19 Kasım 2017 Pazar

SA5188/KY59-MLÖZ24: Müslüman Bir Kadın Gözüyle Savaş ve Hayata Dair: Bölüm 3: "Kahramanlar Ölmez"

"Aslan Mashadov anısına..."


“Kahramanlar Ölmez"

Bugün İçkerya’nın yasal olarak seçilmiş Başkanı Aslan Mashadov’un 12’nci ölüm yıldönümüdür. Rus işgalciler, her zamanki gibi, onu iyi niyet göstergesi olarak ilan ettiği ateşkes sırasında haince öldürdü… Sonra da bu ölümü “Rus kadınlara 8 Mart hediyesi” olarak lanse ettiler. Onların özü budur.

Mashadov, milletine layık bir insan olmanın yanında aynı zamanda çok iyi bir askerdi. Birinci Çeçenistan savaşı başladığında o, albay rütbesiyle zaten emekli olmuştu. İlk savaşı sırasında rütbeli askerlere çok ihtiyaç vardı. Özellikle orada Mashadov cesareti ve profesyonelliği sayesinde Çeçen halkının sevgisini kazanmıştı. 

SA5187/SD820: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 258 (26-28 Şubat 2015)

 “Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”


 (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz, orijinalini aramak istediğiniz tweet metnini kopyalayınız, Twitter arama motoruna yapıştırıp arama yaptırınız.)

(26-28 Şubat 2015)  (Şubat 2015: 3.440 Tweet+Önceki Toplam: 148.637+3.440=152.077 Tweet)

 Seçkin Deniz@Seckin_Deniz
Şimdi gelin bu iğrenç dünyada analiz yapın ve analiziniz siz ne kadar masum olsanız da riyakarlara hizmet etmesin...

 Seçkin Deniz@Seckin_Deniz
Yani ne yaparsanız yapın ortaya çıkan sonuçların %99.9'u Pentagon'un eseri... sonuç ABD karşıtı görünse bile...

SA5186/KY35-YTK236: Merhum Tam Twitini Atmıştı ki…

"Düne kadar “İyi sollardı rahmetli” deniyordu."


Ankara Ticaret Odası’nın Kongre Salonu’nda düzenlenen sempozyumuna panel yöneticisi olarak gidiyordum. Karşıdan gelen kırmızı spor araç hızla üzerimize gelmeye başladı. Kaçacak fazla yer yoktu. Ya sağımızda park etmiş beyaz otomobile sığınıp onu güzelce biçip kenara kaçacaktık ya neredeyse kafa kafaya girecektik.

Karşıdaki şoför son anda kendi şeridine biraz meyletti, biz biraz fren biraz o sağdaki arabaya yanaştık ve geçip gitti. Sürücüsü telefonuyla meşguldü karşıdaki aracın. Atlattığımız kazanın bile farkında mıydı bilmiyorum.

SA5185/KY37-AZ229: 'İmam' Emperyalistin Kucağına Oturdu mu, Böyledir

"Tarih, bugünleri böyle yazacak..."


Tarihin labirenti içinde uzun dolaşacak değilim. Tarihimizin karanlık günleri, Haziran 1916... İstanbul doğumlu, Sultan Abdülhamit tarafından o göreve getirilmiş Mekke Şerifi Hüseyin, İngiliz ajanı Lawrence’dan aldığı mali destek ve kurulması vaat edilen “büyük Arap krallığı”nın tahtı hayaliyle isyan ediyor. 

Osmanlı o sırada, iki cephede İngiliz’le savaşta, Mısır ve Gazze-Filistin. Çok ağır seçenekle karşılaşıyor dedeler, “kutsal toprakları” koruma kaygısı ana cephelerde ağır kayıplara ve yenilgilere neden oluyor. O süreçte, Osmanlı’nın yanında “kapı gibi” duran Araplar da var, Mekke’den başlayan Haşimi-İngiliz komplosu onları da vuruyor. 

SA5184/KY13-AO146: Atatürk Tartışmaları

"Önümüze bakalım ve bu ülkenin rotası konusunda bir karar verelim.."


Sosyal Mecralarda dönen Atatürk zırvalamaları bıktırdı. Kimileri sanki dünyayı yeni keşfetmiş gibi Atatürk üzerinden yeni yeni şeyler keşfediyor. Bu tartışmaların ana merkezini ise din oluşturuyor. 

Aklı başında sandığımız, mürekkep yalamış birçok kişi Atatürk'ü 'hafız, ehl-i tarik, hakiki müslüman' diye nitelendirirken, kimileri de onun 'ateist, deist, gizli Musevi vs' olduğunu öne sürmekte. 

Ortada açık bir tablo varken buna rağmen Atatürk tartışmalarını içinden çıkılmaz sananlar bilmem neyin kafasında!

SA5183/KY1-CÇ439: Emperyalizm Kavramı

"Atatürk'ün 'emparyalizm'den anladığıyla Marxist anlayışın anladığı 'emperyalizm' birbirinden farklıdır.."


Felsefe ve Sosyoloji bana hiç bir şey kazandırmadıysa da (bazılarına göre sosyoloji ve felsefe boş iştir. özellikle felsefe :) ) kullanılan kavramların dönemden döneme farklı anlamları olduğu bilgisini kazandırmıştır. Örneğin Aristotales'te 'insan' kavramı sadece erkekleri kapsar.. kadın insan değildir.. demek ki 'Aristotales insan için şöyle demiştir' dendiğinde sadece erkekleri ereklediği göz önünde tutulmalıdır.. daha bir sürü kavram.. dönemden döneme farklılık arz eder. 

'Emperyalizm' kavramı da böyledir. Günümüzde marksist anlayışın egemen kıldığı emperyalizm kavramıyla, daha önce kullanılan emperyalizm kavramı aynı değildir. Günümüzde kullanılan emperyalizm kavramıyla ereklenen silah gücüyle bir toplum üzerinde ekonomik, kültürel ve siyasal hegemonya kurmak iken, önce kullanılan kavram 'imparatorluk kurma girişimi' anlamındadır.. 

18 Kasım 2017 Cumartesi

SA5182/KY26-CA163: Rumeli Park’ın ‘Kültür’le İmtihanı

"Hatırlamayı unutturan politikalara eleştirideki içtenlik, hatıralar biriktirmiş mekânlara (ve muhitlere) gösterilen saygıda kendini kanıtlar. Belediyeler “küçük büyüktür, az çoktur, azınlık bir bakıma çoğunluktur, mahalleli ne diyor bakalım” şeklinde düşünerek projeler üretmeli."


Bu sayfada yayımlanan “Rüzgâr Kesen Projeler” başlıklı yazımda konu etmiştim: Ne yazık ki İstanbul dünya şehirleri içinde kişi başına yeşil alan oranı en düşük olan şehirler arasında. Bu bağlamda yayımlanan veriler ufak tefek değişiklikler gösterse de nihayet belirgin olan yeşil alanı giderek azalan bir şehir. Kurucu şehirleri arasında İstanbul’un da olduğu World Cities Culture Forum’un İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni (İBB) kaynak gösterdiği verilere göre şehirde kamuya açık yeşil alan oranı 2,20. 

Kurumun 2013′te yayınladığı raporda bu oranın yüzde 1,5 olduğu görülüyordu; bu da az çok iyi bir gelişme olduğunu gösteriyor. World Cities Culture’ın raporunda, Moskova’daki kamuya açık yeşil alan oranı yüzde 54, Berlin’de yüzde 15, Brüksel’de yüzde 18,80, Londra’da yüzde 33 ve New York’ta ise yüzde 27 olarak gösteriliyor.

SA5181/KY64-ZTK29: İsrail'in Yeni Bir Siyasî Gönül İlişkisi Daha mı?

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıdaki analiz tamamen bir itirafnâme niteliğindedir... İsrail'in çıkarları için kimlerle ne tür ilişkilere girebileceğini ve 'dost' kavramının olmadığını mükemmel bir şekilde anlatıyor ve yazar, trajik bir biçimde de geçmişteki hataların tekrarlanmamasını isterken, geçmişteki tercihlere benzer bir tecihe de zımnen onay veriyor.... Oysa gerçek, yazarın metinde belirttiği gibi... "Eski bir İsrail ordusu istihbarat subayı, Lübnanlı meslektaşlarına, “Affetmeniz için size yalvarmak istiyorum” diye yazmıştı, “Bir hainler ulusuyla [Z.T.K. İsrail’i ve Yahudileri kastediyor] işbirliğine sizi ikna ettiğimiz için”.
Seçkin Deniz, 18.11.2017


THE OWL: ANOTHER POLITICAL LOVE AFFAIR?

2000 yılında İsrail ordusu, en sadık müttefiki olan Güney Lübnan Ordusu’nu yüzüstü bırakarak utanç verici bir şekilde Lübnan’dan geri çekildi [Z.T.K. İsrail ilk kez 1978’de kısa süreliğine Lübnan’ın güneyini işgal etmiş, ayrılırken kurduğu tampon bölgeye Hristiyan milisleri yerleştirmişti. Ardından 1982’de 18 yıl sürecek bir işgale başlamış ve 2000 yılında tek taraflı olarak geri çekilene kadar yazıda bahsi geçen Güney Lübnan Ordusu’nu kullanmıştı]. Bu, onlarca yıllık geçmişi olan İsrail’in Lübnan’ın Hristiyan fraksiyonlarıyla siyasi gönül ilişkisinin bir sonuydu. İsrail’in bu Arap müttefiklerinin yanlarına aldıkları azıcık eşyalarıyla mülteci olarak sınıra koştukları, yenilgiye uğramanın, vefasızlığın ve hatta ihanetin şamarını yedikleri sahnelerdi.

SA5180/KY58-GÖKA49: Sorularla Yalnızlık

"Toplumsal yalnızlık, modern hayatın getirdiği cemiyet ortamlarının azalması, ilişkilerin yüzeyselleşmesi gibi durumların sonucu olan bir olgu."


-Yalnızlık her haliyle kaçınılması gereken bir hal mi? Yoksa yalnızlığın iyi tarafları da var mı?

İnsan olarak kendisiyle, tabiatla ve başka insanlarla sürekli biçimde ilgilenmeye mecbur bir yapıda dünyaya geliyoruz. Arada bir bu yanlardan birisiyle olan ilgimiz daha öne çıkabilir. Bazen kendi kendimizle daha çok ilgilenebiliriz. Arada bir yapmak, sürekli olarak kendimize çakılı kalmamak şartıyla bunun zararı değil çok faydası var, zira kendimizi, ilişkilerimizi, nereden gelip nereye gittiğimizi enine boyuna gözden geçirme fırsatı buluruz. Bu anlattığımız sağlıklı yalnızlık halleri...

SA5179/KY38-SevDur100: Eğitimin Yeni Sınavı



Takdim

TEOG’un kalkması ile birlikte ortaya çıkan belirsizlikler yavaş yavaş gideriliyor. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz yeni liselere giriş sistemini geçen hafta açıkladı. “Veli Tercihine Bağlı Serbest Kayıt Sistemi” adı verilen yeni sistemle öğrenciler evlerine en yakın 5 okuldan birini tercih edecek. Nitelikli okullara girmek isteyen öğrenciler ise “isteğe bağlı olarak” merkezi sınava girecek. Bakanın açıklamasındaki “nitelikli” vurgusu tartışmalara sebep olduğundan, Bakan Yılmaz “Nitelikli okullar, sınavla öğrenci alan okullar. Niteliği, sınavla öğrenci almak. Birisine çok iyisin dediğinde geri kalan kötü, birisine yakışıklı dediğinde diğeri çirkin anlamına gelmez” diyerek nitelik konusuna yeniden bir açıklama getirdi.

17 Kasım 2017 Cuma

SA5178/Sonsuz Ark-YD58: Almanya'da Temsili Olmayan Demokrasi ve AfD'nin Yükselişinde Doğu Alman Etkisi

Sonsuz Ark'ın Notu:
Türkiye'de, Irak'ta veya dünyanın herhangi bir ülkesinde çıkarları gereği parçalanmaları hazırlayan, organize eden, finansmanını sağlayan ve her türlü iç çatışmaya siyasi destek veren Almanya'nın Doğu ve Batı Almanya olarak -1989'da hayal edilen birleşmesinin tam aksine- derin ayrışması sürüyor. Yönetimden dışlanan ve tembel, savurgan olarak görülen Doğu Almanlar, aşırı sağcı partilere oy vererek Batı Almanya kökenli partileri cezalandırmayı amaçlıyorlar. Bir Doğu Alman olmasına rağmen Merkel, Almanya'yı birleştiremediği gibi 24 Eylül'deki seçimlerde de büyük oy ve itibar kaybı yaşamış ve ayrışmayı derinleştirmiştir.
Seçkin Deniz, 17.11.2017


© REUTERS/Stefanie Loos
Unrepresentative Democracy

Almanya'nın kurumlarında az sayıda Doğu Alman vatandaşı bulunmaktadır.

Doğu Almanlar Almanya'nın yeniden birleşmesinden yaklaşık 30 yıl sonra bugün, dramatik bir şekilde ülkenin seçkinleri arasında  temsil edilmiyorlar. Sonuç olarak Duğu Almanların birçoğu demokratik kurumlardan uzakta tutuluyorlar ve onlar da aşırı sağ AfD'ye Doğu'da büyük bir destek veriyorlar.

SA5177/KY1-CÇ438: Öteki

"Artık dayanamayacağım. Eğer burada, bunların yanında kalırsam kötü şeyler olacak. Kalkıp gitsem meydanı onlara bırakmış olacağım. Ki bu da hiç işime gelmiyor."


Orda öylece duruyordu Öteki Ben’im. Öfkeli sinirli ve şaşkın. Buruşturup masanın bir kenarına fırlattığı bir sürü kâğıttan anlayabiliyordu insan niye öfkelendiğini, sinirlendiğini. Ben odaya girince başını kaldırıp bir bakmadı bile. Umursamaz görünmek istediği her halinden belliydi. Güya bana nispet ediyordu. Sanki benim de umurumdaymış gibi. Hiç umurumda değildi. Bunu ona sezdirmek gibi bir niyetim de yoktu.

Bu oda benim kitaplığım. Kıyıp atamadığım eski sandalyem, eski formika kaplı masam şimdi onun köşesi oldu. Masaya yine bir sürü kitap indirmiş. Hani okusa gam yemem. Alıyor, karıştırıyor.. hatta çığlık koparmama neden olan bir hareket yaptı ki.. kitaplardan birinin sayfasını kıvırdı.. yerini unutmamak için yapmıştı. Fırladım yerimden. Bir kitap ayracı verdim. Daha doğrusu kıvırdığı kitabın arasına koydum ayracı, kıvırdığı yaprağı düzelterek. Ve gözüne sokarcasına bıraktım önüne. Hiç tınmadı bile. Bir süre sonra işitebileceğim bir tonda, mırıldandı: “Pek önemli olsa gerek!”

SA5176/KY57-AHCZD57: Sûre Sûre Kur'an'da Mü'minlerin Vasıfları 20: Nisâ (20-34)

"Müminler,  Allah’ın kurtuluş reçetemiz olarak gönderdiği Kur’an’a sımsıkı sarılırlar ve içindekileri düşünürler, anlamaya ve hayatlarına taşımaya çalışırlar. Allah’ın kitabından uzak ve gaflet içinde bulunamazlar. 


بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Bizi yaratan ve bize doğru yolu gösteren, kendine imân etme şerefini nasip eden, yediren ve içiren, hastalandığımızda da bize şifa veren, bizim canımızı alacak ve sonra diriltecek olan, hesap gününde, hatalarımızı bağışlayacağını umduğumuz (Şuara, 26/78-82) Âlemlerin Rabbi olan Allah’a sonsuz hamd’ü senâlar olsun. “Üsve-i hasene” olan Resûlü Muhammed Mustafa (sav)’e  salât u selâm olsun.


NİSÂ SURESİNDE MÜ’MİNLERİN VASIFLARI (20-34. Ayetler)[1]

وَاِنْ اَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍۙ وَاٰتَيْتُمْ اِحْدٰيهُنَّ قِنْطَاراً فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْـٔاًۜ اَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَاناً وَاِثْماً مُب۪يناً
وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ اَفْضٰى بَعْضُكُمْ اِلٰى بَعْضٍ وَاَخَذْنَ مِنْكُمْ م۪يثَاقاً غَل۪يظاً

﴾20﴿ “Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. Siz onu, iftira ederek ve apaçık günah işleyerek mi geri alacaksınız?” (Nisâ Suresi,4/20.)

SA5175/KY48-SY28: Ah Gidi Karadeniz...

Türküler söyleniyor, kervanın muhtelif noktalarından ani haykırış sesleri görünmeyen yıldızlı göğe doğru yükseliyor, isim ve gerekirse lakap verilerek laf atılıyor, coşkunluk büyük bir gürültüyle ormanı ayağa kaldırıyor...


10 Eylül 2006, Pazar
  
“Çocukluğundan bir an hatırlayanı kimse hapsedemez” demiş Rilke. Çünkü o “an”, o birkaç saniye yeter ona.

En zor anlarımda, dünya, üstü gökyüzüyle kapatılmış büyük bir hapishaneye dönüştüğünde bile, beni de çocukluğum kurtarır çoğu zaman. Herkes gibi. Çocukluğumun, beni hapisten kurtaran en önemli fotoğraflarından biri şöyle: Sırtlarında çantalar ve ellerinde erzak poşetleriyle bir grup delikanlı, ne zamandan beri sürdüğünü bilmedikleri bir geleneğe uyarak gece karanlığında yola çıkmışlar. Balta girmemiş ormanın içinden, sarp dağların doruklarında yükselen kayalıklara doğru tırmanıyorlar. 

SA5174/KY13-AO145: Umut Kaçışta.. Kaçanların Çoğalmasında..

"Özgürlük gevezelik değil. Bunu anlayanlar hayatın merkezinde duranlardan kaçıyor."


Cumhuriyet dini sorunlu gördü, bizi büyük bir sorun deryasına gömdü. O gün, bugün işin içinden çıkamadık. Sadece sorunlar artmadı, cesaretimizi kaybettik.

Evet; hala başlangıç noktasındayız ve sorunlu bir din anlayışı var.

Batı bunu acılarla halletti. Biz ise yaşadığımız acılardan daha mutlu bir dünya kurmak bir yana, hızla daha sorunlu bir yolda sürat yaptık.

Seçkin Deniz Twitter Akışı