20 Aralık 2017 Çarşamba

SA5354/KY38-SevDur108: 28 Şubat Mahkûmları: "Son Umudumuz Erdoğan"



Takdim

Suçsuz yere, delilsiz, ispatsız İslami davalardan hapiste yatan 600 mahkûmun 28 Şubat’ı hala bitmedi. Emniyet ve yargılama safhasında yer alan isimlerin yüzde 70’i FETÖ’den ihraç edildiği halde, 28 Şubat mahkumlarına yeniden yargılama bile yapılmadı. 

İslami Hareket Davası’ndan müebbet yatan Kamil Aşkın, İBDA-C Davası’ndan müebbet yatan Cihat Özbolat ve İlhan Doğan’la Kandıra F tipi cezaevinde konuştuk. Bir an önce ailelerine kavuşmak isteyen mahkumların tek umudu; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Serbest kalmak değil, yeniden yargılanmak isteyen mahkumlar “Biz buradayız, suçlu bulunursak, yatmaya devam ederiz” diyorlar.  


İdam cezasıyla yargılanan kişi, öldürdüğünü iddia ettikleri adam mahkemede “ben ölmedim” diye beyanat verse de müebbet yemekten kurtulamıyor. Meyhane camlarına taş attı diyerek müebbet yiyen kişiyi esnaf teşhis etmese de, hatta “bu değildi, sarışın ve 16 yaşlarında bir çocuktu” dese bile cezası infaz edilip 22 yıldır hapiste tutulabiliyor. Üzerine suç isnat edilen birinin suçun işlendiği saatte kendi düğününde olması ve bununla ilgili fotoğraflarının, şahitlerinin bulunması bile müebbet yemesine mani değil. 

Sivas Davası’nda olayların olduğu saatte İstanbul’a yolcu taşıyan bir otobüsün şoförlüğünü yapması, hatta trafik cezası alması bile müebbet yemekten kurtarmıyor Müslüman kimlikli insanları. Zira 28 Şubat döneminde İslamcıları içeri almak için bir suça gerek bile yoktu, isimler tespit edilip, itinayla suç ve delil uyduruldu. Başörtüsü için eyleme gitmenin, Cuma çıkışı Filistin için slogan atmanın cezası yoktu da, bu eylemler için müebbet yatacak delilleri uydurmak çocuk işiydi.

Cezaevine ziyaret

Bin yıl sürecek denildi ama 20 yıl bile sürmedi. Fakat suçsuz yere İslami davalardan hapislerde yatan 600 mahkûmun 28 Şubat’ı hala bitmedi. Gerçek Hayat dergisi olarak bu mahkumların mağduriyetlerini sürekli gündemde tutmaya devam ediyoruz. 

Kandıra F tipi cezaevine giderek İslami Hareket Davası’ndan müebbet yatan Kamil Aşkın, İBDA-C Davası’ndan müebbet yatan Cihat Özbolat ve İlhan Doğan’la konuştuk. Bir an önce ailelerine kavuşmak isteyen mahkumların tek umudu Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından çıkacak bir kelime. Erdoğan’ın “Suçsuz yere 10-15 yıl hapislerde çürüyen vatandaşlarımız var. Şimdi bunların düzeltilme fırsatını yakaladık” demesi içlerine bir umut ışığı doğurmuş doğurmasına da, bu sözlerin doğru düzgün gündem bile olamaması, yanan ışığın aynı hızla sönmesine sebep olmuş.

En büyük tesellim ahiret inancım

11 yıl kaçak hayatı yaşadıktan sonra yakalanan, 13 yıldır da cezaevinde yatan Kamil Aşkın’ı dinlerken, “Bu kadar haksızlık yapılarken biz neredeydik?” demeden edemiyor insan. 3 çocuk babası Aşkın’ın en çok ağrına giden şey, çocuklarının kendisinden uzakta büyümüş olmaları. Üstelik ikisi kas hastası olan çocuklarının tedavileriyle bizzat ilgilenememek içine dert olmuş. Eşinden büyük bir minnetle söz eden Aşkın, “Ailecek sırt sırta verip bu imtihanı geçirmeye çalışıyoruz. Her zaman söylerim, en büyük çileyi hanımım çekti. 2 hasta çocukla tek başına uğraşmak kolay değil. Eğer hapisten çıkarsam hanımımın ellerini sıcak sudan soğuk suya değdirmeyi düşünmüyorum. Hak etti bunu. Ona ne kadar dua etsem azdır” diyor.

Ayrı kalınca yabancılaşıyor insan

Kamil Aşkın hapse girdiğinde en küçük çocuğu 4, en büyüğü ise 14 yaşındaydı. “İnsan çocuklarının her yaşıyla beraber olmak, ergenliklerinde ellerinden tutmak, yol göstermek istiyor” diyerek çocuklarından uzak geçirdiği yıllarda biriktirdiği çaresizliği anlatıyor. Ayrılığın sebep olduğu uzaklaşmayı anlatırken, bu mesafeyi hiçbir zaman kapatamayacak olmanın hüznü yerleşiyor yüzüne.

“Beni ziyarete geldiklerinde doğru düzgün konuşamıyorlardı bile. Uzun süre ayrı kalınca, yabancılaşıyor insan. Büyüdükçe daha fazla ifade etmeye başladılar kendilerini. Kim bilir iç dünyalarında neler yaşıyorlar. Kas hastası olan çocuklarıma her gün masaj yapılması lazım. Buraya geldiklerinde biraz yapıyorum, ‘çıktığımda her gün size masaj yapacağım’ diyorum. Umudumu hiçbir zaman yitirmedim, zaten umut olmadan burada yaşamak çok zor.”

İşkenceyle isim aldılar

Jack Kamhi suikastı davasından müebbet yiyen Kamil Aşkın, bu davayla ilgili ilk sorguya alınanların 15 gün işkenceyle sorgulandığını söylüyor. Bir şekilde bunlardan isim aldıklarını, ancak savcılıkta bunu inkar ettikleri halde hakkındaki davanın düşmediğini söyleyen Aşkın’ın kaçak hayatı böylece başlıyor. Aşkın’a uydurdukları suç, şahsın evden çıktığını telsizle haber vermek. Bunun yatarı 2-3 yıl olacakken, örgüte üye olmak, anayasal düzeni yıkmak suçlarından müebbetle yargılanıyor. O dönem cezaları onayan 9. dairedeki hakim ve savcıların çoğu FETÖ’den alındığı halde, delilsiz ispatsız hüküm giyenler hala cezaevinde. 28 Şubat döneminde takiyye yaptıklarından dolayı ayırt edilemeyen FETÖ’cüler, bir başka cemaate veya kendilerinden farklı düşünen İslamcılara hiçbir şekilde hayat hakkı tanımamak için yüzlerce suçsuz insanı mahkum etmekten hiç çekinmediler. Türkiye’de olan biteni televizyon ve gazetelerden takip edebilen Aşkın, Kudüs eylemlerinde 20’ye yakın İsrail askerinin 16 yaşındaki bir çocuğu gözleri bağlı götürmelerini örnek vererek, “Benim yargılandığım davada Yahudi olan adam yaralanmadı bile, fakat biz müebbet yedik” diyor.

Yaşlı anam ağaca mı çıksın  

Sesini çıkartanların az da olsa hakkını alabildiğini söyleyen Aşkın, geçenlerde 15 Temmuz’dan sonra içeri alınan bir yarbayın eşinin cumhurbaşkanına sesini duyurmak için ağaca tırmanmasını örnek veriyor: 

“Sesini duyurdu kadın ve eşi tahliye oldu. İhtiyar anam, eşim, hasta çocuklarım, 15 Temmuz darbesi olduğu gece köprüye gittiler. Ben de olsam ben de giderdim. Daha ne yapsınlar? İhtiyar anam ağaca nasıl çıksın? Seslerini duyurmak için başka da bir şey gelmiyor ki akıllarına. Sayın Cumhurbaşkanına defalarca mektup yazdılar. Ama sonuç gelmedi. Ne yapılması lazım, bari onu söylesinler de biz de yapalım. Hapislerde yüksek yargılama bekleyen benim durumumda 600’e yakın kişi var. Ergenekon ve Balyozcular da suçluydu, iki ağır müebbet almışlardı, ama hepsi çıktı. Hükümetin elinde başka formüller de vardır. Yeter ki sürekli edebiyatı yapılan 28 Şubat darbesinden hala mağdur olan kişilerle ilgili bir şey yapılmak istensin. Kanun hükmünde kararnamelerle bu iş çok rahat halledilir. 28 Şubat döneminde darbecilerden brifing almış yargıçların zulmüne uğradık biz. Buradan Cumhurbaşkanımıza sesleniyorum, ne olur bizi görün. Yeniden yargılayın, eğer suçlu bulunursak, buradayız zaten, yatmaya devam ederiz.”

Ailemle hacca gitmek istiyorum

Hapiste boş durmayan Aşkın, Açık Öğretim’den İlahiyat Fakültesi’ni bitirdiğini söylüyor. Özgürlüğüne kavuştuğunda neler yapmak istediğini sorduğumda, ailesiyle birlikte hacca gitmek, çocuklarının tedavileriyle bizatihi ilgilenmek, onlara dört elle sarılmak, yanlarında olmak istediğini belirtiyor. Gençliğini geçirdiği Çamlıca tepesi de bir diğer özlemi. Oraya çıkıp özgürce boğazı seyretmek istediğini söyleyen Aşkın, hayatının gayesini şu ifadelerle açıklıyor: 

“İnsan dört duvar arasında olunca, mazlumları sadece haberlerde izleyebiliyor, buradan çıkarsam onların yardımına koşmak istiyorum.”

Teşhis yok ceza var

Hiçbir yerde patlayan bomba bulunmasa bile, çeşitli yerlerde bomba patlattıkları iddiasıyla İBDA-C örgütüne üye olmaktan ve tabii ki meşhur “anayasal düzeni yıkmak” suçundan müebbet yiyen bir diğer isim de Cihat Özbolat. Bir gardiyanın “Cihat abinin üzerine kapıyı kilitlemeye utanıyorum” dediğini naklediyor Avukatı Hamza Uçan. Özbolat’la birlikte MGV’ye gidip gelen, İslami hassasiyetleri olan, mahallede toplanıp sohbet eden 5 kişiyi delilsiz ispatsız içeri aldıklarında 28 Şubat’ın ayak sesleri henüz duyulmaya başlamıştı. 94 yılında işkence raporu almanın çok ciddi hasarlarda mümkün olduğunu söyleyen Özbolat’ın 5 günlük işkence raporu bile var. Üstelik camları taşlanan esnafın “Bu adam değil” demesine rağmen. Özbolat’la birlikte Aydın Alkan’ı da teşhis ettiği söylenen meyhane sahibi Selahaddin Malkoç, mahkemede “Ben bu kişileri teşhis etmedim, mahkemeye geldiğime dair belge imzaladım sadece” demesi yanlışlıklar zincirinin devam etmesine engel olmaz.

Pardon, daha fazla ceza veremiyoruz

22 yaşında mahkum edilen Cihat Özbolat, ömrünün diğer 22 yılını hapiste geçirdiği halde onunla birlikte veya ondan sonra girenler çıkmış, kendisi hala hapiste. 

“İBDA-C örgütünde bana da rol biçmişler, ancak liderlik ile suçlanıp 16 yıl boş yere yatırdıkları Salih Mirzabeyoğlu tahliye edildi, biz hala yatıyoruz. Bize ceza veren hakim Şerafettin İste Fetullah Gülen’in gıyabi tutukluluğunu kaldıran ve böylece yurt dışına kaçmasına sebep olan kişi. Bu zat bize ceza vermeden önce Orgeneral Kıvrıkoğlu’yla konuşmuştu.

Örgüt üyeliğinden 36 yıl hapis verdiler. Gerekçeli kararda Yargıtay’a mesaj gönderir gibi ‘daha fazla ceza veremiyorum’ ifadesi var. Dosyamız Yargıtay’a gittiğinde Şişli Karakolu’ndan tutanak istediler, tutanak filan bulunamadı tabii. Daha sonra 2001’de idama döndü cezamız. Bizi yargılayanların FETÖ’cü olduğunu bildiğim gibi, Fetullah’ın ne olduğunu da 20 yaşımdan beri bilen kişiyim. Onlara tabi olmadığımız için yaptılar bunu. Tayyip Erdoğan’dan beklentimiz, 28 Şubat mağduru insanları ailelerine kavuşturması. Mahkeme, siyasi davalar diyerek bu işi hükümete, hükümet de mahkemeye bırakıyor. 5 senedir serbest bırakılma umuduyla yaşıyorum. 15 Temmuz’dan sonra OHAL ile bizi kesin bırakırlar diyorduk, ancak olmadı. Cumhurbaşkanımız, ‘beni de o zaman idam edeceklerdi’ dediği halde, kimse dikkate almadı. Aslında meseleler çok iç içe. Biz bu sürecin zindanda mağduriyetini çekmeye devam ediyoruz.”

Metris cezaevine İBDA-C koğuşuna koyulduktan sonra onları tanımaya başladığını söyleyen Özbolat, kitap okuyarak, sohbet ederek, zikir çekerek cezaevi günlerini geçirdiğini ekliyor. Açık Öğretim Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitiren Özbolat, Tarih Bölümü’ne kayıt olduğunda OHAL’den dolayı kaydı iptal olmuş. Bir diğer uğraşısı ise resim çizmek. Çizdiği resimleri evine, eşine, dostuna gönderen Özbolat’ın yaşlı annesinin tek dileği, ölmeden önce oğlunun özgürlüğüne kavuştuğunu görmek.

6 aylık çocuğu şimdi 18 yaşında

Kandıra F2’de İBDA-C’den kimse kalmadığı için koğuşunda tek başına yatan İlhan Doğan’ın hikayesi de diğerlerinden farklı değil. 2001’de Amerikan’ın Afganistan’ı işgal etmesini protesto ettiği için içeri alınan Doğan’a ağırlaştırılmış müebbet isteyen kişi, o zamanlar Kemalist olarak bilinen Celal Kara ve FETÖ’nün yargıdaki infaz timinden Mehmet Ekinci ve Birol Bilen. Mahkeme başkanı Şeref Akçay, Celal Kara’yla bu konuda kavga ettiği halde, müebbet yemesine engel olamamış. 

“Şeref Akçay yaşıyor hala, teyit edebilir bunu. Bana ‘senin cezan fazla, ancak müebbete indirebiliriz. Yargıtay’a gidecek nasılsa, o zaman bakarız’ demişti. 9. Daireye gittiğinde pat diye onandı cezam.

O zamanlar 23 yaşındaydım, 6 aylık çocuğum vardı. Şimdi çocuğum 18 yaşında ve ben hayatının en önemli anlarında yanında yoktum. 2010’da barış süreci yaşandığında çıkacağımızı ümit etmiştik, olmadı. 17-25 Aralık’ta FETÖ’nün hainliği ortaya çıkınca, kesin çıkarız dedik. Referandumda da anayasa mahkemesinde yeniden yargılanma hakkı 2012’den itibaren yatanlara verildi. Biz de 17-25 Aralık’tan sonra yeniden yargılanmak için kendi mahkememize başvurduk. FETÖ’den görevden alınan Dilek Kösem ve Mehmet Fatih Gündoğdu sayesinde reddedildik. Bir üst mahkemeye gittik, onlar kabul etti, ‘yeniden yargılanma yapmak zorundasın’ diyerek asıl mahkememize gönderdi. Onlar da aylarca beklettikten sonra yine reddetti. Asıl mahkeme duruşma açmak zorundaydı. Beni ve avukatımı mahkeme salonunda dinlemeden, dosya üzerinden kapattılar hadiseyi. Kendi avukatımla beraber, normal mahkemeye çıkabilirsem, beraat edeceğim görülecektir.”

Can Dündar’a başvuru hakkı 40 günde çıktı

İlhan Doğan’ın dosyası şu anda 11. Ağır cezada. Ekim ayında yeniden yargılama istemiyle başvuru yapıldı, hala cevap bekleniyor. “28 Şubatçı alçaklarla FETÖ’cü hainler birlik oldu, gençliğimizi zindanlara gömdü” diyen İlhan Doğan, Medrese-i Yusufiye’de Felsefe ve Sosyoloji bölümlerini bitirmiş. Belli ki OHAL’in etkileri zindanın soğuk duvarları arasında daha çok hissediliyor. Çocuk görüşü dedikleri okula giden çocuklar için Cumartesi-Pazar yapılan görüşler OHAL dolayısıyla F1’de devam ettiği halde F2’de iptal edilmiş. Şimdi çocuğunu görmek için Şubat tatilini veya yaz tatilini bekliyor.

“Yılda 2-3 defa görürsek, öpüp de başımızın üstüne koyuyoruz” diyen İlhan Doğan’a eğer tahliye olursan en çok yapmak istediğin şey ne olurdu diye soruyorum. “Ailem…” diyor fakat devamını getiremiyor. Ailesiyle ilgili gözyaşı akıtmadan cümle kuramayan bir adama daha ne sorulabilir ki? Biraz sakinleşince anlatmaya devam ediyor yine de, “Ergenekon, Balyoz, CHP milletvekilleri ışık hızıyla çıktılar. Can Dündar’a Anayasa mahkemesine başvuru hakkı 40 günde çıkmıştı. Benim ülkemin haini hiç bitmiyor. Erdoğan’ın arkasındaki hançerleri sayamıyoruz bile. 15 Temmuz’a kadar aileme bile inandıramıyordum bunların hain olduklarını. FETÖ’cüler 2. kimliklerini oluştururken, arada kaynayan kurbanlarız biz. İslam adına Müslümanlara duydukları bu öfke nereden kaynaklanıyor bilmiyorum. Tek isteğimiz, yeniden yargılanma, suçlu bulunursak, tekrar içeri gireriz.”

 * * *

Cihat Özbolat ve İlhan Doğan’ın avukatı Hamza Uçan

Cihat Özbolat ve İlhan Doğan diğer 28 Şubat mağdurları gibi FETÖ’cülerin Kemalistlerle kurduğu ittifakla özgürlüğü gasp edilen isimler. İşkencenin bolca yer aldığı emniyet aşaması ve oldubittiye getirilen yargılama süreçleri var. Emniyet ve yargılama safhasında yer alan isimlerin yüzde 70’i FETÖ’den ihraç edilmiş. Buna rağmen hala özgürlüklerinden mahrumlar. Tek bir istekleri var;  bağımsız bir mahkeme ve bağımsız hakim ve savcılar karşısında avukat yardımından faydalanmak sureti ile yeniden yargılama sürecinin işletilmesi. Ben bu iki ismin cezaevi ziyaretlerini gerçekleştiriyorum. Tek umutlarının Sayın Cumhurbaşkanımız olduğunu söyleyebilirim.

* * *

Kamil Aşkın’ın avukatı Mehmet Okatan

1993 yılında yapılan Jack Kamhi suikast girişimi Can, Osman ve Rıza isminde üç kişinin üzerine yıkıldı. O şahısların el yazısı ile verdikleri ifadelerinde Kamil Aşkın’ın ismi hiçbir şekilde geçmiyor. Ancak polislerin daktiloyla temize çektikleri ifadelerin hepsinin aynı yerinde “Kamil Aşkın da olay mahallinde vardı, şahsın evinden çıktığını bize telsizle bildirdi” tarzında bir ifade var. Bunun bir düzmece olduğu ortada. Kamil Aşkın 2004 yılına kadar firari gezdi. Yakalandığında polis sorgusunda, savcılık ifadesinde, sorgu hakiminde, DGM’deki yargılamalarında herhangi bir ifadesi yok. Aleyhine herhangi bir delil olmamasına rağmen, bu şahsa müebbet verdiler. AİHM’e başvuru yapıldı ancak yedi yıldır karar çıkmadı. En son beş ay önce Yargıtay başsavcılığına başvurdum, cevap bekliyoruz. 28 Şubat kararlarının hemen hemen hepsi böyle. Velev ki bir suç işlenmiş olsa bile suça verilen ceza, alakasız ve orantısız. Kartal Demirağ, Cumhurbaşkanına suikast girişiminde bulunduğu halde 3 yıl ceza aldı, bunlar ise müebbet. Yeniden yargılanma yapılsa, çoğu tahliye edilebilecektir.

* * *

15 Temmuz’dan sonra ihraç edilen 28 Şubat davalarının hakim ve savcıları

Sivas Davası

Hasan Şatır

Dündar Örsdemir

Kadir Kayan

Selahattin Türkeli

İBDA-C Davası

Metin Özçelik

Mehmet Ekinci

Birol Bilen

Celal Kara (firari)

Telegram Davası

Mustafa Başer

Rabia Başer (Adliye ablası)

Yeniden yargılamayı reddeden üyeler

Mehmet Fatih Gündoğdu

Dilek Kösem

Bandırma Noel Baba Davası

Yusuf Özgan

Bedrettin İnalhan

Yeniden yargılamayı reddeden üyeler

Sinan Güven

Hasan Ercan

Mehmet Köroğlu

İbrahim Esen

Vasat davası (Şahmerdan Sarı Hoca)

Zeka Kayalı

Müslüm Uzun

Ahmet Mithat Temel



Sevda Dursun, 20.12.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Röportaj, Eleştiri
Sevda Dursun Yazıları



Sonsuz Ark'ın Notu: Sevda Dursun Hanımefendi'den çalışmalarının yayınlanması için onayı alınmıştır. Seçkin Deniz, 12.09.2015


İlk Yayınlandığı yer: Gerçek Hayat





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı