2 Kasım 2017 Perşembe

SA5100/KY60-ES31: Darbe Davaları Bizim Vatan Müdafaamız



15 Temmuz gecesi kimi sokağa çıktı, kimi de yüreği ağzında sabaha kadar dua etti. Fakat 16 Temmuz sabahı hepsi çok iyi biliyordu ki, cüppelerini giyip mahkeme salonu sıralarında oturacak, Türk milletinin, şehit ve gazilerin haklarını savunacaklardı. 

“Biz şehitlerin, gazilerin haklarını savunan kesimde olacağız. Para için yapmayacağız. Tankın önünde duran adam öldüyse, bu mücadelenin cephede olan kısmıysa, biz de hukuki alanda vereceğiz mücadeleyi” diyen 15 Temmuz Darbe Davalarını Takip Platformu’nun sayısı 50’ye varan kadın avukatları, darbe davalarında gönüllü olarak görev alıyorlar. 10 klasöre varan dava dosyalarını okuyor, şehit ve gazi yakınlarıyla görüşüyor, dava günleri çocuklarını okula yollayıp Silivri’nin yolunu tutuyorlar. 



Evladını şehit veren annenin yürek yangınını en iyi onlar anlıyor, yeri geldiğinde müvekkillerine bir anne, bir kadın olarak el uzatıyorlar. Şehit yakınları ve gaziler de onların daha çok görünür olmasını istiyor.  Sağlıklı bir yargılama süreciyle, tüm dünyaya örnek olacak darbe yargılamalarını gerçekleştirmek konusunda oldukça hassas olan avukatlar, “Hepimizin amacı en hızlı şekilde adaletin yerini bulması” diyorlar.

15 Temmuz gecesini nasıl yaşadınız?

Gülcan Ertekin: 15 Temmuz sırasında, memleketimde, Kayseri’nin Develi ilçesinin bir köyündeydim. Gece bir düğüne gitmişken, kardeşimden gelen bir mesajla olağanüstü bir hareketlilik olduğunu fark ettik. Hemen televizyon başına geçtik. TRT’deki o açıklamayı duyunca, “Bu nasıl bir soytarılık. Ne demek sokağa çıkma yasağı” dedim kendi kendime. O an köyde dışarı çıkmanın bir anlamı yoktu, hemen aileme ilçeye gidelim dedim. Düğün için bayrak da götürmüştüm yanımda, bunun için kullanacağım hiç aklıma gelmezdi, bayrağımı alıp yola çıktım. İlçeye girişte sela sesini duydum, tüylerim diken diken oldu. İlçe merkezinde büyük ekranlardan haberleri takip ettik. O gece İstanbul’da olsam da direk dışarı çıkardım. Şehadet rüzgarından nasiplenenlerden olur muyduk bilmiyorum.

Büşra Altunay: O gece ben Antalya’daydım. Tüm vatandaşlarımız için olduğu gibi benim için de çok zor bir geceydi. İstanbul ve Ankara’da olan dostlarımız, akrabalarımız meydanlardan haberler veriyordu. Durum sandığınızdan çok daha kötü diyorlardı. O gece darbenin başarılı olması halinde en iyi ihtimal şehit olmaktı. Sabaha kadar dua ettik. Sabahında hemen İstanbul’a döndük. Havaalanının güvenliği sağlanmıştı, özel harekattan kalabalık bir ekip vardı. Meclisin ve külliyenin dahi bombalandığı, yüzlerce vatandaşımızın şehit olduğu bir işgal girişimine şahit olmuştuk, bu milletin vatandaşı ve avukatları olarak; darbe davalarını takip etmemiz bizim vatan borcumuzdur.

Kevser Danalıoğlu: Ben 24 yaşındayım. Darbenin ne olduğunu üniversitede anayasa dersinde teorik olarak öğrenmiştim. O gün eve geldiğimde daha önce hiç karşılaşmadığım bir manzarayla karşılaştım. Televizyon açıktı, annemle babam başlarını ellerinin arasına almış ağlıyorlardı. “Ne oluyor size?” dedim. “Sokağa çıkma yasağı var” dediler. Henüz Cumhurbaşkanımız açıklama yapmamıştı. “Kimse beni sokağa çıkmaktan alıkoyamaz” dedim. Babam çıkmamı istemedi, tartıştık. Annemle ablamı alıp çıktım. Otogara askerin geldiğini duyunca otogara gitmek istedim ancak halk trafiği ters döndürmüştü. Herkesle birlikte Havaalanına doğru gitmeye başladık. O gece gördüklerim gerçekten bir film sahnesi gibiydi. Tankların önünü kesmeye çalışan insanlar, içinde sıkışmış askerler, onları çıkarmaya çalışanlar… Şimdi sesim titreyerek anlatıyorum ama o gün ben de gerçekten çok istedim gazi ya da şehit olmayı. Allah nasip etmedi. İnsan seli nedeniyle arabayı bırakıp yürümeye başladık. Havaalanına ulaştığımızda F16’lar üzerimizden geçiyordu. Cumhurbaşkanımız geldiğinde üstümüzden geçmeye devam ettiler. 3 gün boyunca orada nöbetteydik.

Ertesi gün darbenin başarısız olduğu anlaşıldığında, bir avukat olarak size sorumluluk düşeceğini düşünmüş müydünüz?

Öznur Uslu: Darbeyi ben 1980’de, çocukluğumda yaşamıştım. 28 Şubat’ta ise ciddi şekilde mağdur olarak yaşadım. Darbe olduğunda avukatlara sorumluluk düşeceğini anlamıştım ama bu kadar şehit olduğunu o gece itibarıyla bilmiyordum. Bir arkadaşım bana “Siz avukatsınız artık çok para kazanırsınız bu işlerden. Sonuçta bir hukuksuzluk oluştu o gece” dedi. Ben o zaman “Biz şehitlerin, gazilerin haklarını savunan kesimde olacağız. Para için yapmayacağız. Tankın önünde duran adam öldüyse, bu mücadelenin cephede olan kısmıysa, biz de hukuki alanda vereceğiz mücadeleyi” dedim. Çünkü dış güçlerin piyonu olan bu hainler sahada kaybetseler de hukuki alanda mücadele etmeyi bırakmayacaklardı, bunun farkındaydım. Şehit ve gazileri savunacağıma ertesi gün karar vermiştim ve hiçbir zaman maddi bir beklenti içine girmedik.

Rümeysa Kılıç: Darbenin hemen ertesi günü, darbe yargılamaları ne zaman olur diye düşünmeye başlamıştık. Avukat Yasin Şamlı ile birlikte çalışıyordum o dönemde. 28 Şubat davalarını takip ediyorlardı. “Her nesil bir darbe yaşıyor. Bunu takip etmek çok önemli” diye konuştuk. Bu sebeple darbe davalarını takip etmeyi düşünen avukatlardan bir grup oluşturduk. Müşteki tarafında çalışacağımız için sanık tarafından hiçbir şekilde dava almadık. Tamamen bu davalar merkezli düşündük ve bu şekilde davrandık.

Nuray Albayrak: Aslında biz darbeden önce de FETÖ ile mücadele ediyorduk. 17 Aralık’tan sonra gerçek yüzleri ayan beyan ortaya çıkmıştı. O tarihten beri zaten her alanda mücadele veriyorduk. Vatanımıza düşmanlık eden her grupla mücadele etmek sadece avukat olarak değil, birey olarak da borcumuz. FETÖ’nün arkasında büyük bir uluslararası güç var. Yönlendiriliyorlar. Darbe günü, henüz ne olduğu tam olarak anlaşılmadan, köprünün askerlerce kapatıldığını öğrenince, bunun bir FETÖ teşebbüsü olduğundan emindim. “Evet bunu da yaptılar” dedim. Bizim bu davalarda şehit veya gazi vekili olarak yer almamızın aksi düşünülemez. Bu bizim için bir vatan borcudur.

Avukatlar olarak nasıl organize oldunuz, nasıl bir araya geldiniz?

Nuray Albayrak: 2016 Ekim ayında Hukukçular Derneği’nde toplanıp, davalara girmemiz gerektiğini konuşmuştuk. Belli aralıklara toplanmaya devam ettik. Ancak o tarihte elimizde vekaletimiz yoktu biz de davalara taraf olarak katılabilmek için bireysel olarak müdahil olma talebinde bulunalım diye düşündük ve vatandaş olarak kendi adımıza davalara müdahale talebinde bulunduk. Fakat bizim hukuk sistemimizde ceza davalarına müşteki olarak katılabilmek için somut maddi zararınız olması gerekiyor. Bizim de yaralanma gibi somut maddi zararımız olmadığından mahkeme bireysel katılma taleplerimizi kabul etmedi. Ama biz o duruşmaları seyirci bölümünden izlemek istemedik. “Ben bir avukatsam seyirci kısmında oturup bu davaları izlemem, ben bir avukatsam bu davaya müdahil müşteki olarak katılmak zorundayım” dedim. Bu arada darbe gecesi şehit olan vatandaşlarımızın aileleri ve gazilerimizin Aile Bakanlığı’na başvurarak hukuki yardım talebinde bulunduğunu öğrendik, bizler de bu konuda gönüllü avukatlar olduğumuz için hukuki yardım talebinde bulunan şehit yakınları ve gazilerle irtibata geçerek vekaletlerini aldık ve müşteki vekili olarak bu darbe teşebbüsü davalarını takibe başladık.

Gülcan Ertekin: Bir gün avukatların bulunduğu Whatsapp grubumuzda Çağlayan Adalet Sarayı’nda Bayrampaşa Çevik Kuvvet davasının ilk duruşmasının görüleceği söylendi ve ‘müsait olanlar gelip destek için takip etsin’ ricasında bulunuldu. Ben Polis Akademisi’ne bağlı okullarda ders veriyorum. Polis öğrencilerim var. Bu olayda şehit olan çok sayıda polis var. Bu işin içinde olmalıyım dedim. İzleyici sırasında oturdum gözlemci olarak. Birkaç gün sonra Av. Rıza Saka beyle karşılaştık. “Bu davaların takibi konusunda şehit yakınlarına, gazilere ne gibi hukuki yardımda bulunabiliriz. Konuşmak istiyoruz” deyince, hemen o gün toplantıda konuştuk. Elimize Hukukçular Derneği’ndeki arkadaşların listesini aldık. Öznur Hanım, Nuray Hanım, Rümeysa Hanım… Herkes tanıdığı avukatları arayıp haber verdi. Platform olarak 2017 başı itibariyle organize bir şekilde iddianameleri temin edip çalışmaya başlamıştık.

Cemile Ünlü: Platformun en önemli başarılarından biri; henüz davalar başlamadan, hatta iddianameler hazırlık aşamasındayken harekete geçmiş olmasıdır. Davaları nasıl ve kimlerle takip edebiliriz, hangi usulü kullanmalıyız diye oturup tartıştığımız sürecin sonunda platform kuruldu. Bu anlamda devlet kurumlarından daha hızlı hareket ettik diyebiliriz. Konu dava safhasına geldiğinde organize olmuş, yöntemlerimizi tespit etmiş, davalarda görev paylaşımı yapıp, sorumluları belirlemiştik. Bu da ilk meyvesini İstanbul Darbe Ana Davası’nda verdi. İlk duruşma gününde 50 tane avukat vardı. Böyle bir çalışma olmasaydı bu sayıya ulaşılamazdı. Sonraki günler gerek STK’lar gerekse toplumun diğer kesimleri sahiplendi.

15 Temmuz Darbe Davalarını Takip Platformu’nun herhangi bir STK ya da parti ile iş ortaklığı söz konusu mu?

Cemile Ünlü: Bu platform düşünce aşamasından şu ana kadar geldiği süreçte hiçbir siyasi parti ile birlikte hareket etmedi. Kaygımız hep şehit ve gazilerin vekilliğini en iyi nasıl yapabiliriz oldu. Çalışmalar gönüllülük esası üzerine kuruldu. Platformun oluşumuna Hukukçular Derneği öncülük etti. 15 Temmuz Derneği ile şehit yakınları ve gazilere ulaşma, toplantılar yapma vb konularda yardımlaşıyoruz. ASDER 28 Şubat mağduru ve emekli askerlerden oluşan bir dernektir ve bu süreçte kendilerinden çok destek aldık. Her davanın bir askeri sorumlusu var. Gerektiğinde askeri hususlarda kendilerinden teknik bilgi alıyoruz. Toplantılarımıza bu STK’ların temsilcileri de katılıyor.

Gazilere ve şehit yakınlarına ulaştığınızda onlardan nasıl tepkiler aldınız?

Nurcihan Koçali: Genç avukatlar olarak bir platformumuz var. Orada darbe davalarını takip etmek isteyenlere çağrı yapıldı. Ben de dava takip etmek çok istiyordum. O duruşmanın olduğu salon, ifadeler gözümde canlandı. Bu aslında bir yerde tarihe tanıklık etmek. Yıllar sonra evlatlarıma “Darbe davalarında müştekilerin vekiliydim” diyebilmek benim için büyük bir onur olurdu. Gazilerimize ulaşıp vekalet almamız gerekiyordu. Ben 10 kişiyle irtibata geçtim. Hemen kabul edeceklerini düşünüyordum ama çok zeki ve öngörülü insanlarla karşılaştım. Bana “Avukat Hanım, yanlış anlamayın ama sizi bir soruşturmamız lazım” dediler. Bu benim çok hoşuma gitti. Çünkü gayet bilinçli bir yaklaşımdı. Daha sonra geri dönüş yaptılar ve 8 gazimizle buluştuk. Hepsi çok güzel giyinip hazırlanmışlardı. O görüntü beni çok duygulandırdı. Vekaletlerini verdiler. Gerçekten davalarla çok ilgililer, takip ediyorlar. Gelip sorular soruyorlar. Benden iddianameleri istediler. 10 klasöre varan iddianameleri okudular. Bazı gazilerimiz ise o gece büyük bir travma yaşamış ve o anı konuşmak istemiyorlar. O atmosferde bulunmak ve gazilerimizle muhakkak tanışmak lazım.

Gülşah Alkan Özaşan: Benim iletişime geçtiğim gaziler çok mutlu olduklarını dile getirdiler. “Allah razı olsun. Bu zamana kadar neredeydiniz” dedi bir kısmı. Biz gazilerimize özellikle çok hassas yaklaşıyoruz. Çünkü darbe gecesinden sonra bir daha sosyal hayatına dönemeyenler var, ciddi anlamda psikolojik sorunlar yaşayanlar var. Bu nedenle üslubumuza çok dikkat ederek yaklaşıyoruz. Mümkün olduğu kadar travmalarını hatırlatmadan konuşmaya çalışıyoruz. Zaten onların bu özel durumlarından dolayı, biz onları arayarak ulaşıyor ve davalarda onları temsil etmek istediğimizi belirtiyoruz.

Nasıl bir ruh hali içinde gaziler. Yine olsa yine sokağa çıkarız diyorlar mı?

Öznur Uslu: Benim vekaletini almak için görüştüğüm 17 gazi oldu. Tek tek arayıp görüştüm, insani ilişki kurarak yaklaştım. Sonra sohbet havasında neler yaşadıklarını konuştuk. “Sizinle irtibata geçen devlet kurumu ile görüşün, onlardan benimle ilgili teyit alın, herhangi bir mecburiyetiniz yok, temsil edilmek istiyorsanız benimle iletişime geçin” dedim. Çünkü bu davalar hem onlar hem de bizim açımızdan gönüllüğe dayalı. Yaralanıp, günlük hayatlarında mağduriyetleri ile baş başa kalan bu insanların ne düşündüğünü merak ediyordum. Acaba yapmasaydım diyen var mı diye. Hal hatır sormak için aradığımda, “Bir şikayetiniz var mı?” diye sordum. Hiç kimsenin şikayeti yoktu. “Maddi ihtiyacınız var mı? Vekaletname çıkartmakta zorlanıyorsanız destek olabiliriz” dediğimde de kimsenin bir talebi olmadı. Fedakar tutumları devam ediyor.

Aranızda nasıl bir iletişim var?

Gülcan Ertekin: O gece dışarı çıkan insanları tanıdıkça rastgele dışarı çıkan insanlar olmadığını anlamaya başlıyorsunuz. Çünkü bir gazi bana şöyle dedi: “Bizi aramanızı bekliyorduk. Çünkü Allah davasını sahiplenenleri sahipsiz bırakmaz” dedi. Beni çok etkiledi bu. Aranızda bir yakınlık oluşuyor. Şehit Çetin Can’ın annesi Emine Can’ın vekaleti bende değil ama dava süreçlerinde karşılaşıyoruz, sohbet ediyoruz. Demek ki bir yakınlık hissetmiş, Köprü davasının son oturumuna gidebildim. O beş gün gelmiş ve avukatlar arasında beni aramış. Bana “Seni avukatlar arasında aradım göremedim” dedi. İşe sadece avukat müvekkil ilişkisi olarak bakmıyorlar. Çok farklı bir ruh halleri var.

Tuba Nur Korkusuz: Benim 22 yaşında bir gazim var vekilliğini üstlendiğim. O geceyi şöyle anlatıyor: “Odamda bilgisayar oynuyordum. Annem geldi, ‘Bir hareketlilik var darbe yapıyorlar’ dedi. Ben darbeyi hiç bilmiyordum ama anneme ‘Ben çıkıyorum’ dedim. Cumhurbaşkanının, başbakanın konuşmalarının hiç birini duymamıştım. Ama içime bir ilham geldi. Dışarı çıktığımda hiç tanımadığım komşularımın zillerine bastım. ‘Hadi dışarı çıkın, ne duruyorsunuz’ diye herkesi çağırdım. Ondan sonra hareketlilik başladı. Mahallemde ilk dışarı çıkan benim. 10 km yürüyerek Atatürk Havalimanı’na gittim. O akşam bana ‘Annen baban şu mevkide kaza yapmış, hiçbir vesait yok, yürüyerek gideceksin’ deseler gitmezdim.” Dinleyince diyorsunuz ki, bu akıl işi değil, ilim işi değil, kültür işi değil. Bu gerçekten Allah’ın nasip etmesi.

Üstlendikleri sosyal rol açısından kadınların yükü ağır. Davaları takip etmek zor olmuyor mu?

Tuba Nur Korkusuz: Davalara giriyoruz, bu yük değil bizim için. Klasörler, okuma vakitleri… büyük bir zaman ve emek gerektiriyor ama seve seve zaman ayırıyoruz. Ben “Bu davalara girmeliyim takip etmeliyim. Cüppemi giyip bu darbeyi gerçekleştirenlerin karşılarına oturmalıyım” dedim. Vekaletim olmamasına rağmen Silivri’ye gitmeye karar verdim. Ama iki tane çocuğum var. Onları okula göndermeden evden çıkamıyorum. Kendi davalarım var ve darbe duruşmalarının çoğu Silivri’de. 2 saat gidiş, 2 saat dönüş. Duruşmalar 9.30’da başlıyor çoğu zaman akşam 9’a kadar devam ediyor. Gece 10’a 11’e kadar sürdüğü de oluyor. Elimizden geleni yapıyoruz. Bir şehit annesi bana “Biz bayan avukatların daha çok konuşmasını istiyoruz” dedi. Kadınların daha çok görüntüye yansımasını istiyorlar.

Büşra Altunay: 21 aylık bir oğlum var. Anne sütü alıyor. En uzun ayrı kaldığımız dönemler Silivri duruşmaları oluyor. Darbe ana davasında dizanteri oldu. Bir hafta iyileşmedi. Her gün iyileşse de davaya gitsem diye bekledim. İlk duruşmaya bu nedenle gidemedim. Sonrasında ise farklı davalarda çalışmak yerine aynı davada çok gazi şehit yakını sorumluluğu almayı tercih ettim. Çünkü duruşmaya gitmek, Silivri’ye o kadar uzun zaman ayırmak benim için en zor kısmı ama görüşmeler, gazilerle ilgilenme, dosya okuma nispeten kolay. Duruşmalar keşke Çağlayan’da olsa.

Mahkemelerde nasıl bir hava hakim oluyor?

Büşra Altunay: Sanık savunmaları çok zor geçti. Örgüt olduklarını ispatlamak için sadece savunmalarındaki birlik bile yeterli. Hiç kimse kimseyi ele vermiyor. Orada kim vardı diye sorunca hatırlamadığını söylüyor. Tüm sorulara tanımıyorum diye cevap veriyor. Bu savunma hakkı, sanık yargılama esnasında doğruyu söylemek zorunda değil. Ancak karar da sadece onların söyledikleri üzerinden verilmiyor, delillere bakılıyor, tanıklar dinleniyor. Fakat bunu şehit yakınları ve gaziler bilmiyor. O kadar kötü oluyorlar ki! Sanık ifadelerinde şehit yakınları ve gazilerden çok fazla hastalanan, üzüntüden bayılan oldu. Sanık askerlerin rütbesi ne kadar artarsa pişkinlik dereceleri de o kadar artıyor. Sanık Muzaffer Düzenli “Vicdanım çok rahat” diyor. İlk davaların hızlı sonuçlanması, Muğla’dan kararların gelmesi biraz içimizi rahatlattı. Hepimizin tek amacı en hızlı şekilde adaletin yerini bulması.

Tuba Nur Korkusuz: İşin açıkçası sanıklar duruşmalarda şehit aileleri ve gazilerin psikolojilerini bozmaya çalışıyorlar. Adam 6-7 saat boyunca kışladaki buzdolabındaki zeytini peyniri nasıl zapt ettiğini anlatıyor. Bu ifadelere dayanabilmek bir şehit annesi, bir şehit evladı için gerçekten çok zor. Fakat biz onlarda bu dirayeti görebiliyoruz.

Öznur Uslu: Bir insan hain de olsa, ülkesine ihanet etmiş de olsa, yasalara ve uluslararası sözleşmelere göre karar kesinleşene kadar masum kabul edilir ve herkesin hakim karşısında suçlamaları bertaraf etmek için savunma ve delillerini sunma hakkı vardır. Adil yargılanma hakkını sanıklara sağlamazsak hem dünya kamuoyunda hukukun olmadığı bir ülke gibi lanse ediliriz hem de Türkiye olarak Avrupa İnsan Hakları sözleşmesine taraf olduğumuz için karar kesinleştikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne ardında da AİHM’ne adil yargılanma hakları ihlal edildiği gerekçesiyle başvuru yapabilirler. Bu nedenle mümkün olduğu kadar adil ve hukuki bir yargılama olması lazım. Sanıklar uzun uzun savunma yapıyorlar. Şehit yakını, eşini, oğlunu kaybetmiş, zaten psikolojik olarak gergin. O kişiyi mahkemenin muhatap alıp konuşması bile zoruna gidiyor. Sanıklar, “Biz yapmadık, yukardan emir geldi. Görmedim. Ben değildim” gibi savunmalar yapınca en sonunda sinirleniyor. “Kimse bir şey yapmadıysa benim çocuğumu kim öldürdü” diyor. Sanık müdafileri taleplerini bildirirken, bir sanığın telefonuna el konmuş, telefonu talep etti. Bir kadın, “Benim oğlum toprağın altına girdi sen burada telefondan bahsediyorsun. Al ben kendi telefonunu vereceğim” diye çıkıştı. Biz orada avukatlık görevimizin yanı sıra kargaşa çıkmasın, yargılama sükûnet içinde devam edebilsin diye tansiyonu da düşürmeye çalışıyoruz. Şehit annelerine, eşlerine bir kadın olarak yaklaşıyoruz. “Biz sizi anlıyoruz” diyoruz. Yargılamanın nasıl işlediğini onlara anlatmaya çalışıyoruz.

Bu davaların en önemli yanı nedir?

Cemile Ünlü: Çok önemli bir yargılamaya şahitlik ediyoruz. Türkiye’de yapılan 3. darbe yargılaması. 1980 darbesi ve 28 Şubat için de yargılamalar yapıldı. Ancak 15 Temmuz davaları suçüstü haliyle başlayıp müteakiben yargılama sürecine geçildiğinden diğer darbe yargılamalarından farklılık ihtiva ediyor. Öyle bir yargılama yapalım ki; her sanığın, tanığın dinlenip delilin ortaya konularak, adil yargılama esaslarına uyularak nasıl hüküm verilebileceği açısından hem Türkiye’de hem de dünya darbe yargılama tarihi açısından örnek teşkil etsin istiyoruz ve yargılamaların suhuletle ilerlemesi için özel gayret sarf ediyoruz. Bu davalar bir nevi vatan müdafaasıdır. 15 Temmuz gecesi itibariyle meydanlarda gerçekleştirilen müdafaanın devamını duruşma salonlarında gerçekleştiriyoruz. Duruşma salonlarındaki psikolojik üstünlük çok önemli. İzleyici sıralarının ve müşteki sıralarının dolu olması, müşteki vekillerinin sayıca fazla olması, tabi ki salonundaki ortamı etkiler. STK’ların üyeleri ve yöneticileriyle duruşmalara katılarak duruşma çıkışlarında basın açıklamaları yapmaları konuyu basına taşıyacaktır. Basın mensuplarını davalarda daha çok görmeyi umuyoruz. Haftalık dergilerde o haftanın dava listesi verilebilir. Günlük gazeteler bir sonraki gün yapılacak davaları yayınlayabilir. Duruşmalar alenidir. Katılmak isteyen herkes izleyici olarak katılabilir.

* * *
Bizi yüreğinizle savunun diyorlar

Işıl İlgin Oktay: Emperyallerin FETÖ ile kurduğu işgal girişimi başarısızlıkla sonuçlanmış olsa da 15 Temmuz ciddi bir travma. Bilanço çok ağır. 249 şehidimizin evine ateş düştü, evladını kaybeden anneler, yetim kalan yavrular… 2196 gazimiz için de durum farklı değil aslında. Ben Borsa İstanbul Davasında vekilim, 7 gazi vekaletim var. Bir tanesi milli sporcu. Ama artık işitme kaybıyla birlikte bedeninde pek çok yerde şarapnel parçalarıyla yaşamak durumunda. Umutları olan genç bir milli sporcuyken FETÖ yüzünden hayalleri yok oldu. Bir diğer gazi kardeşim hayatının kalan kısmını maalesef kafasından asla çıkarılmaması gereken bir şarapnel parçasıyla sürdürmek zorunda, şarapnel milim oynasa hayati tehlikesi var. Diğer gazilerim için de aynı durum geçerli çoğu sakat kaldı.

15 Temmuz davaları memleket davası, Türkiye’nin bekası, bağımsızlığı, milletinin onur ve namus davasıdır. Sorumluluğu gerçekten ağır. Bu sorumlulukta bir nebze de olsa katkım olacaksa bundan ancak şeref duyarım. Hukuken zaten FETÖ’yü yerle bir edecek  deliller ortada. Ancak cezaevinde FETÖ mensupları irade birliği içinde hareket ediyor. Verilen savunma ve beyanların birbirinin aynısı olmasından bunu anlıyoruz. Akla ziyan gerekçeleri gerçekten şehit yakınları ve gazileri, dolayısıyla bizim de sabrımızı zorlayan cinsten. Amaç belli. Adil yargılanmadıkları bahanesiyle işi AİHM’e kadar götürmek. Ancak başarılı olamayacaklar.

Silivri’de katıldığım çatı davada bir şehit yakını ile sohbet etme imkanım oldu. Yüreği yanmış bir anne ve eş kendisi. Davalarla ilgili yaptığımız konuşmada elini kalbimin üzerine koyarak “Bizi savunurken buradan gelen sesle, yangınla savunun ne olur!” demişti. Kadın avukatların varlığını önemsiyorum. Dosyalara tüm bahsettiğim milli dava oluşunun verdiği duygu ve sorumluluğa ek olarak kadın hassasiyeti, özeni ile yaklaşılıyor. Kimsenin endişesi olmasın kadın avukatlarımız bu davalara şehid annemizin söylediği gibi elini kalbine vicdanına koyarak yüreğimizden gelen ses ve yangınla bakmaktalar.

* * *
İfadeleri dinlerken 15 Temmuz’u tekrar yaşıyoruz

Serpil Balat: 1980 darbesini kısmen, 28 Şubat postmodern darbesini tüm şiddetiyle yaşamış biri olarak darbelerin bu ülkeye verdiği zararı çok iyi biliyoruz. 15 Temmuz gecesi köprünün askerler tarafından tutulduğunu duyduğumuzda darbe girişimi olduğuna ihtimal vermedik. Çünkü 12 Eylül darbesini yapanlar da 28 Şubat darbesini yapanlar da yargılanıyorlardı. Kimse artık bu ülkede darbeye cesaret edemez diye düşünüyorduk. Ama yanılmışız. Sayın Başbakanın “Bu bir kalkışmadır” açıklaması üzerine saat 23.00 sularında biz ailece dışarı çıktık. Kimse bu ülkeye kazanımlarını kaybettiremezdi. Halkın oyları ile seçilmiş hükümetleri yine halkın oyları değiştirebilirdi ancak. Darbeler aslında hükümetlere değil halkın özgür iradesine yapılır inancındaydık. Ne pahasına olursa olsun bu kalkışma durdurulmalıydı. Tanklar kışlalarına geri dönmeliydi. Bunu başaramasak bile onurumuzla ya şehit ya gazi olurduk. Ya da izzetimizle verilecek cezalara katlanırdık. Darbeye teslim olmanın zilletini yaşayamazdık. Hamdolsun Rabbimiz hainlere fırsat vermedi. Biz o gece şehit ya da gazi olmanın onuruna erişemedik. Ama Allah bize 15 Temmuz Davalarında gazilerimizin vekilliği gibi şerefli bir görevi nasip etti. Silivri’de 25. Ağır Ceza’da görülen 15 Temmuz Şehitler Köprüsü davasını takip ediyorum. Şüphelilerin verdikleri ifadeleri dinlerken o geceyi tekrar tekrar yaşıyoruz. Ve keşke diyorum bu darbeye tiyatro diyenler de burada olsaydı. Belki söylediklerinden utanırlardı. Tüm halkımızı duruşmaları izlemeye davet etmek istiyorum. İbretlik ifadeler var. Hakikati daha iyi idrak etmek ve olaylardan ders çıkarmak adına bu duruşmaların önemini kamuoyuna duyurmalıyız.




Emeti Saruhan, 02.11.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Hayatın Sıcak Yüzü, 

Emeti Saruhan Yazıları



Sonsuz Ark'ın Notu: Emeti Saruhan Hanımefendi'ye çalışmalarını bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz. Seçkin Deniz, 06.07.2017



İlk yayınlandığı Yer: Gerçek Hayat





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı