12 Ağustos 2017 Cumartesi

SA4716/MEY34: Eğitim Sistemimiz ve İmam-Hatiplerin 2017 LYS Başarısı

"Her şeyi bildiğinizi sanmayın, bakın sizi bir İHL mezunu sıfatıyla bilimsel olarak analiz ediyorum."


Herkesin her şeyi bildiğini sanmadığı bir devir oldu mu insanlık tarihinde? Olsaydı iyi olurdu. Örnek bir devir olarak gösterebilirdim, maalesef Adem ile Havva'nın devri dahil böyle bir devir yok, peki olacak mı? Olmayacak. Niye olmayacak? Çünkü insan sınanmaya devam edecek. Hiç mi umut yok? 

Var, ama bu umut devirler için değil aklını kullanan insanlar için var ve bu insanların çevreleri ile sınırlı bir umut, 'devir' olacak kadar güçlü ve genişlemiş bir zaman aralığı olma ihtimali yok. Her şeyi bilmediğini herkesin çok iyi bildiğini biliyoruz hepimiz, ama niye bildiklerini sanmayı seviyorlar, işte mesele burada düğümleniyor. Biraz bunu düşünmek istedim, beraberce düşünelim.

İnsan -malumunuz- her şeyi öğrenerek büyür; eğitimdir bu öğrenmenin adı. Hani eğitim-öğretim diyorlar ya, bilmediklerinden öyle diyorlar. Eğitimi bedensel öğretimi zihinsel bir kavram olarak tasnif ediyorlar. Bildiğini sanmak işte bu kavram kargaşasıyla başlıyor. Öğrenmenin olmadığı bir eğitim var mı, mümkün olabilir mi? Koşmayı, zıplamayı bile öğrenerek yapıyor insan, tıpkı matematik hesaplamaları gibi. Peki bu ayrım neden? Eğitim, öğrenmesiz mümkün olmayacağına göre, 'Tâlim-Terbiye'den 'Eğitim-Öğretim'e tercüme edilerek bugüne taşınan cehaleti nasıl gidereceğiz?

Önce bu kavramları tahlil edeceğiz ki, Beden Eğitimi dersi ile Matematik dersinin bir öğretme ve uygulama eylemi olma hususunda birbirinin aynısı olan süreci gerektirdiğini anlayabilelim ve böyle bakarak yeni bir müfredat algısı oluşturabilelim, sonra bu oluşturduğumuz algıyı davranış bilimleri eğitimine, tarih, edebiyat, mühendislik eğitimine ve Kur'an-Din eğitimine nasıl uygulayacağımızı belirleyebilelim. Gerçi bu derin felsefesizlik-akıl yürütme yoksunluğu zamanında çok zor bir 'şey'den bahsettiğimi biliyorum, en azından gelecekte biri böyle bir tenkit yapmış desinler, insanlığı toptan suçlamasınlar. 

Bir devir inşa etmek imkansız, ama bir devri değiştirecek insanlar yetiştirmek mümkün... Bunun için çabalayalım.

Eğitim'in devletin ihtiyaçlarına göre mi, bir toplumun ihtiyaçlarına göre mi, insanın ihtiyaçlarına göre mi yapılacağını da tartışmak mecburiyetindeyiz. Herkese her şeyin eğitimini vermek kadar büyük bir israf yoktur, çünkü herkes her şeyi bilmekle mükellef değildir.

Bakın yine aynı yere döndük; herkesin her şeyi bildiğini sanması, demek ki kendiliğinden oluşan bir şey değil, bunu insanlar tasarlıyor ve her devirde eğitim sisteminin ana teması hâline getiriyorlar, işte bu yüzden 'herkesin her şeyi bildiğini sanmadığı bir devir' olmadı insanlık tarihinde. Bugün hem Türkiye hem de Dünya bu yanlış hedefin getirdiği dertlerden muzdarip. Eğitim sistemine dahil olan insanları kastediyorum, bu sistemin evde ya da köyde kentte olup olmamasının yahut modern okul binasında sıralarda, mağarada ya da interaktif olarak internette olup olmamasının önemi yok, okur yazar olmayan toplumlarda bile var bu bahsettiğim 'eğitim sistemi'; dedikodu da bir eğitim sistemidir, örgün veya yaygın dediğimiz sistemler de.

Günümüzde örgün eğitim sistemlerinin yaygınlaşması ve toplumların her katmanına yayılması diğer eğitim sistemlerinin alanını daraltmıştır sadece, varoluşlarını etkilememiştir. İzahı da basittir; insan öğrendiği her yerde, öğrendiği her şeyden dolayı sürekli bir eğitim sisteminin içindedir, öğrenir ve uygular. Biz bu önemli ayrımı fark etmediğimiz için oluşan hataları da temellerinden tutup çöpe atamıyoruz, başarısız olduğunu göre bile sürdürdüğümüz eğitim-öğretim sistemleri bir gün tıkanınca da her şey olduğu gibi yerinde durduğu halde müfredat değişikliği yapıp duruyoruz.

Önce şunu bilmemiz gerekiyor; herkese her şeyi öğretmeye kalkmayacağız, her şeyin önbilgisini vererek her şeyin temel bilgisini verdiğimizi sanmayacağız, biz verdiğimizi sandığımız için çocuklarımız her şeyi bildiklerini sanıyorlar. Biz de biliyoruz ki insanın her şeyi bilmesi mümkün değil, peki neden hem kendimizi kandırıyor hem de her şeyi bildiğini sanan cahil nesiller yetiştiriyoruz? İşte bahsettiğim o 'devir' niye imkansız; ortada.

Önce karar vereceğiz, 'Temel Eğitim'de verilmesi gereken ve her çocuğun temel davranışlarına dönüşmesini istediğimiz 'şeyler'in bilgisini belirleyeceğiz, kendi inançlarımıza ve ihtiyaçlarımıza göre karar vereceğiz ve herkes birbirine saygı gösterecek, din eğitimini de, matematik eğitimini de dil eğitimini de, coğrafya eğitimini de çocuğun dilinin dönmeye başladığı andan itibaren dosdoğru vereceğiz, çarpıtmadan, eğip bükmeden... hepsi bu kadar; çocuk hangi dalda uzmanlaşacaksa bu dönemde karar verecek ve lisede ona o alanda uzmanlaşması için gereken her türlü desteği vereceğiz, çocuklarımız 'her şeyi' bilemeyeceklerini bilerek, ilgilendikleri alanlarda uzmanlaşacaklar ve psikolojileri baştan çökertilmeyecek. İşte o zaman tüm sınavlar şu andaki gereksiz önemlerini yitirirler ve birer uzmanlık ölçüm aracı olarak asıl değerlerine taşınırlar.

Bir parağrafta anlattım size çözümü; ne kadar basit ve mantıklı değil mi? Peki niye böyle yapmıyorsunuz? Bu İHL'ler niye var? Bu Fen liseleri niye var? Bu Anadolu Liseleri niye var? Niye meslek liseleri TEOG'da yerleşemeyenlerin yuvası haline getiriliyor ve değersizleşiyor? 

Tabi siz bu soruları cevaplayamazsınız. Çünkü Temel Eğitim'de verdiğiniz Din dersi de Matematik dersi de yetersiz, ideolojik baktığınız için yarım yamalak insan yetiştirip harcıyorsunuz, sonra da şu liseler başarısız şunlar başarılı. Peki en başarılı TEOG öğrencilerinin gittiği Fen Liselerinde neden LYS başarısı %100 değil de %55 civarlarında?

Şimdi medyada şöyle oluyor haberler: 'Şu kadar İHL mezunundan LYS ile yerleşen şu kadar öğrenci var, İHL'ler başarısız'

Mesela CNNTürk adlı portaldaki haber: "LYS sonuçları açıklandı: 5 imam hatipliden 1’i üniversiteye yerleşebildi" 

"ÖSYM, duyurulandan saatler sonra 2017 yükseköğretim merkezi yerleştirme sonuçlarını açıkladı. Liselere göre başarı oranında imam hatip liseleri son sırada yer aldı. Anadolu Lisesi mezunu 396 bin adaydan 138 bini, Fen Lisesi mezunu 22 bin adaydan 12 bini bir lisans programına yerleşirken, 222 bin 925 imam hatip lisesi mezunundan sadece 40 bini lisans tercihlerine yerleşebildi. Bu sonuçlara göre, sınava giren her 5 imam hatipliden sadece 1’i üniversiteye girebildi "

Haberin başlığına bakar mısınız, ard niyet apaçık ortada:  "LYS sonuçları açıklandı: 5 imam hatipliden 1’i üniversiteye yerleşebildi" 

Bu kadar mı yani LYS sonuçları İmam Hatipler için mi açıklandı da başlığa sadece İmam hatipleri yazdınız?

Bunu geçelim; haberinizdeki sayıları oranlayalım;

Anadolu Liseleri 138.000/396.000=%35

Fen Liseleri 12.000/22.000: %55

İmam hatip Liseleri 40.000/222.925: %18

Bir kere yalan söylüyorsunuz, 5'te biri olması için oranın %20 olması gerekir, verdiğiniz sayılara göre %18

Özellikle  Fen Liselerindeki %45, Anadolu Liselerindeki %65 kayıptan bahsetmiyorsunuz.

Bu istatistiklerdeki kasıtlı çarpıtmanız; oysa her okul kendi puan türünde 500 puan üzerinden başarısını ortaya koyuyor, dikkat edin Anadolu liseleri hesapta bile yok:


"MF puan türünde en başarılı okullar fen liseleri ile özel fen liseleri oldu. MF'de fen liselerindeki 18 bin 679 aday ortalama 358 bin 785 puan; özel fen liselerinde ise 4 bin 940 aday ortalama 351 bin 8 puan aldı.

TM puan türünde ise en başarılı okullar fen liseleri, özel fen liseleri ve  polis koleji oldu. Fen liselerinde ortalama puan 350 bin 180, özel fen liselerinde 340 bin 765 ve polis kolejinde 327 bin 745 oldu.  

TS puan türünde ise okul türlerine göre ortalama puanı en yüksek liseler, 290 bin 464 ortalama puanla sosyal bilimler liseleri, 235 bin 756 ortalama puanla imam hatip liseleri ve 234 bin 825 ortalama puanla özel fen liseleri olarak sıralandı." 

 "LYS sonuçları açıklandı: 5 imam hatipliden 1’i üniversiteye yerleşebildi" başlığını atıyorsunuz ya, nasıl başarı ölçtünüz, hangi kriterleri baz aldınız, hangi güvenilir testlerle bunu belirlediniz, hangi psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve en önemlisi politik sorgulamalar sonucunda yaptığınız 'doğru' bir eleştiri sizin bu çıkarımınıza temel oldu?

Kocaman bir hiç... aldınız sayıları, karşılaştırma yaptınız Fen liselerinde şu kadar, Anadolu Liselerinde şu kadar, İHL'lerde şu kadar, peki ya meslek liseleri? İHL'ler de meslek lisesi diyerek tüm meslek liselerinin önünü kestiniz ya 28 Şubat 1997'deki darbenin getirdiği faşist süreçte, unuttunuz mu?

Ama siz de biliyorsunuz ki İHL'lerden sadece 'ölü yıkayıcı imamlar' çıkmıyordu; doktor, öğretmen, mühendis, avukat da çıkıyordu, bunların hepsi yaşıyor şu anda çünkü; siz bunlar artacak diye korktunuz, insanların dinini iyi bilen doktor, mühendis, öğretmen, mühendis, avukat çocuğum olsun diye hayal kuruyordu, siz bu hayal sizin faşist hedeflerinize uymuyor diye tuttunuz bütün meslek liselerini bitiren gençlerin diledikleri üniversitelere ve bölümlere girmesini engellediniz.

Henüz toparlanmaya başlayan İHL'lerin, -İstanbul hariç- TEOG sonuçlarına göre toplumun en başarısız çocuklarının gittiği okullar olmasını sağladığınız sistemde, en başarılı öğrencilerin gittiği Fen Liseleri ile İHL'leri karşılaştırmanız utanç verici bir çarpıtma örneğidir, bunu bilin.

İstanbul'daki yüksek TEOG puanlı Anadolu İHL mezunlarının başarı oranlarına baktınız mı mesela? Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi'nin "Şampiyonların okulu TEOG birincilerini bekliyor" başlıklı davet mesajının altında 1985'ten beri 'Öncü Okul' olarak hangi dallarda gurur tablosu yayınlıyorlar?

 'Matematik'te Birinciyiz' başlıklı "Her yıl Kartal Anadolu Lisesi tarafından düzenlenen Kartal ilçesi 9. sınıflar arası Matematik Bilgi Yarışmasının bu yıl da 3 Mayıs 2017 tarihinde 11.si düzenlendi. Okulumuzun da her yıl düzenli olarak katıldığı yarışma , bu yıl da KAİHL şampiyonluğu ile sona erdi" haberi okudunuz mu okulun internet sayfasından?

Meslek lisesi dediniz diyelim, peki ÖSYM'nin 2017 LYS sonuçları için yayınladığı resmi değerlendirmeyi okudunuz mu?

"Yüzde 100 dolan bölümlerin başında hukuk geldi. 15 bin 745 kontenjanın tümü doldu. Onu 14 bin 538 kontenjanla ilahiyat bölümleri izledi. İlahiyattaki bu doluluk şaşırttı. Çünkü bu yılki yeniliklerden biri de, ilahiyat fakültelerinin artık Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ile değil, ikinci adım olan Lisans Yerleştirme Sınavları'yla (LYS) öğrenci alacak olmasıydı. Adayların tek sınav yerine üç sınava girmesi gerekti. YGS-5 puan türüyle alan ilahiyat, LYS sonrası hesaplanan TS-1 ile öğrenci kabul etti. Daha önce yapılan düzenlemeyle ek puan ön lisans programlarıyla sınırlandırıldığı için, imam hatip mezunları ilahiyatı seçtiğinde ek puan da alamadı. Buna rağmen bölümün tüm kontenjanları doldu." 

Bütün bunlar ortada iken siz her şeyi bildiğini sanan tipler olarak neyin peşindesiniz? Kendiniz gibi bir nesil istiyor olabilirsiniz, ama biz istemiyoruz; imkân verildiğinde İHL mezunlarının nasıl rekabet edebildiğini çok iyi bildiğiniz için İmam-Hatip Düşmanlığı yapmaya devam ediyorsunuz.

Teklifimi yukarıda anlattım, Temel Eğitim'de her şeyi mükemmel verelim, her çocuk dili dönmeye başladığı andan itibaren ailesinin istediği din eğitimini alsın, Temel Eğitim sonrası dilerse ilahiyat alanında uzmanlaşsın, ne dersiniz? O zaman İHL sayısı da azalır, başarı başarısızlık analizlerinizi yalan söylemeden, çarpıtmadan yapabilir ve yayınlayabilirsiniz.

Varsanız, hemen uygulayalım...

Yoksanız, lütfen artık bu milleti rahatsız etmeyiniz, bu millet 15 Temmuz 2016'da sizin tanklarınızı, uçaklarınızı çıplak elleriyle, 'Ya Allah Bismillah Allah-u Ekber' diyerek durdurdu; haddinizi bilin artık, çocuklarımızı parçalara ayırmayın ve onlara saygı duyun; ayrıca her şeyi bildiğinizi sanmayın, bakın sizi Bir İHL mezunu sıfatıyla bilimsel olarak analiz ediyorum.


Mustafa Eyyüboğlu, Oniki Ağustos İkiBinOnYedi – OtuzDört




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.



Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı