25 Nisan 2020 Cumartesi

SA8541/KY25-NO120: Vakit Tamam, Ağzını Çalkala!

"Aradan 35 yıl geçti anlı şanlı ve dahi namlı hocalar benim metodu takip etmeye başladılar. Bilseydim jeoloji değil teoloji okur milyoner olurdum!"


Biraz önce bir zamanlar Aachen'da üniversite okumuş ve eskiden bıçak gibi bir ülkücü olan bizim Sivas'lı Ahmet'ten bir mesaj aldım. Mesaj tahmin edeceğiniz gibi 'İmsakiye' üzerine idi. Ahmet Şimşirgil adında bir tarih profesörünün videosunu atmış ve imsakiye konusunda 'Fazilet Takvimi'ni takip etmemi tavsiye ediyordu. O yüzden iş bu yazının ilham perisi Ahmet kardeşimdir. Buyurun! 

"Ahmet, Ahmet Hoca işine baksın diyeceğim, ama tarihçiliğin de yüz karası bu herif. Fazilet Takvimi ise bizim mazoşist Süleymancıların herkesten farklı görünmek için yaptırdığı bir takvim. Biraz da 'buralarda güneş hiç batmıyor' diye yatsı namazını ketenpereye getirme numarası! 

Ben, Almanya'da tuttuğum ilk oruç olan 1984 yılından beri kendi takvimimi uyguluyorum Ahmet'im.

Mayıs ayı falandı galiba. O zamanlar daha güya master yapmak için geldiğimiz üniversiteye (RWTH Aachen) gidiyoruz ve "Almanya'ya geldim halâ bekarız" şarkısını söylüyoruz! 

Şaka bir yana bu şarkının "Gurbetya Hikayemiz"de çok özel bir yeri vardır. 60'lı yılların sonlarında adı Köln Bülbülü olan Yüksel Özkasap o içli sesi ile bu şarkıyı okuyunca 1.nesil Almancıların vatan hasretlerini - ki o hasretin en baba payını köyde bıraktıkları eşleri ve azıcık da çocukları oluşturuyor- 'öff ulan öff" naraları ile dışa vurdukları yıllar.

Televizyon var ama ARD/ZDF gibi devlet kanallarına bakabiliyorsunuz ve onlarda da Türkiye ile alakalı bir haber kırk yılda bir çıkıyor; o da Türkiye aleyhine. Malum Netekim Paşa darbe yapmış Türkiye'de aynı bugünkü(!) gibi faşist diktatörlük var! Memleketten haber almak için elimizdeki tek imkan günde 45 dakika yayın yapan WDR/Köln radyosu; o da komünistlerin elinde! 😉

Biz yani ülkücüler ezelden faşist olmamıza rağmen faşist darbeye ve dolayısıyla Evren ve o zamanlar 'Maskeli Beşler' dediğimiz Cunta'ya yani Konsey'e acaip karşıyız. Neden mi karşıyız? Çünkü darbeyi biz değil de onlar yaptı da ondan! 😉

Günlerce kendimizi "Yok ya Haydar Saltuk Paşa Başbuğ'un sınıf arkadaşı bunlar kesin bizimkiler ama şimdilik belli etmiyorlar" diye kandırdık. Başta rahmetli Türkeş Bey ve Ülkü ocaklarının en üst düzey yöneticilerinden başlanarak taşra teşkilatları dahi teker teker toplanıp Mamak'lara doldurulması ile uyandık, ama atı alan Üsküdar'ı geçmişti çoktan... O değil de rahmetli Hasan Mutlucan'ın TRT de çalınan "yine de şahlanıyor aman" türküsü sırf bizi uyutmak içindi sanki... 

Neyse ve nereden nereye geldik? İmsakiye diyorduk değil mi? Bizim ocak-dernekteyiz ve yaklaşık saat 02:00 sularında teravih sonrası çay içiyor sohbet ediyoruz. Daha doğrusu her zamanki gibi mavra kesiyor, vatan kurtarıyoruz. Arkadaşlardan biri "vakit yaklaştı yavaş yavaş ağzınızı çalkalayın imsak vakti girmek üzere" dedi. Benim de Almanya'da ilk Ramazan'ım olduğu için şaşırdım tabii. Daha karpuz kesecektik modundayım. 

Karpuz deyince kulakları çınlasın bizim Azeri Habip Aşkar'ın "Yusuf'un Kilisesi" yak la şaka Josefkirche'nin karşısında bir marketi vardı o zamanlar ve arada bir karpuz getiriyordu teşkilata ve acaip hora geçiyordu. Almanya'daki ilk karpuzumu da orada yemiştim.

Karpuz o yıllarda sadece Türklerin yediği bir meyve. Yoksa sebze mi demeliydim? Çünkü Almanların "Türk Bakkalı"nda gördüğü zaman "bu nasıl pişiriliyor?" diye tarif sorduğu yıllardan bahsediyorum! 😬

"Şu takvim yaprağını koparıp getirir misin bir zahmet" dedim arkadaşa. Baktım Fazilet Takvimi. Emin değilim, ama o zamanlar başka takvim de yoktu galiba. Öyle dini-milli teşkilatların imsakiye yarışı falan da yok henüz.

İmsak, atıyorum 01:57, güneş: 05:28. Yani yemeği güneşin doğuşundan yaklaşık 3 saat önce keseceksin. O gün dedim arkadaşlara "ben yemeye devam edeceğim." Hoş yiyecek bir şey de yok zaten, çay içiyoruz. Bir saat daha çay falan içip eve gittim. 

O zamanlar Burtscheid de Eckenbergerstrasse de bir evin damında tek göz odada kalıyorum. Sadece karşı evin damını ve gökyüzünü görebiliyorum. Güzel tarafı ise yağmur yağınca pek romantik oluyor yağmur damlalarının sesiyle uyuyamamak! Neden olacak Almanya'da o zamanlar 365 günün 265 günü yağmur garantili iklim var da ondan. 

Sanırım hafta sonu olduğu için o saate kadar kalabildik ocakta ve arabası olan bir arkadaş bizi evlere dağıttı. Eve gidince bir de bozulmaya yüz tutmuş bir muzu da götürdüm çaktırmadan, ama daha sabaha halâ çok var. Neyse suyumuzu içtik ve yattık.

O gün bana 2-3 kişi uydu dernekte. Diğerleri 'sizin oruç gitti' diye söylendiler. Bir kısmı da 'bunlar dinden çıktı' demiştir kesin içlerinden.

O gün bugündür benim altın bir ölçüm var: Sabah güneşin doğumuna 1 saat kala yemeyi içmeyi kesip oruca başlamak. Aradan 35 yıl geçti anlı şanlı ve dahi namlı hocalar benim metodu takip etmeye başladılar. Bilseydim jeoloji değil teoloji okur milyoner olurdum! 😏


Naim Okur, 25.04.2020, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Gündem
Naim Okur Yazıları




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı