27 Ocak 2018 Cumartesi

SA5550/KY34-EE24: Müslüman, Zillet Kaftanını Yere Çalıp İzzet Kaftanını Kuşanmalı Artık

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم



Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Âlemlerin Rabbi, Mevlâmız olan Allah’a hamd, örnek kulu, son Resûlü Hz. Muhammed Mustafa’ya salat ü selâm ile sözlerime başlarım,

Akşam saatlerinde eve gelmiş gündeme bakıyordum ki, Kilis  kent merkezindeki Çalık Camisi'ne saat 18.10 sıralarında PKK’lı teröristler roket atarak Akşam namazını kılan 2 kardeşimizi şehit ettikleri ve 11 kardeşin de yaralı olduğunun haberini aldım.

Yatsı namazından sonra vitirde konutta Rabbime, Türkiye’ye, bütün mazlum, müstazaf ve garip Müslümanlara yardım etmesini; kefereyi, zalim, hain ve katilleri hâsseten Amerika, Esed, İsrail, Avrupa, Rusya başta olmak üzere İran ve BAE, Suud yönetimlerini azîz’ün-züntikâm olan Rabbimden kahr-u perişan eylemesi için yalvardım.

Evet, Suriye’de Afrin operasyonunda teröre karşı hatta bu teröristlerin tasmasını elinde tutan Amerika başta olmak üzere asrın zalimlerine karşı mücadele veriyoruz. Bu mücadele biz Müslümanlar olarak Rabbimizin emri olan cihâd olarak görülmelidir.

Savaşı biz istemedik, ama son on senede milyonlarca Müslüman hunharca katledildi, ülkelerimiz işgal edildi, Müslüman kadınlar tecavüze uğradı, nesillerimiz helak edildi, milyonlarca Müslüman yurtlarından tehcir edildi.

Acı ve çok pahalı bir şekilde tecrübe ettik ki, cihadı terkeden toplumlar zillete düşmekten kurtulamıyor. Vahdet cihadı, cihad vahdeti doğuruyor. Fetih ve sonrası ittihad kazandırıyor. Tevâif olma, parçalanma yok ediyor. Artık parçalanmaya, tefrikaya ve zillete tahammülümüz yoktur.

Şimdi Rabbimizin fermânına kulak verelim:

“Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.” (Bakara,2/190.)

“…O halde kim size saldırırsa, size saldırdığı gibi siz de ona saldırın, (fakat ileri/aşırı gitmeyin). Allah'a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.” (Bakara,2/194.)

Yedi düvelin ve bütün barbar zalimlerin başta Türkiye olmak üzere hem İslam’â hem de Müslümanlara saldırdığı bir dönemde elbette Rabbimin emri olduğu üzere aşırı gitmeden ve haddi aşmadan bizimle savaşanlarla Allah yolunda savaşacağız.

“Fakat Allah’a ortak koşanlar sizinle nasıl topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın. Bilin ki Allah, kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.” (Tevbe,9/36.)

Nasıl kefere, gâvur, münafık, hainler toplanıp İslam ve Müslümanlara karşı harp ilan ettilerse biz de inşallah toparlanıp bu zalimler gürûhuna karşı topyekun-birlik ve beraberliğimizle- savaşacağız. Bunu yapacağız ki, bunların yancıları olan Müslüman dünyanın başına bela edilmiş olan Suud, BAE ve İran da ayağını denk alsın. Artık Suud, BAE ve İran’ın Müslümanlara hesap vermekten başka verecekleri bir şeyleri kalmamıştır.

“Ey iman edenler, inkâr edenlerden size en yakın olanlarla savaşın; sizde 'bir güç/kuvvet (azîm) ve caydırıcılık' görsünler. Ve bilin ki gerçekten Allah takva sahipleriyle beraberdir.” (Tevbe Suresi, 9/123)

Müslümanlar olarak son yüzyıldır öldürüldük, sürüldük, topraklarımıza el konuldu; Müslüman ülkeler olarak başımıza yerleştirilen zalim diktatörler sayesinde baskı ve zulüm devam ettirildi.

Batı her zaman ki gibi müthiş bir mühendislik faaliyeti ile dinimiz üzerinde oynamaya; kavramlarımızı değiştirmeye, azmimizi yok etmeye ve zillete dûçâr kalmamız için elinden geleni ardına koymadı hayasız bir şekilde.

Küresel terörün yuvası, yayıcısı ve destekleyicisi olan Amerika (Batı) İslam’ı ve Müslümanları terörle özdeşleştirmeye çalıştı İslamfobia denilen iğrenç bir kavramla. Alçak olan ise fobia değildi dertleri direk kin, nefret ve düşmanlıktı, bu gerçek niyetlerini de saklayarak yaptıkları her türlü rezaleti, katliamı ve insan hakkı ihlalini meşrulaştırmayı başardılar.

İslam ve Müslümanlar o kadar çok terörle beraber andılar ki Müslümanlar namaz, zekat, oruç, adalet, doğruluk, tevhid gibi Allah’ın bir emri olan ve yeri zamanı geldiğinde namaz, zekat, oruç, hac gibi farz olan cihad kavramını ağzına alamaz oldular. Ama biz iman ederiz ki Rabbimizin hiçbir emri yanlış ya da utanılacak bir şey içermemektedir. Yeri ve zamanı geldiğinde cihad farzdır ve bugün her bir Müslüman Allah için ve Allah’ın razı olacağı işleri, gücünün yettiği ölçüde yapmakla mükelleftir.

Evet yedi düvele karşı, onların saldırı ve terörlerine karşı mücadele ediyoruz ve bunun adı da cihad’dır. Malımızla, canımızla ve her türlü imkanımızla Allah için ve Allah yolunda bu cehdi/cihadı göstermek zorundayız.

“Bizim -rızâmıza ulaşmak için- uğrumuzda cihad edenlere elbette -bize ulaştıracak- yollarımızı göstereceğiz” (el-Ankebût 29/69) ve, “Allah uğrunda -Allah’ın rızâsına ulaşmak uğrunda- hakkıyla cihad edin” (el-Hac 22/78) meâlindeki âyetler cihadın kapsamlı anlamını içermektedir. Müslümanların bütün hayat ve faaliyetinin Allah rızâsını kazanmaya yönelik olması gerektiği ve bu anlamdaki bütün gayretler cihad kavramı içinde mütalaa edildiğinden Allah rızâsına ulaşmak için başvurulan bir savaş da cihad sayılır. 

Esasen istilâ, sömürü ve tecavüz için yapılan savaşları tanımayan İslâm dini (bk. el-Bakara 2/205; en-Nisâ 4/94; el-Kasas 28/83; eş-Şûrâ 42/41-42), savaşa ancak müslümanların can ve mal güvenliğini sağlamak, hak ve hürriyetlerini korumak, İslâm’a ve İslâm ülkelerine yönelik saldırıları önlemek amacıyla başvurulacağını hükme bağlamış ve meşrû gördüğü bu savaşı diğerlerinden ayırmak için de ona cihad adını vermiştir.[1] 

Rabbimiz buyurmuştu ki:

“Eğer Allâh yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki Allâh’ın mağfireti ve rahmeti onların topladıkları bütün her şeyden daha hayırlıdır.” (Âl-i İmrân, 3/157)

Rabbimiz her şeyden daha hayırlı olanı bize haber verdikten sonra “şehitlik ya da zafer…” bundan daha aşağısını kabul etmemeliyiz, edemeyiz de.

En güzel örneğimiz, Allah’ın elçisi Muhammed Mustafa (sav) buyurduğu gibi: “Kim Allah kelimesinin en yüce olması için savaşırsa o Allah yolundadır.”[2] Allah yolunda olup, Allah için bu sorumluluğumuzun hakkını vermeliyiz.

Kur’ân-ı Kerîm’de “De ki, şüphesiz benim namazım da ibadetlerim de hayatım da ölümüm de âlemlerin rabbi Allah içindir” (el-En‘âm 6/162) şeklinde dile getirildiği gibi bir başka âyette de, “İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inkâr edenler ise şeytanın (tâgūt) yolunda savaşırlar” (en-Nisâ 4/76) denilmiştir. Biz de Allah için, Allah yolunda ve şeytanın (tâgūt) yolunda olanlara karşı savaşımızı sürdürmeliyiz.

 “De ki: Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere) ancak iki güzellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de, Allah’ın kendi katından veya bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun. Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz.” (Tevbe, 9/52)

Dedim ya savaşı biz istemedik ve biz başlatmadık ama bu zalimlerin istedikleri gibi, istedikleri zaman Müslüman öldürmelerine bir son vermeye çalışmalıyız, üzerimizdeki zillet kaftanını yere çalıp izzet kaftanını kuşanmalıyız tekrar.

“Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mü’min topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe Suresi,9/14-15.)

Ölmek, sürülmek, hakkı gasp edilmek, isyan yerine konmamak, işkence, tecavüz, zillet yani her türlüsünü yaşadı coğrafyamız; alttan aldık, geçer dedik yeri geldik banane canım dedik ama artık varlık ya da yokluk mücadelesi içindeyiz. Bizden sonraki nesillere tevârüs edecekleri zillet bırakamayız. Artık aldatılmaya, yok sayılmaya tahammülümüz yok. Unutmayın bizi iki güzel şeyden biri bekliyor ya şehitlik ya zafer. Ama bu iki seçeneğin arasında zinhâr zillet, teslimiyet ve alttan alma yok.

Artık keferenin, hain, zalim ve katillerin anlayacağı dilden konuşma zamanıdır. Korkmasınlar kitaba bağlı kalacağız, zulmetmeyeceğiz ama zulmetmelerine de daha fazla izin vermeyeceğiz. Allah’ın izni ile bu bâtıl ve zulüm dolu iğrenç düzenin şirazesini kaydıracağız.  

Hem korkmayın âlemlerin Rabbi, her şeye gücü yeten Allah bizim Mevlâmız ve onların mevlâsı yok. Hem de endişelenmeyin,   “Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.” (Âli İmrân Suresi, 3/139.)

Uluslar arası düzeyde başta Amerika, Avrupa, İsrail ve Rusya olmak üzere –ya da öncelik sırasına göre- işledikleri küresel cinayet, işgal ve katliamların hukuki olarak hesabı sorulmaya başlanmalıdır.

Ha unutmadan, bu raddeden sonra bu mücadeleyi, cehdi engelleyecek herhangi bir davranış ihanettir; artık zalimlere mücadele dışında bir borcumuz yoktur. Bundan sonra kanmak ya da aldatılmak ahmaklık hatta ihanettir.


Emin Emre, 27.01.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, İlahiyat, Din ve Tefekkür
Emin Emre Yazıları




[1] Ahmet Özel, “Cihad”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, VII/531.
[2] Buhârî, “Cihâd ve Siyer”, 15; “İlim”, 45; Müslim “İmâra”, 149; Nesâî, “Cihâd”, 21; İbn Mâce, “Cihâd”, 13.


 Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı