30 Haziran 2017 Cuma

SA4522/KY57-AHCZD21: Mekke Putperestlerinin İslam’la Yüzleşmesi Bağlamında Kur’ân’ın Üslûbu ve Biz

"Bugün en büyük problemimiz kolaylaştırılıp, anlaşılması için gönderilen Kur’ân-ı Kerîm’i tanımamak/anlamamak ve tanımadığımız ve anlamadığımız Kur’ân’ı rehber edinememektir."


بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Bizi hidâyete erdiren ve kendine imân etme şerefini nasip eden, küfür ve şirkten nefret ettiren, modern tâğutlara boyun eğdirmeyen âlemlerin rabbi olan Allah’a kâinattaki zerreler adedince hamd’u senâ, üsve’i-hasene olan Resûlü Muhammed Mustafa’ya salât u selâm olsun.


Kur’an-ı Kerim sıradan bir kitap değildir. Bir inanç sistemi, düzen ve düşünme metodunun yanında bir de gerçeği arama, inceleme, telkîn etme gâyesi güder. Kur’an kendi sistemini ve düzenini yalnız öğreti olarak sunmakla yetinmez, onun benimsenmesi ve kabul edilmesi için gerekli yöntemlere başvurur. Bu bakımdan bir de eğitim metodu vardır. O, öğretir ve öğretirken de eğitir.

Putperestler, İslam’a ve Müslümanlara çeşitli yollardan saldırırken, İslam da onlara karşı birtakım araçlarla mücadele etmiştir. Bunların Mekke dönemindeki şekli psikolojik ağırlıklıdır. Çünkü İslam, Mekke’de henüz oluşum safhasındaki bir dindir ve insanların her şeyden önce psikolojik yönden bu dine inanmalarını sağlamak hedeflenmektedir.[1]

Yazı da Vehbi İmamoğlu’nun “Mekke Putperestlerinin İslam’la Yüzleşmesi -Tarihi ve Psikolojik Süreç Analizi”nden geniş bir şekilde istifade edilmiştir. İnşallah çalışma, dünün kaybetmişleri, bugün ve yarının kaybedecek olanları olan zamanın putperestlerine karşı, İslam’a ve Müslümanlara çeşitli yollardan saldırırken ne yapmamız noktasında bizlere fikir verecektir. Aynı zamanda bugünün bâtıl temsilcileri olan müşriklere ve onların sahte ilahlarına da inşallah bir meydan okuma olacaktır. 

Allah’ı hakkıyla bilemeyen, Allah’ın gönderdiği vahyin de kıymetini tam anlamıyla takdir edemeyen bizleri, Kur’an, ayetleri  ve Kur’an’ın üslûbu hakkında düşünmeye sevk edebilmesi ümidi ile…

İSLAM’IN SALDIRILAR KARŞISINDAKİ TAVRI [2]

 1- Psikolojik unsurların başında, insanların inanma eğiliminde olmaları dolayısıyla bu duygunun harekete geçirilmesini sağlama gelir. Çünkü bu dürtü, insanları son tahlilde kendisinden çok daha güçlü ve her şeye kadir bir varlığa inanma ve onu kutsal saymasına vesile olur. (Halefullah, a.g.e. s. 262.)[3] 

Kur’an’da bu duyguya işaret eder nitelikte şu ayet oldukça dikkat çekicidir: 

“O halde yüzünü hanîf (hakka yönelen bir kimse/samimi) olarak, Allah’ın dinine, Allah’ın fıtratına çevir ki, insanları o fıtrat üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışında bir değişiklik bulunmaz. Bu dosdoğru bir dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler. Hepiniz O’na gönül vererek O’ndan sakının. Namazı dosdoğru kılın, müşriklerden olmayın.” [4] (Rum. 30/30.) 

"Doğruca O'na yönel. Sen yönelimini Allah’ın râzı olduğu, beğendiği, onayladığı ve fıtrata uygun dine çevir ve hiçbir yana eğilme. Ve başkalarına da aldırış etme. Sadece Allah’a dayan ve güven! Allah’ın gönderdiği vahye  sarıl! “Ne derler” putunu göm! Yüz çevir putperestlerden, kâle alma kendine yazık edenleri…Rabbimiz, Rum Suresi 30.ayette, hanîf olarak Allah’a dönüp, hayat tarzını kabul ettikten sonra, yüzünü başka bir yöne çevirme der. Bir Müslüman gibi düşün ve sevdiğin veya sevmediğin şeyler de bir Müslümana uygun olsun. Ölçü ve değerlerin, İslâm'ın koyduğu ölçü ve değerler olmalı, karakter ve davranışların İslâm'ın mührünü taşımalı ve senin gerek bireysel, gerekse toplumsal hayatın İslâm'ın öğrettiği yola göre düzenlenmiş olmalıdır."

Kur'an'ın sunduğu din, yani içinde sadece Allah'ın ibadet ve itaate layık olduğu, hiçbir şeyin, ilâhlıkta, sıfatlarında, hak ve güçlerinde Allah'a ortak koşulamadığı, insanın kendi dileği ile hayatını Allah'ın hidayet ve kanununa göre düzenlemeyi seçtiği dine sımsıkı sarıl. Kurtuluşu başka yerlerde arama…

Ayet-i kerîme de görüldüğü gibi insanın içinde inanma duygusunun yer aldığı ifade ediliyor ve bu yönelişin dosdoğru ve yüce olana olması gerektiği vurgulanarak, insanların psikolojik olarak etkilenmesi bekleniyor. Kur’an’da bu eğilimin pratik sonuçlarından bahsedilerek, doğru ile yanlış arasındaki fark gösterilmeye çalışılmış ve aşağıdaki ayette de görüleceği üzere, bir meydan okumayla insanların İslam’a yönelmesi beklenmiştir: 

“Allah’tan başka taptıklarınız da sizin gibi kullardır. Eğer iddianızda doğru iseniz, haydi onları çağırın da size cevap versinler.” (A’raf. 7/194.)[5]

Yani, onların başkalarına yardım edebilmeleri şöyle dursun ey müşrikler siz onları hidayete davet edecek, doğru yola ve iyi bir maksada çağıracak olsanız size tabi olmazlar davetinize uyarak arkanıza düşmezler, dualarınıza da icabet etmezler. Onlara karşı ha dua etmişsiniz, ha susmuşsunuz, eşittir. Çünkü sizin Allah'tan başka yalvarıp durduğunuz o putlarınız (veya tanrı yerine koyduğunuz kimseler) hiç şüphesiz sizin gibi kullardırlar.[6] 

Bunlar mesaj sahibinin, cahiliyenin yüzüne haykırdığı sözlerdir. Gerçekten de Peygamberimiz -salât ve selâm üzerine olsun- bu sözleri Rabbinin emrettiği şekilde onlara karşı söylemiş, müşriklere ve onların sahte ilahlarına karşı meydan okumuştur. Gün o Peygamberin ümmetinin günüdür.

Böylece Kur’an’da puta tapmanın faydasız ve boş bir inanç olduğu sürekli vurgulanarak, insanların içlerinde var olan inanma eğilimleri İslam’a kanalize edilmek[7] istenmişse bugünde modern putlar ya da Allah’a rağmen insanların icad ettikleri gayri sahîh anlayış üzere olan, bid’atlerde boğulmuş, sorgulamayan, yanlış ve bâtılda ısrar eden, kesîf fitne ve kaos ortamında yaşayan Müslümanlar için de Rabbimizin çağrısı geçerlidir.  “Yüzünü hanîf (hakka yönelen bir kimse/samimi) olarak Allah’ı belirleyici olarak dine, Allah’ın fıtratına çevir!”

Benzer âkibete uğramak istemeyen, “yüzünü hanîf (hakka yönelen bir kimse/samimi) Allah’ı belirleyici olarak dine, Allah’ın fıtratına çeviren” insanın da İslam dışı ve kendini Allah’tan uzaklaştıracak şeylere karşı tetikte olmasını gerekir. 

Şamanist unsurlar[8], tenasuh, şath, hûlul düşüncesi, raks ve müzik[9], Vahdet-i vucûd[10], keşf[11], pagan toplumlardan öğrenilen sihir, tılsım, cifr, harflerin esrarı, simya, astroliji gibi[12] şeylerin yanında Yunan, Fars, Hint kültür  ürünlerini kapsayan kitapların Arapçaya tercüme edilmesi, zamanın bazıları için değerli bir fırsat olur.[13] İlâhi sevgi, varlıkta birlik gibi inançları felsefî bir tarzda ifade edebilme şansı elde edilmiş olunur. çok farklı etkenlerden beslenerek gelişip büyümüş ve başlıbaşına inanç, yaşantı sistemi haline gelmiş bir olgudan bahsediyoruz. 

Bu ve benzer sebeplerle zaman içinde  din içinde din haline gelen, inanç, ibadet, teşkilat ve sistemiyle apayrı bir yapılar oluşur ve etkinliğini de günümüze kadar devam ettirir. Bununla beraber, bugünün veya geleceğin Vahiy İslamı mensupları eğer insanlara gerçek İslam’ı ulaştırmak istiyorlarsa (ki bu zorunludur) İslâm denildiğinde anlaşılan şeyin içerisinden bütün İslâm dışı unsurları ayıklamak veya bu unsurların İslâm’la hiçbir ilgisi olmadan Vahiy İslamını bütün safiyetiyle ortaya koymaları gerekir.”[14]

2- Bir başka psikolojik unsur ise korkudur [15]. (Halefullah. a.g.e. s. 262.) Korku bağlanma ihtiyacını da birlikte getirir. İnsanın sınırlı bir varlık olması ve her istediğini gerçekleştirememesi, kendisinde güçsüzlük ve çaresizlik psikolojisinin oluşmasına ve kendine güven verecek bir varlığa yönelmesine ve sığınmasına sebep olacaktır.( Peker, Din Psikolojisi. 2. Baskı. Samsun, 2000. s. 68.) 

Bu gerçeği de dikkate alan Kur’an, birçok yerde insanın aciz, Allah’ın ise her şeye kadir olduğunu[16] vurgulayarak insanların bu duygularını harekete geçirmeyi istemiştir. Diğer taraftan geçmiş milletlerin başlarına gelen felaketlere[17] de vurgu yaparak, insanların ibret alması beklenmiş ve bu tip ayetlerin sonu genellikle “hiç düşünmez misiniz, ibret almaz mısınız” gibi ifadelerle sonlandırılmıştır.

“Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ganiy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır, (bütün ihtiyaçlarınızı gideren ve rızkınızı veren Rabbiniz olarak)  Hamîd (övülmeye layık)tır.” [18] (Fatır Suresi, 35/15)

“Onlar, kendilerinden önce gelip geçmiş toplumların (acıklı) günlerinin benzerlerinden başkasını mı bekliyorlar? De ki: Haydi bekleyin! Şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.” (Yûnus,10/102)[19]

“Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü’minler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.” (Bakara,2/214)

“İnsan yalnız ‘iman ettik’ demekle, hiç imtihân edilmeden bırakacaklarını mı sandılar? Ant olsun ki biz, onlardan öncekileri imtihan ettik. Elbette Allah (imtihan ederek), doğru söyleyenleri de bilir, yalancıları da bilir[20].” (Ankebut, 29/2-3)

Kendini Allah’ın yarattığı kulluk makamında görmeyen ve azan/sapan ve saptıran günümüz insanına da “aciz” olduğunun, “âlemlerin Rabbi olan Allah’ın ise her şeye kâdir” olduğunu yeniden hatırlatmak yerinde olacaktır.

Korku duygusu, putperest Araplar için önemli bir duygudur. Çünkü Kur’an’a yansıyan şekilde Araplar, sık sık kendilerine vaat edilen azabın gelmesini beklemektedirler. Tıpkı eski kavimlerin bekledikleri gibi: 

“Bir de: ‘Ey Allah! Eğer bu senin tarafından gelmiş bir hak ise durma, üzerimize gökten taşlar yağdır veya bize daha acıklı bir azap ver’ demişlerdi.” (Enfâl. 8/32.) 

Buna göre kendilerinden güçlü bir varlığın kabulü için, somut bir şekilde azabın gerçekleşmesi gerektiği fikri üzerinde devam eden tartışmalar, Arapların korku duygusuna ne kadar önem verdiğini gösteren delillerdir. Bu nedenle putperestlerin çeşitli şekillerde tehdit edilmeleri veya geçmiş milletlerin acıklı ve hazin hikayeleriyle korkutulmaları, bu güce sahip bir varlığın idrak edilmesini sağlamaya yöneliktir. (Halefullah. a.g.e. s. 265.) 

Bu gerçeği Kur’an şöyle ifade eder:

 “İşte Biz O’nu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve O’nda bir sürü vaîd/tehditlerde bulunduk. Umulur ki onlar kötülüklerden korunurlar veya onlarda bir ibret uyandırır.[21]” (Tâhâ. 20/113.) 

Aynı metodu Araplar, Hz. Peygamber’e yönelik olarak kullandıkları için korkunun etkisini kabul ediyorlardı. Ancak Kur’an’ın tehditleri, diğer uyarılarının gerçekleşmesine paralel olarak etki ediyordu. Bu konuya ileride tekrar değineceğiz.

“İşte bu ellerinizle yaptığınız yüzündendir. Yoksa Allah kullara zulmedici değildir[22].” (Enfâl,8/51.)

“İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.[23]” (Rûm,30/41.)

“Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder[24].” (Şûra,42/30)

Geçmiş milletlerin tahrîf ve sapmanın sonuçları olan acıklı ve hazin hikayeleriyle korkutulmaları, bu güce sahip bir varlığın idrak edilmesini, insanın aciz, Allah’ın ise her şeye kadir olduğunu, uydurulmuş, kültürelden din anlayışlarından vahye ve İslâm’a dönmemiz gerektiğini bugün bizlere de  tekrar hatırlatması gerekmektedir. Hele de kendi ellerimizle yapıp ettiklerimiz ve Müslümanların hâli ortada iken, Kur’an’ı Kerim’den bu şekilde asıl bizlerin öğüt alması gerekmektedir.

3- İslam’ın mücadele yöntemlerinden biri de vaat etmektir [25]. Kur’an’da yer alan vaatler iki türlüdür. Bunlardan birincisi tehdit içeren vaatler; ikincisi ise ödül anlamındaki vaatlerdir. Birinci türüne dolaylı olarak korku kavramını anlatırken değindik. Ödül anlamındaki vaatler ise, insanların inanıp iyi işler yapmaları karşılığında Allah’ın kendilerine takdir edeceği her türlü güzelliği ifade eder. Bu noktada putperestlerin psikolojik açıdan nasıl etkilenecekleri sorusu öne çıkar. Vaat, insanın içinde yer alan diğer arzu ve eğilimlerini tatmin eden ve bu duygularını harekete geçiren bir özelliğe sahiptir. Bunun için vaatlere sık sık yer verilmesi olumlu sonuçlar doğuracaktır.

“Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle, cennete ve bağışlanmaya çağırır. O, insanlara âyetlerini açıklar ki, öğüt alıp düşünsünler.” (Bakara,2/221)[26]

“Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü’minler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.[27]” (Bakara,2/214.)

“Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır[28].” (Tevbe,9/111.)

Müslümanlar olarak, Rabbimizin “tehdit içeren” vaatlerinden uzaklaşmak ve  “ödül anlamındaki” vaatlerine kavuşmak istiyorsak küfür, şirk ve nifâktan kaçınmak sureti ile buna lâyık olmak, bunu hak etmek için de daha çok çalışmak, sırât-ı müstakîmden ayrılmamak ve cenneti hak etmek için ne gerekiyorsa bunun bedeli ne olursa olsun  ödemek gerekiyor.

4- Kur’an’ın içinde yer alan bir başka mücadele yöntemi de, Arapların taptıkları putların kendilerine hiçbir fayda ve zarar veremeyen varlıklar olarak takdim edilmesidir [29]. Bu eleştiri psikolojilerinde gerilim yaratmıştır. İslam, bu gerilimi kasıtlı olarak yaratarak kendi lehine avantaj sağlamayı planlamıştır. Şöyle ki, putlara yaptığı her eleştirinin ardından Allah’ın ne kadar yüce olduğundan ve her şeye gücünün yettiğinden bahsedilmiştir.

Kur'an-ı Kerim, insanların ibadet ettikleri şeylerin Allah'ın kulu ve O'nun karşısında aciz olduklarını açıkladıktan sonra, insanları ve cinleri ibadet kelimesinin muhtelif manalarıyla yalnız Allah'a ibadete, sadece O'na kulluk etmeye, ancak O'na itaatte bulunmaya, kişinin O'ndan başkasını tanrı kabul etmemesine ve ibadetin hangi çeşidiyle olursa olsun O'ndan başkasına tapılmamasına çağırıyor: 

"Andolsun ki, biz her ümmete, Allah'a kulluk edin, putlara tapmaktan kaçının diye bir elçi gönderdik...[30]" (en-Nahl, 16/36).

Ayrıca, ayetlerde bahsedilen sürecin putperestlerin aleyhine işlemesi ise, hem bu söylemleri doğrulamış hem de zihinlerde acaba gerçekten Müslümanlar haklılar mıdır sorusunu oluşturmuştur. putperestliğe meyletmenin sebeplerinden olan hususlardan biri Putperestlerin Allah'ı şanına yaraşır biçimde tanıyamamalarıdır. (el-En'am, 6/9ı.)  Bize şah damarımızdan daha yakın olduğu için nefsimizin, iç-benliğimizin bize ne fısıldadığını da bilen,  (Kâf,50/16). Allah’ı “hakkıyla bilemeyen, takdir edemeyen” (Hacc, 74) lerden uzaklaşarak Allah’a sığınmamız gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki, put, putlaştırmak isteyenlerin arkasına gizlendikleri birer işaret ve alametten başka bir şey değildir. Yoksa putun mutlaka bir ağaçtan dikilmiş yahut bir taştan yontulmuş olması zaruri değildir. Allah'ın dışında tapınılan herşey bir put olarak değerlendirilebilir. 

"Allah’ı bırakıp da kendilerine kıyamete kadar cevap veremeyecek şeylere tapanlardan daha sapık kimdir?" (el-Ahkaf, 46/5). Kuran'da da bu ümitsiz, sefih, kaybetmeye mahkûm insanların halleri "Siz ellerinizle yonttuklarınıza mı tapıyorsunuz? Hâlbuki sizin taptıklarınızın da yaratıcısı Allah'tır" (Saffat, 37/ 95-96) şeklinde bildirilmiştir.[31]

5- Kur’an’ın insan psikolojisinin en ilginç yönlerinden biri olan, bir nesne veya konudan nefret etmesi huyunu da kullandığını görmekteyiz [32]. İnsan duyduğu kelime, cümle ya da bir ifadeden dolayı kızabilir ve tepki gösterebilir. Bazen duyduğu bir söz sebebiyle sevdiği veya inandığı bir varlıktan da uzaklaşabilir. İnsan bir söz duyduğunda iç dünyasında bu duyduğu sözle ilgili olan semboller harekete geçer. Harekete geçen semboller tepki doğurur. Bu tepkiler bazen mutluluk bazen de acı verirler. Dolayısıyla insan davranışı buna göre şekillenir. (Halefullah. a.g.e. s. 289.) 

Şimdi Kur’an’ın insanın bu yönünü nasıl tahrik ettiğini ve ne gibi sonuçlarla karşılaşıldığını görelim: 

Araplar yukarıda da değindiğimiz gibi, Kur’an ayetlerini dinliyorlar ve etkileniyorlardı veya en azından Kur’an ayetleri onlarda önlenemez bir merak uyandırıyordu. Böyle olunca bazen hoşlarına gitmeyen ifadeleri de duyuyor ve sinirleniyorlardı. Buna en güzel örneği şu ayet tekil eder: 

“Allah bir olarak anıldığında, âhirete inanmayanların yürekleri burkulur/darılır, Allah’tan başkası anıldığında ise derhal yüzleri güler[33]” (Zümer. 39/45.) 

Görüldüğü üzere ifadeye göre tavır sergilenmektedir. Bunun İslam’ın istediği amaca hizmet etmesi ise, Arapların tutarsızlıklarını ortaya koyduğu anlarda olur. Örneğin Araplar kız çocuklarını hiç sevmezler ve birinin kızı olduğunda çok üzülür, kızar ve kimi zaman da öz çocuğunu diri diri gömerlerdi. Ancak buna rağmen değer verdikleri melekleri dişi olarak kabul ederler ve onlara Allah’ın kızları derlerdi. İşte bu anlayışı eleştiren Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de öyle buyurur: 

“Allah’a birtakım kızlar isnat ettiler. Oysa Allah bundan münezzehtir. Hâlbuki kendilerinin istediği erkek çocuktur. Onlardan birine bir kız çocuk müjdelendiği zaman öfkesinden yüzü kararır. Verilen müjdenin kötü tesiriyle kavminden gizlenir. O çocuğu zillet ve horluğa katlanarak tutacak mı? Yoksa toprağa mı gömecek? Bak ne fena hükmediyorlar.” (Nahl. 16/57-59.) 

Dikkat edilirse hem kız çocuğunu istemiyorlar hem de meleklere dişi olarak bakıyorlar. Öyleyse ibadet ettikleri melekler, aslen hiç hoşlanmadıkları varlıklardır. İşte bu şekilde amaç, onları meleklere tapmaktan vazgeçirmektir. Bugün de hevâsını ilâh edinen, vahyi terk edip kendi elleriyle uydurduklarına uyan modern insanın, tutarsızlıkları tek tek ortaya koyulmalıdır ki dün kaybetmiş ataları gibi kendisinin de böyle giderse kaybetmeye mahkum olduğunu anlayabilsin.

6- Kuran’ın yer verdiği psikolojik unsurlardan bir diğeri, üzüntü ve mutluluk verici ifadelere yer vererek insanları etkilemektir [34]. (Halefullah. a.g.e. s. 291.) Bu nedenle Kur’an’da yer alan cennet ve cehennem tasvirleri önem kazanmaktadır. Cennet tasvirleriyle Arapların ruhları okşanırken, cehennem tasvirleriyle içlerine korku, endişe ve sıkıntı salmaktadır. Şüphesiz bu iki söylem, inanmayan insan psikolojisi için bir gerilim nedenidir. Gerilimden kurtulmanın yollarından biri ise, söyleneni tarttıktan sonra makul bulursa kabul etmektir.

Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de mü’minlerin özellikleri sayılırken, âhirete kesinlikle inandıklarına vurgu yapılmıştır.[35] Bunları inkâr, Allah ve peygamberini de inkâr anlamına gelecektir.[36]  Ya bunları kabul edipte yokmuş gibi davranan, cehennemden korunmayan, cenneti hak etmek için çalışmayan insan ne olacaktır?

 “(Şeytan): Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, ” deyip atamız Adem (as) kandırıp cennetten çıkartan tecrübeli şeytanın aldatmasına kanmaya devam eden, şeytanı düşman[37] bilmeyen insan ne olacaktır? 

“Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!” (Âl-i İmrân, 3/133.) emrine göre hareket edemeyen, ahreti unutup dünyaya çakılıp kalan insan ne yapacaktır? 

“Yakıtı, insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş, kâfirler için hazırlanmıştır.” (Bakara, 2/24.) Ayetine göre cehennemden sakınma iradesi göstermeyen, endişe duymayan insan ne yapacaktır?

7- Kur’an’ın başvurduğu psikolojik unsurlardan biri de yeminlerdir.[38] Yemin temelde savunulan bir görüle aksinin arasını açmak için kullanılır. Yemin lafızları ise, vurgusuna ve içeriğine göre insan psikolojisinde derin izler bırakır. Arap toplumu yemine oldukça önem veren bir toplumdur. Böyle olunca yine kendi kültürlerinde yer alan bir öğeyle karşılarına çıkmak elbette sonuç verici bir mücadele şekli olacaktır. (Halefullah. a.g.e. ss. 296-300.) 

Ayrıca yeminlerin, çok fazla delil aramayan kişiler için daha tercih edilen bir ikna metodu olması, putperestler gibi maddiyata son derece önem veren ve günlük hayatlarında ikna etmek, korkutmak, tehdit etmek ve ümit vermek için sık sık yemine başvuran insanlar için oldukça güçlü bir metot sayılabilir. Bu nedenle Arapların psikolojilerini etkileyen unsurlar içerisinde yeminlerin müstesna bir yeri vardır.

8- Kur’an’ın kullandığı metotlardan biri de tekrardır [39]. Tekrar, insan zihninin duyduğu şeyler karşılığında bırakılan izlerin etkisini artırır. Böylece kişide bu etkiye uygun bir yol tutma eğilimi oluşmaya başlar veya bu ihtimal artar. (Halefullah. a.g.e. ss. 301-302.)

9- Bir başka psikolojik unsur ise verilen örneklerdir [40]. Örnekler tek tek incelendiğinde iki nokta dikkati çeker: 

Bunlardan birincisi, söylenenin doğruluğunu destekleyecek benzerlikler kurma; ikincisi ise, putperestlerin durumunu acıklı ve gülünç bir pozisyona sokma. Her iki durumda da putperestlerin canları sıkılmış ve suni bir gerilim yaratılmıştır. (Halefullah. a.g.e. ss. 303-304.) 

Şimdi her iki tür örnek için Kur’an’da yer alan ayetlere bakalım: 

“Allah’tan baka veliler edinenlerin misali, kendine bir yuva yapan örümceğin misali gibidir. Halbuki evlerin en zayıfı örümcek yuvasıdır. Eğer bilirlerse...” (Ankebût. 29/41.)

“İşte bu durumda velâyet (himaye, koruyuculuk, yardım ve dostluk) yalnızca hak olan Allah’a mahsustur. O’nun mükâfatı da daha hayırlıdır, vereceği sonuç da daha hayırlıdır[41].” (Kehf,18/44.)

Kur’anın “velî” kavramı, Allah’ın râzı olduğu, beğendiği her bir Müslümana ait iken bu vasıf nasıl oldu da Müslümanların tamamına layık görülmeyip mistik, insan üstü,kutsal,masum, kerâmet sahibi, peygamber üstü, Tanrı ile görüşebilen (!), insanları sömürecek ve dini istismar edecek bir yapıya İslamî renk katılmış batının “azîz” anlayışına dönüştürülebildi? 

Allah’ın elçisinin haber vermediği ve vayhin şahidi ve talebesi olan ilk nesil olan sahabe, tâbiunda böyle bir şey niye görülmemiştir? Vahyin berraklığından yudum yudum istifade eden ilk nesil, sonraki nesle göre velî kavramına daha mı az layıktırlar? Müslümanlar bu saçmalıklara niye inanmakta, nasıl sorgulamamakta ve niçin bu tahrîfâta izin vermektedir? 

Peki ümmetin âlimleri, bu acıklı duruma, tarihi eskilere dayanan bu ve diğer mistik/bâtinî sapmalar için ne zaman harekete geçeceklerdir?

Şimdi de Yahudilere yönelik söylenmiş bir örnekten hareketle, Kur’an’ın bazen nasıl acıklı ve gülünç bir tablo oluşturduğuna göz atalım:

 “Onlara kendisine ayetlerimizden verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan ve sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku. Dileseydik elbette onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayanların durumu böyledir. Kıssayı anlat, belki düşünürler.” (A’raf. 7/175-176.)

Ayetlere baktığımızda, bir yandan düşündüren bir yandan da inkarcıların durumuyla alay eden bir tablo karımıza çıkmaktadır. Böylece dikkat toplanmış ve zihinler meşgul edilmiş olmaktadır. [42]
Kur'an "Hevasını ilah edinenler[43]"(Furkan,25/43) in olduğunu bildirmekte ve "Onların hevalarına uyma"( Nisa, 4/135; Maide, 5/4849,77) "Onların hevalarına uyarsan artık senin için dost ve yardımcı yoktur." (Bakara, 2/120) diyerek uyarmaktadır. Hevâyı ilah edinmenin anlamı, Allah'tan gelen emirleri ve o'na uyularak yapılacak kulluğu bırakıp kendi nefsine uymak ve o doğrultuda günahlara dalarak ve dünyalık tutkularla yaşamaktır. Fitnelerin sebebi de zaten Allah’ın gönderdiği vahiy yerine insanın kendisinin veya başkasının hevâlarına uymasıdır.

Bugün en büyük problemimiz kolaylaştırılıp, anlaşılması için gönderilen Kur’ân-ı Kerîm’i tanımamak/anlamamak ve tanımadığımız ve anlamadığımız Kur’ân’ı rehber edinememektir.  

Bugün son müjde, son bildiri olan Kur’ân’ı, bizleri yaratan Rabbimizin adıyla okumamız, mehcûr bıraktığımız Kur’an’a dönmemiz elzemdir. 

Gönlümüzü, insanlara kıyamete kadar doğruyu, ve yanlışı gösterecek olan Kur’an’a açıp, ibret alarak hayatımıza taşımamız gerekmektedir. Müslümanlar olarak kendimize yaptığımız bu büyük haksızlığı terk edip, Rabbimize ve Rabbimizin kelâmına dönmeliyiz.

وآخر دعوانا أن الحمد لله رب العالمين ، والصلاة والسلام على أشرف الأنبياء والمرسلين .

Ahmet Hocazâde, 30.06.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Muhâfız ya da Muârız'a dair
Ahmet Hocazâde Yazıları




[1] Vehbi İmamoğlu  , Mekke Putperestlerinin İslam’la Yüzleşmesi -Tarihi ve Psikolojik Süreç Analizi, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 2009, s.317.
[2] Vehbi İmamoğlu, a.g.m.,  s.317.
[3] M. Ahmed Halefullah, Hz. Muhammed ve Karşıt Güçler, Trc.: İbrahim AYDIN, Birleşik Yay., İstanbul, 1992, s.262.
[4] فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ 
[5] إِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللّهِ عِبَادٌ أَمْثَالُكُمْ فَادْعُوهُمْ فَلْيَسْتَجِيبُواْ لَكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
[6] Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili, http://www.sevdalara.net/kuranikerim/7-Araf-suresi/Araf-suresi-hak-dini-kuran-dili-tefsiri-elmalili-hamdi-yazir-tefsiri.html?sayfa=6
[7] Vehbi İmamoğlu , Mekke Putperestlerinin İslam’la Yüzleşmesi -Tarihi ve Psikolojik Süreç Analizi, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 2009, s.317-319.
http://www.sosyalarastirmalar.com/cilt2/sayi6pdf/imamoglu_vehbi.pdf
[8] Hatice K.Arpaguş, Osmanlı Halkının Geleneksel İslâm Anlayışı, Ensar Neşriyat, İstanbul 2006., s.91.
[9] Türk Edebiyatı 126   [Ord. Prof. Dr. Fuat Köprülü, Türk Edebiyatı Tarihi, Yy. Haz. Dr. Orhan F. Köprülü, Nermin Pekin, 2. baskı, ötüken yy. Ist. 1980] -Mazeheri 9,199   [ Ali Mazeheri- Ortaçagda Müslümanların Yaşayışları, Çev:Doç. Dr. Bahriye Üçok, Varlık yy. Ist. 1972]
[10]  Prof. Dr. Macit Fahri, İslam Felsefesi Tarihi, Çev: Kasım Turhan, İklim yy. İst. 1987.
[11] Prof. Dr. Fazlur Rahman, İslam, Çev: Doç.Dr. Mehmet Dağ, Doç. Dr. Mehmet Aydın, Seçuk yy. ist. 1981
[12] Ibn Haldun, 68 (uludağın notu)   [Ibn Haldun, Tasavvufun mahiyeti, Çev: Süleyman Uludağ, Dergah yy.   ist. 1984.
[13] Prof.Dr. Subhi Salih, Ölümden sonar diriliş, Çev Doç. Dr. Şerafeddin Gölcük, Kayıhan yy. 2. baskı. ist. 1981
[14] Celaleddin Vatandaş, a.g.e., s.120.
[15] Vehbi İmamoğlu , a.g.m., s.318.
[16] Ali İmran, 3/189; Hûd, 11/4.; Mâide,5/40.
[17] Hicr,15/13.
[18] يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَنتُمُ الْفُقَرَاء إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ
[19] فَهَلْ يَنتَظِرُونَ إِلاَّ مِثْلَ أَيَّامِ الَّذِينَ خَلَوْاْ مِن قَبْلِهِمْ قُلْ فَانتَظِرُواْ إِنِّي مَعَكُم مِّنَ الْمُنتَظِرِينَ 
[20] وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ  أَحَسِبَ النَّاسُ أَن يُتْرَكُوا أَن يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ 
[21] وَكَذَلِكَ أَنزَلْنَاهُ قُرْآناً عَرَبِيّاً وَصَرَّفْنَا فِيهِ مِنَ الْوَعِيدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ أَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْراً
[22] ذَلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيكُمْ وَأَنَّ اللّهَ لَيْسَ بِظَلاَّمٍ لِّلْعَبِيدِ
[23] ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
[24] وَمَا أَصَابَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ
[25] Vehbi İmamoğlu , a.g.m., s.318.
[26] وَاللّهُ يَدْعُوَ إِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِإِذْنِهِ وَيُبَيِّنُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
[27] أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُواْ الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ الَّذِينَ خَلَوْاْ مِن قَبْلِكُم مَّسَّتْهُمُ الْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء وَزُلْزِلُواْ حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللّهِ أَلا إِنَّ نَصْرَ اللّهِ قَرِيبٌ
[28] إِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللّهِ فَاسْتَبْشِرُواْ بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُم بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
[29] Vehbi İmamoğlu , a.g.m., s.318.
[30] وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى اللّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلالَةُ فَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَانظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
[31] Daha geniş bilgi için bkz. Hasan Tahsin FEYİZLİ, Kur’an Perspektifinden Put Edinme ve Putlaş(tır)ma Psikolojisi, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü DergisiYıl: 2015/1, Sayı:21,s.283.
[32] Vehbi İmamoğlu , a.g.m., s.318.
[33] وَإِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَحْدَهُ اشْمَأَزَّتْ قُلُوبُ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ وَإِذَا ذُكِرَ الَّذِينَ مِن دُونِهِ إِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
[34] Vehbi İmamoğlu , a.g.m., s.319.
[35] Neml, 27/3; Bakara, 2/4.
[36] Şerafeddin Gölcük - Süleyman Toprak, , Kelâm, s. 441.
[37] Bakara,2/168-169,208.
[38] Vehbi İmamoğlu , a.g.m., s.319.
[39] Vehbi İmamoğlu , a.g.m., s.319.
[40] Vehbi İmamoğlu , a.g.m., s.319.
[41] هُنَالِكَ الْوَلَايَةُ لِلَّهِ الْحَقِّ هُوَ خَيْرٌ ثَوَابًا وَخَيْرٌ عُقْبًا
[42] Vehbi İmamoğlu , a.g.m., s.319.
[43] أَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلًا 




Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı