28 Şubat 2018 Çarşamba

SA5717/KY34-EE33: Sefer ve Allah'ın Yardımı

 بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم



Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Âlemlerin Rabbi, Mevlâmız olan Allah’a hamd, örnek kulu, son Resûlü Hz. Muhammed Mustafa’ya salat ü selâm ile sözlerime başlarım.

 "İhyâ-y-ı dîn ile olur bu milletin ihyâsı ve zaferi…"

Allah Mü’minlere, kendilerinden öncekiler nasıl imtihana tabi tutuldularsa aynı şekilde Müslümanların da imtihandan geçirileceklerini; iman ve cihad, sıkıntı ve meşakkat, sabır ve direnme ve sırf Allah'a yönelme yolunu bildirmiş, arkasından zafer ve daha sonra da Cennet mutluluğunun geleceğini  haber vermiştir. Müslümanların öncelikle Allah’ın yardımını hak edecek bir hale/kıvâma ulaşmaları gerekiyor.

“Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü'minler, "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki Allah'ın yardımı pek yakındır.” (Bakara, 2/214.)[1]

Yâni İslâm’ın tümünü, Allah’ın razı olduğu şekilde yaşamaya çalışmadan, Allah’ın tüm emirlerini tat­bik etme cehdi göstermeden, hayatınızın tümünde Allah’ın kulu olduğunuzu unutmayıp, Allah’ın tüm arzularını gerçekleştirmeden cennete girebileceğinizi mi zannediyorsu­nuz? Cenneti kazanmak öyle kolay değildir. Hayatın tümünde Al­lah’ın kulu olmadıkça, kulluk yolunda önümüze çıkabilecek tüm zorlamalara göğüs germeden, malı ve canı Allah yolunda fedâ etmeden, Allah’ın mal, can ve çocukları­mıza verdiği musîbetlere karşı sabretmedikçe cennet kazanılamaz. 

Müminler, rasûller ve onlara uyanların her zaman, Allah'a asi olanlarla, zalimlerle savaşmak zorunda kalabilecekleri ve İslâm'a gerçekten iman etmenin kolaylıklarla dolu bir yol olmadığı konusunda uyarılmaktadır. Hak dini ikâme etmek ve bunu engellemeye çalışanlara karşı savaşmak için kişinin tüm gücünü harcaması, hatta gerekirse canını bile vermesi gerekir.

1- ALLAH İMAN EDENLERİ MÜDÂFAA EDER

“Şüphesiz, Allah iman edenleri müdâfaa eder. (savunur) Doğrusu Allah hiçbir haini, nankörü sevmez.” (Hacc Süresi, 22/38)[2]

“Allah, kimi alçaltırsa ona saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.” (Hacc Suresi,22/18.)[3]

Allah iman edenleri korur. Kâfirlere karşı, hainlere karşı Allah mü’min kullarını savunur, müdafaa eder. Onlara karşı hainleri, nankörleri asla savunmaz.

“Allah, ne zaman küfürle İslâm arasında bir çatışma olsa, müminleri destekleyeceğini temin etmiştir. Bu, müminlere savunmada yalnız kalmayacaklarını, bilakis Allah'ın onların yanlarında olacağını, düşmanın tuzaklarını boşa çıkarmakta ve saldırılarını savmada onlara yardımcı olacağını söyleyerek müminleri cesaretlendirmek amacıyla burada yer almıştır. Bu ayet müminler için büyük bir cesaret kaynağıdır, çünkü onların kalplerini hiç bir şeyin sağlayamayacağı bir güç ve cesaretle doldurmaktadır.

Allah, (müşriklerin, zalimlerin saldırı ve sinsi tuzaklarını) iman edenlerden uzaklaştırmaktadır. Allah inananları savunur, çünkü onlar, Allah'ın kendilerine verdiği nimet ve lütuflara rağmen nankörlük ve ihanette bulunan kafirlere karşı savaş açmakta haklıdırlar.”[4]

 İman eden insanların zorluklar karşısında yılmayıp mücadele vermeleri, Allah’a dayanıp güvenmeleri, hiçbir zaman O’nun yardım ve desteğinden ümit kesmemeleri, Cenâb-ı Allah’ın hainlerin ve nankörlerin tuzaklarını bertaraf etmeye muktedir olduğunu hatırdan çıkarmamaları gerekir.[5]

2- ALLAH BİZE YARDIM EDERSE BİZİ YENEBİLECEK GÜÇ YOKTUR

İçinde zorluk olmayan hiçbir kolaylık yoktur. Sabredeceğim, “âkıbet (güzel sonuç), müttakîlerin” olacaktır. (Kasas, 28/83; Tâhâ, 20/132; Hûd, 11/49.)

İman ediyorum ki, “Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.” (Âli İmrân Suresi, 3/160.)[6]

3- ALLAH İMAN EDENLERİ KURTARIR

“Biz, sonra peygamberlerimizi ve aynı şekilde iman edenleri kurtarırız. İnananları üzerimize bir borç olarak kurtaracağız.” (Yunus,10/103)[7] 

Kâfirleri, Allah düşmanlarını helâk ederken, onların defterlerini dürerken peygamberi ve onun safında yer alan mü’minleri işte böylece kurtardık diyor Rabbimiz. Biz bunu kendimize yazdık buyuruyor Allah. Bu Allah’ın yeryüzünde değişmez bir yasasıdır.

4-  ALLAH İMAN EDENLERE HEM DÜNYA DA HEM AHİRETTE YARDIM EDECEKTİR

“Şüphesiz Rasullerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında, hem şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.” (Gafir/Mü’min 51)[8]

Bu Allah’ın değişmez va’didir. Allah hem dünyada hem de şahitlerin şehadet için toplandıkları kıyamet gününde peygamberlerine ve mü'minlere yardım edecektir.

Allah diyor ki, “Ben peygamberlerime ve müslümanlara yardım edeceğim. Hem dünyada, hem de âhirette onları galip getireceğim.” Halbuki bakıyoruz Allah’ın elçilerinden kimileri düşmanları tarafından öldürülmüş, kimileri yalanlanarak yerinden, yurdundan sürgün edilip hicrete mecbur edilmiş, kimileri kavmi tarafından türlü işkencelere maruz kalmış, kimileriyle toplumu hiç ilgilenmemiş, getirdikleri mesaja hiç değer vermemişlerdir. Allah da buyuruyor ki, “Ben onlara yardım edip onları galip getireceğim.” Peki bununla bunun arasını nasıl bulacağız?

Şunu kesinlikle unutmamalıyız ki, sosyal hadiseler değerlendirilirken o hadiseleri sadece belli bir zaman dilimi, dar bir zaman çerçevesi içinde ele alıp değerlendirmek çok yanlış olacaktır. Bir hadiseyi değerlendirirken geniş zaman ve mekân açısından değerlendirmek zorundayız. Allah elçilerinin dâvetlerine bu perspektiften baktığımız zaman her bir peygamberin dâvâsının muzaffer olduğunu göreceğiz. Kendisinden sonra da olsa dâvâsının, akidesinin muzaffer olması peygamberin muzaffer olması mânâsına gelecektir.

Meselâ Hz. İbrahim ateşe atılırken bile galip ve muzafferdi. Çünkü o halindeyken bile yine de Allah’a imandan, insanları Allah’a çağırmaktan vazgeçmemişti. Yine şehid edilen bir peygamber de şehadet şerbetini içerken galibiyetin zirvesine yükseliyordu. Çünkü o, Allah’ın kendisinden istediği hayatı yaşıyordu. Başkalarının dirilişi adına, dâvâsının ve dâvetinin dirilişi adına kendisini feda ediyordu. Zira nice şehitler vardır ki, dâvâsının dirilişine şehadetiyle yaptığı hizmeti, bin sene yaptığı hizmetten daha üstündür. Şehadet şerbetini içerken, dâveti muzaffer oluyordu.

Allah bazen peygamberlerinin düşmanlarını suda boğarak, peygamberinin intikamını düşmanlarından alma türünde bir yardımla galip getirir, bazen da peygamberinin irtihalinden sonra onun dâvetini yeryüzünde hakim kılarak, düşmanlarını zelil ederek peygamberini galip getirir. Tarih bunun her çeşidine de şahittir. Peygamberi hayattayken düşmanlarını hezimete maruz bırakarak peygamberlerine yardım ettiği gibi, peygamberinin vefatından sonra da düşmanlarını yok ederek, peygamberinin dâvâsını galip getirdiği de olmuştur.[9]

5- ZAFER ALLAH’TANDIR

 “Zafer –ilahi yardım ve nusret-, yalnızca Azîz ve Hakîm olan Allah katındandır.”[10] (Enfal,8/10, Âli İmran,3/126.)

Zafer, yardım, galibiyet sadece Azîz ve Hakîm olan Allah’a aittir. Zafer sadece Allah katındadır, Allah tarafındandır.

 “Müminlere yardım etmek üzerimize borçtur.”[11] (Rum,30/47)

“Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.” (Nisâ,4/139)[12]

Mü’minler kendisine kendisinin istediği gibi iman edecekler, imanlarının gereği bir hayat yaşayacaklar ve imanlarının gereğini yerine getirme konusunda sabredecekler, dayanacaklar, direnecekler, sadece Rablerine güvenip dayanacaklar. Allah’a kulluğun, Allah’a hamd etmenin direncini, mü’mince bir hayat yaşamanın direncini gösterecekler. Sonuç Allah’ın emrindedir. Yardım ve zafer Allah’ın katındadır. İntikam sahibi olan mutlaka mücrimlerden intikam alacak, nusret sahibi olan Allah mutlaka müminlere yardım edecektir. Bu Allah’ın değişmez bir yasasıdır.[13]

6- ALLAH'IN DİNİNE YARDIM EDERSENİZ O DA SİZE YARDIM EDER

 Allah Teâlâ, İslâm'ın hakimiyetini gerçekleştirmek için çalışan mü'minleri küfür, şirk ve zulüm sistemleri karşısında güçlü kılacağını, kâfirlerin onları mevzilerinden söküp atmasının imkansız olacağını vaad ediyor:

“Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a (Allah'ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı kaydırmaz.” (Muhammed, 47/ 7)[14]

Muhammed Mustafa (sav) asıl hedefimizi şöyle hatırlatmıştır bizlere: “Kim Allah kelimesinin en yüce olması için savaşırsa o Allah yolundadır.”[15]

"Kim, i'layı kelimetullah (Allah adını yüceltmek) için çarpışırsa işte o Allah yolunda (cihadda)dır."

Hadis Resûlullah'ın cevami'u'l-kelim denilen kısa lafızlı geniş manalı, genel prensipleri belirleyen sözleri cümlesindendir. Görüldüğü gibi, cihadın temelinde i'layı kelimetullah niyetinin bulunması gerektiğini, zaman ve mekan kayıtlarından uzak olarak kıyamete kadar geçerli olmak üzere açıkça belirlemektedir. Ayrıca, gerek "savunma" gerekse "taarruz" nitelikli olsun, cihadın, i'layı kelimetullah yani ülke ve gönülleri İslam'a açmak, ahkam-ı i'lahiyyenin yaşanmasına zemin hazırlamak maksadıyla yapılmış olması temel şarttır. [16] 

 İ'layı kelimetullah bir istila niyeti olmadığı gibi cihad da bir istila hareketi, hele bir imha girişimi asla değildir. Allah'ın kullarına, Allah'ın yolunu gösterme ve tanıtma niyet ve gayreti, insanlığı İslam ile ihya teşebbüsüdür. Bu sebeple cihad; yüce, benzersiz bir amel ve din binasının zirvesidir.[17] 

Elmalılı’ya göre, "dîne nusret ve i'lâyı kelimetullah için nefir ve cihad emirleri, hem Allah'ın, kulları üzerinde bir hakk-ı izzeti hem de onların menâfi’ü-mesâlihin’i temin eden muktezayı hikmetidir."[18]

NİCE AZ TOPLULUKLAR VARDIR Kİ…

Demek ki, müslümanlar, Allah'a karşı sorumluluklarını yerine getirip, i'lâ-i kelimetullah için varlıklarını ortaya koyduklarında, dünya ve âhirette izzetli ve şerefli makamların sahibi olacaklardır. Müslümanlar, sorumluluklarını yerine getirmeye güçlerince gayret gösterdikleri vakit, Allah Teâlâ, maddî olarak kat kat güçlü olsalar bile, inkârcılar topluluğunu darmadağın edecektir. Bu gerçek, geçmiş olaylar örnek gösterilerek, Kur'an-ı Kerim'de şöyle zikredilir:

 "...Allah'a kesinlikle kavuşacaklarına inananlar da: Nice az topluluklar vardır ki, nice çok sayıdaki topluluklara Allah'ın izniyle galip gelmişlerdir. Allah sabredenlerle beraberdir dediler. Mü'minler Câlût ve ordusuyla karşılaştıklarında şöyle dediler: Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımıza kuvvet ve sebat ver. Kâfir topluluğuna karşı bize yardım et" (Bakara, 2/249-250).[19]

Müslüman bu gerçekleri bildiği için, küfrün hiç bir tehdidinden korkmaz. Allah Teâlâ'ya tam bir teslimiyetle, günümüzde de örneklerini gördüğümüz gibi, kâfirler güruhunun üzerine aslanlar gibi atılır. Ve imanın yumruğu şimşek gibi dünya zorbalarının kafalarına iner. Allah Teâlâ, inkârcılara, küfürlerinde ataları olan geçmiş topluluklara bakarak, onların helâklerinden ibret almaları gerektiğini, aksi halde sonlarının onlardan farksız olmayacağını bildirir.

7- ALLAH İMAN EDENLERİN MEVLÂSIDIR, KAFİRLERİN MEVLÂSI YOKTUR

İslâm ahkâmının hakim olması için çalışanların üstün gelecekleri mukadder olduğu gibi; küfürlerinde inat edip, müslümanlara eziyet edenlerinde zilletleri mukadderdir: 

"Bu böyledir, çünkü Allah, iman edenlerin koruyucusudur. Kâfirlerin ise koruyucuları yoktur” (Muhammed, 47/ 11).[20]

Bütün bunlar, çok büyük ilâhi gerçekleri açıklamakta ve mü'-min ferde, yaşayışında yol göstermektedir. Kâfir zorbalar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, müslümanın, inandığı gerçekleri, Allah'ın ona emrettiği şekilde tebliğ etmesi, kâfirlerin zulmünü yok etmeye çalışması gerekmektedir. O, hiç kimseden korkmaz. Çünkü o bilir ki Allah Teâlâ, kendisini korumaktadır ve aynı zamanda şeytan dostlarının gü-cünün Allah Teâlâ'ya karşı hiç bir şey ifade etmeyeceğini de bilir. Bunun bilincinde olduğu için yeryüzünde tek müslüman sadece kendisi kalsa bile, kâfirlerin tahakkümüne boyun eğmez.[21]

Bununla beraber Müslümanlar Allah’ın kitabı olan Kur’an’a ve Allah’ın elçisi olan Muhammed Mustafa (sav)’e aykırı hareket edemezler, ederlerse de başlarına bir belânın gelmesinden veya elem verici bir azaba uğramaktan kaçamazlar.

8- ALLAH’TAN ÜMİT KESMEYİZ

Her şeye rağmen, biz Müslümanız Allah’tan ümit kesmeyiz. De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer Suresi,39/53.)[22]

İman ederiz ki, bizim mevlâmız Allah’tır ve bir Müslüman Allah’tan ümit kesemez çünkü bu kafirlerin bir vasfıdır. “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.” (Yûsuf Suresi, 12/87.)[23]

9- MAL, CAN VE HERŞEYİMİZLE CİHAD’A DEVAM

“Ama bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.” (Ankebut, 29/69)[24]

10- KUR’AN VE PEYGAMBERİN EMRİNE AYKIRI HAREKET EDEREK ZAFER VE YARDIM KAZANAMAYIZ

“Peygamberin emrine aykırı hareket edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya elem verici bir azaba uğramaktan çekinsinler.” (Nûr Suresi, 24/63.)[25]

Hz. Peygamber “Allah şu Kur'ân'la bazı kavimleri yükseltir; bazılarını da alçaltır” (Müslim, "Musâfirîn" 269; İbni Mace, "Mukaddime" 16.) buyururken şerefin kaynağını ve muvazene unsuru olmanın adresini göstermektedir.

Allah’ın emrine aykırı davrananlar bu işledikleri suçlardan dolayı kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden ve acı bir azabın kendilerine dokunmasından sakınsınlar. Akıllarını başlarına alsınlar diyor Rabbimiz.

11- KAZANMAK İÇİN SABIR VE SEBÂT

"Ey iman edenler! Bir düşman kıtasıyla karşılaşırsanız, sebât edin. Allah'ı çok anın ki muzaffer olasınız. Allah'a ve Resulüne itaat edin! Birbirinizle çekişmeyin. Yoksa başarısızlığa uğrarsınız, kuvvetiniz kaybolur. Sabredin! Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir. Sakın, yurtlarından şımararak, insanlara gösteriş yaparak çıkan ve Allah yolundan insanları men edenler gibi olmayın!"(Enfâl,8/46-47.)[26]

12- MÜSLÜMAN BİR YANDAN DÜNYEVÎ İSTEK VE BAĞLARIN ESİRİ OLMAKTAN ve KULA KULLUKTAN KURTULUP GERÇEK ÖZGÜRLÜĞE KAVUŞMALI

“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım-akrabanız, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz ve hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah buyruğunu (kıyameti) gerçekleştirinceye kadar bekleyin. Allah günaha saplanmış kimseleri hidayete erdirmez.” (Tevbe Suresi,9/24.)[27]

13-  RAB OLARAK ALLAH’I, DİN OLARAK İSLAM’I VE PEYGAMBER OLARAK MUHAMMED’İ SEÇMEK, BEĞENMEK VE RÂZI OLMAK

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Rab olarak Allah’ı, din olarak İslam’ı ve Peygamber olarak Muhammed’i seçip beğendim diyen kimse cenneti hak etmiştir[28].”[29]

Allah'ı rab olarak seçmek, "Yalnız sana kulluk ederiz" (Fâtiha, ¼.) ikrarına sadık kalıp her hükmüne boyun eğmekle;

İslam'ı din olarak seçmek, "Sizin için din olarak İslam'ı seçtim" (Mâide,5/3.)  ayetindeki müjde ve şerefi kavrayıp İslam'ın emir ve nehiylerinin tümünü benimsemekle ve "Kim İslam'dan başka bir din peşine düşerse, bilsin ki o din asla kabul edilmez" (Âli İmrân,3/85.) bilincine sahip çıkmakla;

Muhammed'i peygamber olarak seçmek de, "Ümmetin olduğumuz devlet yeter" duygusuyla O’nun sünnetini yaşamaya çalışmakla ispat edilebilir.

“Allah'ı seviyorsanız bana uyun" (Âli İmrân,3/85) ayetindeki çağrı, hadisimizde tek tek sayılan esasları yaşamanın ya da İslam ile yetinmenin fiilen gerçekleşme imkân ve yolunu göstermektedir. Peygamber’e ittiba, Sünnete sarılma!..[30]

MÜSLÜMAN İSLAM İLE YETİNMEYİ BİLMELİDİR

Allah'ı rab olarak seçip O'nu her şeye tercih etmenin göstergesi, bir hadis-i şerifte şöyle ifade buyurulmuştur: "Kim Allah için sever, Allah için kin besler, Allah için verir ve Allah için engel olursa, imanını olgunlaştırmış demektir.” (Ebû Dâvûd, Sünnet 15) Bu hadis, İslam ile yetinmenin bir iddia değil, bir hayat tarzı ve bir tavır olduğunu da çok açık şekilde ortaya koymaktadır. "Din olarak İslam'ı seçtim" demek, İslam dışı hiç bir şeyden heyecan duymamak, tatmin olmamak, İslam kaygısından başka hiç bir kaygı taşımamak şeklinde hayata yansıyacak bir tercihtir. Binaenaleyh Müslüman, önüne konulan her düşünceye, her sisteme karşı uysal koyun tavrı sergileyemez. Onun seçmeci ve ilkeli bir tavır ortaya koyması hem en tabiî hakkı, hem de kimlik şartıdır.[31]

14- DÜŞMANIN PROPAGANDASI[32], ALLAH’A OLAN İMAN VE GÜVENİNİN ARTMASINA VESİLEDİR

“Bir kısım insanlar, müminlere: "Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan!" dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve "Allah bize yeter. O ne güzel vekîldir!" dediler. Bunun üzerine, kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan, Allah'ın nimet ve keremiyle geri geldiler. Böylece Allah'ın rızasına uymuş oldular. Allah büyük kerem sahibidir. İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.” (Âl-i İmran,3/173-175)[33]

 “Müminler ise, düşman birliklerini gördüklerinde: İşte Allah ve Rasûlü'nün bize vadettiği! Allah ve Rasûlü doğru söylemiştir, dediler. Bu (orduların gelişi), onların ancak imanlarını ve Allah'a bağlılıklarını arttırdı.” (Ahzab,33/22)[34]

SONUÇ:

İslâm ile yetinen; Rab olarak Allah’ı, din olarak İslam’ı ve Peygamber olarak Muhammed’i seçip beğenen; Allah için seven, Allah için kin besleyen, Allah için veren ve Allah için engel olan; İslam dışı anlayış ve uygulamaları, sistem ve ideolojileri reddeden; varlıkta şükreden, darlıkta/imtihana çekildiğinde ise sabrederek kazanan; müttakî, muhsin, muhlis; emrolunduğu gibi dosdoğru, âdil, merhametli ve sırât-ı müstakîm üzere olan; tevhid’i ve vahdeti koruyan bir Müslüman için  Allah’ın yardımı hak’tır ve buna iman ediyoruz. Bununla birlikte bu yardımı hak etmemiz gerektiğini de çok iyi anlamamız gerekmektedir. Yani bu kelepür bir şey değildir, bedeli ödenmesi gereken ve hak edilmesi gereken bir lütuftur.

Müslümanların bugün tekrar hatırlamaları gereken en önemli şey şudur: Zafer, yalnız güçlü ve hikmet sahibi  Allah katındandır ve zaten izzet, şeref  üstünlük Allah’a aittir.

Şaşılır Müminin Haline! Müminin Her Hâli Hayırlıdır.

“Müminin işine şaşılır. Onun her hali hayırdır. O bir nimete erer şükreder, hayra nail olur. Bir külfetle karşılaşır, sabreder, yine hayra erer.” (Müslim, Zühd, H.No:5318, 5322.) [35]

Bi'r-i Maûne faciasında Haram b. Milhan adlı sahabinin mızrağın böğrünü deldiği zaman dediği gibi biz de diyebiliriz:  “Allahu Ekber! Kabe'nin Rabbine yemin olsun ki kurtuldum/ben kazandım...” (İbn Hişam, Sire, IV/138; İbn Hacer, el-İsabe, VI/217.)[36]

Hz. Haram'ın bu cümlesi, o gün kendisini öldüren Cebbar İbn Sulmâ'ın hidayetine vesile olacaktı. Çünkü bu, Cebbar için anlaşılmaz bir çıkıştı. Şaşırmıştı; elindeki mızrağı saplayıp da öldürdüğü adam nasıl olup da ölüme giderken "kurtuldum" diye haykırabiliyor, dünyadan giderken sürur izhar edip ölümü bu kadar aşkın bir sevinçle karşılayabiliyordu![37]

Evet, âlemlerin Rabbi olan Allah’a iman eden bizler her hâlükarda kazanabiliriz. Zaten her şeyimizle Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz, zafer ve yardımı da Rabbimiz nasip edecek. Bizi iki güzellikten biri beklemektedir: Şehitlik veya zafer…

“Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz -teslimiyet- ve şüphesiz O’na döneceğiz.”  (Bakara, 2/156.)

“De ki: Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere) ancak iki güzellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de, Allah’ın kendi katından veya bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun. Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz.” (Tevbe, 9/52)

 ZEYTİN DALI HAREKÂTIMIZ DEVAM EDİYOR

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından, Suriye’nin Afrin bölgesindeki terör yapılanmasına karşı başlatılan sınır ötesi operasyonunda 31. güne girildi. Genelkurmay Başkanlığı bugün (19 Şubat) paylaştığı bilgi notunda, Zeytin Dalı Harekatı'nın başlangıcından bu yana 1641 teröristin etkisiz hale getirildiğini bildirdi. Afrin Operasyonu kapsamında bugüne kadar 32 şehit kazandığımız – ÖSO’nun şehitleriyle 100’ü geçiyor-  ve 143 yaralı askerimiz olduğunu öğreniyoruz. Allah şehitlerimize rahmet eylesin, ailelerine sabrı cemil nasip eylesin. 

Başta Amerika olmak üzere Rusya, İran ve Esed yanlarında PKK/PYD, DAİŞ ve Şii teröristler olmak üzere hunharca Müslüman katletmeye ve ivedilikle durdurulması gereken modern canavarlara dönüşmüş durumdalar. ABD,  Rusya ve İran’ın hiçbir farkı yok hepsi de katil devletler.

Vatanın etrafını saran bu ağır kuşatmalara karşı milletin başlattığı yarma harekatı büyüyerek devam etmelidir. Zeytin Dalı uzattığımız, bu kelle avcıları, bu harami güruhu değil, vatanın öz be öz evladı olan, vatandan uzak kalan, zulüm ve katliam dayatılan ahalidir. Savaşılan emperyalizmdir, talancı sömürgecilerdir, savunulan vatanın ta kendisidir. Savunulan ahalinin onuru, haysiyetidir, aşıdır, ekmeğidir.[38]

Müslümanlar olarak bu savrulma, yabancılaşma, tefrikayı terk edip, tevhîd ve vahdeti koruyup, adaletten ayrılmadan, emrolunduğumuz gibi dosdoğru olup, sırât-ı müstakîm üzere Kur’an ve Allah’ın elçisi Muhammed Mustafa’nın en güzel rehberliğine dönmeliyiz. Allah’a verdiğimiz söze sadık kalmalıyız. Rabbimizin istediği sıtandartlarda Müslüman olmalı ve Müslüman kimliğinin güzelliğini ortaya koymalıyız. Çünkü, dünyanın dört bir tarafında mazlum ve müstazaf Müslümanlar ümmetin suskunluğunu Allah’a şikayet etmektedir. Sorumluluğumuz gün geçtikçe artmaktadır.

“Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mü’min topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin.” (Tevbe,9/14.)

Seferimiz, gazamız, cihadımız, terörle mücadelemiz ve haklı mücadelemiz mübarek olsun. Hakkaniyet, adalet, Allah’a olan teslimiyetimiz ve sabrımız en büyük silahımızdır.

Âlemlerin Rabbi olan Mevlâmız, her şeye gücü yeten Allah’ımız yardımcımız olsun.



Emin Emre, 24.02.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, İlahiyat, Din ve Tefekkür

Emin Emre Yazıları




[1] أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُواْ الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ الَّذِينَ خَلَوْاْ مِن قَبْلِكُم مَّسَّتْهُمُ الْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء وَزُلْزِلُواْ حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللّهِ أَلا إِنَّ نَصْرَ اللّهِ قَرِيبٌ
[2] إِنَّ اللَّهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ
[3] وَمَن يُهِنِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِن مُّكْرِمٍ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاء
[4] Tefhîm’ul-Kur’an, III/370-371.
[5] Diyanet, Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 734.
[6] إِن يَنصُرْكُمُ اللّهُ فَلاَ غَالِبَ لَكُمْ وَإِن يَخْذُلْكُمْ فَمَن ذَا الَّذِي يَنصُرُكُم مِّن بَعْدِهِ وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكِّلِ الْمُؤْمِنُونَ
[7] ثُمَّ نُنَجِّي رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُواْ كَذَلِكَ حَقًّا عَلَيْنَا نُنجِ الْمُؤْمِنِينَ
[8] إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ
[9] Ali Küçük, Besâiru’l-Kur’an, http://besairulkuran.blogspot.com.tr/2012/05/mumin-suresi.html
[10] وَمَا النَّصْرُ إِلاَّ مِنْ عِندِ اللّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
[11] وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ
[12] الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ العِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا 
[13] Ali Küçük, Besâiru’l-Kur’an,  http://besairulkuran.blogspot.com.tr/2012/05/rum-suresi.html
[14] يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ
[15] Buhârî, “Cihâd ve Siyer”, 15; “İlim”, 45; Müslim “İmâra”, 149; Nesâî, “Cihâd”, 21; İbn Mâce, “Cihâd”, 13.
[16] Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan, Her Kalb Bir Ülke, Altınoluk, 1989 - Mayıs, Sayı: 039, Sayfa: 009.
[17] Tirmizi, İman 8; fedailu'l-cihad 22; İbn Mace, (Fiten 12; Ahmed b. Hanbel, II, 287, V, 231, 234, 235, 237, 245, 246. Bkz. Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan, Her Kalb Bir Ülke, Altınoluk, 1989 - Mayis, Sayı: 039, Sayfa: 009.
[18] Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini, Kur'an Dili, IV, 2548 (İstanbul 1960 baskısı)
[19] كَم مِّن فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِإِذْنِ اللّهِ وَاللّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ
[20] ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَأَنَّ الْكَافِرِينَ لَا مَوْلَى لَهُمْ
[21] Ali Küçük, Besâiru’l-Kur’an,  http://besairulkuran.blogspot.com.tr/2012/05/muhammed-suresi.html
[22] قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
[23] وَلاَ تَيْأَسُواْ مِن رَّوْحِ اللّهِ إِنَّهُ لاَ يَيْأَسُ مِن رَّوْحِ اللّهِ إِلاَّ الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ 
[24] وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَإِنَّ اللَّهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ 
[25] فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَن تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
[26] وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُواْ فَتَفْشَلُواْ وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُواْ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
[27] قُلْ اِنْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَش۪يرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌۨ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَـهَٓا اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَجِهَادٍ ف۪ي سَب۪يلِه۪ فَتَرَبَّصُوا حَتّٰى يَأْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪ۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ۟ 
[28] عَنْ أَبِى سَعِيدٍ الْخُدْرِىَّ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم قَالَ : مَنْ قَالَ رَضِيتُ بِاللَّهِ رَبًّا وَبِالإِسْلاَمِ دِينًا وَبِمُحَمَّدٍ رَسُولاً وَجَبَتْ لَهُ الْجَنَّةُ
[29] Ebû Dâvud, Vitr 26; Nesâî, Cihad 18; İbn Hibbân, Sahih, II, 112; Hâkim, el-Müstedrek, I, 518, biraz farklı bir rivayet için bk. Müslim, İmâre 116.
[30] Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan, İslam İle Yetinmek.  http://www.sonpeygamber.info/islam-ile-yetinmek
[31] Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan, İslam İle Yetinmek.  http://www.sonpeygamber.info/islam-ile-yetinmek
[32]  Emin Emre, SA5607/KY34-EE27: Sefer ve Propaganda
http://www.sonsuzark.com/2018/02/sa5607ky34-ee27-sefer-ve-propaganda.html
[33] الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُواْ لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَاناً وَقَالُواْ حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ فَانقَلَبُواْ بِنِعْمَةٍ مِّنَ اللّهِ وَفَضْلٍ لَّمْ يَمْسَسْهُمْ سُوءٌ وَاتَّبَعُواْ رِضْوَانَ اللّهِ وَاللّهُ ذُو فَضْلٍ عَظِيمٍ إِنَّمَا ذَلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَاءهُ فَلاَ تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
[34] وَلَمَّا رَأَى الْمُؤْمِنُونَ الْأَحْزَابَ قَالُوا هَذَا مَا وَعَدَنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَمَا زَادَهُمْ إِلَّا إِيمَانًا وَتَسْلِيمًا
[35] عَجَبًا لِأَمْرِ الْمُؤْمِنِ، إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ، وَلَيْسَ ذَاكَ لِأَحَدٍ إِلَّا لِلْمُؤْمِنِ، إِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ، فَكَانَ خَيْرًا لَهُ، وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ، صَبَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ
[36] Bkz. ( فُزْتُ وَرَبِّ الْكَعْبَةِ) http://library.islamweb.net/newlibrary/display_book.php?bk_no=52&ID=2217&idfrom=7413&idto=7432&bookid=52&startno=6
https://library.islamweb.net/newlibrary/display_book.php?bk_no=73&ID=1035&idfrom=9142&idto=9158&bookid=73&startno=1
http://library.islamweb.net/newlibrary/display_book.php?flag=1&bk_no=60&ID=6288
[37] Yrd. Doç. Dr. Zeki Tan, Nebi'nin Kutlu Mirası: İlim/Kur'ân Halkaları.
http://sonpeygamber.info/nebi-nin-kutlu-mirasi-kur-an-ilim-halkalari
[38] Mustafa Ekici, SA5671/KY20-MEK72: Vatan
http://www.sonsuzark.com/2018/02/sa5671ky20-mek72-vatan.html?spref=tw



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı