29 Mart 2018 Perşembe

SA5869/KY70-ZK1: -Eksik Kavgalarım-

"Söz konusu âli menfaatler olduğunda özenle hazırlanmış aidiyetleri, kimlikleri hunharca yedi bir kaplandan daha yırtıcı olan mahalleli. Gördüm. İnsan en çok bu çağın hayal kırıklığıydı belki de…"


I.

Hayatı uzun uçak yolculuğu yaparak geçen bir dostumdan duymuştum  'eksik uyku'yu. Uzun süreli uçuşlarla sarsılan zaman mefhumu bozardı uyku düzenini. Bazen, "Nasılsın?" diye sorduğumda: “Bir iki eksik uykum kaldı sonra normalleşeceğim.” derdi. Eksik uykularını itinayla tamamlar ve günlük rutinine ancak öyle geçebilirdi. 


Geçenlerde düşündüm; eksik bir şeyim var mı benim acaba? Sahi ben niye hiç önemsemezdim eksiğimi gediğimi. Belki de bu yüzden bir rutin tutturamıyordum. Sürekli ayağıma takılan ve yüreğimi burkan ve umursamadığım eksiklerim! Gerçi bazı insanların hobilerini, fobilerini anlatırkenki ciddiyetleri  beni hep şaşırtmıştır. Nasıl da eminler kendilerinden, sevdiklerinden, nefret ettiklerinden… Bana en sevdiğin renk nedir diye sorduklarında o an bir renk sevmem gerektiğini fark ediyorum. En sevdiğim şehir sorusunu boş bırakamıyorsam uzun uzun oyalanıyorum.


Eksikten, sökükten bahsetmişken söyleyivereyim; benim de eksik kavgalarım var aslında. En çok hissettiğim, karnıma kramp, başıma ağrı olan eksiğim bu. İçimde adına sabretmek dediğim ama aslında eksik uykular gibi insanın düzenini taciz eden bir şeydi bu eksik kavgalar… Ertelenmiş kavgaların zaman mefhumuna kastı olduğunu çok geç fark ettim. Her hasır altı ettiğim kavga sersem bir tavuk gibi olmadık bir duvara kafa çarparak intikamını aldı benden. Kavgasını yerli yerinde yapıp sonra evrene sevgi mesajları gönderememiş olmak  zaman çizgimde nasıl bir ritmik bozukluğa neden oldu kim bilir. Ya da kimse bilemeyebilir…

II.


Aidiyetler çürüyen bir şey miydi? Hiç deneyini yapmamıştık ilkokulda. Her çürümeyi hayret makamında izlemek…Mesela bir yemeğin bozulması, bir elmanın kurtlanması, bir kimliğin ait olduğu insanda çürüyüşünü ve  düşüşünü ağır çekimde izlemek…


Modernizm'in sahte peygamberleri şehrin bütün kürsülerini ele geçirdiklerinden beri her bedene göre ve tabi ki her bütçeye göre bir kimlik yapmıştı tüccarlar. Dini, siyasi, ideolojik… Her sınıf kendi aidiyetini, sembollerini kan akıta akıta mahallesinin girişine dikti. Üniformalarından tanınan, formüllerle kutsanan  mahallelinin kumaş kalitesi ilk hangi krizde düştü bilmiyorum. 


Söz konusu âli menfaatler olduğunda özenle hazırlanmış aidiyetleri, kimlikleri hunharca yedi bir kaplandan daha yırtıcı olan mahalleli. Gördüm. İnsan en çok bu çağın hayal kırıklığıydı belki de… Aidiyetler, insan aklının yüceltilmeyi hak etmediğini aksine bütün pılı pırtıyı görgüsüzce spot ışıklar altında sergilediğini gösterdi bize.


Hindistan’daki futbol izleyicisinden bahsediyordu bir söyleşi. Staddaki çoşkulu kalabalık, hangi takımın taraftarı olursa olsun gol atan takım için hep bir ağızdan sevinirmiş. Nasıl olabiliyordu bu? Modernizm'in  iğfal etmediği, aidiyetlerin bıçak sırtı gibi keskin olmadığı yerler kalmış mıydı?


Hindistan, bizim uysal fillerle bağ kurduğumuz fantastik dünyamıza ait bir yerdi belki de. Fanatizmin hangi ılımlı yorumuydu bu? İnsanlığın 'hint kumaşı' bu kadifemsi doku muydu yoksa?


Hayatımda bir defaya mahsus bir futbol maçına gitmek istiyorum. Öylece, rastgele oturup kim gol atarsa sevinmek… Aidiyetlerin bu kadar yırtıcı ve yıkıcı olmadığı bir ufacık alana ihtiyacım var benim. İyi gelecek biliyorum.


III.


“Sence benim bir psikolojik yardım almam gerekir mi abla, çok yorgunum ve artık tamamen umutsuzum?” dedim. "Sence ben bir başıma atlatabilir miyim bu içimde kontrol edemediğim öfkeyi? Birkaç kapı cam indirsem, biraz bardak çanak yerle bir etsem iyileşir miyim? Karamsarlık, gece vakti arkamdan gelen ve güven vermeyen adımlar gibi. Kutu kutu ilaçlar iliklerime kadar beni uyuşturur mu, beynimin kontrolümden çıkan kısmını ıslah eder mi, söz dinlemeyen duygularımı zapt eder mi?..."


“Ben İstanbul’un en ünlü psikiyatrına gittim geçen bana verdi bir 'Prozac' rahatladım. Hem ucuz da.” dedi.  


Ucuz olması önemliydi tabi, psikolojiyi bir yerden düzeltip bir yerden bozmamalıydı verilen reçete. Ama en ünlü psikiyatra selam vermek ne kadardan başlar ki büyük şehirlerde?


Hayır kitaplardaki gibi yürümüyor hiçbir şey. 'Prozac Toplumu' diyerek uyuşukluğumu anlatamaz artık hiçbir sosyolog. 'Toplum' öleli bir asırdan fazla oldu. Ben ve biricikliğim kaldık geriye. 


Başkasının tanrısıyla savaşmaktan kendi rabbimle kuramadığım ilişkimden huzur da devşiremem. 


Huzur artık hiçbir yerde. 





Zeynep Karataş, 29.03.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Kendime Söylediğim Şeyler





Sonsuz Ark'ın Notu: Zeynep Karataş Hanımefendi'ye çalışmalarını bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz. 29.03.2018, Seçkin Deniz


Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı