10 Nisan 2018 Salı

SA5931/SD944: Batı'da Kaçınılmaz Olan Gerçekleşiyor

"Bugünün değerli bir yönü var; küresel aktörler artık sahnenin önü ve gerisi arasındaki derin zıtlıklara gerek duymadan, basit, gözle görülebilir ve anlaşılabilir gösteriler yapıyorlar; sokaktaki insan ya söylenenin ya da söylenenin zıddının yapılacağını artık çok iyi görüyor ve biliyor."


Strateji savaşlarının gündelik hayata doğrudan inen ve indiği hızda çıkan taktik atışlarının insan hayatını doğrudan hedef aldığı bir yüzyıldayız. Öfke dalgalarının arasından keskin bir kılıç gibi, ışıklar saçan birer şimşek gibi inip masum sivillerin canını alarak çekilen saldırıların savaş uçakları, insansız hava araçları ya da terör saldırıları ile yapılıp yapılmadığının önemi yok; kur savaşlarındaki herhangi bir 'araç' canları alınamayan insanların hayat standartlarını vuruyor, onları yavaş ve acı dolu bir ölüme sürüklüyorlar. 

Medya veya sosyal medya nükleer savaşlardan kur savaşlarına, faiz tartışmalarından terör, kaos projelerinin hayata geçirilmesine kadar her türlü gösteri, perdeleme amaçlı stratejilerin her an değiştiği, çarpıştığı bir alan olarak insanları tedirgin ediyor.

1993 Körfez savaşı ile başlayan hedefteki düşman İslam ve bunun sonucu olarak da her geçen gün artan ve çeşitlenen müslüman katliamı 11 Eylül 2001'den sonra o kadar iğrenç seviyelere ulaştı ki artık Suriye-Doğu Guta'da kimyasal silahlarla öldürülen çocukların cansız bedenleri medyada seri halde yayınlanırken Hristiyan Batı, sessiz ve sadece kendi acılarına duyarlı bir mekanizma ile Almanya,
Münster'de şizforen diye tanımladıkları "her yerde iddia edildiği gibi mülteci veya benzeri biri olmayan" bir almanın kalabalığa sürdüğü aracı ile katlettiği iki kişi için yas tuttuklarını ilan eden NATO ve Avrupa Birliği liderleri ile temsil ediliyor.

Artık müslümanların öldürülme miadı oldu, şimdi sıra müslümanları öldüren stratejilerin sahipleri olan Batı'lı ülkelerde; bunun bedelini artan yoksullukla, işsizlikle, yolsuzlukla, ortadan kalkan aile kavramı sonucu ABD'de ve Avrupa'da doğan çocukların yarısının evlilik dışı ilişkilerden doğmasıyla, para kazanmak ve yaşayabilmek için başvurulan en eski yönteme fuhşa yönelen kadın ve erkeklerdeki artışla, yaygınlaşan ve yasallaşan uyuşturucu ticareti ve uyuşturucu çetelerinin ürettiği yükselen suç ve cinayet grafikleriyle, içki tüketimindeki devasa genişlemeyle, güvenlik, sağlık ve sosyal güvenlik sistemindeki kesintilerle, ırkçı fanatizmle, her geçen gün artan grevler (Almanya'da hava yolları çalışanları, Fransa'da demiryolu çalışanları grevde) ve protesto gösterileriyle ödüyorlar şimdilik; ancak omurgası dağılan 'kibirli, sömürgeci, acımasız, hırsız ve katil bir kültür'ün bu kadar kolay bir şekilde dünya sahnesinden çekilmesi beklenemez. 

Batı'yı büyük iç savaşlar bekliyor, çünkü masum müslümanları öldüren paralı ya da resmi görevli eski yeni askerler ülkelerine geri döndüler, öldürmeyi, öldürerek para kazanmayı çok iyi biliyorlar ve Batı artık para dışında herhangi bir tanrıya inanmıyor.

Türkiye'yi terörle, darbelerle deviremeyen, dönüştüremeyen ve 16 yılın sonunda yenemediği için de 26 Mart 2018'da Varna'daki Türkiye-AB Zirvesi'nde Türkiye ile masaya oturmak zorunda kalan, Türkiye karşıtlığıyla bilinen AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker'in "Türkiye ile müzakerelerin devamının garantörüydüm ve öyle olmaya da devam edeceğim" ifadesiyle Türkiye'ye karşı cepheden geri çekilen, Irak'ı bölemeyen, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarıyla Suriye'de durdurulan Vahşi Batı, çöküşünden az önce son darbesini vurmak için bir Arap-İran savaşı çıkarmanın peşinde. 

MbS olarak üç harfle tanımlanan Suudi Veliahtı Muhammed bin Selman'ın ABD -AB ve İsrail'le girdiği açık işbirliği sürecinin bölgeyi nereye taşıyacağı belirsiz; dünyadaki bütün ülkelerde Batı'nın tetikçisi FETÖ'yü tasfiye etmeye odaklanan Türkiye durumu sessizce izliyor.

Çöküşün ve sefaletin dibini gören Arap dünyasının Batı'nın baskısıyla nereye kadar inançlarına ve halklarına ihanet edebileceklerini henüz kimse tahmin edemiyor; dipten sonrasını tanımlamak imkansız çünkü. ABD'nin emirleri gereği Vahhabiliği yayan, finanse eden ve bunu itiraf ederek de Vahhabilik diye bir şeyin olmadığını ilen eden Suud Hanedanı, bir kabilenin nasıl intihar edeceğini ve kendisiyle birlikte bir dini, bir medeniyeti, bir ırkı nasıl aşağılayacağının son örneğinin nasıl olacağını herkese gösteriyor.

Bugünün değerli bir yönü var; küresel aktörler artık sahnenin önü ve gerisi arasındaki derin zıtlıklara gerek duymadan, basit, gözle görülebilir ve anlaşılabilir gösteriler yapıyorlar; sokaktaki insan ya söylenenin ya da söylenenin zıddının yapılacağını artık çok iyi görüyor ve biliyor. Batı'nın cehennemi de işte bu sıkışmadan dolayı çok şiddetli olacak... Çünkü artık Batı'da Haçlı seferlerine inanacak ve katılacak bir taban bulunmuyor.

Batı, sığlaşarak, suçlarında sıkıştırılarak, parasız kalarak, entrika üretim kabiliyetini yitiriyor ve tarihin çöplüklerine doğru sırtındaki aşağılık mirasla hızla yol alıyor. Masonluğun/Satanizmin esir aldığı Vatikan ya da toplamda 'Kilise' artık batı için herhangi bir değer taşımıyor.

Batı'nın toptan çöküşünü kontrol altına almak zorunda olan bir Türkiye, Batı'yı kuşatabilir ve dünyaya vereceği zararı azaltabilir. Çünkü Batı şu anda sadece Türkiye'yi ciddiye alıyor ve istemese de saygı duymaya mecbur olduğunun farkında.

İspanyol El Pais gazetesi "Avrupa Türk devinin önünde titriyor - Europa tiembla frente al gigante turco" başlıklı, Carlos Yarnoz imzalı analizinde"Türkiye, Avrupa'ya Thomas Jefferson'ın (ABD'nin eski başkanlarından) dediği gibi 'kırgın bir dostun en acımasız düşman olduğunu' gösteriyor" diyor ve devam ediyor:

"20 sene önce Türkiye'nin aday kabul edilmesi, Avrupa'nın İslam'la sınır hattının İstanbul, İran ya da Irak'la mı olması gerektiği tartışmalarına neden oldu. Londra hariç, büyük bir çoğunluk İstanbul'u tercih etti. Dönemin Hollandalı AB Komisyonu Üyesi Frits Bolkestein, 'Türkiye'nin içeride olmasıyla, Viyana'nın (1683'te Osmanlı İmparatorluğu'ndan) kurtuluşu boşa gider' diyecek kadar ileri gitti. AB'nin büyük bölümü, 'Eğer hayır dersek, Türkiye İslami bir ülke olur, İran'a yakınlaşır ve nükleer silah geliştirir' tahminde bulunan eski Almanya İçişleri Bakanı Otto Schily gibi daha mantıklılar yerine bu tür şarkıları dinlemeyi tercih etti. Hayal kırıklığına uğrayan dost, düşman gibi görünmeye başlıyor. İspanya da o zaman uyarıda bulundu ancak kimse inanmak istemedi. Ta ki şimdiye kadar."

Batı temel direklerinin çürümesinden dolayı çöküyor. Bu kaçınılmaz olan bir gerçek olarak şimdi, şu anda gözlerimizin önünde yaşanıyor. Bu kaçınılmaz olanı sağlayan en önemli beşerî aktör de tarihinin ve gücünün farkına varan halkıyla Yeni Türkiye olarak bütün dünyanın gözünde tescil ediliyor.


Seçkin Deniz, 10.04.2018, Sonsuz Ark, Ağacın Çürümüş Yaprakları-20, Sorgulamalar




Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.


Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı