UYGULARKEN, MACRON FRANSA'YI SATIYOR"

Onfray, Fransa Cumhurbaşkanı Macron'u eleştirerek, şu ifadelere yer verdi:

"Sizin Cumhurbaşkanınız kendi ülkesi için gerekli olan politikayı uyguluyor ancak bu Fransa'nın politikasıyla çelişiyor. İyi de bu durum zaten oyunun bir kuralıdır. Bir büyük lideri tam da böylesi anlarda aldığı kararlar üzerinden tartarız. Ülkesini satmayan, iradesini ipotek ettirmeyen veya kiralamayan lider büyük liderdir. Korur, saygı görür, güçlendirir. Macron Fransa'yı savunmuyor. Tam aksine Macron Fransa'nın yok oluşuna çalışıyor ve liberal kapitalizmin son aşaması olarak varsayabileceğimiz küresel bir hükûmet istiyor. Giscard'dan Macron'a, Mitterand, Chirac, Sarkozy ve Hollande'a değin hepsi Fransa'yı küçük parçalarla sattılar."


Not: Çeviri programları kullanılarak İngilizce'den çevrilmiştir.




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı