26 Temmuz 2013 Cuma

SA314/AS30: Müslümanlara, Fethullah Gülen’e ve Talebelerine Açık Mektup

“Bu ciddî bir uyarıdır. İktidarı desteklemeniz gerekmez, ama düşmanlık yapmanız bütün müslümanlara kaybettiriyor.”

(Fotoğraf, Reuters tarafından çekilmiştir)

Müslüman, Allah’ın her şeyi gördüğünü ve duyduğunu bilir; yapıp ettiklerinin ve söylediklerinin hem illiyyun da hem de siccinde kaydedildiğini, hesap gününde  her şeyin tek tek karşısına çıkarılacağını bilir. Bu sebeple müslüman tedirgin bir hayat sürer ve huzuru ancak Allah’ı anarak, Allah’ın emirlerine uyarak elde edeceğini de bilir… Gücünün yetmeyeceği her hâl için her namazında Allah’tan dünyada ve ahirette güzellikler ihsan etmesini ve ateşin azabından korunmayı diler.

Kur’an’dan ayrıldıkları için, çeşit çeşit tarikatlerle, tarikatlerden oğul veren küçük küçük alt tarikatlerle, sayısız cemaatlerle birbirinden kopan, uzaklaşan ve zamanla birbirlerinin sadece müslüman olduklarında kardeş olduklarını unutan müslümanların, hiçbir şekilde samimi oldukları iddia edilemez.


Müslüman ancak Kur’an’la yargılanacaktır. “Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.” (Zuhruf 44) Ne bir şeyhin ne de bir hocaefendinin bu babda zerre kadar dahli yoktur ve olmayacaktır. Şeyhine ya da Hocaefendisine tâbi olup, müslüman kardeşlerine karşı rekabet geliştiren kişiler için Allah’ın uyarısı açıktır, şüphesizdir:

“Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın.Her bir grup kendi katındaki  ile sevinip böbürlenmektedir.”( Rûm 31,32)

Ki; elbette bu ayet birçok şeyhi ve Hocaefendiyi rahatsız etmektedir, tam tersi olmuş olsaydı, ne bir Şeyhlik ne de Hocaefendilik iddiasında bulunmazlardı ve bütün müslümanları Kur’an’ın etrafında olmaya davet ederlerdi. Kendilerine göre Kur’an’a davet ediyorlar; ancak ortaya koydukları şey Kur’an değildir, Kur’an’dan çıkardıklarını iddia ettikleri vehimlerdir, tefsirlerdir...

Onları uyarmak, onlar arasındaki kardeşliği hatırlatmak her müslümana düşen en büyük görevdir.

“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Hucurât 10)

Günümüz akl-ı selim müslümanının kendisini her türlü tarikat ve cemaatten uzakta tutmaya çalıştığı ve bilhassa Kur’an’a yakınlaşarak iç huzurunu sağlamaya gayret ettiğini biliyor ve görüyoruz; mamafih asıl sıkıntılı mevzu, kendisini akl-ı selim gören bazı müslümanların cemaat ve tarikatlerin müslümanları parçaladığını görememiş olmaları; ve bu hâlle yazıp çizdikleri ve söyledikleriyle parçalanmayı hızlandırdıklarını da biliyor ve görüyoruz.

Kur’an’ı kendimize ve müslümanlara hatırlattığımızda maalesef karşılaştığımız şey, Kur’an’ı herkesin anlayamayacağı ve bir mürşid olmadan da dinin yanlış anlaşılacağı gibi içi boş bir iddiadır. Fakat bunun da nedenini Allah şöyle izah eder:

“Münafıklara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygambere gelin” dendiği zaman, onların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.”( Nisâ  61)

Acı ve hâzin bir gerçektir ki; Müslümanları birbirlerinden uzaklaştıran ve her tarikati ve cemaati kendi din  kalıplarıyla övünür hâle getiren zihniyetin, yaptığı ve yapacağı şey hiç kuşkusuz Allah’ın târif ettiği gibidir:

“Onlar başkalarını ondan (Kur’an’dan) alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak kalırlar. Onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helâk ediyorlar.” (En’âm  26)

Üzerinde müslüman olarak uzlaşacağımız bir tek kaynağımız var, o da Kur’an’dır. Ama cemaatlerin ve tarikatlerin en son başvurdukları ya da hiç başvurmadıkları kaynak da Kur’andır. Şeyhlerin ve Hocaefendilerin kendi elleriyle yazdıkları kitaplar onlar için hakikatin Kur’an’dan alınmış, açıklanmış ışıklarıdır. Maalesef bu iddia da içi boş bir iddiadır, zira Kur’an’a bizatihi mugayyirdir ve müslümanları tevhide değil tefrikaya sürüklemektedir.

“Elçi dedi ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terk ettiler.” (Furkan 30)

Kur’an terk edilince insanların ve şeytanın, insandan ve cinden şeytanların ne kadar büyük bir hürriyete kavuştuklarını göremeyen müslümanların birbirlerine düşmeleri kaçınılmazdır. Büyüklenmeler, böbürlenmeler, tasnifler, cennetlikler, cehennemlikler bu düşmanlığı körükler ve Allah onları şöyle cezalandırır:

“Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her âyeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen) yol edinirler. Bu, onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir.” (A’râf  146 )

Buraya kadar Kur’an’ın bütün müslümanlara neler emrettiğini düşündük. Kur’an’dan uzaklaşanı Allah Kur’an’dan büsbütün uzaklaştıracağını söylediğine göre, bugün tarikatlerin ve cemaatlerin Kur’an ayetlerine mesafeli durma sebeplerini- öyle olmadığını iddia etmelerine rağmen- fasih bir şekilde idrak etmiş olacağız. Çünkü; bahsetttiğimiz ayetler onların bin bir itirazı ile karşılanmakta ve herkes kendi indindeki ile memnun ve mesrur bir şekilde hayatına devam etmeye meyillidir.

Müslüman’ın diğer müslümanı Kur’an’a davet etmekten başka bir seçeneği yoktur. Yine bir müslüman diğer müslümana ancak şöyle söyleyerek mevzûyu kapatabilir:

“Eğer onlar seni yalanlarlarsa, de ki: “Benim işim bana aittir; sizin işiniz de size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız; ben de sizin yapmakta olduğunuz şeylerden uzağım (sorumlu değilim).”” (Yûnus  41)

Muhakkaki Allah’ın doğru söylediğine iman etmişiz. O zaman biraz güncele dönecek ve  fitne ateşinin bütün müslümanları sardığı bu günde kısa bir değerlendirme yapacağız.

Bugün, müslümanların asırlardır yaşadığı zilleti def etmeye başladığımız bir asrın başlarındayız. İslâm düşmanlığından başka hiçbir sebepleri olmayanların karşısında birkaç adım öne çıkmış durumdayız. Henüz içimizdeki tefrika sona ermediğinden daha güçlü adımlar atamıyoruz.

Türkiye’de İslâm düşmanlarının müslümanlara yaşattıkları zulüm 2002’den beri gün geçtikçe daha da azalmaktadır. Her ne kadar Türkiye’deki müslümanların bir kısmı bunun farkında değillerse de, dünyadaki durum, İslâm’a tâbi olanlarla İslam karşıtları arasında geçmekte olan büyük bir mücadeleden ibarettir.

Dergahların, tekkelerin o karanlık hurafe dolu ruhundan kendilerini biz nebze çekip almış olan ve hem Türkiye’de hem de Dünya’da müslümana bir yol açma gayretinde olan Fethullah Gülen’in ve talebelerinin, Türkiye’yi büyük zulüm çukurundan çıkaran Ak Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları ile neredeyse siyasî rekabet içine girecek kadar şiddetle karşı çıkmalarında her hangi bir hayır görmüyorum.

Türkiye’de ergenekon denen  küresel neocon çetenin yerel ayağını birlikte çalışarak deşifre eden, bu çetenin planladığı darbeleri engelleyen ve suçluların yargılanmasını sağlayan enerjileri, düşmanlarını sevindirecek kadar boşa harcanmaktadır. Klasik tarikat ve cemaat yapılanmalarından farklı olarak bilime ve düşünceye, iyi yetişmiş nesillere emek harcayan  Fethullah Gülen’in akl-ı selimle sorgulanmasına vesile olsun diye “Çoğul Düşünce; Diktatör Gülen” başlıklı bir yazı yazdım. Kabahat Gülen’deyse sorgulansın, değilse talebelerine ve yazarlarına uyarıda bulunsun istedim.

Zira bu enerjinin yanlış harcanması müslümanların kaybetmesine vesile oluyor; hiçbir iktidar günahtan, hatadan âri değildir ve bu yüzden usûlünce eleştiri de elzemdir. Başbakan Erdoğan’a yalanlarla, hilaf-ı hakikatle Diktatör demek, hele hele ergenekoncu, neoconcu zevatla aynı yerden saldırılarda bulunmak müslümana yakışmazdı. Maalesef; akl-ı selimin uyarıları dikkate alınmadı; üç yıldır süren Zaman ve Today’s Zaman gazetelerinde tezvirat artarak sürdü.

Ben de izah edemediğim bu hususta Fethullah Gülen’in artık kontrolünün zayıfladığını, cemaatinin  başıbozuk bir hâle geldiğini düşünerek, bir alan açmak istedim. Bu durumdan en çok Gülen’in talebeleri muzdarip; izah edemiyorlar; ama eleştiremiyorlar da. Eminim ki Fethullah Gülen bizzat kendisi de bu çirkin pozisyondan rahatsızdır.

Gülen’in talebelerinin söyledikleri en iyi şey, ama Erdoğan’da şunu yaptı, bunu yaptı; bizi devletin etkili kademelerinden uzaklaştırdı, demek. Nerede kaldı müslümanı Kur’an’la uyarmak?

Peki,  Erdoğan ne yapsaydı?  Bir milyondan fazla gazete satıyoruz diye güç vehmine kapılan cemaat yazarlarının küstahlığı, Mit olayı ve süren tezvirât az şey mi? Devlete hükmetmek hangi temel İslamî akideye sığıyor? Size düşen iş akl-ı selimle iktidarın yanlışlarını eleştirmek doğrularını da desteklemek değil midir? Niye bunla yetinmiyorsunuz?

İktidar kavgasının temsilcisi olmak, tarafı olmak siyasetçilerin işidir. O zaman hizmeti bırakacak siyaset yapacaksınız ya da hizmete devam edecek, siyasete böyle yakışıksız bir tavırla müdahil olmayacaksınız. Bu iktidar sadece sizin oylarınızla iktidar olmadı. Bugün desteğinizi çekseniz de bu millet Erdoğan’a destek vermeye devam edecek; kaybeden siz olacaksınız parçalanmaya devam eden müslümanlar olacak. Dünya’daki bütün okullarınız, sırf siz müslüman olduğunuz için bir gecede kapatılacak kadar zayıftır, unutmayın.

Zaman Gazetesi, Gezi Parkı terörüne destek veren yazarları yüzünden 27 Mayıs 2013’ten Temmuz ortasına kadar, yani bir buçuk ayda yüz bin tiraj kaybına uğradı. Bu kayıp iki üç gazetenin toplam tirajına denk. Bu ciddî bir uyarıdır. İktidarı desteklemeniz gerekmez, ama düşmanlık yapmanız bütün müslümanlara kaybettiriyor. Fethullah Gülen’e de haksızlık yapmayın, yaptırmayın; emeklerini, itibarını zâyi etmeyin.

Müslüman, kardeşini Kur’an’la uyarır, sizi uyarıyorum, siz de iktidarı uyarın, ama hakkıyla… Şu an yaptığınız şey İslam düşmanlarının ekmeğine yağ sürüyor ve bu yağ, ta Amerika’ya Gülen’in meskenine kadar akan bir düşmanlık yağı. Aklınız ermiyorsa, aklı erenlerden destek alın da bir pîr-i fâni’nin arkasına sığınmayın; hepiniz  mükellefsiniz, hepimiz gibi Allah’a, hesap vereceksiniz, Allah’ın şefaatine muhtaç bir pîr-i fâniye değil…

Vesselam.




Alper SELÇUK, 25.07.2013, Antiseptik Anafor 66

Seçkin Deniz Twitter Akışı