28 Kasım 2017 Salı

SA5238/SD831: Tarihe Tanıklık Eden Sorgulamalar ve Roman; Ümit Aktaş ve Kitabevi

"Herkesin, hatta devletin alması gereken çok ders var Kitabevi'nde."


Kitap ne kadar tedirgin edici bir kavram... okuyan için de okumayan için de tedirgin edici; çünkü haberdar ediyor, kitabın okuyanı haberdar ettiği şey gerçek veya değil, doğru veya yanlış, iyi veya kötü, romantik ya da realist; toplamında içeriklerin tümü didaktik, yani öğretici, okumayan da oradakinden haberdar olamadığının farkında. İyiliği de öğretebilir kitap kötülüğü de, gerçeği de öğretebilir gerçek olmayanı da, doğruyu da öğretebilir yanlışı da...çünkü muhatabı sadece insan. İşte bu yüzden kitap önemlidir ve tedirgin edicidir.

Kitabın önemini tedirgin ediciliği ile eş tutabiliriz, tedirgin edici özelliğidir kitabı eleştirilen bir varlık haline dönüştüren özellik. Kitap, okuyucunun konforunu, algılama alışkanlıklarını değiştirme gücü taşır, yanılgılarını güçlendirme veya açığa çıkarma riski yüksektir; rahatsız eder. Doğru ya da yanlış bilgiler içerse de tarihe tanıklık eden özelliği de önemlidir kitabın, örtülmemesi gerekeni örten kitaplara karşılık örtülmeye çalışanları açığa çıkaran kitaplar vardır. Özellikle romanlar...

Bugün yüzlerce yıl önce yazılmış olmalarına rağmen 'klasik' olarak tanımlanan kitapların çoğunun roman olması da bu perspektifte değer bulur, ciltli ağır saray kitaplarının sakladıklarını ve görmek istemediklerini anlatan romanlar, insanın serüvenini sonraki çağlara taşır. Efsanelerin, masalların, mesellerin dilden dile yürüyen maceralarını kitaplara devrettiği çağlardan bu yana taşınan insandır, insandaki değişimdir, değerlerdir; romanlar yazarı hangi amacı taşırsa taşısın tarihin o anki detaylarını somutlaştırır ve tanıklığını kalıcı hale getirir.


Ümit Aktaş'ın ilk baskısı Ekim 2014'te yapılan romanı 'Kitabevi' romanın tanıklığına çok iyi bir delildir diyebiliriz. Nurculuk, İslamcılık, Ilımlı İslam, İhvan-ı Müslimin, Selefilik, Sufizm, Şia, DAEŞ-IŞİD, FETÖ gibi dinin siyaset, sosyoloji, ekonomi ve diplomasinin yerel ve küresel kaos pazarında tartışılan kavramların yakın tarihimizde hangi sistematik ilişkilerle bu kadar yaygın ve güçlü bir taban bulduğunu tartıştığımız bir dönemde 'Kitabevi'nin tanıklığı çok önemli.

15-27 Aralık 2013'ten- FETÖ'nün Mit Müsteşarını tutuklama girişiminin tarihi olan 7 Şubat 2012'den de başlatabiliriz bu tarihi- 15 Temmuz 2016 FETÖ-NATO askerî darbesine kadar geçen sürede derin Cemaat-Tarikat-İslamcılık-Yeşil Kuşak tartışmalarının yaşandığı bir realite. Kimin kimlerle ne tür bir derin ilişki içerisinde olduğunu birilerinin bildiği, ama genel çoğunluğun bilmediği bir dönemde anlam kaymalarının yaşattığı strese iyi gelebilecek olan bir roman okumak gerçekten şaşırtıcı... Bu bir tür tanıklığın izharı anlamına gelen, saygı duyulacak bir çaba.

Kitabevi'nin iki bölüm olarak algılandığı söylenebilir. İlk bölüm roman kahramanının çocukluk anılarındaki sorgulamaları içeriyor, ikinci bölüm de üzeri alelacele geçilen gençlik ve üniversite öğrenciliği sonrasında Doğu'da bir ilde bir yaptığı 'tebliğ' çalışmalarını. Her iki bölümün odak noktası 'Kitabevi', biraz da kadın ya da aşk ya da başka şeyler...

İlk bölümde bir kasaba -kasaba kavramı salt edebiyat çevrelerinin hayal dünyasında var ettiği, ama gerçekte Türkiye'de İlçe'ye karşılık gelen yerleşim yeri- çocuğunu ait olduğu doğal çevreden çekip çalan ve öncelikle onu kendi çevresine yabancılaştıran ve büyükşehirlere yolculuğunun ön hazırlığını yapan yer olarak değer buluyor 'Kitabevi', ikinci bölümde ise kitabevlerinde, kitaplarda bulduğu düşünceleri yine bir 'Kitabevi' aracılığı ile tebliğ etmeye çalışan bir kurguya hizmet ediyor.

'Kitabevi', bir roman olarak gittiği yerdeki köy-kasaba ya da kasaba gibi küçük şehirlerin çocuklarını ait oldukları ortamdan çekip almayı ve aydınlatmayı amaçlayan süreçleri anlatıyor toplamda. Roman kahramanının birinci tekil şahısla anlattığı hikayesinde 'iyi' uzak olabildiği gibi, 'kötü' inanılmaz derecede yakın olabiliyor ve 'kötü'nün 'iyi' olarak yaklaştığı yerde -saklansa da- aslında yaklaşanın 'kötü' olduğu gerçeğinin çok fazla saklanamadığını gözlemliyorsunuz.

'Hoca' burada 'kötü'nün temsilcisi olarak binbir maskeyle geziyor; okurken 'Hoca'nın şahsında Türkiye'de Nurculuk, İslamcılık, Ilımlı İslam, İhvan-ı Müslimin, Selefilik, Sufizm, Şia, DAEŞ-IŞİD, FETÖ etiketiyle birçok gencin idealist ruhlarının nasıl taciz ve tahrif edildiğini, daha doğrusu hem bedenlerinin hem de ruhlarının nasıl katledildiğini fark ediyorsunuz. Ve 1980'li yıllarda 12 Eylül Darbesi sonrası birdenbire çoğalan kitabevlerinde hangi kitapların yeni baskılarının neden defalarca yapıldığını, nurcu, sağcı, solcu ve islamcı nüvelerin kitabevlerinde nasıl özenle masum ruhlara sirayet ettirildiğini öğreniyorsunuz.

Roman kahramanının her çeşit kitabın bulunması gerektiğine dair yaklaşımı kitabevinin olması gereken özgür ruhuna uygun olsa da hakim olan gücün buna izin vermediğini, tek tip düşüncelerin yayılması için ısrarla çabaladığına tanıklık ediyorsunuz. Ki bu durumun yaşayan tanıklarından olarak da Ümit Aktaş'ın bu romanında yaptığı işe saygı duyuyorsunuz.

Roman'ın girişindeki hızın romanın sonuna dek sürdüğünü, zaman zaman tefekkür adına duraklasa da anlatının nefessiz bir zamanda yazıldığını gözlemleyebiliyorsunuz. Boşlukta kalan, ama yazarın ısrarla görmezden geldiği ayrıntıların, kahramanın, yardımcı kahramanlarla ilişkisinden daha çok önem verdiği ayrıntılara kurban edilmemiş olması romanı daha iyi yapacak olsa da, roman bu haliyle 'acil tanıklık' çağını pas geçmemiş olarak tecessüm ediyor. Tesadüfen gelişen hiçbir şeyin olmadığını anlatan bir sesi, sırf roman tekniklerine ait kriterlerle eleştirmek çok da doğru durmuyor.

Ümit Aktaş'ın alışılmadık bir netlikte yaptığı sorgulamaların 'Kitabevi'nde herkese çok daha yakın göründüğünü söyleyebiliriz; tema, çevreden soyutlanmıyor ve romanın öne çıkardığı olgular, kişiler ve olaylar birbirleri ile herhangi bir uyum sorunu yaşamıyorlar.

Herkesin, hatta devletin alması gereken çok ders var 'Kitabevi'nde.


[Ümit Aktaş, Kitabevi, Roman, Mana Yayınları,  İlimyurdu Yayıncılık ve Eğitim Hizmetleri, 1. Baskı, Ekim-2014,  İstanbul, ISBN: 978-605-5793-93-07]


Not: Bu yazı Aylık Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi Ayraç'ın 101, Mart 2018 sayısında yayınlanmıştır.


Seçkin Deniz, 28.11.2017, Sonsuz Ark, Kitap Notları, Kitap


Kitaplar ve Hayat



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz




Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı