26 Aralık 2017 Salı

SA5391/SD855: Erkek-Kadın İlişkilerine Geri Dönmek

"Her açıdan kuşatılmış, çıplaklığın ya da giyinmenin, boyanmanın, estetik operasyonların, arabaların, parfümlerin, paranın, mücevherlerin ve iş-kariyer kaygılarının direktifleri ile kadın kadın olmanın farkını, erkek de erkek olmanın farkını ayırdedecek bir ruhsal ve biyolojik tema alanı inşâ etmekten mahrum... ikisi de aynı ringte aynı anda dayak yiyen elleri kolları bağlı zavallı birer boksör gibi..." 


Bu hikaye Erkek ve Kadın'la başladı ve onlarla devam etti. Arada karışık bir şeyler yaşandı, halen yaşanıyor, çok sonra da yaşanacak. Ama insanın tarihindeki her yeni başlangıç erkek ve kadın arasındaki sabit, değişmez ilişki türüne geri dönülerek sağlandı, çünkü başka çare yoktu, çünkü kadın doğurmalıydı ki, insan denen 'şey' var olma imkanı bulabilsin. Şimdi yeniden kadın-erkek ilişkilerine dönme zamanının geldiğini gösteriyor işaretler, ama bir peygamber gelmeyecek; bu kesin. O halde kendimizle başbaşayız ve bu kaçınılmaz, geri dönülmez kararı vermek zorundayız; bunu biz yapmazsak sonraki tarihte 'insan' denen 'şey'in varlığı mümkün olmayacak. 

Bu 'şey'in varlığının mümkün oluşunu erkek ve kadının cinsel ilişkisi ile sınırlı tutmak da yetersiz olur, çünkü bu 'şey', her yeni başlangıçla yeniden var olmaya devam ederken de kadın ve erkek arasındaki ilişkinin bu türü bir şekilde devam ettiği için bugüne dek gelebildi. Kadın sadece ve sadece çocuk doğurmak için kullanılan bir makineydi o karışık dönemlerde de; insandan sayılmayan kadının o dönemlerde doğurmaktan başka çaresi de yoktu, buna karşı çıkamazdı, bunu engelleyemezdi. Ama bugün öyle değil; bugün  kadın doğurmaya karşı çıkabiliyor ve doğurmayı engelleyebiliyor. 

Yani anlayacağımız şey belli, tehdit büyük. Kadın da erkek gibi 'özgür' iradesinin sonuçlarını yaşamak istiyor, erkek gibi doğasına aykırı davranma hakkını kullanabiliyor. Tabi konu kadının ya da erkeğin özgür iradesi değil, kaldı ki özgür irade ne demek, bunu tartışabilecek kalitede bir insanlık kurgusu bile yok piyasada...  eski kurgularla avunup duran zavallılar, kadının "doğurmayacağım" dediği andaki özgürlüğünü neye bağlayacaklarını bilemiyorlar çünkü... tabi bazıları da sperm bankaları tecrübesinin özgür irade üzerindeki baskılarını dayanılmaz bulunca erkeksiz doğurmak için, bu hususta çabalayan bilim adamlarına bel bağlamış durumdalar; sorun bu da değil belki... ya da işi başka açıdan konuşmamız gerek; erkek-kadın ilişkilerine geri dönmek de ne demek?

'Kadın-Erkek İlişkisi' yerine 'Erkek-Kadın İlişkisi' yazmak bile tuhaf homurdanmalara neden oluyorsa bugünün saçmasapan eşitlik tartışmalarına boğulmuş zavallıların ruhunda, bunu bu şekilde konuşmaya gerek yok; Erkek ya da Kadın öncelikli bir varlıksal pozisyona bağlı değil bugün durum, ikisi de olmadan çocuk doğamıyor mesela.... İkisi de henüz 'âşık olmak' gibi ruhanî bir zorlayıcı 'güdü'ye ya da 'seks yapmak' gibi bedenî bir 'zorbalığa' karşı çıkamıyor, nasıl özgür irade tanımı yapılacaksa artık bu şartlarda... 

Bence yine buradan yola çıkmalıyız; erkeği ve kadını çağdaş teknolojilerin bulunmadığı köylere geri göndermemiz gerek... çünkü çağdaş teknolojiler kadını ve erkeği basit bir robot ya da iş gücü olarak tanımlıyor, böyle istiyor; onun cinsiyetini ve cinsiyetine bağlı güdülerini baskı altına alıyor, doğal ortamından koparıyor, erkeğin ve kadının doğasının ortaya çıkmasını engelliyor, kadın ve erkek öncekine göre özgür diyebileceğimiz 'baskısız' bir doğal ortamda kendi hayatını üretme şansını bulamıyor. 

Her açıdan kuşatılmış, çıplaklığın ya da giyinmenin, boyanmanın, estetik operasyonların, arabaların, parfümlerin, paranın, mücevherlerin ve iş-kariyer kaygılarının direktifleri ile kadın kadın olmanın farkını, erkek de erkek olmanın farkını ayırdedecek bir ruhsal ve biyolojik tema alanı inşâ etmekten mahrum... ikisi de aynı ringte aynı anda dayak yiyen elleri kolları bağlı zavallı birer boksör gibi... Çağdaş hayat ikisinin de ağzını burnunu dağıtıyor, kadın-erkek birbirine karışıyor, o arada uyanan güdüler de buldukları uygun boşluklara dalıyorlar...

Köye geri gönderelim erkeklerimizi ve kadınlarımızı, çünkü başka çaremiz yok... sadece inekleri, öküzleri, eşekleri, koyunları, keçileri, tavukları, horozları, civcivleri, kedileri, köpekleri, bahçeleri, tarlaları, dereleri, nehirleri, gölleri ve dağları olan, dağlarında kurtları, ayıları, tilkileri, sincapları olan köylerimize geri dönelim... ancak o zaman Erkek-Kadın ilişkilerine geri dönmemiz mümkün olabilir.

Bir peygamber gelmeyecek, söylemiştim, o halde her şeyi yeniden düşünmek için, hangi dini seçeceğimizi kararlaştıracağımız bir yer olmalı; özgür irademizin üzerinde 'baskı' olamayacak olan bir yer... kadın ve erkek olarak, hangi duyarlılıkları, hangi özeni, hangi önemi istiyorsak ve hangi din buna en mükemmel çözüm önerisinde bulunuyorsa düşünelim ve o dine inanalım ve o dinin erkek-kadın ilişkilerinin temel çerçevesini çizen emirlerini eksiksiz yerine getirelim.

Başka seçeneğimiz bence yok, siz nasıl düşünüyorsunuz? 

Ya da düşünüyor musunuz?


Seçkin Deniz, 26.12.2017, Sonsuz Ark, Şeyler ve İnsanlar, Sohbetler





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı