29 Mayıs 2017 Pazartesi

SA4388/KY57-AHCZD9: İslâm'ın Kavramları: Cehâlet

"Cehâlet, asırlardır İslam dünyasının en temel problemlerindendir. Oysa İslam dini, bilgili olmaya ve cehaletten kurtulmaya büyük bir değer atfeder."


بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Allah’a hamd, Resûlüne salât u selâm olsun.

Küfür, şirk, nifâk, adâletsizlik, zulüm ve cehâletten âlemlerin Rabbi olan Allah’a sığınırız.
 Allah, Kuran'ın gönderiliş amacının insanları düşünmeye yöneltmek ve cehâletten kurtarmak olduğunu bildirir:

هَـذَا بَلاَغٌ لِّلنَّاسِ وَلِيُنذَرُوا بِهِ وَلِيَعْلَمُواْ أَنَّمَا هُوَ إِلَـهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ أُوْلُواْ الأَلْبَابِ

"Bu Kur'ân; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir” (İbrahim ,14/52).

“İslamsızlık en büyük ve en temelli derttir. Bu derdi İslâm’dan başka hiç bir şeyle tedavi etmek de mümkün değildir. Hiç bir gerekçe ve hiç bir iddia bu gerçeği asla değiştiremez. Topyekûn dünyalılar olarak hepimiz tek bir şeye, Allah’ın razı olduğu mükemmel din İSLÂM’a muhtacız. “İslâm insanı” olmak zorundayız. Çağdaş “cahiliye adamı” olmakla elde edeceğimiz hiç bir iyilik ve erdem yoktur. Ama ödeyeceğimiz fatura ağır, bedel büyüktür.”[1]

"Cahiliye adamı", hiç kuşkusuz, öncelikle İslam öncesi dönemde yaşamış kişi demektir. Tarihî açıdan gerçek budur. Muhteva noktasından hareketle bir tanımlamaya gidecek olursak, her halde, " İslamsız bir hayatın sahibi", "İslam'ın aydınlığına kavuşamamış" ya da "Hakk ile batılı karıştıran, gözlerini yumup o aydınlığı görmek istememiş, kendi karanlık dünyasında kalmayı yeğlemiş kişi"ye de "cahiliye adamı" denilebilir. 

Bu tanımda takvimin gösterdiği yılların hiç bir önemi yoktur. Yıl, miladî 494 de 1994 de olabilir. Hatta yaşanılan coğrafyanın da hiç bir değeri yoktur. Avrupa ülkeleri, Afrika ormanları, Amerika yaylaları, Asya stepleri, Anadolu bozkırları ve Arabistan çölleri aynıdır. Netice değişmez.

Çağa ve çevreye gerçek kimliğini veren ne tarih ne de coğrafyadır. Tam aksine insanoğlunun sahip bulunduğu inanç değerleri ve o inançların gereği olarak ortaya koyduğu davranışlardır. Yani önemli ve belirleyici olan, insanın, hayatı yorumudur. Bu sebeple "zaman kötüleşti derler, oysa kötüleşen zaman değil, insanlardır" denilmiştir. 

Sözünü ettiğimiz bu yorum, insanın Rabbi ile olan ilişkilerinde odaklaşır ve oradan hayatın tüm alanlarına yansır. Bu demektir ki, zamanı cahiliye ve İslam dönemi diye birbirinden çok farklı iki devreye ayıran ana unsur. inanç değerleridir. Bu sebeple kişilerin, yaşadıkları tarih kesitine, coğrafyaya bakılmaksızın "cahiliye adamı" ya da "İslam insanı" nitelemesine tabi tutulmalarında asıl ölçü, tek kelime ile İSLAM'dır. Daha doğrusu, kişilerin İslam'dan ne ölçüde nasîbedâr olduklarıdır. 

Ebû Cehil, İslam'dan önce de İslam'dan sonra da "cahiliye adamı", hatta lideridir. Ama Ebû Bekir, İslam'dan önce "cahiliye adamı" , İslam'dan sonra "İslam insanı" ve daha sonra müslümanların halifesi, devlet başkanıdır. Demektir ki cahiliye ve İslam aynı anda yaşanabilen iki ayrı muhteva, iki ayrı dünyadır. Zaman tünelinde kalmış iki kesitten ibaret değildir. Bu değerlendirmelerimizin canlı delilleri, günümüzde İslamsız bir hayatı yaşayanların, - aradaki asırlara rağmen- cahiliye adamı ile aynı davranışları paylaşmalarıdır. 

Kültür kaynaklarımız, İslam öncesinde yaşamış olan "cahiliye adamı"nın tavır ve uygulamalarını büyük ölçüde bize nakletmektedir. Bunların büyük bir kısmı ya aynen ya biraz şekil değiştirmiş, ya da daha fazla yaygınlık kazanmış olarak günümüzün İslamsız muhitlerinde görülmektedir.”[2]

Bâtılın yerine Hakk’ı ikame etmek, insanları küfür ve şirk karanlığından iman aydınlığına çıkarmak, onları kula kulluk zilletinden kurtarıp yalnız Allah’a kul olma izzetine ulaştırmak, marufu emredip münkeri defetmek için gelen kutlu elçilerin tarihe/hayata müdahaleleri; cehalet, zulüm ve inkâr çarkından yararlanan müstekbir azınlığı ve işbirlikçilerini rahatsız ederken mazlum ve mustazaf çoğunluk için umut ışığı olur. 

Dün de bugün de insanlardan kimi Hakk’ı ikame etmek adına Hakk’ın yanında cehâletten uzak, kimi de zulüm ile ma’ruf bâtıl’ın yanında cehâletin sınırlarını zorlayacak şekilde hayatına devam etmiştir. Ki Kur’an-ı Kerim, yapılan bu tercihlerin sonucunu kıyamet gününde göreceğimizi bize haber vermektedir.

قَالَ هَارُونُ كَانَ الرَّجُلُ فِي الْجَاهِلِيَّةِ إِذَا سَافَرَ، حَمَلَ مَعَهُ أَرْبَعَةَ أَحْجَارٍ ثَلَاثَةٌ لِقِدْرِهِ وَالرَّابِعُ يَعْبُدُهُ، وَيُرَبِّي كَلْبَهُ، وَيَقْتُلُ وَلَدَهُ

 “Harun (b. Muaviye) dedi ki; cahiliye döneminde adam yolculuğa çıktığı zaman beraberinde, üçünü tenceresi için (saç ayağı gibi kullanacağı), birine de tapacağı dört taş alırdı. (Cahiliye insanı) köpeğini besler-büyütürdü ama çocuğunu öldürürdü.” (Darimî, Mukaddime l (3. hadis)

Okuduğumuz rivayeti günümüzle birlikte düşünürsek, günün modern azgın, barbar cahiller sürüsü Batı; Afrika, Orta Doğu, Kafkaslar, Latin Amerika, Hint alt kıtası vb. bir çok yerde milyonlarca insanı nükleer, konvansiyonel, açlık, işgal, terör üretme gibi bir çok sebeple öldürmüştür. Katledilen bu milyonlar, nesli tükenen bir hayvan kadar dikkatini çekmemiştir batı’nın!

Küresel bir çeteden hiçbir farkı olmayan NATO ve onun amiral gemisi Amerika gibi tarihinde Afganistan, Irak, Suriye başta olmak üzere milyonlarca insanı katleden ve kurduğu istihbarat örgütleri ile (CIA) binlercesine işkence[3] yapmıştır. 

"Sorumlu Karşıtlar Birliği (The Association for Responsible Dissent), 1987 itibarıyla CIA gizli operasyonlarının 6 milyon insanın ölümüne sebep olduğu tahmininde bulunmaktadır. Eski Dışişleri Bakanı William Blum bu durumu doğru bir şekilde “Amerikan Katliamı” olarak tanımlıyor." [4] 

Amerika ve kullandığı CIA gibi örgütler her yolu mübah görerek insanoğluna çizilen bütün çizgileri bilinçli bir şekilde aşmaya devam ediyorlar. İnsanlar üzerinde gerçekleştirilen deneyler ve hukuksuz infazlar CIA işkence[5] programının bir parçası olarak devam ediyor.[6] Hatta bu işkencenin raporları bile var.[7] 

CIA, Mossad ve BND gibi yabancı istihbarat örgütleri Türkiye'de olduğu gibi Ortadoğu'daki pek çok gizli operasyonu elde ettiği bu kara para ile finanse ediyor.[8] Terör üretme, terörü küresel anlamda bir silah gibi kullanma ( Kaide, ISIS (IŞİD), FETÖ, PKK), Terör Gözlem Veri  tabanı altında milyonlarca insanı fişleme[9], “kirli propaganda, seçimde sandıklara hile karıştırmak, para kullanarak seçimleri etkilemek, şantaj, organ kaçakçılığı, fuhuş sektörü, cinsel entrikalar, kürtaj, uyuşturucu sevkiyatı ve yaygınlaştırılması, medya üzerinden yalan hikâyeler uydurmak, medya üzerinden ahlakı bozmak, muhalif siyasi partilerin içine sızarak onları bölmek, adam kaçırma, darp, işkence, ekonomik sabotaj, ölüm mangaları oluşturma hatta suikast vb.”[10] 

Genelde "cahiliye" denilince İslam'dan önceki dönemin ismi olarak anlaşı­lır. Oysa "cahiliye", sadece İslam'ın zuhurundan önceki devri ifade etmez; o pozitif bir şeydir ve pozitif olarak "İslâmî" olana aykırıdır.[11]  Yani "cahiliye",  “İslâmî olana aykırı” olan şeydir.

Seyyid Kutub konumuzla alakalı olarak şunu söyler: "Cahiliyye, zaman içindeki belli bir dönem değildir. Cahiliyye, belli bir hayat düşüncesi olan, belli bir toplumsal durumdur. Bu düşünce ve bu durum herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde ortaya çıkabilir. Bir yerde bunların ortaya çıkması cahiliyyenin varlığının kanıtıdır." 

“Cahiliye”nin modern versiyonu ile günümüz dünyasında devam etmekte olduğu konusunda ilk kafa yoran İslâm âlimi, üstad Muhammed Kutub’dur. O, “Yirminci Asrın Cahiliyyeti” isimli eserinde; cahiliye’nin özü ve esası itibariyle her yerde ve her devirde bulunmasının mümkün olduğunu belirtir. “Medeniyetler, ilimler, maddî ilerlemeler, fikrî, siyasî, içtimaî ve insanî değerler, hangi seviyede olursa olsun, hevâ ve heveslere uyar da ilâhî hidayetten uzaklaşır ve Allah’ın emrettiği nizama tâbi olmazlarsa, cahiliyet de onlarla beraber yaşar! Cahiliyyet, hevâ ve heves aynı şeylerdir! Ve bu cahiliyye’nin mutlaka doğuracağı huzursuzluk, bedbahtlık, perişanlık ve mahrumiyet gibi korkunç neticelerle karşılaşmağa mahkûmdurlar![12]  

Kur’anı Kerim de kavimlerin helâki ile ilgili sebeplere bakınca, kavimlerin helaki ile sonuçlanan suçların tamamının bugün küresel ölçekte işlendiğini görmekteyiz. (Nûh (as)’ın kavmi puta tapmak/zulüm/küfür ve isyân[13], Hud (a.s.)'ın kavmi Âd, şirk/küfür/kibir ve nankörlük[14], Sâlih (as) in kavmi Semûd ise, şirk ve kibir[15], Lût (as) in kavmi homoseksüellik/isyan ve inkâr[16], Firavun ve ona tabi olanlar ise kibir/zulüm/tuğyân[17] ; Ashâbu’l-Uhdûd[18] ; Ashâbu’s-Sebt[19]; Ashâbu’l-Cenneh (Bahçe Sahipleri) [20]; Sebe’ Kavmi (Seylü’l-Arim)[21]; Ashâbu’l-Fîl[22]; Ashâbu’l-Karye[23].  [24]

Hem bu helâk edici suçlar hem  de cahiliye dönemi olarak adlandırılan Allah’ın elçisi Muhammed Mustafa (sav) dönemindeki işlenen ve dönemi “cahiliye” olarak tanımlanmasına yol açan suçlarda güncellenmiş halleri ile  fazlasıyla bugünün dünyasında işlenmektedir.

Tarihçiler İslâmiyet’ten önceki devre “Cahiliye Devri” adını vermişlerdir. Kelime anlamı itibariyle “bilgisizlik, gerçeği, hakkı tanımama” anlamına gelen “cahiliye” terimi, insanların Allah’ı gereği gibi ve doğru olarak tanımaması, ona kulluk etmekten uzaklaşmaları, onun koyduğu ilâhî hükümlere değil de kendi hevâ ve heveslerine tabi olmaları, Allah’tan başkalarının koyduğu hüküm, emir ve yasaklara, sistem ve düşüncelere inanıp uymaları demektir. 

Kur’ân’da: “Onlar hâlâ cahiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Gerçeği bilen bir millet için Allah’tan daha iyi hüküm veren kim var?”(Mâide 5/50) buyrulur. İslâm’ın hâkim olmadığı ortamlar ve zamanlar cahiliye çağlarıdır.[25]

 Eski ve Yeni Cahiliye’nin Değişmeyen Özellikleri

“İnsanları kavimlere, renklere, tarihi efsanelerine yönlendiren, dil farklılığı sebebiyle ümmet şuurundan koparan her türlü zulüm, despotizm, barbarlık, tuğyân cahiliye’nin bir görüntüsüdür.
İmdi, basit bir mukayese yaparak, İslam öncesinde Arabistan’da yaygın olan cahilî hayat tarzının, bugün “modern cahiliye” olarak varlığını sürdürdüğünü görebiliriz.

-Arap cahiliyesi kız çocuklarını diri diri toprağa gömerken; modern cahiliye onları cinsel metaya dönüştürerek batakhanelere gömüyor ve hayatlarını karartıp adeta “yaşayan ölüler” haline getiriyor.

-Arap cahiliyesi fuhşun ve ahlaksızlığın envai türlüsünü üretip hayvanca bir hayatı terviç ederken; modern cahiliye buna yeni cinsel sapıklıklar ekleyerek, bedenler üzerinden bir fuhuş sektörü üretiyor.

-Cahiliye Arapları içki içmeyeni, kumar oynamayanı adam saymazdı; modern cehaletin kurbanları olan zavallılarsa, içki ve kumarın zebunu haline gelerek, maddi-manevi tüm varlıklarını kaybediyorlar.

-Puta tapıcılığın Arap cahiliyesinde kaldığı sanılır. Heyhat! Modern cahiliye, insanları çok sayıdaki putlara kul ve köle kıldı.

-Arap cahiliyesinde bir avuç zorba azınlığın çıkarına hizmet eden ribâ/faiz uygulaması, bugünün dünyasında, modern kapitalist düzenin zulüm çarkını döndüren ana unsur haline gelmiş bulunuyor.

-Cahiliye Arapları arasında ardı arkası gelmeyen kabile savaşları, modern ulus devletlerin ortaya çıkışıyla birlikte yeniden hortlamış ve sömürgeciler eliyle kışkırtılarak tüm dünyaya yayılmıştır.

-Modern cahiliye’nin, Arap cahiliyesine taş çıkartacak boyutta hurafe anlayışlar, batıl düşünceler ve sapkın uygulamalar geliştirdiğine ve bunlara her gün yenilerini eklediğine birlikte tanık oluyoruz.

Kısaca: İslamiyet’ten önceki cahiliye dönemine ait her türlü kirlilik ve sapkınlığın modern izdüşümlerinin fazlasıyla yaşandığı bir “modern cahiliye” uygulaması ile karşı karşıyayız bugün.
Nasıl ki, Arap cahiliyesi’nin dip çukurunda yaşayan insanlar, kutlu Rasûl’ün (sas) muştuladığı vahyî gerçeklikle buluşarak, tarihin örnek huzur nesli haline gelmişse; modern cahiliye’nin yapay ışıltıları altında“bunalım çağını” yaşayan günümüz insanı da, dünya ve ahiret mutluluğunun tek anahtarı olan İslam’la yeniden buluşarak karanlıklardan aydınlığa çıkacaktır.”[26]

إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا ﴿٧٢﴾

"Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular: Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir." (Ahzab, 33/72.)

Bu ayetten insanın fıtratında zalimlik ve cahillik bulunduğu, zulüm ve cehlin onun özelliklerinden olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü emanet kendisine arz edildiği zaman henüz herhangi bir şekilde bu emanete karşı menfi bir tavır takınması söz konusu olmamış, emanet ona teklif edilmiş, o da göklerin, yerin dağların yüklenmekten çekindiği ve korktuğu bu emaneti yüklenmiştir. Ancak yaratılıştan getirdiği zulüm ve cehl gibi özellikleri sebebiyle insanların bir kısmı kendilerine tevdi edilen bu emanetin, kulluğun gereğini yerine getirmemiş, bir kısmı ise bu menfi yönlerini düzelterek (Şems 91/7-10.) zulüm ve cehli terk etmişlerdir. Zira müteakip ayetle, önce emanetin gereğini yapmayanların sonuçta azaba, kendilerin teklif edilen emanetin gereğini hakkıyla yerine getirenlerin de ilahi mağ­firete kavuşacakları beyan edilmiştir.( Ahzab 33/73.)[27]

Cehâlet, asırlardır İslam dünyasının en temel problemlerindendir. Oysa İslam dini, bilgili olmaya ve cehaletten kurtulmaya büyük bir değer atfeder. İlk gayesi insanlara en doğruyu.öğretmek, onları "zan" dan "yakin" e ulaştırmak olan Kur'an, hiç bir delile dayanmayan kulaktan daima bilgileri, hayal mahsulü bir takım kuruntulardan ibaret saymakta ve bunları yakin ifade eden bilgiler olarak kabul etmemektedir. İnsanlar ise, yaratılışları itibariyle yakin ifade eden kesin bilgilerden daha çok, Kur'an'ın "emani" olarak adlandırdığı zanna dayanan bir takım kuruntulara inanmaya, onların peşinden koşmaya daha mütemayildirler. 

İşte Kur'an'da İşte Kur'an'da değişik şekilleriyle 24 ayette geçen cehalet kavramı da, ilk bakışta herkesin çok iyi bildiği bir kavram olarak görülmesine rağmen, birinci bolümde semantik açılardan ele alıp incelediğimizde, bu yaygın kanaatin pek de özel gerçekleri yansıtmadığı net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu yaygın kanaate göre kısaca cehalet, bilgisizlik olarak açıklandığı halde, Kur'an-ı Kerim' deki kullanılışına baktığımızda durumun hiç de öyle olmadığı, cehaletin bilgisizlikten ziyade, akıllıca düşünmeyi ve vakârı geri plana iten, kaba ve olumsuz bir davranış biçimi olduğu görülmektedir. [28]

CEHALETİN ANLAM ALANI

Cehl, lugatte ilmin zıddı olarak kullanılmaktadır. Cehalet ise, bilgisizce bir fiili işlemek demektir.[29] Haralli(638/1240)'ye göre cehl, bilinmeyen şeyler hakkında bilgisizce ileri atılmaktır.[30] Cehalet dilimizde de, bilmezlik, bir şeyi bilmemek manalarına gelmektedir.

Sözlüklerde bilginin çelişiği olarak gösterilen cehalet kelimesini,[31] Ragıb el-İsfehânî Müfredât’ta üçe ayırmaktadır[32]:

1. Nefsin/aklın bilgiden yoksun olması,
2. Bir şeyin gerçekte olduğundan farklı olduğuna inanma,
3. Yaptığı bu şeye inancı ister doğru olsun isterse yanlış olsun, kişinin bir şeyi yapılması gerektiğinin aksi bir şekilde yapması.[33]

Zebîdi, Harakî’den cehalet konusunda şu aktarımda bulunmaktadır: “Cehalet müphem konulara bilgisizce dalmaktır.[34]

Cehalet genel olarak basit ve mürekkep olmak üzere iki kısımda irdelenmektedir: 

Basit cehalet: bilinmesi gereken şeylerin bilinmemesi, gerçeğe uygun olmayana inanılmasıdır. 

Mürekkep cehalet ise; kişinin cahil olduğunu bilmemesidir. İlki ulemanın yanında bulunularak tedavi edilebilir. Böylece bilgi eksikliğinden kaynaklanan cehalet giderilebilir.[35]

“Cehalet kavramının semantik yapısı ele alındığında, bu kavramın ilmin değil, hilmin zıddı olduğu görülecektir. Toshihiko Izutsu, bu tezi ilk defa Ignaz Goldziher'in "Muhammedanische Studien" (Muhammedi Araştırmalar) yahut "İslami Tetkikler" adlı eserinde ortaya attığını ve cehaletin ilmin zıddı olduğu şeklindeki geleneksel kanaatin temelde yanlış olduğu yolunda kayda değer hükme vardığını ifade etmektedir.[36] 

Bu noktadan hareketle Izutsu şunları ileri sürmektedir: "Cehl kelimesinin birinci ve en belirgin özelliği, insanın hareket tarzıyla ilgili alanıdır. Cehl, en ufak bir kızgınlık anında iradesini kaybedip parlayan, kontrolsüz bir ihtirasla öfkesine kapılıp, sonucu düşünmeden hemen körü körüne atılan delikanlı, ateşli, sabırsız kişinin sorumsuz davranışıdır. Bu insan, doğruyu yanlışı düşünme ölçüsünü yitirip kendisini öfkenin pençesine düşürür.  Hilm ise bu tür cehl kavramının tam karşıtıdır. Hilm, cehl patlamasını dizginleyebilen insanın ahlakıdır. Halim o kimsedir ki, duygularını firenlemesini, kör ihtiraslarını yenmesini, ne olursa olsun canını sıkmayıp sakin olmasını bilir. Eğer cehl, yanan bir öfke alevi ise, hilm de sükunet, kendine hâkim olmak ve teenni ile karar vermektir."[37]

1-Şer’i İlimlerde Cehalet

Kur’an’da Yüce Allah’ın “Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi (verilen bilgiden) sorumludur”[38] buyruğu insanları bu cahil kesimden uzaklaştırmaya yetmemiş görünmektedir. Bu ayet-i kerimeye göre insanların zannî bilgiyle yetinmeyip doğru/hak olanın peşine düşmeleri gerekir. Bunun için de ilme sarılmaları beklenmektedir. Allah Kur’an-ı Kerim’de ilmin önemine binaen ilim sahibi kişilerin savaşa dahi gitmelerinin doğru olmadığına vurgu yapmıştır.( Tevbe, 9/122.)

Ayette ilimden kastedileni İbn Hacer el-Askalanî “kişiye yararlı olan şer’i ilim” olarak yorumlamıştır. Yani Mükellef olan kişinin din, ibadet ve muamelat konularını öğrenip neyi yapıp neyi yapmaması gerektiğini bilmesidir.[39] Buna göre ilim, kulun dalalete ve bid’ata düşmesini engelleyen bir bekçi durumundadır.

2-Nassların Delaleti Konusunda Cehalet

Kişileri cehalet üzerinden batıl tekfire götüren sebeplerden biri de metinlerin delalet dilinin iyi okunmamasıdır. İbn Abbas şunları ifade etmektedir:  

“Kur’an-ı Kerim indiğinde okuduk ve ne ile ilgili indiğini öğrendik. Bizden sonraki kavimler Kur’an-ı Kerim’i okuyup ona vâkıf olamayacaklar ve o zaman birbirleriyle ihtilafa düşerek, çatışacaklar.” [40]

3. Rabbanî Yargılar/Ontolojik Hükümler Konusunda Cehalet

Allah hükmünü (kazâ), kevnî (yaratılışın doğasında var olan) ve şer’i olmak üzere ikiye ayırmıştır. Kevnî yargıya örnek olarak; İslam ümmetinin ayrılarak ihtilafa düşmesi ve birçok millet ve mezhep haline dönüşmesi örneği verilebilir. Kur’an’da konuyla ilgili olarak şöyle buyrulmaktadır: 

“Rabbin dileseydi bütün insanları bir tek millet yapardı. Fakat onlar ihtilafa düşmeye devam edecekler. Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin, “And olsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım” sözü yerini buldu.”( Hûd, 11/118-119) 

Hz. Peygamber ise; “Nefsim elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki günah işlemezseniz Allah sizi alır, günah yapıp mağfiret dileyen kavimle değiştirir ve onlara mağfiret eder” buyurmaktadır.[41]
Şer’i yargıya örnekler ise; içki içmek,[42] zina etmek, kamu malını yemek, vb. suçlardır.[43] Ancak Hz. Peygamber sahabîlerden içki içenlerin küfürle itham edilmelerini yasaklamıştır. Bu kişiler ümmetten uzaklaştırılmamıştır. Kur’an’da “Kendilerine kitap verilenler ancak o açık delil (peygamber) kendilerine geldikten sonra ayrılığa düştüler” (Beyyine, 98/4.  ) ve “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a) sımsıkı yapışın, parçalanmayın” (Âl-i İmran, 3/103.  )  gibi daha birçok ayetle inananlara uyarılarda bulunmaktadır. Allah müminlerin birliğini emretmiş, ihtilafa düşmeyi ve ayrılmayı ise yasaklamıştır.

Farklı düşüncelerin ve toplulukların varlığı bize insanlar arasında kesinlikle ihtilafın vuku bulacağını, hidayetin ve dalaletin; günahların ve ma’siyetin olacağını göstermektedir. Yani Müslüman toplumu ister istemez ebrâr ve fuccâr gruplara ayrılacaktır. Tarihsel tecrübe de bunu göstermektedir. Bu durumda yapılması gereken şey, Allah’ın kevnî kanunlarına teslim olmak, batıla hikmetle ve güzel mev’izayla karşı çıkmak ve Allah’ın rızasının bulunduğu şer’i kanunları dikkate alarak toplumun ıslahına çalışmaktır.”[44]

Câhillerin Özellikleri [45]

Cahillerin özellikleri ayet-i kerimelerde şu şekilde ele alınmaktadır:

وَلَوْ أَنَّنَا نَزَّلْنَا إِلَيْهِمُ الْمَلآئِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ الْمَوْتَى وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَيْءٍ قُبُلاً مَّا كَانُواْ لِيُؤْمِنُواْ إِلاَّ أَن يَشَاء اللّهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ ﴿١١١﴾

"Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de kendileriyle konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah'ın dilemesi müstesna yine de inanacak değillerdi. Fakat çokları bunu bilmez." ( En' am 6/111.)

"İsrail oğullarını denizden geçirdik, orada kendilerine mahsus bir takım putlara tapan bir kavme rastladılar. Bunun üzerine "Ey Musa! Onlara ait tanrılar  gibi bizim için de tanrı yap!" dediler. Musa, "Gerçekten siz cahil bir toplumsunuz." dedi." ( A'raf 7/138.)

 "Ey kavmim! Allah'ın emirlerini bildirmeye karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükafatım ancak Allah'a aittir. Ben, iman edenleri de kovacak değilim; çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum." ( Hud 11/29.)

"(Bu ilahi ikazdan sonra hala) siz, ille de kadınları bırakıp şehvetle erkeklere  yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz, beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz!" ( Neml 27/55.)

 "De ki: Ey cahiller! Bana Allah 'tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?" ( Zümer 39/64.)

"Hûd da: "Bilgi ancak Allah'ın katındandır. Ben, kendisi ile gönderildiğim şeyi (İslam'ı) size duyuruyorum. Fakat sizi cahil bir kavim olarak görüyorum" dedi." (Ahkaf 46/23.)

Kur'an'ın kendilerinden "cahil kavim" veya "cahiller" diye bahsettiği bu insanların yukarıdaki ayetlerde zikredilen taleplerine ve menfî davranışlarına bakıldığında, onların akıllarını kullanmadan, hisleriyle peygamberlere karşı akıl almaz tekliflerde bulundukları ve onları son derece üzecek kötü fiiller irtikap ettikleri görülmektedir. Bütün bu söyledikleri ve yaptıkları ise, ilimden, bilgiden yoksun olduklarından değil, aklı geri plana atıp, tamamen hisleriyle ve arzularıyla davranmalarından ileri gelmektedir. Burada geçen cehalet kavramları da yine hilmin, aklın zıddı olan cehl manasında kullanılmıştır.

Yukarıdaki altı ayette bu câhillerin peygamberlere yaptıkları teklifleri şöyle sıralayabiliriz: 

Gökten melek indirilmesini, ölülerin kendileriyle konuşmasını, her şeyin toplanıp karşılarına getirilmesini istemeleri, İsrail oğullarının Hz. Musa'dan kendilerine, diğer kavimlerin tanrıları gibi tanrı yapmasını, Hz. Nuh'un kavminin ondan kendisine inananları etrafından kovmasını istemeleri, Lut kavminin kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşmaları, müşriklerin Hz. Peygamber'den putlarına ibadet etmesini ve Ad kavminin de Hz. Hud'dan onlara va'dettiği azabı bir an önce getirmesini istemeleri. 

Buraya kadar sıraladığımız hususlara bakıldığında bunlardan hiç birisinin bilgisizlikten kaynaklanmadığı görülecektir. Mesela bir peygamberden kendi putlarına ibadet etmesini istemenin bilgisizlikle hiç bir alakası yoktur. Kimse onların bunu bilgisizlikten söylediğini iddia edemez. Onlar Hz. Peygamber' e bu teklifi yalnızca sefihliklerinden/beyinsizliklerinden yapmışlardı. Diğer peygamberlere yapılan teklifler de aynı şekilde, onların akıllarıyla değil nefislerinde besledikleri gurur ve kibirle yapılmış tekliflerdir. 

Cahil kavimlerin veya câhillerin özelliklerinden yukarıda sayılanlardan Hz. Nuh kavminin O'na inananları yanından kovmasını istemeleri, ne bilgisizlikle, ne akılsızlıkla, ne de başka bir şeyle izah edilebilir. Düşünün bir kere, insanların kendi tebliğ ettiği dine inanmaları için her yolu deneyen, her zorluğa göğüs geren ve sonunda küçük bir azınlığa davasını kabul ettiren bir peygamberden, kendisine inananları etrafından kovmasını isteyerek, ancak o zaman ona inanabileceklerini söylemeyi, müfessirlerin izah ettikleri gibi sefihlik, aptallık ve beyinsizlik müstesna, hiç bir şeyle izah etmek mümkün değildir. İşte insan cehle yenik düştü mü onun artık ne aklı, ne fikri hiç bir şekilde 'onu doğ­ruya ulaştıramaz. Çünkü o sadece ve sadece hisleriyle hareket etmektedir.[46]

KUR'AN'DA GEÇEN CÂHİLİYYE TEZAHÜRLERİ

Cahiliyye kavramı Kur'an-ı Kerim'de dört şekilde görülmektedir: 

Zanne'l-Cahiliyye (Al-i İmran 3/154.), Hukme'l-Cahiliyye (Maide 5/50.), Teberrüce'l-Cahiliyye (Ahzab 33/33.) ve Hamiyyete'l-Cahiliyye (Fetih 48/26.)

Muhammed Kutub; Yirminci Asrın Cahiliyyeti’nde, “Cahiliyye’nin alametleri”ni şöyle sıralar:[47]

1. Allah’a hakkıyla iman edilmemesi, -akîde ve şeriat bazında- hükümlerine teslim olunmaması.
2. Allah’a iman etmeyip boyun eğmemenin tabii sonu olarak hevâ ve heveslere uymak (Maide 5/49).
3. Şeytani-tağutî güçlerle şer unsurların yeryüzünde varlık ve hâkimiyet kurmaları (Bakara 2/257; Nisa, 4/76).
4. Behimi/hayvani arzu ve isteklerin esiri olmak ve şehevi cereyanlara kapılmak (Âl-i İmran,3/14).

"Kur'an'da cahiliyye olumsuz anlamda bir dini terimdir. Çünkü o, kafirlerin küfrünün temelidir. Gerçekten gururlu bağımsızlık ruhu, insani olsun, ilahi olsun hiçbir otoritenin önünde eğilmeyi kabul etmeyen bu şiddetli şeref duygusudur ki kafirleri yeni dine karşı bu kadar sert bir muhalefete itmiştir. İslam'dan önceki dönemlerde bu kelimenin dini bir manası yoktu. Cehl; insanın kişisel bir niteliği idi; o çok belirgin bir niteliktir."[48]

İnsanın müslüman olmazdan önceki hayatını belirtir. Hasılı ferdin hayatı, İslam ile tam iki kısma bölünmüştür. İslam gelinceye kadar o, bir cahil olarak biliniyordu, İslam’ın gelişinden itibaren ise artık o bir Müslümandır. Bir insanın müslüman oluşu, bir çok şeyleri ifade eder; o her şeyden önce bencilliğinden, kendi gücüne güvenmekten vazgeçip, alçak gönüllü, halim-selim bir kul olarak, efendisi Allah'ın huzurunda durmayı ifade eder.”[49]

1. Zanne'l-Câiliyye (Cahiliyye Düşüncesi) [50]

İslam, cahiliyyeden kalma her şeyi değiştirdi ve işe inançları değiştirmekle başladı Ancak bu değişiklik, gayet tabiidir ki herkese aynı etkiyi göstermemiştir. Cahiliyyenin sapık inançlarından kurtulup İslam'a girenlerin hemen hemen tamamı bu yeni inanç esaslarını içine sindirip özümserken, bir kısım insanların kalbinde hala gizledikleri bir takım inanç problemleri bulunabiliyordu. Bu tür kalbi hastalıklar da tabii ki sıkıntı anlarında tezahür edip kendini gösteriyordu.

2. Hukme'l-Câhîliyye (Câhiliye İdaresi) [51]

İslam'ın gelmesiyle birlikte beşeri kaynaklı idare, yerini ilahi vahiyden kaynağını alan İslamî bir idareye bırakır. Ancak bu yeni adalet anlayışı cahili idare gibi haksızlıklara ve kayırmalara yer vermediğinden, bundan rahatsızlık duyan bir takım kimseler, istedikleri hükmü verdirebilmeleri için tekrar cahiliyye hükmüyle idare edilmeyi aramaya başladılar. İşte bu ayetle, İslam'a girdikten sonra, insanın arzu ve isteklerine göre düzenlenmiş olup ilahi bir tarafı olmayan cahiliyye hükmünü, cahiliyye idaresini isteyenlere alternatif olarak yine Allah'ın hükmü önerilmektedir. 

"(Sana şu talimatı verdik): Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma. Allah'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmında seni saptırmalarına dikkat et. Eğer (hükümden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak, günahlarının bir kısmını onların başına bela etmek ister. İnsanların bir çoğu da zaten yoldan çıkmışlardır. Yoksa onlar (İslam öncesi) cahiliyye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı Allah'tan daha güzel kim vardır." (Maide,5/49-50.)

3. Teberruce'l-Cahiliyye (Cahiliyye Dönemi Kadının Açılıp Saçılması) [52]

 'Teberrüc' den ne kastedildiği hususunda bazı müfessirler şunları demektedir: 

Mücahid, Katade ve İbn u Ebi Nuceyhin, teberrücü, "kadının caka satarak, kırıtarak ve cilve yaparak yürümesi"; Mukatil'in, "bağlanmaksızın baş örtüsünü kafasının üzerine atması, gerdanlığı, küpesi ye boynunun görülmesi"; Müberred'in de, "kadının örtmesi gereken güzelliklerini ortaya çıkarması" olarak anladığı rivayet edilmektedir. 

"Evlerinizde vakarınızla oturun, ilk cahiliyye (devri) kadınlarının açılıp saçı­larak, ziynetlerini göstererek yürüyüşü gibi yürümeyin. Namazı kılın, zekatı verin, Allah' a ve Rasulüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece şek ve şüpheyi (kötü huyları) gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor." ( Ahzab, 33/33.)[53]

4. Hamiyete'l-Cahiliyye (Cahiliyyenin Kendini Bilmezliği) [54]

Cahiliyye tezahürierinden dördüncüsü olarak Kur'anda geçen "hamiyyete'l-cahiliyye" kavramı da, İslam'a yanaşmayan insanın psikolojisini ortaya koyması bakımından kareyi tamamlayan son öge olmaktadır. Bundan önce ele alınan üç kavramı, itikat, muamelat ve ahlak alanında görülen olumsuzlukları gidermeyi amaçlarken, bu kavram, cahili inanç, yaşantı ve ahlak anlayışına sahip insanların sergiledikleri bu davranış bozukluklarının arkasındaki ruh halini, cahiliyye taassubunu, cahiliyye öfke ve gururunu tasvir ederek cahiliyyenin bu son tezahürünü de ortadan kaldırmaktadır. 

"O zaman inkar edenler, kalplerine öfke ve gayreti, o cahiliyye (çağının) öfke ve gayretini koymuşlardı. Allah da Elçisine ve mü'minlere huzur ve güvenini indirdi; onları takva kelimesine (sebat ve ahde vefaya) bağladı. Zaten onlar, buna layık ve ehil idiler. Allah her şeyi bilendir." (Fetih, 48/26.)

Sâhi bidon kafalı, köylü, takunyalı dedikleri mi, yoksa yabancılaşmış, dünyaperest, satılık, hain, diplomalı kitap yüklü eşekler mi daha câhil?


Ahmet Hocazâde, 02.06.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Muhâfız ya da Muârız'a dair

Ahmet Hocazâde Yazıları





[1]Prof. Dr. İsmail Lütfi ÇAKAN, Hadislerle Gerçekler, İFAV, İstanbul 2012, s.479.
[2] İsmail Seyidoğlu, Cahiliye Adamı, Altınoluk, 1994 - Kasim, Sayı: 105, Sayfa: 021.
[3] Derya Beyaz, SA1043/ÇY4-DB30: ABD Senatosu'nun CIA İşkence Raporu 1.
http://www.sonsuzark.com/2014/12/sa1043cy4-db230-abd-senatosunun-cia.html
[4] Tamer Güner, SA2645/TG182: Amerikan Katliamı; CIA’in Suç Tarihi- A Timeline of CIA Atrocities-1.
http://www.sonsuzark.com/2016/03/sa2644tg182-amerikan-katliam-ciain-suc.html
[5] Tamer Güner, SA1044/TG80: Eski CIA ve NSA Başkanı Hayden CIA İşkence Raporu’nu Değerlendiriyor
http://www.sonsuzark.com/2014/12/sa1044tg80-eski-cia-ve-nsa-baskan.html
[6] Tamer Güner, SA1059/TG83: CIA, İşkence ve İnsan Deneyleri.
http://www.sonsuzark.com/2014/12/sa1059tg83-cia-iskence-ve-insan.html
[7] Derya Beyaz, SA1038/ÇY4-DB29: ABD Senatosu'nun CIA İşkence Raporu/ Önsöz
http://www.sonsuzark.com/2014/12/sa1038cy4-db29-abd-senatosunun-cia.html
[8] Berrak Şebnem, SA756/ÇY3-BŞ13: Enkaz Ülke Afganistan ve Haşhaşın Emperyal Ruhu
http://www.sonsuzark.com/2014/07/sa756cy3-bs13-enkaz-ulke-afganistan-ve.html
[9] Tamer Güner, SA1124/TG89: ABD’nin Gizli Terörist İzleme Sistemi- II.
http://www.sonsuzark.com/2015/01/sa1124tg89-abdnin-gizli-terorist-izleme.html
[10] Tamer Güner, SA2645/TG182: Amerikan Katliamı; CIA’in Suç Tarihi- A Timeline of CIA Atrocities-1.     http://www.sonsuzark.com/2016/03/sa2644tg182-amerikan-katliam-ciain-suc.html
[11] Prof.Dr.Seyyid Kutub, Fi Zilali'I-Kur'an, (Terc. Komisyon), Dünya Yayınları, İst., 1991, VIII, 321-322.
[12] Prof. Dr. Muhammed Kutub, Yirminci Asrın Cahiliyyeti, çev. M. Hasan Beşer, Hilal Yay., t.y.,s.16.
[13] Ankebut, 29/14.; Nuh,71/25.
[14] Fussilet,41/15,16; Ankebut, 29/37-38.
[15] Neml, 27/45; Şems, 91/13-14.
[16] Ankebut, 29/33,34; Neml 27/ 54, 55; Enbiya ,21/74.
[17] Kasas,28/3-4; Şuara 26/63,66; Yunus ,10/90-91.
[18] Burûc, 85/4.
[19] Nahl, 16/124; A'râf, 7/163; Bakara, 2/65-66.
[20] Kalem, 68/17–32. 
[21] Neml, 27/20-44.
[22] Fîl, 105/1.
[23] Yâsîn, 36/15.
[24] Diğer helâk edilen kavimler için bkz. Araf,7/5, Yunus,10/13, Hud,11/101,102,116, İbrahim,14/13, Kehf, 18/59, Enbiya,21/11,14,97, Hac,22/48, Muminun,23/41, Rum,30/9.
[25] Abdullah Yıldız, “Arap Cahiliyesi”nden, “Modern Cahiliye”ye,
http://www.siyerinebi.com/tr/siyerinebi/arap-cahiliyesinden-modern-cahiliyeye
[26] Abdullah Yıldız, “Arap Cahiliyesi”nden, “Modern Cahiliye”ye,
http://www.siyerinebi.com/tr/siyerinebi/arap-cahiliyesinden-modern-cahiliyeye
[27] M. FAİK YILMAZ, Kur'an'da Cehalet Kavramı, Dini Araştırmalar, Ocak-Nisan 2003, C. 5, s. 150,
[28] M. FAİK YILMAZ, a.g.m., s. 139.
[29] İbn Manzur, Ebu'l-Fadl Cemalurldin Muhammed, Lisanu'l-Arab, Beyrut, 1410/1990, XI, 129
[30] Zebidi, Muhibbuddin Ebu'l-Feyz Seyyid Muhnmmed Murtaza, Tacu'l-Arus, Mısır, 1306/ 1888,Vll, 268
[31] Bkz. Ebu'l-Fadl Cemalüddin Muhammed b. Mükerrem İbn Manzûr, Lisanü’l- Arab, (3. bs., Beyrut: Daru’s-sadır, 1414/1994), XI, 129. 
[32] Maaroof Al-Huseeını, Din ve Siyaset Bağlamında Tekfir,  Ankara Üniversitesi, Doktora Tezi, Ankara 2016, s.57.
[33] Hüseyin bin Muhammed Râgıb el-İsfehânî, Müfredât fi Garîbi’l-Kur’an, thk. Safvan Adnan el-Davudi, b.1, Beyrut, Daru’l-kalem, 1412h, s. 102. 
[34] Muhammed Murtazâ ez-Zebîdî, Tâcu’l-’arûs min cevâhiri’l-kamûs, thk. Abdülhalim El-Tahavi, Kuveyt, Silsiletu’t-turasi’l-arabi, 1974, XIV, 129. 
[35] Eyyûb b. Musa El-Kefevî Ebu’l-Bekâ, Külliyât, thk. Adnan Derviş ve Muhammed el-Mısri, Beyrut, Müessesetü’r-risale, 1992, s. 350. 
[36] Toshihiko lzutsu, Kur'an'da Dini ue Ahlaki Kavramlar, (Terc. Selahattin Ayaz), İst., 1991,s.51-52.
[37] M. FAİK YILMAZ, Kur'an'da Cehalet Kavramı, Dini Araştırmalar, Ocak-Nisan 2003, C. 5, s.183.
[38] İsra, 17/36. 
[39] Ebu'l Fazl Şihabuddin İbn Hacer el-Askalani, Fethü-l bâr-i şerh-u sahih el-Buhari, thk. Mahmud Cemil, Kahire, Daru’s-safa, 1424h/2002m, I, 141. 
[40] Afaf Hasan el-Muhtar, “el-Esbabu’l mueddiye li zahirati’t-tekfir,” Zahirat et-tekfir el-esbâb ve’l-eser ve’l-ilac Sempozyumu, Cidde, Şevval 22-24 1432, haz. Merkezu’t-tafsîl li’d-dirâsâti ve’l-buhûs Daru’l İmam, Cidde 1432h/2011m, IV, 1791.; Maaroof Al-Huseeını, Din ve Siyaset Bağlamında Tekfir,  Ankara Üniversitesi, Doktora Tezi, Ankara 2016, s.61.
[41] Müslim, Kitabu’t-tevbe, IV, s. 2106, hadis no: 2749. 
[42] Buhari, Kitabu’l-hudûd, VI, s. 6398, hadis no: 6391. 
[43] Müslim, Kitabu’l-iman, I, s. 74, hadis no: 320.
[44] El-Muhtar, “el-Esbabu’l-müeddiye li zahirati’t-tekfir”, IV, 1794. 
[45] M. FAİK YILMAZ, a.g.m., s. 154,
[46] M. FAİK YILMAZ, a.g.m.,  s.156.
[47] Abdullah Yıldız, “Arap Cahiliyesi”nden, “Modern Cahiliye”ye,
http://www.siyerinebi.com/tr/siyerinebi/arap-cahiliyesinden-modern-cahiliyeye
[48] Toshihiko Izutsu, a.g.e., s.193.
[49] M. FAİK YILMAZ, a.g.m., s.158.
[50] M. FAİK YILMAZ, a.g.m., s. 160.
[51] M. FAİK YILMAZ, a.g.m., s. 161.
[52] M. FAİK YILMAZ, a.g.m., s.162.
[53] M. FAİK YILMAZ, a.g.m., s.162.
[54] M. FAİK YILMAZ, a.g.m., s.163.




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı