24 Mayıs 2017 Çarşamba

SA4368/KY26-CA126: Suskunluk Sarmalı

"Varlığına anlam veren kelimelerinden yoksunlaşmak, en ağır iflas; dayanılan kelimelerin terki, çölleşme. Hayatını adadığın kelimeler sadece güçlü olmayı garanti etmeye mi yarıyor?" 


Hayat bazen birkaç kelimenin veya cümlenin arasında salınan bir yolculuk gibi görünüyor. Belli dönemlerde bir kelimenin, bir kavramın peşinde koşuyor, yine de hiçbir şey anlamamış şekilde yeniden başa dönüyoruz. Ciltler dolusu yazmak ne acıklı bir avuntu! Geriye kalan hangi cümle, hangi kelime olacak acaba…

Hele ki ertelenmiş faziletler yüzünden solgunlaşan bir hayat sürdürdükten sonra, şehadet vedasının hemen ardından veya daha önce dilimize hangi kelime gelirdi? Gözlerimizin önünde bir sahne olarak canlanan, pişmanlığın veya saflığın kelimesi olurdu muhtemelen. O biricik kelime nasıl bir ukde veya özlemle ilgili olmalı ki onlarca yıl içinde sarf edilmiş nice cümleden, içine dâhil olmuş sayısız tecrübeden süzülüp de ölümün eşiğinde dile gelebilsin.

Yurttaş Kane’in kahramanı ölürken sadece “Rosebud” demişti. “Gül Goncası” anlamına gelen bir kelimeyi niye sarf etsin son deminde, döneminin en etkili simalarından biri olan medya patronu Kane? Kendisine dayatılmış bir hayat yaşadı ve sunulan altın çerçevenin içinde, o hayata tahammül edebilmeyi sağlayan utkuya ulaşmanın yollarını aradı. Verili iktidar dengelerine kafa tuttu, gücünü o dengelerin sağladığı kaynaklardan almaya devam ettiği halde. Akla sol çevrelerin “gerici” neoliberalden popüliste değin türlü sıfatlar yakıştırdıkları Trump’u getirmiyor değil. (Bu tespitimi takiben bir araştırma yaptım internette; Trump’ın en sevdiği yönetmen Orson Welles, en sevdiği film ise Yurttaş Kane’miş).

İnsan mücadele tarzı itibarıyla hem sistem içinde kalıp hem de sisteme karşı mücadele edebilir mi? 

Sistemin araçlarını kullanarak sürdürülen mücadele, nihai planda kişiyi de dönüştürür; bunu Marshall McLuhan da tespit etmişti, daha 1960’larda.

Biz ise duvarlarımıza astığımız Hz. Ömer’e ait sözü hatırlamaya ihtiyacımız kalmamış gibi bir ruh hali sergiliyoruz: “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.” Yorum çağının sahih çağdaşları olarak tevillerle öteleyerek başkalaştırıyoruz, hayat tarzımıza ve ufkumuza dair eleştirilerimizi. Güçlü olmak her şeyden daha önemli geliyor yakın mazinin acıları yüzünden, böyleyken güce ilişkin tanımlarımız an geliyor alnı secde görmüş öfkeli Kane’lere benzetiyor hayat ufkumuzu.

Kendi haklılığını başkalarının haksızlığı üzerinden doğrulama konforuyla ne söylem gelişir ne de kalplerin mührü çözülür. Açlık grevindeki insanı ille de haklı olduğu için dinleyelim demiyorum, yaratanın bağışladığı hayatın hatırından söz ediyorum. Canından vazgeçmiş insanı dinleyelim, kendi en değerli kelimelerimizin hatırına.  

Suskunluk sarmalına kapılınca toplum, kendisini müstesna kılan en değerli kelimelerini de unutmaya başlıyor. O zaman da elbette –bunca bilgi ağına rağmen- ortalıkta dolaşan sözler daha anlayışlı ve güvenilir kılmıyor, sahiplerini.

Eleştirdiğiniz sistemin kelimeleriyle elinizden alınan masumiyet çağına dönemezsiniz çünkü. İnsan hem herkes gibi bir tüketici olup da burun kıvırdığı sistemle mücadele edebilir mi? Hem takvadan, hicaptan söz edip hem de güce ulaşmak için her yolun mubah olduğunu savunabilir mi… Kim keyif jargonundan kaçınıp da “sıkıcı” damgası yemeyi göze alabilir ki?… 

İki yıl kadar önce tesettürlü hanımlar tarafından çıkarılan bir dergi medyada, yazarları tarafından “keyifli anlar yakalamak”, “huzurlu modern insanlar görmek istiyoruz” şeklinde ifadelerle tanıtılmıştı. Hayatı bu denli “keyif” kavramının çağrışımlarına bağlı olarak kavramaya çalışan bir içerik, mesela “el becerileri”, “emek”, “yoksulluk”, “kent düşkünleri”, “faiz”… gibi başlıklarla ilgisini cilalı ve korunaklı dekorların elverdiği ölçüde yüzeysel bir şekilde oluşturuyor.

Yurttaş Kane, masumiyet çağına duyduğu özlemle bu sistemi değiştirecek bir kavganın içine girmişti, ancak çok geçmeden tıkandı. Herhalde kapitalizm soyut bir paket değil, söz ve hayat arasındaki boşluklara sızarak ilerleyen, kendini güçlendiren bir sistem.

Kane’in tahsil hayatı için uzaklara götürülmek üzere annesinden koparıldığı sırada kaydığı kızağın adıydı, “Rosebud.” Servet ve şöhretin unutturamadığı çocukluk çağına duyduğu özlemle, kızağının adını söyleyerek verdi son nefesini. Onun en önemli kelimesi, etrafını çevreleyen insanlar için anlaşılmaz bir şifreydi.

Varlığına anlam veren kelimelerinden yoksunlaşmak, en ağır iflas; dayanılan kelimelerin terki, çölleşme. Hayatını adadığın kelimeler sadece güçlü olmayı garanti etmeye mi yarıyor? 

“Duygudaşlık” diyordu Aliya, “kişilikli olmanın adı.” Suçlu veya suçsuz, kendini ölüme atacak kadar sözünü duyurma ihtiyacı içindeki insan karşısında suskunluk ne takvayla açıklanabilir ne de maslahatla. Bunca bilgi ağı içinde hiç olmazsa secde anlarında durup düşünmeli başlangıcın ve son nefesin kelimelerini…


Cihan Aktaş, 24.05.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Perspektif Yazıları, 


Sonsuz Ark'ın Notu: Cihan Aktaş Hanımefendi'den yazıları için yayın onayı alınmıştır.  Seçkin Deniz, 09.05.2015

Yazının ilk yayınlandığı yer: Haberiyat





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı