20 Kasım 2017 Pazartesi

SA5190/KY58-GÖKA50: Ailede Roller Değişirken...

"Yapılan araştırmaların yoğun bir tempo içinde olan babaların 10 ile 15 saniye arasında değişen üç ayrı zaman dilimine bölerek günde 40 saniyenin altında bir süre çocuklarıyla ilgilendiklerini, çoğu çalışan anneye sahip olan çocukların günde en az üç saatlerini televizyon ve internet karşısında geçirdiklerini gösterdiğinden…"


Birisi bize üçüncü dünya savaşının çoktan başlamış olduğunu söylese, şaşırmayacak kadar kaotik bir dünyada yaşıyoruz. Kendi adıma 15 Temmuz 2016’da aynı zamanda dünyayı alt-üst edecek bir dehşetengiz olaylar serisinin fitilinin ateşlendiğine inanıyorum. Böyle zamanlarda, doğru bilgiye ulaşan ve ona göre düşünceler geliştirenlerin dışındakilerin susması ve herkesin vatanı için kenetlenmesi ve bildiği işi en iyi biçimde yapması gerektiğini düşünüyorum. 

Nasıl olsa bu günler geçecek, bugün toz duman olan ortalık günü gelince sakinleşecek. İşte o zamana iyi hazırlanmak lazım. Bu düşüncelerle sorunları ortaya koyan, kavramları aydınlatmaya çalışan yazılar yazmaya gayret ediyorum.

Modern zamanlarda ailenin yaşadığı güçlüklerden konuşuyoruz arada bir. Modern yaşama tarzı konusunda tavrımız ister menfi ister müspet olsun, hepimizin kabul edeceği, vicdan sahibi kimsenin reddedemeyeceği dertler var. Mesela çocukluğun en doğal ifadesi olan oyunun sırf bir eğlence diye değil de, zekâ ve psiko-motor becerileri geliştirici bir modern araca, metaya dönüştürüldüğü gören tüm gözler görüyor ve bundan rahatsız oluyor. Her türlü reklamın aileleri, çocuklarına “en özel” varlıklar olarak davranacak şekilde tüketime kışkırttığını da herkes biliyor. “Çocuk merkezli”, çocukların evlerin hakiki yöneticileri olduğu bir aile düzenini ayakta tutmaya çalışıyoruz ama bunu sanıldığından çok daha fazla sorun ve sıkıntıya rağmen başarabiliyoruz.

Araştırmalarla kanıtlanmış şu tür olgulara da aklı başında kimsenin hemen itiraz etmesi mümkün değil: Babalarıyla sevgi dolu ve sağlam ilişkiler yaşayan çocuklar, eşleriyle, sağlıklı ve tatmin edici ilişkiler kurmakta daha başarılı oluyor… Çocuklarıyla güçlü ilişkileri olan baba için hayat daha anlamlı, daha zevkli, daha güvenli hale geliyor; şefkat, hoşgörü, sabır, sevgi, cömertlik, yaşama sevinici ve azmi gibi duygular gelişebiliyor… Çocuğun yetişmesi ve bakımını eşler birlikte paylaştıklarında kadın-erkek ilişkisindeki sağlıklı görünümler artıyor, aynı şekilde babanın çocuklarına olan ilgisi, anneyle aynı evi paylaşmasıyla ve kurduğu ilişkinin kalitesiyle paralellik gösteriyor. Tüm bunlar doğru ama modern zamanlarda bunları başarabilen bir aile ortamı oluşturabilmek pek öyle kolay değil.

Evet, ilginç hatta çok ilginç zamanlarda yaşıyoruz. Modernliğin aile yaşamında yol açtığı sıkıntılardan da, başta kadınlar olmak üzere hayatlarımız için getirdiği kazanımlardan da aynı şevkle bahseden insanlar var. Sıkıntılardan bahsedenler, modernlikle birlikte ailedeki rol dağılımlarının psikolojilerimizi nasıl alt-üst ettiğini ballandırarak anlatıyorlar. 

Boşanmaların, tek ebeveynli çocukların, çocuklardaki ruhsal rahatsızlıkların, hatta aile-içi şiddetteki artışın modern zihniyetin ürünü olduğunu söylüyorlar. Çalışma ve kamu hayatına etkin katılımın kadınlara, özellikle annelere mutluluk getirmediğini; çalışan annelerin suçluluk duygusu, aşırı sorumluluk yüklenme, zihinsel ve bedensel yorgunluk, çocuk bakıcısı arayışı uğraşlarıyla heder olduklarını dile getiriyorlar.   

Yapılan araştırmaların yoğun bir tempo içinde olan babaların 10 ile 15 saniye arasında değişen üç ayrı zaman dilimine bölerek günde 40 saniyenin altında bir süre çocuklarıyla ilgilendiklerini, çoğu çalışan anneye sahip olan çocukların günde en az üç saatlerini televizyon ve internet karşısında geçirdiklerini gösterdiğinden… Anne ve babalarını bir arada görme imkânları azalan, daha çok kreşlerde ve eğitimde vakit geçiren çocukların hem ebeveynin kendilerine aktarabilecekleri büyük bir bilgi birikimi ve tecrübeden hem de onlarla özdeşleşebilme imkânından yoksun kaldıklarından...  

Çocukların dış dünyadan gelebilecek tehlikelere, iç dünyadan kaynaklanan korkulara karşı muhtaç oldukları baba korunmasından çoğu zaman mahrum olduklarından… Erkek çocuklarda şiddet ve suça yöneliş oranıyla, küçüklüklerinde yeterli bir baba figürünün yokluğu arasındaki ilişkiden… Babasız evlerde büyüyen çocukların hem yetişkinlerle hem de başka çocuklarla iyi ilişkiler geliştirme ve sürdürmede güçlük çektikleri, daha sıkılgan, içe kapanık veya uyum bozukluğu ve intihar davranışı gösterdikleri, ihmal ve suiistimale uğradıklarından… 

Araştırma sonuçlarına göre, eşleri çalışan erkeklerin, eşleri çalışmayanlardan daha mutsuz olma eğiliminde olduğu ve daha yüksek oranda ruhsal sıkıntı yaşadığından… Yine araştırmalara göre, değişik yaş ve demografik özelliklere sahip babaların en az üçte ikisinin bugün baba olmanın geçmişten daha zor olduğunu, iş ile aile arasında denge kurmanın giderek güçleştiğini düşündüklerinden ve bunlara benzer birçok başka olgudan bahsediyorlar.

Bunların her biri çok ciddi, üzerinde çok düşünülmesi gereken iddialar ama diğer tarafın tam tersini savunan tezleri de hiç yabana atılır cinsten değil. Onlarla devam edelim.


Erol Göka, Prof. Dr, 20.11.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Uzaklardaki İnsan,
Erol Göka Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu: Erol Göka Beyefendi'ye, birey ve toplum sağlığı açısından çağın sorunlarına  'iyi' geleceğini düşündüğümüz değerli yazılarını bizimle paylaştığı için teşekkür ediyoruz. Seçkin Deniz, 05.06.2017



İlk Yayınlandığı Yer; Yeni Şafak





Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı