4 Mart 2017 Cumartesi

SA4051/SD620: Şeytani Aklın Psikolojik Manipülatörü; Alon Ben-Meir/Huffington Post

"Alon Ben-Meir'den Siyonistlerin küresel sömürü düzeninin sürmesi için Yahudiliği, WASPların ve Vatikan'ın Hıristiyanlığı nasıl istismar ettiğini anlatmasını beklemek, yaptığı bu manipülasyonu okuyan herkesin hakkıdır."



Aşağıdaki inanılmaz psikolojik manipülasyon(*) çalışmasını yapan ve bu çalışmasını Huffington Post'ta yayınlayan FETÖ destekçisi Alon Ben-Meir, düzenli olarak, daha fazla barış ve refah sağlamak ve İsrail, Arap ve Türk yetkililer arasındaki müzakereleri mümkün kılmak için Track II diplomasisine (Kişiler ya da gruplar arasında, bazen 'devlet dışı aktörler' olarak adlandırılan sivil toplum temsilcilerinin yürüttüğü, resmi olmayan ilişkiler ve faaliyetler) giren, İsrail-Suriye ve İsrail-Filistin görüşmelerine aktif olarak katılmış ve Arap Barış Girişimi'nin kararlı ve angaje bir savunucusu olarak popülarize olmuş, Ortadoğu politikaları ve meseleleri konusunda uzmanlaşmış yahudi kökenli bir Amerikalı. 

Track II Diplomasisi uzmanı olan Alon Ben-Meir'in ne kadar profesyonel bir çarpıtıcı olduğunu, kendi amaçları açısından yaptığı işte nasıl başarılı olduğunu, Hristiyanların ve Yahudilerin Müslümanlara ve İslam'a bakışındaki hastalıklı ruhun ürettiği sonuçları, günümüzdeki İslam ve Müslüman düşmanlığı ile yaklaşık 26 yıldır aralıksız olarak iç savaşlarla ve işgallerle harabeye dönüştürülen Müslüman topraklarda öldürülen Müslümanların yer aldığı fotoğrafta net bir şekilde görebiliyoruz. 

Ben-Meir, bu korkunç fotoğrafa rağmen büyük bir ikiyüzlülükle, "Erdoğan, dini, sanki daha üst bir otorite tarafından uygulatılıyormuşçasına kendisini ve siyasi ajandasını takdim etmek için sömürüyor. Toplumun beynini dini öğretilerle yıkamak için el altından İslami sembolleri kullanıyor." diyebiliyor. Hristiyan ve Yahudi öğretilerinin her türlü sembollerle yerküreyi istila ettiği bir çağda bunu söylemek gerçekten akıl dışı. 

Yaklaşık 200 yıldır aşağılanan ve dinlerini öğrenmesi engellenen müslümanların dinlerini öğrenme ihtiyaçlarını karşılayan Erdoğan'ı "Kendisine sadakat gösterecek dindar bir yeni nesil yetiştirmek için okullarda İslami dersleri teşvik ediyor." diyerek suçluyor, Vatikan ve İsrail gibi Hristiyan ve Yahudi din devletleri varken Türkiye'yi İslam Devleti'ne dönüştürmekle itham edebiliyor. Alon Ben-Meir'den Siyonistlerin küresel sömürü düzeninin sürmesi için Yahudiliği, WASPların ve Vatikan'ın Hristiyanlığı nasıl istismar ettiğini anlatmasını beklemek, yaptığı bu manipülasyonu okuyan herkesin hakkıdır.

Sonuç olarak; aşağıdaki  analiz Erdoğan'ın şahsında İslam'a ve Müslümanlara karşı açık bir saldırıdır. Erdoğan'ın “Dindar nesiller yetiştirmek istiyoruz.” vaadi defalarca seçmen tarafından desteklenmiş ve Erdoğan her girdiği seçimi zaferle sonuçlandırmıştır. “Dindar nesiller yetiştirmek istiyoruz." diyen Erdoğan Batılıları rahatsız etmektedir. Bu böyle okunmalıdır. 

Merak ediyorum. Türkiye'de yaşayan müslümanların nasıl bir ülkede ve hangi sistemde ya da inanç aralığında, hangi liderle yaşayacağı konusu Bağdat doğumlu ABD vatandaşı bir yahudiyi neden ilgilendiriyor, neden geriyor?

Seçkin Deniz, 04.03.2017


___0___



Erdogan Exploits Islam For Personal And Political Gain
"Erdoğan Kişisel ve Siyasi Çıkarı için İslam’ı İstismar Ediyor"

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi hayatını izleyen hiç kimsenin Erdoğan’ın İslam giysisi içinde tasarladığı politikalarını dikkatli ve sistematik bir biçimde ustalıkla işlediği sonucunu gözden kaçırması mümkün değil. Erdoğan, dini, sanki daha üst bir otorite tarafından uygulatılıyormuşçasına kendisini ve siyasi ajandasını takdim etmek için sömürüyor. Toplumun beynini dini öğretilerle yıkamak için el altından İslami sembolleri kullanıyor. Kendisine sadakat gösterecek dindar bir yeni nesil yetiştirmek için okullarda İslami dersleri teşvik ediyor. (Seçkin Deniz'in notu: Batı tarafından devşirilen müslüman gençlerin 'Altın Nesil' diyerek ailelerinden ve ülkelerinden çalındığı ve Yahudiler ile Hristiyanlara sadakatle hizmet ettiği gerçeği 15 Temmuz FETÖ Darbesi'nde ve 40 yıllık terör örgütü PKK eylemleri ve katliamları ile net bir şekilde görülmüştür.)

Erdoğan, gücüne güç katmak amacıyla, Türk toplumunda kendisi destekleyen ve siyasal İslam modelini takip eden yoksul ve eğitim seviyesi düşük bireylerden oluşan seçmen kitlesini sağlamlaştırmak için ekonomik kalkınmaya odaklandı. Türkiye’yi bir İslam devletine dönüştürme girişimine karşı direnci azaltmak için toplumun seküler kesimine sözde bağlı gibi görünmek için de demokrasi borazanlığı yapıyor. 8Seçkin Deniz'in notu: Demokrasi Borazanlığı yapan İsrail, ABD ve AB Mısır'da darbeci Sisi aracılığı ile demokratik bir şekilde seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi'yi devirerek ne kadar iki yüzlü olduklarını kanıtlamışlardır.)


“Kilise” ve devlet arasında net bir ayrım yapıldığı müddetçe demokrasilerde her hangi bir dini teşvik etmenin kimseye zararı olmaz. Türkiye’de ise Erdoğan dini, devletin siyasal sürecinin bir parçası ve hissesi haline getiriyor. Hatta henüz 1999 yılında halkın önünde milliyetçi bir şiir okumasının ardından dinsel kışkırtma gerekçesiyle 4 ay hapse mahkum olmuştu. Şiirdeki dizeler şöyleydi: “Camiler kışlamız, kubbeler miğferlerimiz, minareler süngümüz, mü’minler askerlerimiz” [Çevirenin notu: Dizeler yanlış sırayla yazılmıştır.] Erdoğan’ın Türkiye’nin İslami demokrasi modeli ihtiyacını karşıladığı yönündeki mefhumu tamamen boş bir slogan çünkü bu artık ne ülke içinde ne de Arap ya da Müslüman devletler arasında yankı bulmuyor. (
Seçkin Deniz'in notu: Katar, Pakistan, Kral Selman sonrası Suudi Arabistan, Kuveyt, Fas, Cezayir, BAE, Turki Cumhuriyetler ve Afrika ülkeleri ile onlarca anlaşma yapan ve  her biri ile sıkı bir işbirliği içinde çalışan Erdoğan gerçeği Ben Meir'in canını yakıyor.)


Türkiye’nin AB üyesi olmaya yönelik umutlarını kaybettiği gerçeğinin nedeni tamamen Erdoğan’ın basın ve ifade özgürlüğü, insan hakları, adil ve tarafsız yargı, seküler toplumsal eğitim ve devletin üç organı arasındaki güçler ayrılığı dahil olmak üzere demokrasinin dayandığı direklerin altını acımasız ve metodolojik bir şekilde oymasıdır. (Seçkin Deniz'in notu: Türkiye'nin Meir'i memnun eden demokrasi tarihi en son 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimini de içeren darbeler ve kaoslar tarihidir)


Erdoğan, sosyokültürel İslami gündemini tesis etmek için Türkiye’yi yavaş yavaş dini-itaatkar bir topluma dönüştürmek maksadıyla sistematik olarak kararnameler çıkarmaya başladı. Bunu, toplumun daha geniş seküler kesiminden gelecek kamuoyu direncini engellemek için kanunlara başvurmadan yaptı. Bu niyetle, toplumun beynini dini öğretilerle yıkmak için dini kurumlar tesis etmenin yanı sıra toplumsal bilinç oluşturmaya yönelik İslami eğitimi ve simgeleri de teşvik etmeye koyuldu. 


Erdoğan, daha 2011 yılında İslami moda devrimini güçlendirmeye yönelik adım attı. Üniversitelerdeki ve devlet dairelerinde çalışan kadınların başörtüsü yasağını kaldırdı. Artık orduda görev yapan kadınlarla birlikte kadın polisler de başörtüsü kullanabiliyor. (Seçkin Deniz'in notu: ABD'de müslüman kadın askerler başörtüsü takabiliyor, yazar bunu pas geçerek manipülasyonuna malzeme hazırlıyor.) Bir zamanlar toplumda damgalanan peçe artık kabul görmeye başladı. Pembe dizilerde “modaya uygun” İslamcı muhafazakar karakterlerin sayısında fark edilebilir bir artış var. Kadınların ev hanımı olarak resmedilmesi de git gide artarak yaygınlaşıyor.


Dahası bugün Türkiye’nin modern ambleminde, yıldızı, tıpkı haçın Hristiyanlığın sembolü olduğu gibi İslam’ın sembolü haline gelen hilalin dışında gösteriliyor. [Çevirenin Notu: Sözde İslam hilali vurgusu yapmak istiyor. Orijinali: Moreover, the modern emblem of Turkey today shows the star outside the crescent which has become the symbol of Islam like the cross is to Christianity.]  


Camilerin sayısındaki hızlı artış ülkenin ne tarafa doğru gittiğinin bir diğer hayati göstergesi. Geçtiğimiz 30 yılda Türkiye’deki camilerin sayısı 60.000 iken bugün 85.000’i aştı. AKP, camileri devletin İslami değerlerinin büyümesinin fiziksel bir sembolü ve kuvvet üssünü takviye etmek için siyasi bir araç olarak kullanıyor. İstanbul’da deniz seviyesinden yaklaşık 305 metre yükseğe ulaşan ve şehrin en yüksek noktası olan Çamlıca Tepesi’ne inşa edilen 6 minareli Türkiye’nin en yeni ve en büyük camisi belki de bunun azami tezahürü. Bütün şehrin çok net bir şekilde izlenebildiği konum Boğaz’a bakıyor.  (Sonsuz Ark'ın notu: ABD'nin Detroit eyaletinde satanist bir grup, Detroit nehrinin kıyısına Temmuz 2015'te devasa bir 'Bafomet' (şeytan) heykeli dikti, Meir bunu eleştirmedi bile.)


Ayrıca akşam saat 10.00 ve sabah saat 06.00 arasında alkol satılamıyor ve artık okul ve camilere yakın vitrinlerde ve restoranlarda teşhir edilemiyor. Alkol üreticileri reklam yapamıyor ve sosyal etkinliklere sponsor olamıyor. (Seçkin Deniz'in notu: yazarın kullandığı bu parametreler Avrupa Birliği ülkelerindeki standartlar dikkate alarak hazırlanmıştır) Dahası İslamcılardan gelen ve Erdoğan’ın da pek memnuniyetle karşıladığı şikayetler üzerine hükümet milli içki “rakı”nın kutlanacağı bir festivali iptal etti. 


Son yıllarda Erdoğan liderliği idaresindeki Türk devleti, taze bir İslamcı nesil yetişmesi amacıyla ülkenin seküler eğitimine İslam’ı daha derinden yerleştirmek için bir çok yeni girişimde bulundu. Devlet üniversiteleri içerisine 80 yeni cami inşa edilmesi ve İstanbul’daki üniversitelerden birinin İslami çalışmalar merkezi haline dönüştürülmesi de bu plana dahildi. Hatta Erdoğan tüm ilkokul çocukları için zorunlu din dersleri uygulanmasını ve tüm lise öğrencileri için ilave bir saat İslami ders eklenmesini destekledi. (Seçkin Deniz'in notu: ABD, AB ve İsrail'deki Din Eğitimi ve Öğretimi, üniversitelerdeki araştırma enstitüleri Meir için özgürlük, Türkiye için ise derin bir planın(!) gereği oluyor.)


İslami çalışmaların yaygınlaşmasının en dikkat çekicisi İmam-Hatip okullarında görülüyor. 2010’dan bu yanda okulların sayısı %90 artarak 493’ten 936’ya yükseldi. Bu okullara giden öğrencilerin sayısı ise 2016 itibariyle 65.000’den neredeyse 1 milyona ulaştı. (Seçkin Deniz'in notuABD, AB ve İsrail'deki Din Eğitimi ve Öğretimi veren okulların ve bu eğitimleri alan öğrencilerin sayısı bizi ilgilendirmez iken Meir'i bizdeki sayılar neden ilgilendiriyor?)


Eğitim Bakanlığı’nın bu okullara olan talebi karşılamaktan ziyade talep oluşturduğunu ileri süren Sabancı Üniversitesi Eğitim Reformu Girişimi Direktörü Batuhan Aydagül, “Hükümet dini olmayan okulların tedarikini kısıtlıyor ve dini okullarınkini artırıyor. Öğrencilerin isteklerine bakmaksızın bu okullara gitmeye mecbur kalacakları bir durum oluşturuyorlar.” diyor. (Seçkin Deniz'in notu: Bu tamamen gerçek dışı bir iddia, TEOG'da tercihte bulunmayan öğrencilerin otomatik olarak yerleştirilmesinden kaynaklanan ve sadece bir defa yaşanan teknik bir sorun, sistematik bir sorun olarak çarpıtılıyor.)


Veliler ve öğretmenler Ankara’nın ders seçiminde kayda değer etkiye sahip olan okul müdürlerini kontrol etmesinden için için yakınıyorlar. Binlerce devlet okulu öğretmeninin yerini İmam-Hatip eğitimli öğretmenler aldı. Erkekler ve kızlar büyük ihtimalle daha iyi öğrenme için iletimsel ortam yaratılması amacıyla ayrı ayrı sınıflarda okuyor. (Seçkin Deniz'in notu: Bu da büyük bir çarpıtma, İHL'lerin bir çocuğunda bile ailelerin birçoğunun itirazlarına rağmen halen karma eğitim var, İHL dışındaki okullarda karma eğitim çok yoğun bir şekilde devam ediyor. İHL eğitimli öğretmenlerin mevcut öğretmen sayısı arasından nasıl tesbit edildiği konusu ise kanıtsız olduğu için tamamen uydurma)


Sol görüşlü Eğitim-Sen öğretmenler birliği başkanı Kamuran Karaca durumu kısa ve öz biçimde ortaya koyuyor: “[AK Parti] çocuklarımızı kendi ideolojisi için kullanıyor. Bu, dindar bir nesil yaratmak için uygulanan siyasi bir proje. Öğrencileri Arapça, Kur’an ve Sünni İslam’ın tefsirini öğrenmeye zorluyorlar.” (Seçkin Deniz'in notu: Çarpıtma sürmektedir, bahsedilen dersler İHL müfredatına aittir, normal okullarda Kur'an okuma, Peygamber'in hayatı gibi dersler de seçmelidir, )


Kafaları İmam-Hatiplerin öğrenme deneyimiyle doldurulanlar bu okulların daha erdemli, daha çalışkan ve alanlarında üstün insanlar ürettiğini iddia ediyor. Erdoğan’ın kendisinin de bir İmam-Hatip lisesi mezunu olduğu gerçeğine dikkat çekiyorlar. Erdoğan, AKP gençlik mensuplarının 2012’de yaptıkları kuruldaki konuşmasında “Dindar nesiller yetiştirmek istiyoruz.” dedi.


Erdoğan, dini, sanki daha üst bir otorite tarafından uygulatılıyormuşçasına kendi siyasi ajandasını tesis etmek için sömürüyor. İslami vesikalarını muhalefeti sindirmek için kullanıyor. Gülen hareketini de kendi İslamcılık markasının reklamını yapmak için günah keçisi ilan ediyor. (Seçkin Deniz'in notu: Meir, 15 Temmuz darbe girişimini yapan FETÖ'yü aklıyor ve koruyor) Esasen Erdoğan kendisini “dindar bir adam” olarak görüyor, öyle ki  kendi kendini doğru yolda olduğuna ikna ediyor ve farazi ya da gerçek siyasi muhaliflerini tasfiye etmek için Tanrı’nın kendisine gerekli koşulları yarattığını düşünüyor.


İlahi-Siyasi tezinde “Türkler ihtilafı bile Allah’a saygısızlık olarak görür ve insanların kafaları dogmatik kurallarla o kadar doldurulmuştur ki aklı selime hiç yer bırakmazlar, hatta şüphelenebilecek kadar bile” diyen Baruch Spinoza’nın gözlemlediği gibi Osmanlı saltanatı sırasında dinin yönetimde kritik bir rolü vardı. Erdoğan da bu dersi kaçırmış gibi görünmüyor. (Seçkin Deniz'in notu: Meir bu alıntı ile ırkçılık ve nefret suçu işlemektedir.)


Mecliste Anayasa değişikliği görüşmeleri sırasında Meclis Başkanı İsmail Kahraman “Evvela yeni Anayasa’da laikliğin olmaması gerekiyor. Dinden söz edilmesi gerekiyor. Bu yeni Anayasa dinsiz olmamalı. Dini bir Anayasa olmalı.” diyerek laikliğin Anayasa’dan çıkarılması çağrısı yaptı. Kahraman’ın teklifi geçmese de Erdoğan’ın fikrini ifade etmeseydi böyle bir açıklamanın yapılamayacağı gayet açık. (Seçkin Deniz'in notu: Demokrasi pazarlayan Meir, TBMM Başkanı'nın fikirleirni açıkça ifade edebiliyor olmasını da hazmedememektedir)


Esasında Erdoğan’ın ülkesinin ve Sünni İslam dünyasının en yüksek lideri olma hedefi gittikçe aşikar hale geliyor. Erdoğan, Temmuz 2016’da Cakarta’ya yaptığı ziyarette “Tek bir meselemiz var. İslam, İslam ve İslam.” dedi. Bahreyn ve Suudi Arabistan’a yaptığı son ziyaretlerinde ise Müslüman dünyaya gelen saldırılara karşı savaşmak için Sünni dünyaya birlik olma ve farklılıkları bir kenara bırakma mesajı gönderdi. (Seçkin Deniz'in notu: Meir, Batı'nın Sii-Sünni saqvaşlarını başlatmak için çok çabaladığını halen Irak, Suriye ve Yemen'de bunu başardıklarını çok iyi bildiği için, bu ahlaksız savaşı bitirmek için çabalayan Erdoğan'a kaşrı savaş ilan etmiş görünüyor)


Erdoğan, inatla, en yüksek siyasi ve dini lider olmak için kendisine mutlak dereceye yakın güçle ödüllendirecek olan Anayasa değişikliğini zorla kabul ettirmeye çalıştı. Bunun için halk desteğine ihtiyacı var ve bu desteği kazanıp siyasi gündemini tesis etmek için de dini sömürüyor. Böylelikle kendi politikalarını “kutsuyor” ve kendisini en yüksek siyasi ve dini makama konumlandırıyor. Napolyon’un kısaca ifade ettiği gibi, “Din avam takımını sessiz tutmak için mükemmel bir malzemedir.” (Seçkin Deniz'in notu: Meir bu alıntı ile dini ve dindar insanları aşağılamaktadır, suç işlemektedir)


Dinin ahlaki ve etik bir pusula sağlaması; dostluğa, merhamete, empatiye ve sevgiye teşvik etmesi ve toplumsal uyum ve barış yaratması beklenir. Gerçek bir Müslüman olmak için Kur’an’ın yazınlarındaki bu ilkelere sıkı sıkıya bağlı olmak ve İslam’ın şartlarına uymak gerekir. Demek ki hiç kimsenin kendi kişisel ihtiraslarını yüceltmek için dini istismar etmemesi gerekiyor. Böyle bir durum İslam’ın kutsallığını beşeri seviyeye düşürür ve bütünsel manevi anlamını boşaltır. (Seçkin Deniz'in notu: Meir handdini aşıyor ve başka bir  dini kendi istediği şekilde sınırlıyarak tanımlıyor ve yorumluyor. Erdoğan'ın çabaları İslam'ın içini boşaltan Meir gibi manipülatörleri rahatsız ediyor)


İman eden bir insan kişisel siyasi gündeminin reklamını Tanrı’nın adıyla yaparak İslam’ın asaletinin itibarını zedelemez. Dindar bir adam on binlerce kamu görevlisini hapse atarak ailelerini çaresiz ve harap halde bırakmaz. Dini bütün bir adam, görevi kötüye kullandıklarına dair hiç bir delil olmadan binlerce öğretmeni tasfiye etmez. Gerçekten inanan birisi  basın özgürlüğünü bastırarak ve muhalif sesleri susturarak çok sayıda gazeteciyi hapse atmaz. Mütedeyyin bir adam milyonlarca vatandaşı; Kürtleri kontrol altına alıp temel haklarından; kültürel miraslarını yaşama hakkından mahrum bırakmaz. (Seçkin Deniz'in notu: Meir bu ifadeleriyle terörist PKK ve darbeci FETÖ destekçisi olarak tasnif edilebilir)


Erdemli bir adam, milyonlarca Türk sefalet içinde yaşarken vergi verenlerin yüz milyonlarca dolarıyla “Beyaz Saray” inşa etmez. Hakkaniyetli bir adam polis devleti yaratmaz ve barışçıl gösterileri demir yumrukla bastırmak için demir yumruk kullanmaz. Ve ruhani bir adam başkalarının ruhunu baskı altında tutmaz, haysiyetini ayaklar altına almaz ve onurunu yok etmez. (Seçkin Deniz'in notu: Meir, güvenlik düzeyi düşük ve çağın gereklerine karşı yetersiz olan Çankaya Köşküne karşılık yapılan yüksek güvenlikli, çağdaş devlet binası olan Beştepe Külliyesi'nin yapılmasını, darbeye kaşrı OHAL ilanını çarpıtarak işlemektedir)


“Cami ve devlet” arasında net bir ayrım olduğu müddetçe İslam ve demokrasi karşılıklı olarak birbirinden münhasır değil. İmamlar, İslam’ın erdemlerini tanıtmada rol oynarlar ancak devletin siyasi süreçleriyle ilgili söz hakları olmamalıdır. Erdoğan’ın Türkiye’nin demokratik olduğunu iddia etmesi en iyi ihtimalle riyakarlıktır; yalnızca diktatörce güçlere el koyduğu için değil aynı zamanda dini doktrinlerini devlet kurumlarına yerleştirdiği ve sivil toplumu sahte dininin saflarına katılmaya zorladığı için.(Seçkin Deniz'in notu: İsrail mahkemelerinin Mescid-i Aksa'nın Yahudilerin için en kutsal yer olduğunu ilan eden kararını, her gün evleri yıkılan toprakları işgal edilen ve çocukları israillilerce öldürülen Filistinliler açıkça ortada iken, İsrail'e demokrasi diyebilen bir riyakarlığı sergiliyor.)


Erdoğan bir yandan İslam’ın daha saf bir yaşam şekli öngördüğü ve refah ile mutluluk sağlayan toplumsal uyum yarattığı konusunda ısrar ediyorken, işin aslı, siyasi ajandasını tesis etmek için dur durak bilmeden kendi İslam markasını ilan ederek Türkiye’deki sosyal tansiyonu yükseltiyor. Ülkede sekülerler ve dindarlar arasında kutuplaşma gittikçe artıyor, ki bu da Türkiye’yi tehlikeli bir yola sokuyor ve gerçek bir İslami demokrasi olma ihtimalinden mahrum bırakıyor. (Seçkin Deniz'in notu: Meir kendi eserleri olan sosyal karışıklıklar, kaos, terör ve darbelerin sosyal tansiyonu yükselttiğini manipüle etmeye devam ediyor.)


Alon Ben-Meir, 1 Mart 2017 (Alon Ben-Meir Yahudi bir ailenin 1937 Bağdat, Irak, doğumlu bir ferdidir. Wikipedia) 



Seçkin Deniz,  04.03.2017, Sistematik Analizler 138

Seçkin Deniz Yazıları




Metnin Orijinali:

http://www.huffingtonpost.com/entry/erdogan-exploits-islam-for-personal-and-political-gain_us_58b6ed8ce4b0658fc20f9c5c 


(*)Psikolojik manipülasyon, başkalarının algılarını ve davranışlarını ve fikirlerini onlar fark etmeden 
el altından, aldatarak ve hatta tavizkâr taktikler kullanarak değiştirmeyi ve yönlendirmeyi amaçlayan sosyal etkilerden biridir. Bu metotlar, çoğunlukla başkaları pahasına, manipülatörün çıkarları doğrultusunda sömürücü, tacizkâr, kurnaz ve aldatıcıdır. Bu teknikleri gündelik hayatın dışında özellikle reklamcılık, siyaset, pazarlama ve istihbarat alanlarında insanları etkilemek ve ikna etmek için sık bir şekilde kullanılırlar. Klinik Psikolog Dr. George Simon’a göre, manipülasyona başvuran kişiler birçok yönden eksik, agresif isteklerini ve ihtiyaçlarını gizli tutan, kurbanları üzerinde hangi taktiklerin işe yarayacağını bilen ve kendi çıkarları için çevresindeki kişilere zarar vermekten çekinmeyen kişilerdir. http://www.academia.edu/9117380/Manip%C3%BClasyon_Teknikleri


Sonsuz Ark'ın notu: Çeviri için Esra Öztürk Hanımefendi'ye teşekkür ederiz.






Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı