3 Mart 2018 Cumartesi

SA5735/KY34-EE34: Eğer Siz İman Eder ve Şükrederseniz Allah Size Niçin Azap Etsin?

 بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم



Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Âlemlerin Rabbi, Mevlâmız olan Allah’a hamd, örnek kulu, son Resûlü Hz. Muhammed Mustafa’ya salat ü selâm ile sözlerime başlarım.

Allah mü’minlere, kendilerinden öncekiler nasıl imtihana tabi tutuldular ise aynı şekilde Müslümanların da imtihandan geçirileceklerini;  iman ve cihad, sıkıntı ve meşakkat, sabır ve direnme ve sırf Allah'a yönelme yolunu bildirmiş, arkasından zafer ve daha sonra da cennet mutluluğunun geleceğini haber vermiştir. Müslümanların öncelikle Allah’ın yardımını (Bakara,2/214.)[1]hak edecek bir hale/kıvâma ulaşmaları ve azaptan kurtulmaları için de iman nimetinin kıymetini bilip şükretmeleri gerekiyor.

Yâni İslâm’ın tümünü, Allah’ın razı olduğu şekilde yaşamaya çalışmadan, Allah’ın tüm emirlerini tat­bik etme cehdi göstermeden, hayatınızın tümünde Allah’ın kulu olduğunuzu unutmayıp, Allah’ın tüm arzularını gerçekleştirmeden cennete girebileceğinizi mi zannediyorsu­nuz? Cenneti kazanmak öyle kolay değildir. Hayatın tümünde Al­lah’ın kulu olmadıkça, kulluk yolunda önümüze çıkabilecek tüm zorlamalara göğüs germeden, malı ve canı Allah yolunda fedâ etmeden, Allah’ın mal, can ve çocukları­mıza verdiği musîbetlere karşı sabretmedikçe cennet kazanılamaz. İman ve şükür olmadan da azaptan emin olunamaz.

SAHÎH BİR İMAN VE ŞÜKÜR

Kul olduğumuzu ve imtihana tabi tutulduğumuzu unutmadan, küfür, şirk, nifâk ve fısk karışmamış sahîh bir imanla yani tevhidi koruyarak ve âlemlerin rabbi olan Allah’ın bizim rabbimiz, ilâhımız ve mevlâmız olduğunun bilincinde olarak nimete şükür, nimetin çoğalmasına sebep olduğu gibi, Allah’ın nimetine nankörlük de O’nun azabına sebep olmaktadır. (İbrahim, 14/7)

“Şükür, Allah’ın vermiş olduğu nimetlerin etkisinin, kulunun dilinde övgü, kalbinde sevgi ve âzâlarında itaat ve bağlılık olarak zuhur etmesidir.” Gerçek şükür için, dilde Allah’tan başkasının övgüsü olmamalı, kalpte Allah’tan başka sevgili bulunmamalı, mahluklardan biri sevilse bile Allah için sevilmelidir. Allah sevgisi insanın kalbine yerleşince de, insan o sevdiğinin bütün emirlerini tüm organlarıyla yerine getirir ve bütün yasaklarından da çekinir. İşte hakiki şükür budur.

Rabbimiz bazı ayetlerde bir takım nimetler zikredildikten sonra şöyle buyurmuştur: "Umulur ki şükredersiniz."[2] "Şükretmeniz gerekmez mi?" (Vâkıa,56/70.) "Hala şükretmiyorlar mı? “(Yâsin,36/35, 73.)

Bu sorulardan sonra şimdi de şu soruya kulak verelim:

EĞER SİZ İMAN EDER VE ŞÜKREDERSENİZ ALLAH SİZE NİÇİN AZAP ETSİN?

 “Eğer siz iman eder ve şükrederseniz Allah size niçin azap etsin? Allah şükre karşılık veren ve her şeyi bilendir.” (Nisâ,4/147.)[3]

“Lût kavmi de uyarıcıları yalanladı. Şüphesiz biz de üzerlerine taşlar savuran bir rüzgâr gönderdik. Yalnız Lût’un ailesi başka. Katımızdan bir nimet olarak bir seher vakti onları kurtardık. Şükredenleri işte böyle mükâfatlandırırız.” (Kamer,54/33-35.)[4]

“Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret mükâfatını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız.” (AI-i İmran, 3/145.)[5]

Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” (İbrahim,14/7.)[6]

AZABI HAK ETTİRECEK İŞLERDEN UZAKLAŞMAK…

Evet eğer sizler şükreder ve iman ederseniz Allah size niye azap etsin de? Allah kullarına azap etmekten niye hoşlansın ki? Sizler Rabbinize O’nun istediği biçimde iman eder, O’nun size sun­duğu sayısız nîmetlerine karşılık nankörlük etmez, Allah’ın istediği bir hayatı yaşamaya yönelirseniz bilesiniz ki Allah size azaptan yana de­ğildir. Çünkü azap inkâr ve nankörlüğün karşılığıdır. Rabbimizin azabı caydırıcılık özelliği taşımaktadır. Kullarını küfürden imana, nankör­lükten şükre sevk etmek için Rabbimiz azabını gündeme getirmekte­dir. Bunlar hâsıl olduktan sonra Allah size azap etmekle ne kazana­cak da?

 “Eğer siz iman eder ve şükrederseniz Allah size niçin azap etsin?” (Nisâ,4/147.) ayetini anlamaya çalışırken ve Müslümanların genel ahvâlini düşünürken şu ayeti ve sonuçlarını da iyi düşünmek zorundayız:

YAPTIKLARIMIZIN SONUÇLARI İLE KARŞILAŞIYORUZ

“İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.” (Rûm, 30/41.)[7]

Belki Rablerine dönerler, kul olduklarını hatırlayıp belki tevbe edip Rableriyle aralarını ıslah ederler diye yapmış oldukları amellerinden bir kısmını onlara tattırır Allah. Allah onlara yaptıklarının bir kısmını bir ceza olarak tattırır ki akıllarını başlarına alsınlar diye. Ama gelin görün ki onlar bu cezalarla akıllanacakları yerde isyanlarını daha da artırmaktadırlar.

Yüce Rabbimiz Peygamber Efendimize hitaben: "Yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol"[8] (Zümer,39/66.) buyurmuştur.

“Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah’a karşı gelmekten sakının.” (Şuarâ, 26/132-134)[9]

Süleyman (as) kendisine bahşedilen nimet için “…Bu Rabbimin fazlındandır. Şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni imtihan içindir.” (Neml 27/40)[10] demişti.

 KİM  KÜFREDERSE BİLSİN Kİ ALLAH GANÎ’DİR.

“Andolsun, biz Lokmân’a “Allah’a şükret” diye hikmet verdik. Kim şükrederse, ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye lâyıktır[11].” (Lokman,31/12.; Âli İmrân,3/97. [12])

Eğer verdiği nîmetlerden ötürü Allah’a şükredersek, O’na kul olursak, bunu kendimiz için yapmış olacağız. Bizim şükrümüze Allah’ın asla bir ihtiyacı yoktur. Kim de küfrederse bilsin ki Allah Ganî’dir, kimsenin Ona bir zarar vermesi de mümkün değildir. Yâni eğer Allah’ın verdiği nîmetleri O’na isyanda kullanmaya, O’nun verdiği nîmetlerle O’nunla çatışma içine girmeye kalkışırsak bilelim ki sonunda kaybedenler bizler olacağız Allah korusun.

 “Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki başarıya eresiniz” (A’raf, 7/69)[13]

İbrahim (as): “Allah’a kulluk edin, O’ndan korkun, bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Ankebût, 29/16)[14]

Şuayb (as): “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur.” (A’raf, 7/85[15], Hûd, 11/84)

ALLAH NANKÖRLÜĞE RAZI OLMAZ

Yüce Rabbimiz insanları şükretme, ya da nankörlükte bulunma hususunda serbest bırakmıştır, kimseyi istemediği bir şeyi yapmaya zorla icbar etmez. Şu kadar var ki Yüce Rabbimiz şükre razı olur, nankörlüğe razı olmaz. "Eğer inkar ederseniz/vermiş olduğu bunca nimetlerine karşı nankörlükte bulunursanız şüphesiz ki Allah sizden müstağnidir. Bununla birlikte kulları için küfre/nankörlüğe razı olmaz. Eğer şükre derseniz sizden razı olur. Hiç bir günahkar başkasının günahını çekmez. Sonra sizin dönüşünüz yalnız Rabbinizedir. O size yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir. Şüphesiz ki O, kalplerde bulunanı hakkıyla bilir." (Zümer,39/7.)[16]

RAHAT VE BOLLUKTA ŞÜKÜR

 Bazı insanlar işleri yolunda gittiği, rahat ve bolluk içerisinde oldukları zaman Allah'ı ve nimetlerini unuturlar, kulluk görevlerini yerine getirmezler, verdiği nimetlere şükretmezler. "Sizi karada ve denizde yürüten O'dur. Sizin içinde bulunduğunuz bir gemi, içindekileri hoş bir rüzgarla götürdüğü ve bununla sevindikleri bir sırada, gemiye şiddetli bir kasırga gelip, her yerden dalgalar kendilerini sardığı ve tamamen kuşatıldıkları­nı sandıkları zaman, dini yalnız Allah'a tahsis ederek O'na şöyle dua ederler: "Eğer Sen bizi bu tehlikeden kurtarırsan andolsun ki, şükredenlerden olacağız." Ama Allah onları kurtarınca hemen yeryüzünde taşkınlık yaparlar. (Yunus,10/22-23.)[17]

ŞÜKREDEN ANCAK KENDİSİ İÇİN ŞÜKRETMİŞ OLUR.

“Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, O çok kerem sahibidir.” (Neml, 27/40)[18]

“Doğrusu biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim vasıtaları verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz.” (Araf, 7/10)[19]

"Andolsun ki biz Lokman' a hikmet verdik ve "Allah 'a şükret" dedik. Kim şükrederse ancak kendisi için şükreder. Kim de nankörlük ederse, şüphesiz ki Allah müstağnidir, hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmeye layıktır." (Lokman, 31/12.)

“Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah onu bilir, karşılığını verir.” (Bakara,2/158.)[20]

“Şüphesiz O, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.” (Fâtır,35/30.)[21]

“Kim güzel bir iş yaparsa, onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.” (Şûrâ,42/23.)[22]

" Allah şükrün karşılığında çok mükafat verendir, ceza vermekte acele etmeyendir."(Tegâbün,64/17.)[23]

NANKÖRLÜK ETMEYİN!

“O halde beni anın ki ben de sizi anayım bana şükredin sakın nankörlük etmeyin.” (Bakara, 2/152)[24]

Bana kulluk edin, benim için yaşayın. Allah’ı zikretmenin, Al­lah’a şükretmenin en güzel yollarından biri Allah için hayatı fedâ etmektir. Canı verenin yolunda canı fedâ etmek, malı verenin yolunda malı fedâ etmek, hayatı verenin yolunda kişinin hayatını fedâ etmesi­nin adına şükür diyoruz. Şükretmesi gereken Mü’min nankörlük etmemelidir.

 “Artık Allah’ın size verdiği rızıktan helal ve temiz olarak yeyin, eğer (gerçekten) yalnız Allah’a ibadet ediyorsanız O’nun nimetine şükredin” (Nahl, 16/114)[25]

Allah’ın size vermiş olduğu rızıkların helâl ve temiz olanlarından yiyin. Eğer sadece Allah’a kulluk ediyor, sadece Allah’ı dinliyorsanız. Hakk-batıl, haram-helâl konusunda, pis-temiz konusunda eğer sadece Allah’ın dediklerine teslim oluyorsanız nîmetlerin en güzellerinden ve Allah’ın temiz dediklerinden, helâl dediklerinden yiyin. Eğer Allah’a kulluk eden kimselerdenseniz bu konuda sadece Allah’ı dinleyin, sadece Allah’ın yasalarına tâbi olun ve O’nun nîmetlerine karşı O’na şükredin.

“Kim gönülden iyilik yaparsa karşılığını görür. Doğrusu Allah şükrün karşılığını verendir ve bilendir”  (Bakara, 2/158)[26]

YOLLARIN AYRILIŞ NOKTASI: ŞÜKÜR YA DA NANKÖRLÜK

“Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik, ister şükredici olsun ister nankör.”  (İnsan, 76/3)[27]

Muhammed Mustafa (sav)’den şu hadis rivayet edilmiştir: “İnsanlar sabahleyin evden çıkarlar, hayata atılırlar, kendilerini dilerlerse Allah’a satarlar. Yani Allah’a köle olurlar, böylece özgürlüklerine kavuşurlar, dilerse başkalarına satarlar, köle olup giderler” (Müslim,Tahâret 1. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 86) Deniyordu ya, işte aynen onun gibi ister şükreder, ister küfreder. Bu onun elindedir, serbesttir bu konuda ama sonucuna kendisi katlanmak şartıyla.

KULLARIMDAN ŞÜKREDEN AZDIR..

“Ey Davud ailesi şükredin. Kullarımdan şükreden azdır.”  (Sebe, 34/13)[28]

Bizleri de o “azlardan” eyle…

Şu hadiseyi hatırlamakta fayda var. Bir gün bir şahsın “Allah’ım sen beni azlardan kıl” dediğini işiten Hz. Ömer, şahsın bu duasına kayıtsız kalamamış ve: “Bu dua da ne oluyor?” diye sormuştur. Adamın: “Ben bu sözümle Yüce Allah’ın “Kullarımdan gereği gibi şükredenler çok azdır.” (Sebe, 13) buyruğunu kastettim.” demesi üzerine Hz. Ömer: “Herkes senden daha bilgilidir ey Ömer!” demiştir.[29]

Burada Hz. Ömer’in son sözleri de aslında dikkate şayandır. Çünkü bu sözler O’nun toplumdaki bireylerin Kur’an bilgisine ve Kur’an’ı hayata katmalarını takdirle karşıladığının bir göstergesidir.

Kur’an-ı Kerim’de şükür, çok çeşitli şekillerde işlenmiştir. Bazen Allah’ın (cc) büyüklüğü, kudreti, insanlara olan ihsanı, akla hitab eden ayetleri açıklanmış ve insanlardan Allah’a karşı şükretmeleri istenmiştir. Bazen insanlara bahşedilen nimetler sayılmış, bu nimetlere karşı şükür istenmiştir. Bazen peygamberlerin şükründen örnekler verilmiş, bu peygamberlerin kavimlerinin küfürleri ve nankörlükleri anlatılmıştır. Bazen de şükredenlere verilecek mükâfatlar sayılmış, şükredenler övülmüş, şükretmeyenler yerilmiş ve akıbetleri hatırlatılmıştır.

Peygamberimiz (s.a.v.): “Allah’ın in’âm ve ihsânını ikrâr şükür, onun terki ise küfürdür” (Ahmed b. Hanbel, IV, 258-375.)

Peygamberimiz: “Mü’minin işine şaşarım. Gerçekten onun bütün işleri hayırdır. Bu mü’minden başka hiçbir kimsede yoktur. Kendisine varlık isabet ederse şükreder, bu onun için hayır olur. Darlık isabet ederse sabreder, bu da onun için hayır olur” (Müslim, “Zühd”, 64.) demiştir. Yine Hz. Peygamber: “Kim bir musibete uğrayınca sabreder, nimet verilince şükreder, kendisine zulmedilince affeder ve kendisi zulmedince istiğfar ederse….” Buyurunca ashabın, “onun hali nedir?” sorusuna “işte onlar korkudan emin olmuş ve hidayete ulaşmış kimselerdir” (İbn Mace, “Edeb”, 55.) cevabını vermiştir.

BİZ DE  ŞÜKREDEN KULLAR OLMAYALIM MI?

Ziyad (r.a.) şöyle demiştir. “Ben Muğire’den işittim şöyle diyordu: “Peygamber (s.a.v.) (gece) namaz kılmak için ayağı yahut iki baldırı şişinceye kadar ayakta dururdu. Kendisine: “Niçin böyle meşakkatle ibadet yapıyorsun” denilirdi de, Peygamber (s.a.v.) “ben şükreden bir kul olmayayım mı?” diye cevap verirdi”  (Buhari, “Teheccüd”, 6; Müslim, “Sıfatü’l-Münafıkun”, 79-81; Tirmizi, “Salat”, 87.)

Hz. Ömer ve Sevban (r.a.)’ın: “Hangi maldan servet edinelim ey Allah’ın Rasulü?” sorusuna Peygamberimiz (s.a.v.): “Siz zikreden dil ile şükreden bir kalbe sahip olunuz” (Ahmed b.Hanbel, V, 278; Tirmizi, “Tefsiru’s Sure”, 9; İbn Mace, “Nikâh”, 5) cevabını vermiştir.

ALLAH: ŞEKÛR VE ŞÂKİR

Kur’an-ı Kerim’de iki yerde Allah (cc) kendisini “Şâkir” olarak (Bakara, 2/158; Nisa, 4/147), dört yerde de “Şekûr” olarak nitelemiştir (Fatır, 35/30,34; Şûra, 42/23; Teğabün, 64/17) . Aynı şekilde insanları da hem “şakir”, (Nahl, 16/121; İnsan, 76/3) hem de “şekûr” (İbrahim, 14/5; Lokman, 31/31; Sebe, 34/13,19; Şura, 42/33) olarak nitelediği yerler bulunmaktadır. Kur’an’da sürekli Allah’ın insanlara yaptığı iyilikler vurgulanır. Kendisine verilen bütün değerli ikramlar karşılığında insandan beklenen Allah’a karşı itaatkâr olması ve derin bir şükran hissi beslemesidir. Bu dünya hayatında insanın karşılaştığı tüm güzel şeyler, hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan her şey, insana bahşedilmiş birer nimettir. İşte bütün bu nimetlere karşı şükür görevi insana verilmiştir.

Allah (cc) Bakara suresinde: “…Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse şüphesiz Allah “Şakir”dir (iyiliğin karşılığını verir) ve her şeyi bilir” (Bakara, 2/158) buyurmaktadır. 

“Bu ifade aslında Allah o iyilikten hoşnut olur, onu sevapla ödüllendirir anlamlarına gelmektedir. Fakat müteşekkir olur deyimi bu somut anlam üzerine meltem rüzgârlarının ılık soluğunu, eksiksiz ilahi hoşnutluğun serinletici müjdesini üfler. İfade bu olağanüstü tatlılığı ile insana, kulun rabbine karşı takınmakla görevli olduğu nezaketini düşündürür. Öyle ya mademki Allah, hayır işleyen kuluna şükrediyor, teşekkür ediyor. Kul rabbine olan şükür ve hamd borcunu ödemek için acaba ne yapmalıdır?”[30]

SONUÇ

Evet bizler insanız, muhtacız, zayıf ve aciz kullarız. Günahsız, hatasız kul da olmaz. Ama hatasında ısrar eden, içine düştüğü çukurun keyfini çıkarmaya çalışan da insan olmaz.

Allah’ın insana bahşettiği en büyük nimet iman nimetidir. İman nimetine erişip de nankörlük yapan fert ve toplumların karşılaşacağı azap da elbette büyük olacaktır. Bu insanları Allah zelil etmiş dünya milletleri arasında itibarsız, hatırsız ve seviyesiz bir duruma getirmiştir. Hatta onları kültürel, ticari, iktisadi ve siyasi yönden gelişmiş ülkelerin sömürgesi yapmıştır. Bu günkü İslam devletlerine baktığımızda Müslümanların üstünlüğünü ve üzerlerinde Allah’ın yardımını göremeyişimizin sebebi belki de onların dinlerine karşı takındıkları nankörlük, hafife alma, yok sayma, önem vermeme ve kıymetini bilememe gibi tavırlardır.

Mü’min Rabbine iman edip, şükrederek, kendinse azabı tattıracak eylem ve söylemlerden kaçınmak sureti ile Allah’ın şükretmeyip kâfirlerden olanlar için hazırladığı şiddetli azaptan da (İbrahim 14/7) kurtulacaktır. Çünkü Allah şükredenlere “Allah şükredenlere azap etmeyecektir.” (Nisa 4/147)

Unutulmamalıdır ki.  “Herkes kazandığına karşılık bir rehindir.” (Müddessir, 74/38)[31]  Herkes ameliyle hesaba çekilmeye rehindir. Yani, ya çalışır, güzel ameller işler, Allah’a borcunu ödeyerek kendini kurtarır ya da çalışmaz, rehin olarak Allah’ın elinde kalır.

Âyetlerde iman veya inkâr konusunda yapılan tercihin sonuçları anlatılmakta, kişinin tercihine göre cennetteki nimetlere kavuşacağı veya cehennemdeki azaba sürükleneceği bildirilmektedir. 38. âyetle her nefsin yaptıklarına karşılık rehin olarak tutulması, sorumluluğun ferdî olduğunu, her insanın dünyadaki iman ve itaatine göre hesap gününde ödül veya ceza alacağını, geleceğinin, yani kendini rehin olmaktan kurtarmanın buna bağlı olduğunu ifade eder. Kısacası insana ebedî kurtuluşu sağlayacak olan da onu ebedî felâkete götürecek olan da benimsediği inancın doğruluğu veya yanlışlığı, amellerinin ilâhî iradeye uygun veya aykırı oluşudur. İnancı bâtıl, ameli bozuk olanı en yakınları bile kurtaramaz; nitekim Hz. Nûh öz oğlunu, Hz. İbrâhim öz babasını kurtaramamıştır (bk. Hûd 11/45-46; Tevbe 9/114).[32]

“Zulüm görmeksizin herkese kazandığı tastamam verilecektir.” (Bakara 2/281[33]; Ayrıca bkz. Bakara 2/216; Ali İmran 3/25,161; İbrahim 14/51; Casiye 45/22)

Küfreden ve nankörlük edenlerin örnekleri Kur’an’da çokça zikredilmektedir. İşte bu küfredenleri imanlılardan ve şâkirlerden ayıran hasletleri iyi tanımak için, bu örnekleri iyi anlamamız gerekmektedir. Nuh (as)’ı oğlundan (Hud, 11/42-47), İbrahim (as)’ı babasından (Tevbe, 9/11; Meryem, 19/42-48; Şuara, 26/86), Nuh ve Lut (as)’ı karısından (Araf, 7/83; Ankebut, 29/32; Tahrim, 66/10) ayıran sırrı iyi incelememiz gerekmektedir. İnsanlardan birçoğu kibir, inat, şımarıklık, kıskançlık vb. kötü hasletlerin esiri olmuş, heva ve heveslerine yenik düşmüş, şeytanın oyununa gelmiş ve imtihanı kaybetmişlerdir. Bazıları da yapması gerekeni yapmış Allah’ın (cc) emir ve nimetlerine isyan, inkâr, nankörlük ve küfürle değil itaat, şükür ve imanla yaklaşmışlardır.[34]

“Senden önceki ümmetlere de elçiler göndermiştik (inkârlarından dönüp, bize) yalvarsınlar diye onları darlık ve sıkıntı ile yakalayıp cezalandırmıştık. Hiç olmazsa kendilerine böyle tazyikimiz geldiği vakit yalvarsalardı. Fakat kalpleri katılaşmıştı. Şeytan da her yaptıklarını kendilerine güzel göstermişti. Bu sebeple yapılan uyarıları unuttular. Üzerlerine her şeyin kapılarını açıverdik. Nihayet kendilerine verilen bu genişlik ve serbestlik ile tam ferahladıkları sırada ansızın tuttuk kendilerini yakalayıverdik…” (En’am, 6/42-44)[35] ayetleri aşamalı şekilde nimet, imtihan ve azap serüvenini anlatmaktadır.

İMAN EDİN, ŞÜKREDİN VE MÜSLÜMAN OLARAK CAN VERİN

Ümmet-i Muhammedin yani Müslümanların hali ortada iken atamız Adem (as) gibi yakarmalıyız Rabbimize: “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz, merhamet etmezsen şüphe yok ki hüsrana uğrayanlardan oluruz.” (Araf, 7/23.)[36]

Allah’ın son elçisi, âlemlere rahmet olan, Hz. Aişe (r.a.)’ın ifadesiyle “ahlakı Kur’an” (Müslim, “Müsafirun”, 139) olan bir model şahsiyet ve en güzel örneğimiz (Ahzab,33/21) Muhammed Mustafa (sav) gibi yalvarıyoruz:

“Rabbim bana yardım et, aleyhime yardım etme, bana zafer ver aleyhime zafer verme. İşleri lehime çevir, aleyhime tertip kurma. Bana hidayet et ve hidayeti bana kolaylaştır. Üzerime saldırana karşı bana yardım et. Ey Rabbim! Beni sana çok şükreden, seni çok zikreden kıl!” (Tirmizi, “Dua”, 113)

“Allah’ım senden işlerde sebâta, doğruluğa ve kemâle karşı gayret istiyorum. Senden nimetlerine şükür, sana güzel ibadet etme gücü vermeni istiyorum.” (Tirmizi, “Dua”, 23; Nesai, “Sehv”, 61.)

"Ey kalpleri halden hale değiştiren (Allah’ım), benim kalbimi dinin üzere sabit kıl.”[37]

Nuh (as.): “Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et” (Kamer,54/10.)[38]

Süleyman (as): “Ey Rabbim! Beni nefsime hâkim kıl! Bana ve ana babama ihsan buyurduğun nimetine şükredeyim, razı olacağın sâlih/iyi bir amel yapayım ve beni rahmetinle sâlih kulların arasına koy dedi.” (Neml 27/19[39]; Ahkaf 46/15)

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak müslümanlar olarak ölün.” (Âli İmrân,3/102.)[40]

Yakub da öyle: “Oğullarım! Allah, sizin için bu dini (İslâm’ı) seçti. Siz de ancak müslümanlar olarak ölün” dedi. (Bakara,2/132.)[41]

 “Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni sâlihlere (iyilere) kat.” (Yusuf,12/101.)[42]

 “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş/cehennem azabından koru.” (Bakara,2/201.)[43]



Emin Emre, 03.03.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, İlahiyat, Din ve Tefekkür
Emin Emre Yazıları





[1] أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُواْ الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ الَّذِينَ خَلَوْاْ مِن قَبْلِكُم مَّسَّتْهُمُ الْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء وَزُلْزِلُواْ حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللّهِ أَلا إِنَّ نَصْرَ اللّهِ قَرِيبٌ
[2] Bakara,2/52, 56; Ali İmran, 3/123; Maide, 5/6, 119; Enfal, 8/26; Nahl, 16/14; Hac Suresi: 22/36; Rum, 30/46; Fatır,35/12; Casiye,45/12.
[3] مَا يَفْعَلُ اللّٰهُ بِعَذَابِكُمْ اِنْ شَكَرْتُمْ وَاٰمَنْتُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ شَاكِراً عَل۪يماً
[4] نِعْمَةً مِّنْ عِندِنَا كَذَلِكَ نَجْزِي مَن شَكَرَ
[5] وَمَن يُرِدْ ثَوَابَ الدُّنْيَا نُؤْتِهِ مِنْهَا وَمَن يُرِدْ ثَوَابَ الآخِرَةِ نُؤْتِهِ مِنْهَا وَسَنَجْزِي الشَّاكِرِينَ
[6] وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ
[7] ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
[8] بَلِ اللَّهَ فَاعْبُدْ وَكُن مِّنْ الشَّاكِرِينَ
[9] وَاتَّقُوا الَّذِي أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
[10] قَالَ هَذَا مِن فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ
[11] وَلَقَدْ آتَيْنَا لُقْمَانَ الْحِكْمَةَ أَنِ اشْكُرْ لِلَّهِ وَمَن يَشْكُرْ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ
[12]  وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ الله غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
[13] فَاذْكُرُواْ آلاء اللّهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
[14] وَإِبْرَاهِيمَ إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاتَّقُوهُ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
[15] قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ قَدْ جَاءتْكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ
[16] إِن تَكْفُرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنكُمْ وَلَا يَرْضَى لِعِبَادِهِ الْكُفْرَ وَإِن تَشْكُرُوا يَرْضَهُ لَكُمْ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ 
[17] هُوَ الَّذِي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ حَتَّى إِذَا كُنتُمْ فِي الْفُلْكِ وَجَرَيْنَ بِهِم بِرِيحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُواْ بِهَا جَاءتْهَا رِيحٌ عَاصِفٌ وَجَاءهُمُ الْمَوْجُ مِن كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّواْ أَنَّهُمْ أُحِيطَ بِهِمْ دَعَوُاْ اللّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ لَئِنْ أَنجَيْتَنَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنِّ مِنَ الشَّاكِرِينَ
[18] وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ
[19] وَلَقَدْ مَكَّنَّاكُمْ فِي الأَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَايِشَ قَلِيلاً مَّا تَشْكُرُونَ
[20] وَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ اللّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ
[21] لِيُوَفِّيَهُمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِ إِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ
[22] وَمَن يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَّزِدْ لَهُ فِيهَا حُسْنًا إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ شَكُورٌ
[23] إِن تُقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ شَكُورٌ حَلِيمٌ 
[24] فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُواْ لِي وَلاَ تَكْفُرُونِ
[25] فَكُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّهُ حَلالاً طَيِّبًا وَاشْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ 
[26] وَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ اللّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ
[27] إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا
[28] وَقَلِيلٌ مِّنْ عِبَادِيَ الشَّكُورُ
[29] İbn Atıyye, a.g.e., IV, 410; Kurtubî, a.g.e., XIV, 277. Sebe Sûresi 13. âyete benzer bir âyette Sad
Sûresi 14. âyetdir. İbn Atıyye ve Kurtubî, Sad Sûresi 24. âyetin tefsirinde de bu nakil doğrultusunda
izahatta bulunmuşlardır. Bkz. İbn Atıyye, a.g.e., IV, 410; Kurtubî, a.g.e., XV, 179. Bkz. Gökhan Atmaca, Hz. Ömer’in Kur’an-ı Kerim Anlayışı ve Tefsir İlmine Katkıları, Doktora Tezi, Sakarya, Haziran-2009, S.93.  https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key...
[30] Fi Zılâli’l-Kur’an, I. 312-313, Ayrıca bkz. Bakara 158. Geniş bilgi için bkz. Bilal Gündüz, Kur’an’da Küfrün Karşıtı Olarak Şükür, Yüksek Lisans Tezi, s.18.
http://acikerisim.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/1730/294525.pdf?sequence=1
[31] كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ
[32] Diyanet, Kur’an Yolu, https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/M%C3%BCddessir-suresi/5533/38-48-ayet-tefsiri
[33] وَاتَّقُواْ يَوْمًا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى اللّهِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ
[34] Bilal Gündüz, Kur’an’da Küfrün Karşıtı Olarak Şükür, s.178.
[35] وَلَقَدْ أَرْسَلنَآ إِلَى أُمَمٍ مِّن قَبْلِكَ فَأَخَذْنَاهُمْ بِالْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ 
[36] قَالاَ رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ
[37] Tirmizi, deavat, 89, 124; kader, 7; İbn Mace, mukaddime, 13; Ahmed b. Hanbel, II, 4, 8; III, 112, 257; V, 182, VI, 251, 294, 302, 315; İbn Ebi Şeybe, Musannef, XI, 37.
[38] فَدَعَا رَبَّهُ أَنِّي مَغْلُوبٌ فَانتَصِرْ 
[39] رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلَى وَالِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضَاهُ وَأَدْخِلْنِي بِرَحْمَتِكَ فِي عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ
[40] يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ 
[41] يَا بَنِيَّ إِنَّ اللّهَ اصْطَفَى لَكُمُ الدِّينَ فَلاَ تَمُوتُنَّ إَلاَّ وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ
[42] أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ 
[43] رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı