1 Aralık 2014 Pazartesi

SA1017/DT27: Kovboy Filmleri, 7-77 Yolculuğu ve TRT'ye Çağrı

"Çocuklarımızı geçtik, hiç değilse torunlarımız Amerikan dizaynlarıyla yetişmesinler, olmaz mı TRT?"


Mırıldanıyordum yazıya başlarken: "Yedisinde neyse, yetmişinde de o!" Bu, niye böyle ya da bu doğru mu hakikaten; yoksa bir itip kakma bahanesi ya da insanlık tarihi kadar eski bir efsane mi? Psikoterapistler, çoğunlukla psikiyatristler çocukluğa inmeyi sevdiklerine göre buldukları bir iz var bu 7-77 yolculuğunda (77'yi izah edeceğim). Muhtemelen onlar da bu  deyimden/atalar sözünden çok da haberli değiller; bu bizim atalarımızdan gelen bir söz çünkü... psikiyatriyi üretenlerin atalarının bunu bildiğini sanmıyorum. Fakat tuhaf bir şekilde gelip bize insanı anlatmaları hâla gücüme gidiyor; bizi etkilemeye devam etmeleri sinirlerimi yerinden oynatıyor.

Bizi etkilemeye devam ediyorlar. Mesela hâlâ pazar günleri TRT1'de kovboy filmleri izliyorum. Yedi yaşımda başladığım Teksas-Tommiks okurluğu serüvenim kovboy filmleriyle sürmüştü çünkü...

Bizim evin 11. sınıfa giden beyefendisi arkadaşlarıyla yaptıkları 'geyik'ten bahsedene kadar da bunu sorgulama gereği duymadım. Kovboy filmleri izlerken eğleniyorduk, nostalji ikram ediyorduk kendimize; ne vardı bunda?


Çocukların geyiği bizim kuşağın ortak özelliklerine vurgu yapıyordu: "Pazar günleri babaların Kovboy günleri" Birden bire farkına varmıştım; evet... hepimiz tek tip oyunlar oynamazken tek tip filmler, diziler izlerdik. Şimdiki gibi her an her yerde Amerikan filmleri ya da dizileri izleme şansımız(!) yoktu.


Siyah-beyaz televizyonda siyah-beyaz kovboy filmleri, kırda koşturan at arabalarıyla ve yaşıtlarımız olan çocuklarla Küçük Ev, kollarını açıp koşan Heidi ve durmaksızın çalışmayı, güçlü olmayı öğütleyen Atom Karınca ve iyilik dolu Arı Maya. Dallas bir kabus gibi çocuk zihinlerimize abandığında kadınlarla erkeklerin öpüşmelerini ilk kez görmüştük; gözlerimizi kapatır ya da başka tarafa bakardık. Ahlaksız bir şeydi Dallas; hele Lucy... Ceyar (Jr) denen düzenbazı hiç sevmezdik.


Böyleydi bizim Küçük Amerika olmak isteyen liderlerimizin bize hazırladığı çocukluk. Dışarıda sağcılar ve solcular birbirini öldürürken, biz nenemle asfalt dediğimiz ana yola çıkıp yatsı namazını kıldıktan sonra eve dönen babamın sağ salim dolmuştan inişini beklerdik. Biz evlerimizde Amerikan filmleri ve dizileri izlerken, dışarıda, sokaklarda, karanlık köşe başlarında, izbe-terk edilmiş kiremit ocaklarında, bizden önceki nesil (gençler) Amerikan silahlarıyla birbirini öldürürdü.

Şimdi hiç de farklı değil, değil mi? Yine Amerikan silahları, yine Amerikan filmleri, hem Arapları, hem Kürtleri, hem Türkleri, hem İranlıları hem Pakistanlıları, hem Afganistanlıları hem de tüm Afrikalıları hipnotize etmeye devam ediyor.

Bizim kovboy filmleriyle hipnotize edildiğimizi anladığımda her şey çok geçti, ama kovboy filmlerini izlerken o tatlı çocukluk günlerimi hatırladığım için izlemeye devam ediyorum. Çocuklarım anlamıyorlar bunu. Sorun değil; nasılsa onların çocukları da onları anlamayacaklar.

Fakat bir sıkıntımız var; bizim çocuklarımız da Amerikan oyunlarıyla hipnotize ediliyorlar, onların çocuklarını kurtaracak mıyız batılılardan? Torunlarımıza kendi ürettiğimiz filmleri, dizileri ve oyunları klasikleştirerek izletebilecek miyiz?


O kan dökücü, soyguncu, tecavüzcü  çobanlar için uydurulmuş hikayeler neredeyse yüz yıldır insanlığın beyinlerini yıkarken ve insanları kovboy hayranı yaparken, bugün biz dünyaya yeni bir umut vaat etmeyi düşünürken bunu aynı şekilde ve daha fazlasıyla birlikte neden yapmayalım ki? Madem tarihî hikayeler seviyor insanlar ve bunun önüne geçmek mümkün değil, o halde neden bin beş yüz yıllık güçlü geçmişimizle ilgili kahramanlar üretmiyor, hikayeler yazmıyor ve filmler diziler çekmiyoruz?

Kim yapacak bunu? Elbette devlet; bu bir devlet politikası olmalı, aksi halde kimse bunun için bir şey yapma gereği duymaz. TRT yapacak bunu... ısrarla ve istikrarla özel tasarlanmış filmler ve diziler yapacak.  Torunlarımızın klasik diyerek izleyebilecekleri çocukluk zihinsel andaçları olacak, 77'ye kadar çocukluklarına uzanan bir izleri olacak.

Bazen sıkılıyorum tekrarı sık sık verilen kovboy filmlerini izlerken, ama her seferinde sanki hiç seyretmemişim gibi baştan sona dikkatle izliyorum. İşte bu, sinemanın, televizyonun ne demek olduğunu uzmanlarına açıkça anlatıyor olmalı.

Biz daha fazlasını isterdik küçükken... Keşke Teksas ve Tommiks film olarak çekilse diye beklerdik. Bu hiç bir zaman olmadı; eminim bilselerdi onu da yaparlardı. İyi ki bilmiyorlardı, iyi ki daha fazlasını düşünmediler de kalan zamanımızda kendi atalarımızdan gelenlere zaman ayırabildik.

Bir şeyleri oturup tasarlayanlar var batıda; bizde de olacak mı bu? Gelişmiş bir ülke olmak ne demek ki başka? Tasarlayamıyorsak ne anlamı var gelişmişliğin?


Çocuklarımızı geçtik, hiç değilse torunlarımız Amerikan dizaynlarıyla yetişmesinler, olmaz mı TRT?

Barış Manço'nun '7'den 77'ye' adlı programında 'Adam Olacak' çocukları görerek izleyerek geldik bugüne. O çocuklar adam oldu mu bilmiyorum, ama Barış Manço'nun 'Adam Olacak' demediği çocukların duygularını merak ediyorum ben. Adam olmadılar mı ki?

Küçücük, göze görünmeyen bir programın çocuklarda oluşturduğu derin iz çok büyük. Ve o iz 77 yaşına, ölene kadar sürüyor; hiç mi önemli değil bu durum?

Birkaç çaylak işi Osmanlı dizisi ya da filmi tasarlamak, çekmek ve yayınlamak değil mesele; mesele 7'den 77'ye uzanan bir yolculuğu sapasağlam döşemek. Ve bu gün bu hiç de zor değil.


Doğa Toprak, 01.12.2014, Sonsuz Ark 



Seçkin Deniz Twitter Akışı