25 Mayıs 2017 Perşembe

SA4371/KY57-AHCZD7: Hastalıktan Kopuş Fırsatı

"Bâtılı bütün çıplaklığı ile gösteren, Hakka olan iştiyâk ve ihtiyacımızı bize gösteren ve inşallah mehcûr bıraktığımız vahye sarılma fırsatı veren Rabbimize hamdolsun …"


بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Bizi hidâyete erdiren ve kendine imân etme şerefini nasip eden, küfür ve şirkten nefret ettiren, modern tâğutlara boyun eğdirmeyen âlemlerin rabbi olan Allah’a kâinattaki zerreler adedince hamd’u senâ, üsve’i-hasene olan Resûlü Muhammed Mustafa’ya salât u selâm olsun.


“...ilk emir, kendisine aykırı davranan herkesi kuşatıyor ve toplumsal hastalıkların yüzlerce yılı taşıyan sebeplerinin milyonlarca feryat ile doğmasına neden oluyor...
...ve her patırtı yeni bir hastalıktan kopuş fırsatını müjdeleyecektir...
...eğer kılavuz ilahî emirler ise, bu, böyle olacak...”[1]

“Onların çoğunu günah, düşmanlık ve haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Rabbânîler ve Hâhamların, onları günah söz söylemekten, haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür.[2]”( Mâide, 5/62-63.)

Rabbimizin bizlere ibret almamız ve aynı hataları tekrar etmememiz için yaptığı bu sarsıcı uyarıyı düşünüyorum. Türkiye’de Müslümanların bir kısmı endişeli “neler oluyor? kim ne diyor? niye diyor? Niye ortam bu kadar karışık? Derin hoca (!) dediklerimizin halleri nedir böyle? Kurulu kendi icat ettikleri sistem çöküyor ve gürültüsü de fazla olacak…Ama inşallah sonu selâmettir. Bu arınma diğer Müslüman toplumlara da hem ümit hem de örnek olacak inşallah.

Din bezirganları, pazarlamacıları, kriptolar, işgal artıkları Allah’ın büyük lütfu ve inâyeti ile teker teker deşifre oluyor ve dökülüyor. Yavaş yavaş Müslümanların gözünden ve gönlünden düşüyorlar. Birazda saldırganlıkları ve çirkefleşmeleri ondan. Açığa çıktılar, deşifre oldular, yakalandılar. İnsanları aldattılar, temsil ettiklerini söyledikleri dine ihanet ettiler. Öve öve –uydura uydura- anlattıkları “en güzel örnek” olan Allah’ın elçisi Muhammed Mustafa’ya (sav) ihanet ettiler. İman ettikleri kitap olan Kur’an’a ihanet ettiler. 

Saklamaya çalışsalar da hepsini kendi menfaatleri için kullandılar, semirdiler, semirdikçe kibirleri ve pervâsızlıkları arttı. Profesyonel oyuncu gibi iyi oynadılar, bir şekilde insanları Allah’ın kitabından ama öyle ama böyle uzaklaştırmayı ve yerine kendi saçmalıklarını anlatmaya alan buldular. 

Gazaba uğrayan Hristiyanları, sapkın Yahudileri anlattılar ama gazaba uğrayacak ve sapacak/saptıracak işler yapmada onlardan hiç de geri kalmadılar. Kendileri dini istismar ederek haksız ve alçakça kazançlar elde ettiklerinden, haram yediklerinden, günah söz söylediklerinden kendilerine tabi olanları günah söz söylemekten, haram yemekten men etmediler. Zaten insanları, nefsine hoş gelecek şeylere çağırdılar.

 Âlim müsveddeleri, din bezirganları kendilerine/cemaat/gruplarına bir zarar gelmedikçe Allah için etliye-sütlüye karışıp saltanatlarını tehlikeye atmak istemediler. Kendinden olmayan Müslümanları bir türlü tam anlamıyla sevemediler, sözlerinden eksiltmedikleri kardeşliğe bir türlü kapı arayamadılar. 

Güveni zâyi ederek ikiyüzlülüğün ve münafıklığın zeminini oluşturdular. Diğer Müslüman kardeşlerini pastadan kendilerinden fazla pay alır endişesi ile bir türlü kardeşleri olarak göremediler. Zaten kendileri dışındakiler sapkın, delalette ve acınası hidayet yoksunu insanlardı. Böyle bakarak her grup kendi tasarladığı Müslüman tipini ve gerekli kurallar bütününü (şeklî ve rûhî) oluşturmakta gecikmedi. Tabi bunların hepsini Allah için (!) yaptıklarını her zemin ve zamanda söylemekten geri durmadılar. 

Müslümanların ve ümmetin yanında olmadıkları gibi İslâm ve Müslüman düşmanı zalimlerin, işgalcilerin, siyonistlerin, şark şeytanı, Müslüman katili pers Şiilerin ve katillerin karşısında hiçbir zaman olmadılar. Gemisini kurtaran kaptan diyerek İslam’ın/hakkın tâ kendisi olarak iftira ile tanımladıkları grup/cemaat/fırkaları için her zaman ve zeminde anlaşma yolları aradılar. Hakkın yanında değil hep güçlünün yanında konuşlandılar.

Cahil Müslümanı “şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” diyerek, Allah’ın hür olarak kendine de kulluk yapmaları için yarattığı insanları türlü hile ve desise ile  kendi kulları haline getirmeye çalıştılar. Müslümanları kurbanlık koyun gibi (etinden sütünden derisinden), evlat, para, kurban, hayır ve hasenâtını (zekat-sadaka), ümitlerini, akıllarını, vicdanlarını, Allah korkularını, cennet ümitlerini, cehennem korkularını hunharca sömürdüler.

“Onların çoğunu günah, düşmanlık ve haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Rabbânîler ve Hâhamların, onları günah söz söylemekten, haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür.” (Mâide, 5/62-63.) 

İbn Abbas, yukarıda zikri geçen Mâide Sûresindeki 62. âyetin, ikaz ve uyarı açısından Kur’ân’daki en şiddetli ayetlerden biri olduğunu belirtir.( İbn-i Kesîr, Tefsir, III/24.) Hz. Peygamber de haram ve helal değiştirme hususunda insanların dikkatini çekerek, “İçlerinden günah işleyen bir kimseyi, bundan men etmeye güçleri yettiği halde, bunu yapmayan toplulukları, Allah mutlaka cezalandırır.” (Ebû Dâvud, Melâhim, 17.) buyurur.

“Ey kitap sahibi! Dininizde aşırılığa gidip doymazlık etmeyin. Allah hakkında gerçek dışı bir şey söylemeyin...[3]”(Nisa 4 / 171) 

Allah için ve Allah’a rağmen işlenen nice cürümlerin ve din istismarlarının işlendiği; tarikat, cemaat ve grupların eliyle basılan ve insanın yazdığı ve içerisinde hakikatin tamamını içerdiği/hakikatin kendisi olduğu iddiasıyla kutsallaştırılan bu malzemenin vahyin bile önüne geçirilebildiği, herkesin anlayabilmesi için gönderilen Kur’ân’ı herkesin anlayamayacağını söyleyerek insanları kendi cehalet ağlarına çekebildikleri; 

Grup/cemaatlerin ritüeller ve esaslarla kontrol edilebilir bir hayat alanı ihdas etmek için, kendilerine tabi olan Allah’ın kullarını, çeşitli psikolojik harekâtlarla kendi kullarına dönüştürme ameliyelerinin sürdüğü; 

Grupların  insanları tek tek etkilerken onlara nefse hoş gelen ama temelsiz kolaylıklar vadeden bir sahte/sun’î bir saadet alanları sundukları; Grupların insanları, -sanki vahiy ve Peygamber yokmuş gibi- kendileri olmadan kaos ve korku psikolojisine yakalanmakla tehdit edebildikleri;

Sadece Rabbimiz olan Allah’a ait olan vasıfların (hidayet verme,her şeyi duyma, her şeyi görme,her şeye gücünün yetmesi,kulları hakkında hüküm vermek vb.) kutsal sayılan (!) insanlarda da görülme eğiliminin sürdüğü; -“Uyulacak, tâbi olunacak, itaat edilecek en güzel örnek” olarak Allah’ın gönderdiği Muhammed Mustafa (sav)nın bile önüne geçme cüretini binbir türlü sahtekarlıkla gerçekleştiren güya din büyüklerinin (!) cirit attıkları; Müslüman dünyada oluşturulan “kutsal din adamı” figürü ile Hristiyanların “azîzleri” arasında farkın kalmadığı; 

İnsanları Allah’ın vahyi Kur’an’dan ve Muhammed Mustafa(sav) dan uzaklaştırdıkları; 

“Mü’min bir yılan deliğinden iki defa ısırılmaz.” diyen Peygamber Efendimize inat kevgire dönmeyi seçen Müslümanların sayısının azımsanmayacak kadar çok olduğu; 

Allah’ın elçisi Muhammed Mustafa (sav)’e ait olmayan ama O’na dayandırılan iftiraların hala Allah için dolaşımda olduğu; 

Helali haram, haramı helal kılmak sureti ile haham ve papazlarını rab kabul etmek ve onlara ibâdet etmek/kul olmak ile suçlanan Yahudi ve Hristiyanları aratmayacak şekilde, helal/haram kılma yetkisini şeyh/hocalarında gördükleri ve Allah’a göstermeleri gereken teslimiyet ve itaati şeyh/hoca vb. gösteren ve “Hocamızın bir bildiği vardır, hocamızı herkes anlayamaz” diyen Müslümanların olduğu bir ortamda insanları kendine getirmek, bâtıldan döndürmek ve vahye dönme inaçlarının tekrar sağlanması için ciddi şekilde sarsılmaları gerekebilir. 

Hamdolsun Rabbimize! Mistik/bâtinî FETÖ,ÇETÖ vb.nin kendi leyhlerine icat ettikleri din algıları ile İslâm’ı ve Müslümanları sömürdükleri, cübbelisi/cübbesizi, kediciği,mason artığı, antikapitalist görünümlü emperyal uşağı, kâinatı idare eden, hidayet dağıtan ve tevbeleri kabul eden gavsı, müceddidi,mehdicisi velhasıl kendi icatları uyduruk dine çağıran Allah’a, Peygamberine iftira etmekten çekinmeyenleri tanıyor millet! 

Sevinin kardeşler… Rabbimiz bize merhamet ediyor ve bize pisliklerin gerçek yüzünü tanıma fırsatı verip, Allah’a,kitabına ve peygambere dönme fırsatı veriyor. Bu Allah’ın bizlere büyük bir lütfu! Vahye dönmek için büyük bir fırsat!

Bâtılın yerine Hakk’ı ikame etmek, insanları küfür ve şirk karanlığından iman aydınlığına çıkarmak, onları kula kulluk zilletinden kurtarıp yalnız Allah’a kul olma izzetine ulaştırmak, marufu emredip münkeri defetmek için gelen kutlu elçilerin tarihe/hayata müdahaleleri; cehalet, zulüm ve inkâr çarkından yararlanan müstekbir azınlığı ve işbirlikçilerini rahatsız ederken mazlum ve mustazaf çoğunluk için umut ışığı olur. 

Dün de bugün de insanlardan kimi Hakk’ı ikame etmek adına Hakk’ın yanında cehâletten uzak, kimi de zulüm ile ma’ruf bâtıl’ın yanında cehâletin sınırlarını zorlayacak şekilde hayatına devam etmiştir. Kur’an-ı Kerim, yapılan bu tercihlerin sonucunu kıyamet gününde göreceğimizi bize haber vermektedir.

Kur'an-ı Kerim'de tarihi bir olay anlatılmış veya tarihi haberlere yer verilmişse bu sadece ve sadece ders ve İbret içindir. Ayrıca şu gerçeği de her zaman hatırda tutmak gerekir ki, "Kur'an’ın anlattığı tarihi her olay ve her haber gerçekten tarihte yaşanmış, meydana gelmiş gerçeklerden başka bir şey değildir. Bu bakışla şimdi ayeti kerimeyi okuyalım.

صِرَاطَ الَّذِينَ أَنعَمتَ عَلَيهِمْ غَيرِ المَغضُوبِ عَلَيهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ ﴿٧﴾

“Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.” (Fâtiha,1/6-7)

Kur'ân’ın başında yer alan ve özü olarak nitelenen Fatiha Suresi‟nde insanlar, nimet verilenler, gazaba uğrayanlar ve dalâlette olanlar şeklinde üç kısma ayrılmıştır.

"Doğrusu O'nun yolundan kimin şaştığını (yadillu) ve kimlerin doğru yolda olduğunu en iyi Rabbin bilir[4]" (el-En'âm, 6/117)

Adiyy İbnu Hâtim (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: (Fatiha’da Geçen) Elmağdûb Aleyhim (Allah’ın Gazabına Uğrayanlar) Yahudilerdir, Eddâllîn (Sapıtanlar) da Hıristiyanlar’dır[5]. Tirmizî, Tefsir 2, (2954).[6]

Süfyan b. Uyeyne" (v. 197) şöyle belirtmiştir:“Âlimlerimizden sapıtanlarda “Yahudîlere”; âbidlerimizden sapıtanlarda da "Hristiyanlar"a bir benzerlik vardır.” [7]

Bununla birlikte, sapanları ve gazaba uğrayanları kesin hatlarla birbirinden ayırmak çok zor. Ama birincisinde, yani mağdub/gazaba uğrayan gurubunda sefahat, rezalet ve azgınlık ön plana çıkıyor; dallîn/sapan güruhunda ise yanlış fikirler ve batıl inançlar. Yoksa, kelime manasıyla bakıldığında, yanlış yola giren dallînler de mağdupturlar, yani Allah'ın gazabına uğrayan zümredendirler.

“İslam inancına göre Allah’ın izni olmadan bir şeyin meydana gelmesi mümkün değildir. Cezada mükafatta Allah’tandır. Bununla birlikte rahmet ve cezanın oluşumunda toplumun yaşantısı önemli olmaktadır. Yüce Allah inanan ve şükredene ceza verilmeyeceğini ifade ederken, ( Nisa, 4/147.) insanların yaptıklarından dolayı kara ve denizlerin bozulması halinde bunun karşılıksız kalmayacağı hatırlatılır.( Rum, 30/41) Konuyla ilgili müfessirlerin yorumlarını iki aşamada ele almak mümkündür. 1) Kıssalarda ceza verildiği belirtilen toplumların özellikleri. 2) Benzer özelliklerin olması durumunda aynı cezaların meydana gelebileceği görüşü.

Kur’an’ın bütünlüğü içinde geçmiş milletlerin cezalandırılışının bir takım sebepleri ileri sürülür. Bu sebeplerden bazıları ise; a) Allah’ı inkar, b) Yaratılanlara zulüm etmek, c) Haramları helale dönüştürmek,( En’am, 6/143-144; Nahl, 16/116.) d) İnsanların mallarını haksız yere yemek,( Nisâ, 4/160, 167,168, 170.) e) Verilen nimetlere nankörlükte bulunmak,( Kasas, 28/58.)

Benzer hataların zamanımızda olması durumunda aynı cezaların verilmesi mümkün müdür? sorusuna Kur’ân’da yer alan iki ayetle cevap vermek mümkündür. 

“Ülkelerin halkı inanıp korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık. Fakat yalanladılar. Biz de onları kazana geldikleri kötülükler yüzünden yakaladık.”[8] 

“Siz şükreder ve inanırsanız Allah size niye azap etsin? Allah şükrün karşılığını veren ve bilendir.” (Nisa, 4/147.)

Bâtılı bütün çıplaklığı ile gösteren, Hakka olan iştiyâk ve ihtiyacımızı bize gösteren ve inşallah mehcûr bıraktığımız vahye sarılma fırsatı veren Rabbimize hamdolsun …


Ahmet Hocazâde, 25.05.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Muhâfız ya da Muârız'a dair
Ahmet Hocazâde Yazıları



[1] Seçkin Deniz, SA4332/SD674: "mûnis ve içe kapanık hastalar" /25.09.2005/ 403. Patika.
http://www.sonsuzark.com/2017/05/sa4332sd674-munis-ve-ice-kapank.html
[2] وَتَرَى كَثِيرًا مِّنْهُمْ يُسَارِعُونَ فِي الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَأَكْلِهِمُ السُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
[3] يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لاَ تَغْلُواْ فِي دِينِكُمْ وَلاَ تَقُولُواْ عَلَى اللّهِ إِلاَّ الْحَقِّ 
[4] إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ مَن يَضِلُّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
[5] عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «اليَهُودُ مَغْضُوبٌ عَلَيْهِمْ وَالنَّصَارَى ضُلَّالٌ» [حكم الألباني] : صحيح
[6] Diğer rivayetler için bkz. Abdurrezzak İbn Hemmâm, Tefsîr, I, 256, Ahmed b.Hanbel, V, 33; Heysemî, Mecme‘u’zzevâid, VII, 19.; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, VI, 550.; İbn Hıbbân, Sahîh, XIV, 139.; Said İbn Mansûr, Sünen, II, 536.; Taberî, Câmi‘u’l-beyân, I, 186; İbn Kesîr, Tefsir, I, 142; Âlûsî, Rûhu’l-ma‘ânî, I, 127.
[7] Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan,” Dine Saygı”, Altınoluk, 2014 - Temmuz, Sayı: 341, Sayfa: 041. ;İbn Teymiyye, İktizau’s-sırâtı’l-müstakim, s. 45; Munâvî, Feyzul-kadîr, V, 261.
[8] A’raf, 7/96. Tefsiriyle ilgili bk. Zemahşeri, Tefsir, II/77.



Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı