20 Mayıs 2016 Cuma

SA2927/KY1-CÇ261: Yalana Teşne Olmak

"Kimse duvara çarptığını, olduğu yerde durduğunu bilmek istemiyor. Ve kulağına fısıldanılanlarla amel etmeye devam ediyor."


İnsan yalan söylemeden duramıyor. Hem kendine hem başkalarına sürekli yalan söylüyor, yalan söylemenin yollarını arıyor. Hem kendini hem başkalarını bir şeylere inandırmanın telaşı içinde. Ve biricik erek inandırma olunca da gerçeğin bir anlamı kalmıyor. İnandırmak istediği şeyin kendimizde ya da başkalarında gerçek olması için didinip duruyoruz. İnanıyor inandırıyoruz. Hem de kimi zaman kolayca inanıyor ve inandırıyoruz. 

Bu kolay inanmanın, inandırmanın nasıllığına baktığımızda zihinlerde oluşturulmuş şablonları görmekteyiz. Çoğu zaman bu şablonların sahibi bile değiliz, sahibi olmadığımız için de farkında değiliz. Ve hatta kendimiz bir şablon oluşturmuş bile değiliz. Hani böyle bir şey olsa hiç değilse oluşumunda bir emek olduğu için saygı duymayı bile gerektirir. Heyhat o bile yok. 

Bize bir şey söylendiğinde zihnimizdeki şablona uygunsa onun mutlak doğru, mutlak gerçek olduğunu hemen kabul ediyoruz. Ya da tersi. Zihnimizdeki şablona uymuyorsa mutlak yalan diyerek karşısında duruyoruz. Durup bir incelemek, öyle olup olmadığını hiç değilse üstün körü bir araştırmaya tabi tutmak yerine hemencecik onamayı ya da reddi seçiyoruz. 

Demek ki hem kendimizi hem başkalarını inandırmak için gerçeğe, doğruya gerek yoktur. Eğer karşımızdakinin zihnindeki şablonu bilirsek ona uygun hale getirdiğimiz bir bilgi hemen kabul görecektir. Ya da biri sizin zihninizdeki şablonu bilince o biri sizi istediği gibi yönlendirecektir. Hakikati değil inanmayı inandırmayı erek edinen ister istemez yönlendirilmeden rahatsızlık da duymayacaktır.  

Diyelim biri kulağınıza “yarısı yılan yarısı insan bir bebek falan hastanede teşhir ediliyor” diye bir şey fısıldadı. Bu fısıltı eğer zihninizde “yarısı yılan yarısı insan şahmeran” bilgisi, masaldan öte gerçekliği olduğu inancı egemense gerçek olarak onaylanacak ve hastane hastane yarısı yılan yarısı insan varlığı aranacaktır. Değilse gülüp geçersiniz. 

Peki ya bu onay ve gülüp geçtiklerimizin gerçekte yeri, gerçekliği nedir? Gerçeklik erek olmalı değil midir? Gülüp geçtiklerimizin, reddettiklerimizin, onayladıklarımızın durumu hiç mi bizi ilgilendirmiyor? Hiç mi ilgilendirmeyecek?

Güdülen bir varlık olduğunun bilincinde olmamak değil midir bu? Zihni köle edilmiş bir varlık, zihnine pranga vurulmuş bir varlık kararlarında, yargılarında nasıl özgür olduğunu söyleyebilecektir? Söyleyemeyecektir. Söyleyemez de. Ve fakat öyle olduğunu sanır. İşte bu sanı da onun köle olarak varlığını sürdürmesini, söylenenleri zihnindeki şablona uyumluluğu üzerinden değerlendirilmesini sağlar. 

Özgürlüğün yolu zihinlerimizdeki şablonları yıkmaktan geçer. Eğer zihnimizdeki şablonları yıkmaz, onları daha da sağlamlaştırırsak bir ottan da farkımız kalmayacaktır. Bir ot, değirmende öğütülen her hangi bir tahıl nesnesi değildir insan. Olmamalıdır. İnsan herhangi bir değirmen için herhangi bir nesne değildir. Zihnimize nakşedilen şablonları yıkmadığımız sürece bir tahıl nesnesi olarak soluk alıp duracağız. Her bir yalana teşne olacağız, her bir hakikate karşı duracağız. Her bir gerçekliği dumura uğratacağız. Ve bundan da yüksünmeyeceğiz. Hali hazırda yüksünmemekteyiz. 

Unutulmamalıdır ki söylenilen her bir yalan, muarızımız hakkında söylediğimiz her bir iftira –ki biz o iftirayı, o yalanı zihnimizdeki şablona uygun olduğu için gerçek bilmekteyiz, böylece de müfteri olmaktan kurtulmuş oluyoruz- bizim suratımızda patlayan bir kırbaç olmaktadır. Hali hazırda suratımızda patlamamış olsa da bir gün patlayacaktır. 

Ve fakat heyhat vicdanımızın suratı bir köseleye dönmüş ve biz hiçbir şey hissetmemekteyiz. Anlık bir ferahlama ile –söylenilen yalanı karşı tarafa ait bir özelik, bir özellik bildiğimiz için- yetinmekte coşmaktayız. 

Varsın hakikat yerlerde sürünsün. Varsın gerçekliğin, gerçeğin ırzına geçilsin. Hiç önemli değil. Çünkü öyle bir şey yok. Tıpkı görme, dokunma duyusu kendisinden alınmış birinin önüne çıkan duvara çarptığı halde yürüdüğünü sanması gibi. öyle görünüyor ki bu durumdan memnun olmayan, rahatsızlık duyan yok gibi. 

Kimse duvara çarptığını, olduğu yerde durduğunu bilmek istemiyor. Ve kulağına fısıldanılanlarla amel etmeye devam ediyor.



Cemal Çalık, 20.05.2016,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Deneme

Seçkin Deniz Twitter Akışı