5 Ağustos 2017 Cumartesi

SA4686/SD736: Büyükada Casusları ve Aksayan Vapur Seferleri

"Nominal de olsa egemen faşizmin elinde bir terör ve ayaklanma değişkenine dönüştürülen 'İnsan Hakları'nı aslen, pratik olarak yaşayabilir, savunabilir ve yaşadığınız ülkenin insanlarının hayatlarını, ülkelerini aynı anda korumaya odaklanabilirsiniz..."


Eğer gazeteci olarak, 5N1K sorusunu masum olduğunu düşündüğünüz kişilere sormuyorsanız o zaman sorgulamalarınız temelsizdir.

Türkiye'de darbe-terör üretmek için çabalayan yerli yabancı kim olursa olsun bedelini ödemek zorundadır, Türkiye bir devlettir, örgüt değil.


2012-2017 arası her türlü casusluk, ihanet, şantaj, askeri darbe operasyonuna maruz kalan Türkiye'de bir adada insan hakları toplantısı olamaz.


Büyükada'da darbe-terör-kaos toplantılarının yapılabiliyor olması bile bilfiil casusluk delilidir, bunu lütfen istihbarat perspektifi ile görün.


Türkiye medyasında analitik çıkarım yapabilen 'insan' sayısı yeterince az, rica ediyorum saygınlığınızı muhafaza edin, kendinizi eritmeyin.


Şimdi lütfen, hiç kimse "Büyükada'da İnsan hakları aktivistleri insan hakları için toplanmıştı falan" demesin, çünkü bu açık manipülasyon olur.


Devletin DAEŞ, PKK, FETÖ-DHKP-C ve Büyükada kaos-terör toplantılarını eş zamanlı olarak kontrol altına alması, neden ABD ve AB'nin canını sıktı? 


Kılıçdaroğlu'nun darbecilerle, PKK'lılarla kolkola yaptığı yürüyüş neden 'Fosss' diye bitti, neler hayal etmişlerdi ne oldu, izahı lütfen?


Yürüyüş sürerken Hürriyet'ten Murat Yetkin'in 26 Haziran 2017 tarihli "Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü siyasetin akışını değiştirebilir" başlıklı yazısında yazdığı 'Yürüyüş'e destek veren ve sonra yolda katılan HDP'yi dışta tutarak 'Yürüyüş'ün taraflarını belirlediğini ve şu sonuca ulaştığını görmüyor muyuz?


"Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü Türkiye’de daha önce eşi olan bir eylem değil; siyasete rutin dışında bir nefes getirdiği kesin. Kılıçdaroğlu’nun bu nefesi CHP’yi dönüştürmeye, 2019 Kasımında yapılması beklenen seçimlerde oya tahvil etmesi mümkün olup olmadığını göreceğiz."


Büyükada'da yakalanan casusların casus olduğunu değil de masum olduğunu ispata çalışan arkadaşlar; Almanya ve İsveç dünya silah sanayi devi, Almanya ve İsveç'in ürettiği silahlı, silahsız terörün karşısına dikilmeyen Alman ve İsveç vatandaşları, kendi vatandaşlarının can güvenliğini sağlamak için gece gündüz terörle darbeyle mücadele eden Türkiye'de ne arıyor? Türkiye'nin masum vatandaşlarının hakları insan haklarından sayılmıyor mu?


Bakın; herkes görüyor, ama herkes yorumlamıyor, analitik görünen bu tür çalışmaların temel su yolları çökük, çürük; görünüyor buradan.


Büyükada'da toplananlar hangi insanların haklarını gizlice koruyacaklardı mesela? Faşist Diktatörlük masalının hedefinde niye Erdoğan vardı?


Erdoğan'ın 2004'te Balyoz-Ergenekon tehdidi yaşadığını, bu tehdidi oluşturanlarla İnsan hakları maskesi takanların aynı olduğunu 2013 Gezi Terörü'nde gördük. (Lütfen bakınız: SA271/AÇ12: Taksim/Gezi Parkı Fonetiği: Kavramlar, Postulatlar, Teoriler ve Gerçek, Sonsuz Ark, 1 Temmuz 2013)


Casusluğun hukuki delilleri nasıl olabilir mesela? Bir adada toplantı yapıyorsunuz, terörü darbeyi destekleyen 'yürüyüş' konunuz; nasıl oluyor?


Türkiye uzmanı Batılı casusların geçmişte Türkiye'de yaptıkları 'piyasa'ya bakarak bugün yaptıklarını nasıl açıklayabiliyorsunuz?


Gerçekten merak ediyorum; Türkiye'nin, Ortadoğu'nun 'Etnik Diller Haritası' profesyonel oldukları anlaşılan Almanya, İsveç vs gibi ülkelerin vatandaşlarını neden ilgilendiriyor? 


Cidden merak ediyorum ABD'ye bir milyon devlet-polis-CIA-FBI-DEA işkencesine, katliamına rağmen neden Almanya'dan, İsveç'ten aktivist falan gitmiyor?


İddianame'de ne tür deliller aradığınızı, hangi delilleri görmezden gelerek, hangi 'çürük'(!) delilleri görmemiz için çabaladığınızı izah etmekle de mükellefsiniz. 


Bir devletin kendisini korumak için aldığı tedbirleri ve her türlü iç, dış hukuk kriterlerini göz önünde tutarak hazırlanan iddianamelerin çürüklüğünü(!) ispat etmeye çalışırken, hem savcıları hem yargıçları hem de yargı mekanizmasını itham etmekte olduğunuzu ve bunu yaparken de yargıyı casuslar lehine baskı altına aldığınızı da görüyoruz; oysa aynı meraklı ve ısrarlı bakışlarınızı Almanya'nın DİTİB mensuplarına yönelttiği 'casusluk' yalanına, gözaltılarına yöneltmiyorsunuz, Alman yargısını etkilemeye(!) çalışmıyorsunuz, kamuoyu oluşturmuyorsunuz. 


Neden?



Hans-Georg Maassen
Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın (BfV) başkanı Hans-Georg Maassen

Almanya'nın iç istihbarat servisi Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın (BfV) başkanı Hans-Georg Maassen'in tarihte ilk kez basına konuşarak '15 Temmuz darbe girişiminin arkasında Gülen hareketinin olduğuna kimsenin inanmadığını' söylemesi, gazeteci olarak hiç mi dikkatinizi çekmiyor? 

Yani hükümet bunlarla mücadele etmekte haklı derken, nasıl mücadele edecek hiç değilse bunu anlatsanız?


Temmuz'un ilk günlerinde Taksim’de Gezi Parkı’na bakan bir oda tutan ve gece yarısı otelden kaçan Alman vatandaşı Enden Morius S’nin kurduğu otomatik düzenekle sabah caddeye bildiri yağdırılıyor. Sokak çağrıları yapılarak halka Erdoğan hedef gösteriliyor: 'Diktatörü Devirin'


Neden acaba? 


Sonra Alman hükümetinin her adımını izlediği Büyükada toplantıcısı Alman Peter Steudtner'in savcıya, “Nerede kalacağıma kadar Alman elçiliğinin bilgisi vardır. Elephant isimli program sayesinde takip ediliyoruz” dediğini  aktarıyor ve bunun 'her alman vatandaşını izlemek için elçiliğin normal bir uygulaması' şeklinde izah ediyorsanız, diğer Alman Vatandaşı Enden Morius S'nin de aynı şekilde Alman elçiliği tarafından da izlendiğini ve izlenirken de gerçekleştirdiği 'Diktatörü Devirin' operasyonunu görmezden mi geleceksiniz?


"Alman Elçiliği ve konsolosluklarının bu tür toplantı ve eylemlerle ne gibi ilişkileri olabilir?" diye sormayacak mısınız gazeteci olarak?


Unutmayın; o iddianamelerle yapılacak yargılamaların iç hukuk yolu sona erdiğinde gidecekleri yer yine çok sevdiğiniz İslamofobik ve ırkçı her türlü AB uygulamalarına onay veren AİHM, ki bunu savcılar da yargıçlar da çok iyi biliyor, en az sizin kadar ülkelerini seviyorlar ve ayaklarına sıkmaya hiç niyetleri yok... (Bakınız; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, KHK ile ihraç edildikten sonra açlık grevine başlayan, terör örgütü üyeliğinden tutuklanan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça'nın başvurusunu reddetti.)


Çok fazla endişeleniyorsunuz Türkiye'de ne aradıklarını gazeteci olarak merak etmediğiniz o casusların masumiyeti ve yargılamaları için... Bunun sebeplerini de merak etmeye başlıyoruz.


Yargılama sona ermedi, biz iddianamedeki casus suçlamasını kullanıyoruz, çünkü sizin masumiyetlerine dair iddialarınızda eşdeğer konumda olacak olan tek tutum budur; yargılama sürüyor ama siz peşinen 'masum' ilan edip savunma ve savunmanın sırtında yargıya suçlama geliştiriyorsunuz. 


“Bu yargılamaya ‘yargısız infaz’ denir” diyen CHP'li vekil Sezgin Tanrıkulu'nun normal yargısal süreçler henüz sona ermeden yaptığı yorumlar üzerinden gazetecilik yapamazsınız. Onun iddiaları üzerinden “Büyükada Tutuklamaları İktidar ve Medyasının Planlı Operasyonu” diyemez ve buna dair geçmişten deliller getiremezsiniz.


Siz de çok iyi biliyorsunuz ki; şu anda Balyoz-Ergenekon yargılamalarını yapan bir FETÖ yargısı yok, 15 Temmuz İhaneti'nden sonra devletin tüm kurumlarından temizlenmeye çalışılan FETÖ gerçeği yargıda da etkinliğini kaybediyor. 16 Nisan Referandumu ile oluşturulan yeni HSK tarihte olmadığı kadar, halka, adalete ve meşruiyete dayanıyor...


Bence siz de adalete güvenin ve bir ülkeniz olsun için çabalamaya devam edenlere destek olun; vatan menfaati çarkına gazetecilik yapmaya devam edin...


***


Bir de şöyle okuyun olanları:


Batuhan Yaşar ''Büyükada'da neler oldu? 24 Temmuz özgürlük günü!'' isimli makalesinde Türkiye'de yaşanan ilginç olay ve gelişmeleri inceledi. 12 Temmuz 2017, Türkiye Gazetesi


İlginç olaylar ve gelişmelerle karşı karşıyayız… Bunlar birbiri ile bağlantılı mı değil mi şu an için bilmiyoruz. Yürüyüş sırasında AK Partili kisvesine büründürülmüş DEAŞ’lıların saldırısı son anda önleniyor. Taksim’de Gezi Parkı’na bakan bir oda tutan Alman vatandaşı Morius S’nin kurduğu düzenekle caddeye bildiri yağdırılıyor. Sokak çağrıları avaz avaz bağırılarak yapılıyor.


Tam da böyle bir ortamda bir haber de Büyükada’dan geliyordu:


7 Temmuz tarihinde bir otele yapılan baskınla Uluslararası Af Örgütü üyesi 10 kişi gözaltına alındı.  Gözaltına alınanların arasında  1 Alman ve 1 de İsveç vatandaşı olduğunu öğreniyoruz. Af örgütünün başkanı Salil Shetty “Büyük bir rahatsızlık ve öfke duyuyoruz” diyordu. Tabii Büyükada ismini duyunca insan bir irkiliyor yine.


Sebebi hepimizin malumu:


15 Temmuz darbe girişiminden bir gün önce ABD Dışişleri eski Türkiye uzmanı Henri Barkey başkanlığındaki yabancı heyetin aynı mekânda toplanmış olması... Elde ettiğimiz önemli bilgileri aktarmadan önce artık birilerinin bu topraklar üzerinde eskisi gibi elini kolunu sallayarak operasyon yapamadıklarına dikkat çekmemiz gerekiyor. Nereden nereye gelindi. Hatırlayın faili meçhul cinayetleri. Şaka değildi... Her köşe başında kimin yaptığı yıllarca ortaya çıkartılamayacak cinayetler işlendi...


Biraz daha geriye gidelim:


12 Eylül 80 darbesi öncesi yaşananları, sokağın nasıl harekete geçirildiğini hatırlayın… 12 Eylül darbesi demişken 1974 Kıbrıs müdahalesi sonrası ABD ambargosuna karşılık kapatılan İncirlik Üssü tekrar stratejik ortağımız ABD’nin kullanımına sunuluyordu...


Neyse biz Büyükada’ya ve hikâyemize geri dönelim:


24 TEMMUZ ÖZGÜRLÜK GÜNÜ!


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya’da Büyükada gözaltıları sorulunca “Onlar 15 Temmuz’un devamı niteliğinde bir toplantı için bir araya geldiler. İstihbarat üzerine gözaltına alındılar” demişti.  


Büyükada olayını araştırırken birbirinden ilginç olaylarla karşılaştık... Güvenilir kaynaklardan elde ettiğimiz bilgiler bizi önemli sonuçlara ulaştırdı. İstihbarat birimlerinin Büyükada’daki toplantıyı ta hazırlık aşamasındayken izlemeye başladığını belirtelim hemen. Burası çok önemli çünkü. Yani nefes alışlarına kadar haberdarlar. Af örgütü başkanının bağırıp çağırması bu yüzden. Gözaltına alınan Alman ve İsveç vatandaşlarının geçmişleri dikkat çekici. Alman Peter S. ayaklanma eğitmeni. 


Düşünebiliyor musunuz. Adama soruyorsun mesleğin ne?


- Abi ben ayaklandırırım...

- Nasıl yani?
- Sosyal hareketlendirmeler yaparım.
- Anlamadım.
-Ya Gezi gibi filan yani. Hatırlasana gezi olaylarını. Ondan işte.
- Haaa…

Diğeri İsveç vatandaşı Ali G. O da atölye kolaylaştırıcı. Yani ayaklanmanın kolaylaştırılması için gereken enstrümanları sağlıyor! WhatsApp grupları var…


Grubun ismi çok ilginç:


“24 Temmuz’da birlikte özgürüz”


Soruşturma sürüyor. Ele geçirilen telefon ve cihazlardaki araştırma ve çözümleme işlemi devam ediyor. Zaten bu iki kişi oradaki 8 Türk’ü eğitiyor! Soruşturma devam ettiği için gözaltındaki Türk vatandaşlarının isimlerini yazmıyoruz. İsimleri, bağlantıları hepsi elimizde mevcut.


GRUP ÜYELERİNİN FETÖ İLİŞKİSİ..


Edindiğimiz bilgilere göre, gözaltına alınanların telefon ve haberleşme trafikleri de dikkat çekici. Hepsi bir şekilde ByLock kullanan FETÖ’cülerle ilişki içerisinde. Uzunca bir süredir hem de. Bu kadarı da tesadüf olabilir mi...


Biz devam edelim:


Büyükada’daki otelde görünürde dikkat çeken bir şey yok aslında! Alman ve İsveç uyruklu iki kişi, Türkleri toplamış eğitim veriyor...


- Bilişim teknolojileri

- Kapasite artırımı ve güvenliği
- Stres yönetimi

EMNİYET BASKINI OLURSA…


Ama kazın ayağı pek öyle değil… Güvenilir kaynaklardan ulaştığımız bilgiler bize eğitimin resmî adıyla gerçeğin çok farklı olduğunu gösteriyor:


- Güvenlik güçlerinin teknik takibinden kurtulma yöntemleri

- Emniyet baskınları sırasında verilerin hızlı bir şekilde gizlenmesi
- Mobil cihaz güvenliği, güvenli uygulamalar ve güvenli haberleşme

Aklınıza bin bir soru geliyor değil mi?


Ne alaka. Sen niye gelirsin?.. Niye Büyükada’yı seçersin?.. Suçlu musun ki teknik takipten kurtulma yöntemlerini öğrenmeye çalışırsın?.. Ne oldu bak… Tomografin çekiliverdi. Hem de ilaçlı tomografi… Sakladığın, gizlediğin her şey ortaya çıktı. Yürüyüşle birlikte FETÖ’cü elebaşların hesaplarından bir hazırlık içindelermiş izlenimi vermeye çalışılıyor. Her şey birbiri ile bağlantılı. 


Sokağı harekete geçirmek için sebep üretme çabalarını da göz ardı etmeyelim. Legal görünümlü altyapı hazırlık çalışmalarına dikkat diyoruz... Büyükada’daki toplantı ile ilgili kararı bağımsız Türk mahkemeleri verecek…


***


Yukarıdaki köşe yazısını abartılı bulabilirsiniz, isterseniz 'Okuma' arasında yukarıdaki yazıyı 'anlamlı' kılan aşağıdaki belgenin ne kadar 'korkunç' olduğunu içeriği tek tek inceleyerek görünüz. 


Acaba diyorum bu nottakilerin İnsan Hakları ile ne ilgisi olduğunu ve bunların 'korkunç olmadığı'nı bana izah edebilecek biri var mı? FETÖ'yü aklayan ve koruyan Almanya'nın iç istihbarat servisi Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın (BfV) başkanı Hans-Georg Maassen bunu bize anlatabilir mi?


Acaba bunu en iyi izah edecek olanlar FETÖ üyeleri ile telefon görüşmeleri de olan Büyükada toplantıcıları değil mi? Sorgulanmalarına destek vermeniz en azından vatandaşlık göreviniz değil midir?  Gazeteci olarak bir Röportaj yapsanız, onların bunu nasıl izah ettiklerini bize anlatsanız, olmaz mı? 


Kılıçdaroğlu'nun 'Yürüyüş'ü ile paralel olarak planlanan bu şeylere 'Batı Terminolojisi' ya da Gezi Terörü'nde aktif olan 'Outpor' ne ad veriyordu pardon? 


Kendiliğinden bir direnişin patlamasını bekleyemeyen, 16 Nisan referandumunda 'hayır' için çalışan, Büyükada toplantıcıları kimdi acaba, neyi bekleyemiyorlardı? 


İstanbul'a neyi yaymaya çalışacaklardı? CHP, HDP, HDK ve Halkevleri nasıl bir arada oluyorlardı?


Dayanışma ekonomileri neydi, mesela Paşabahçe'den 3 liralık bardak alıp kırmak ve kırıldı diyerek geri vermek ne tür bir eylemdir?  O 'korkunç olmayan belge'ye göre, Türkiye'deki 'İktisadî Sistemi çökertmeye ihtiyaçları varmış, değil mi?


Pilot bölge olarak Kadıköy'de 15 Temmuz sonrası FETÖ ilişkisi, iltisakı yüzünden KHK ile ihraç edilen 'hocalar'la ne yapacaklardı?


Peki ya durup durup Ramazan günlerinde yürüyüş düzenleyen LGBT hikayesinin Büyükada toplantıcıları ile ne ilgisi var?



17-08/04/5.jpg

Kitleler kendiliğinden sokağa çıkamayacağına göre Büyükada'da toplanan casuslar bu işi yapacaktı ve bunun için oradalardı zaten?

Bu yeterince korkunç değil mi sizce de?

***

Durum bu... gazetecilik eğer saygın bir meslek olarak hayatına devam edecekse, gazetecilerin her şeyden evvel vatanlarına, devletlerine ve vatandaşlarına karşı sorumluluklarının daha önde ve daha önemli olduğunu anlamaları gerekiyor... 


Önlerinde dünyadaki bütün terör olaylarının, darbelerinin, iç savaşların planlayıcısı ve uygulayıcısı olan Avrupa devletleri, Rusya, İsrail ve ABD gibi devletlerin gazetecileri BÜYÜK ÖRNEK olarak duruyorlar; onlar gibi olun demiyorum, ama onların hangi amaçla Türkiye'ye saldırdıklarını görün ve ona göre davranın diyorum.


Nominal de olsa egemen faşizmin elinde bir terör ve ayaklanma değişkenine dönüştürülen 'İnsan Hakları'nı aslen, pratik olarak yaşayabilir, savunabilir ve yaşadığınız ülkenin insanlarının hayatlarını, ülkelerini aynı anda korumaya odaklanabilirsiniz...


Eğer gazeteci olarak, 5N1K sorusunu masum olduğunu düşündüğünüz kişilere sormuyorsanız o zaman sorgulamalarınız temelsizdir. 


En azından şunu sorabilirsiniz: 


Onlar Türkiye'de ne arıyor?


O zaman sadece 'Aksayan Vapur seferlerini' konuşabiliriz.


Dost acı söyler...




Seçkin Deniz, 05.08.2017, Sonsuz Ark, Ağacın Çürümüş Yaprakları-1, Sorgulamalar

Ağacın Çürümüş Yaprakları

Seçkin Deniz Yazıları






Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı