14 Mayıs 2017 Pazar

SA4323/ÇY10-AÖ30: Sefil Memet

"Öğretmenlere evin bir köşesine yaptığı kütüphaneyi de gösterdi. Babasından kalan kitapları, şehre her indiğinde aldığı kitapları anlattı."


Güneş batmış, hafiften rüzgar esmeye başlamıştı. Şaş Memet, otlattığı koyunları önüne katıp yavaş yavaş evin yolunu tuttu. Köye iki saat mesafe uzaklığındaki dağ yamacına gitmişti bugün. Yarım saat ilerledikten sonra biraz dinlenmek için durdu. Koyunlardan yeni doğum yapanlar vardı. Birkaç kuzu sürekli annelerini emiyordu. Biraz mola vermek onlar için de iyi olacaktı.

Memet, bir taşın üzerine oturdu. Kitap okumayı çok seviyordu; babasından kalma bir sürü kitabı vardı ve mutlaka yanında kitap taşırdı. Dağ bayır demez, bulduğu her fırsatta okurdu.


Anasının gözleri görürken babasına diktiği keçeden yapma, yandan askılı çantasının içinden yeni başladığı Viktor Hugo’nun “Sefiller” kitabını çıkardı. Çıkarırken gözleri kitabın adına ilişti.

Geçenlerde köyün kahvesinin önünden geçerken köyün yaşlı dedelerinden Hüseyin Ağa, Memet’in elinde kitabı görünce,“Ne okuyorsun evlat, adı ne kitabın?” diye sormuş o da cevap vermişti:“Sefiller, Dede.”

Hüseyin Ağa da,“Evlat, sen zaten sefilsin. Sefil şeyler okuma!” demişti ve Memet bunu hatırlayınca kendi kendine gülümsedi.

Memet onlara göre sefildi, ama aslında tahmin bile edemeyecekleri kadar zengindi.

Babası, o iki yaşındayken kim vurduya gitmişti. Sabah tarlaya gitmek için erkenden kalmış, üstünü başını giymiş sanki öleceğini hissetmiş gibi hiç yapmadığı bir biçimde karısına sarılıp helallik istemiş;

“Ben gelene kadar oğluma iyi bak hatun.” deyip, evin kapısından çıkmıştı ki iki el silah sesi duyulmuştu. Karısı çığlık çığlığa kapıya koşmuştu..

-Arifim! Arifim!

Her yeri kan revan içinde kalmıştı Arif’in. Karısının feryatlarını tüm köy duymuş, hemen herkes oraya koşmuştu.

Ayşe, "Arifim" diye ağıt yakarken küçük Memet beşiğinde uyuyordu onca kopan fırtınaya rağmen.

Memet’in babası genç yaşına rağmen köyün bilgili kişilerindendi. Lakabı Kitapçı Arif’ti. Çok okur, okuduklarını insanlarla paylaşırdı. Köyde pek genç nüfus yoktu; gençler okumak için çıkıp bir daha köye uğramıyordu.

Annesi ve babası, ahırda çıkan yangında hayvanları kurtarmak isterken yanarak can vermişti Arif’in. Arif, konu komşunun yardımlarıyla büyümüştü ama kimse okuması için bir şey yapmamıştı. 

Babasından kalan birkaç dönümlük tarlayı ekip biçiyor, boş kaldığında çobanlık yapıyordu.

Köyün hali vakti yerinde olan ihtiyarı Şemsettin Ağa’nın kızı Ayşe ile evlenmişti. Şemsettin Ağa’ya herkes hayret etmişti. Öksüz, yetim, sefil Arif’e nasıl olurdu da kız verirdi?

Kimse farkında olmadan iki genç birbirine gönül vermiş, kızını çok seven Şemsettin Ağa da kızının üzülmesine gönlü razı gelmediği ve Arif’in düzgün bir insan olduğunu bildiği için karşı çıkmamıştı bu evliliğe.

İki gönül bir olmuş Arif’in garip yuvasını, aşk sarayı haline dönmüştü. Birbirlerini çok seviyor, her fırsatta gelecekle ilgili hayaller kuruyorlardı.

Oğlu olacaktı, adını daha doğmadan koymuşlardı. Ayşe:

“Senin gibi Yiğit olsun. Ben Yiğit koymak istiyorum.”

“Olsun hatunum, yiğitler övülür ya ben de Mehmet istiyorum.” demişti.

Hayalleri gerçek oldu; Memet doğdu. Babası çok seviyordu onu. Her akşam onunla oynuyor, havalara atıp tutuyordu.

Bir akşam yine oynarken Memet’i baş aşağı tuttu, uzun uzun salladı.

Ayşe hemen fırladı:

“Ne yapıyorsun? Çocuğa bir şey olacak!”

“Yiğit olsun istemiyor muydun? Şimdi den alışsın.” dedi.

Memet o akşam ağladı, sızladı. Annesiyle babası sabah uyandıklarında gözlerinde hafif bir kayma fark etti. Ama umursamadılar. Küçük çocukların arada gözlerinin kaydığını söyleyenler olurdu, duyardı hep o yüzden kocasına söyleme gereği de duymadı, Arif de bunu hiç fark etmedi.

Günler geçtikçe gözleri daha da kayıyordu Memet’in; şaşılığı iyiden iyiye fark edilir hale gelince doktora götürmüşler, doktor şimdilik gözlük vereceğini belirli bir yaşa geldikten sonra tedavi olabileceğini söylemişti.

Köyün dedikoducu kadınlarından Saniye, geçmiş olsun için gelip,

“Gız Memet şimdi şaş mı galacakmış? Vah vah, tüh tüh!” diye diye evden ayrılmış, o gittikten sonra tüm köyde Yiğit Mehmet’in lakabı Şaş Memet diye yayılmıştı.

Memet, molanın ardından yine koyunları önüne katıp yoluna devam etti. Köye geldiğinde hava kararmıştı, koyunları sahibine teslim edip eve doğru ilerlerken komşularının küçük kızı Neslihan’ı ağlarken gördü. Ağlayan insanlara dayanamıyor hemen susturmak istiyordu. Annesi, babasının ölümünden sonra onun için ağlaya ağlaya gözlerini kaybetmişti çünkü. Koşup Neslihan’ın yanına geldi, sanki büyük adam gibi,

“Sus güzel kız, ağlama. Bak sonra kör olacaksın!” dedi.

“Abi, babam beni okula göndermeyecekmiş.”

***

Okuyamamak Memet’in içinde her gün kanayan bir yaraydı. Yatılı okuyan arkadaşları tatil zamanlarında köye geldiklerinde onları gördüğü için çok sevinir ama onların yanında olmadığı için okul sıralarında kalem defter tutamadığı için bir o kadar üzülürdü. Kendince büyüklük yapıp kör annesine babasının yokluğunu hissettirmemek ve onun kendisine hasret kalıp her gün ağlamasından korktuğu için okula gitmeyi hiç istememiştir.

Dedesi, annesine bizzat kendisinin bakacağını, onun hiçbir şeyini eksik etmeyeceğini söylediği halde Memet bunu kesinlikle kabul etmemiş,

“Anamı bırakıp gidersem yüreği de kör olur, onu bırakamam.” demişti.

Dedesi, köyün diğer zengin adamları gibi kibirli ve sert birisi değildi; yufka yürekli, düşünceli, naif bir adamdı. Memet’in derdini anlıyor, kızının yaşadıklarını düşününce de onun bir kere daha acı çekmesini istemiyordu.

Birkaç vakit önce köye öğretmenler gelmiş okula gitmeyen çocukları tespit edip aileleri ile görüşmüştü. Memet bu çocukların arasındaydı. Öğretmenler dedesi ile konuşmuş neden okula gitmediğini, devletin okulun için tüm imkanları sağladığını, yatılı okuyabileceğini, sınavları kazanırsa burs bile alabileceğini anlatmışlardı. Dedesi öğretmenlerle fazla kelam etmemiş hemen Memet’i çağırmıştı. Memet de öğretmenlere annesinin durumunu anlatmış, şuan okumasının imkansız olduğunu ama mutla bir gün okuyup avukat ya da hakim olarak bir müddet çalışacağını ve daha sonrasında kendisine bir şirket kurup bir çok insana istihdam sağlamayı hedeflediğini ve diğer kurduğu hayalleri tek tek sıralamıştı. Şu sözleri öğretmenlerin kalbine işlemişti.

“Bu köyde insanlar birbirine çok lakap takar, kırılır mı gücenir mi diye düşünmezler. Bana şaş Memet diyorlardı, annem kör olduktan sonra körün oğlu demeye başladılar. Şimdi de okula gidemediğim için Sefil Memet diyorlar. İnsanların benim hakkımda ne düşündükleri kendilerini bağlar. Ben söyledikleri gibi sefil değilim, ben kendimi biliyorum. İdeallerim, gerçekleştirmek istediğim hayallerim var. Bu dünyada her şey kendini bilmekten geçiyor; başkasının senin nasıl bildiği önemli değil. Eğer insan bir şeyi istiyorsa önce kendini bilecek, sonra kararlı olacak, azimli olacak, umutsuz olmayacak, sabredecek, tevekkül edip duasını eksik etmeyecek ve onun bunun söylediklerine kulaklarını tıkayıp yolunda dosdoğru devam edecek. Her eleştiriyi, olumsuz sözü kafasına takan insanlar geleceklerini başkalarının ellerinde harcamış olurlar.”

Öğretmenlere evin bir köşesine yaptığı kütüphaneyi de gösterdi. Babasından kalan kitapları, şehre her indiğinde aldığı kitapları anlattı.

Öğretmenler Memet’i dinlerken hem şaşkın hem de mutluydular. Böyle bilgili ve dik duruşlu bir çocuğun köyde heba olup gitmesini istemiyorlardı son bir gayret ikna etmeye çalıştılarsa da muvaffak olamadılar. Memet gelecek planını yapmıştı; şehre gittiğinde kendine bir iş bulup annesine bakabilecek yaşa gelene kadar köyünden ayrılmayacaktı.

***

Memet, içinin sızısıyla Neslihan’ın kızıl saçlarını bir baba şefkatiyle okşadı.

“Ağlama ben sana yardımcı olacağım.”

“Babam izin vermeyecek.”

“Sana söz veriyorum yardım edeceğim, kızılcık.”

“Peki...”

Neslihan; çelimsiz, kızıl saçlı, yüzünde milyonlarca güneş doğuyormuş hissi veren çilli bir kızdı. Memet’in kitap okuduğunu görünce pek heveslenip hemen yanına koşar, sorular sorardı. Gökyüzünü çok sevdiğini, bir gün pilot olmak istediğini söyler, bulduğu kağıtlardan uçak yapar, dudaklarını öne doğru büzüp uçak sesi çıkarmaya çalışır, beceremeyince ıslık çalmaya başlardı.

Memet ertesi gün hemen şehre gitti. Köy ziyaretinde bir öğretmen herhangi bir sıkıntısı olduğunda kendisini aramasını söyleyerek numarasını bırakmıştı.

Öğretmeni arayıp Neslihan’ın durumunu anlattı. Babasının inatçı ve sert birisi olduğunu, ona destek olması gerektiğini söyledi.

Öğretmen, Memet’in bu hareketi karşında çok duygulandı ve ona yardım edeceğini söyledi. Çok geçmeden yetkililer köye gelip Neslihan’ın babasını ikna ederek Neslihan’ın yatılı bir okula kaydını yaptırmışlardı.

Gözlerinin şaşılığı ile alaya konusu olan Memet, gösterdiği olgun davranışlarla köyün sevgilisi haline gelmişti.

Annesi onunla gurur duyuyor, görmeyen gözlerine merhem olduğunu, kendisinin yüzünden okumadığı için üzüldüğünü her defasında oğluna söylüyor, oğlu ise her defasında bunu dert etmemesi gerektiğini vakti geldiğinde okuyacağını, onu da bu köyden çıkarıp tedavi ettireceğini söylüyordu.


Ahu Öztürk, 14.05.2017, Sonsuz Ark, Çırak Yazar, Öykü



Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı