24 Mart 2018 Cumartesi

SA5842/KY26-CA181: Hepimizin Neşeli Üretkenliği

"Zorlu iş şartlarını, hayattan bezdiren adaletsiz iş düzenlerini, yıkıcı gelir uçurumlarını sorgulamaktır gerçekçi ve faydalı olan, çalışmaya mecbur kalan kadınları değil."


Sanıyoruz ki bir konu tartışıldığında artık onunla ilgili kördüğümler aşılır da başka bir aşamaya geçilebilir. Öyle olmuyor. Çalışan kadınlar meselesi neredeyse aynı cümlelerle konuşuluyor dönem dönem. Söz söyleme yetkesini kamusal faaliyet ve iş tecrübesinden alan kimi kadınlar, hemcinslerinin çalışma hayatını sorgulayarak katılıyor bu tartışmaya. Kimseye kendi hayat tecrübemizin beğenilmesini zorunlu bir giysi gibi giydiremeyiz oysa.

Kim sabahın köründe evden çıkmaya can atıyor günümüz dünyasında, kimin istediği saatte evden ayrılma lüksü var? DİSK’in “Türkiye’de Kadın İşçi Gerçeği” raporuna göre Türkiye’de her 10 kadından 3’ü çalışıyor. Çalışan kadınların yarısı kayıt dışı, düşük ücretle ve kötü şartlar altında mücadele veriyor. Sabahın köründe toplu taşımayla uzaklardaki fabrikaya gidip üç kuruşa saatlerce ayakta çalışan, bu arada tuvalete gitmesi bile dakika kaydına bağlanan kadın, bu çalışma temposuna niye mecbur kalıyor?

Haddizatında kadınlar, tarihin her döneminde çalıştı, çalışıyor; tabii asalak teşhirci sınıf da her zamanın gerçeği. “Kadın ev dışında çalışmasın” şeklindeki yargı mevcut sosyo-ekonomik şartlarda “temizlik işçisi olsun, doktor olmasın” ile aynı kapıya çıkıyor. Aile kurumunun sağlığını koruması, ekonomik sistemin dayattığı şartlardan bağımsız düşünülemez.

Çekirdek ailenin sınırlı mekânında eski mahallelerin, geniş aile düzeninin, köy ve kasaba evlerinin üretim faaliyeti nereye kadar gerçekleştirilebilir? Göçü teşvik eden ekonomik kriz dalgalarıyla baş edemeyen sistem, olur olmaz yere tüketime özendiren ekranlarla avutuyor kitleleri. Faaliyet alanını dört duvarla sınırlandıran kadın övgüsünün gösterdiği nihai yer ise depresyonu ötelemek üzere çare olur diye vitrin ve ekran seyirciliği.

Türdeşiyle yüksek duvarların arkasına çekilerek küreselleşmeye özgü hayat tarzını yansılayan tuzu kuru kesimlerin çalışma hayatına ilişkin söylemleri her gün toplu taşımayla iki eve hem de sigortasız çalışmaya giden ev işçisi için nasıl bir umut vaat edebilir?

Çok sayıda kadının Birleşik Arap Emirlikleri’nde nasıl ev kölesi olarak çalıştırıldığını okuduğunuzda, onları bu hayata mecbur eden şartları sorgulamanız gerekiyor. Ne yazık ki sebepler üzerine düşünmeyi göze almıyoruz, sonuçlar üzerinden yargıda bulunmak kolayımıza geldiği için. Evler eski evler değil, üretim mekânları değişti. Zor sorulara cevap bulmakta zorlandığımız için de modern dünyada birçok olgu değişirken kadınların hayal ettiğimiz şekilde bir istikrar unsuru olarak kalmasını bekliyoruz.

Zorlu iş şartlarını, hayattan bezdiren adaletsiz iş düzenlerini, yıkıcı gelir uçurumlarını sorgulamaktır gerçekçi ve faydalı olan, çalışmaya mecbur kalan kadınları değil. Kadını ve erkeği bulduğu işte çalışmaya sevk eden Sanayi Devrimi sonrası gelişmeleri, göçleri, şehirleşmeyi, çekirdek aile mekânını kadınlar icat etmedi.

Gaybi evsizlik yeryüzünde ve tarihte dolaşan yıkıcı bir mesele; sürekli sınanıyoruz. Tarih içinde kadınlar hangi sebeplerle kaşık düşmanı olmakla suçlandı, etekli şeytan olarak damgalandı, fitne sebebi sayıldı. Ev dışında çalışmak bazen boğulmaktan kaçmak üzere kendini meşgul etmeye doğru canhıraş bir atılış da olabilir.

İş hayatı ve aile hayatı, özel ve kamusal arasında mevcut uyum kaybını tahlil ederek konuşmak yerine, “bu sıkıntılara kadınların heva ve hevesleri yol açıyor” deyip geçiştirmek sorunların çözümüne yardımcı olmuyor. Yıkıcı ve yıpratıcı çalışma düzenini özellikle ve sadece kadınlar geliştirmiyor çünkü. Kaldı ki kişisel keşif süreçleri ve rıza önemli. Vahşi çalışma şartları birlikte sorgulanmalı, yapıcı çözümlerin sunumu eşliğinde.

Halkla ilişkiler, gazetecilik, yemek, temizlik ve kuru temizleme şirketleri, bakıcı ajansları… Kadınların büyük çoğunluğu göçlerin neticesinde genişleyen şehirlerde geniş aile hayatında gerçekleştirdikleri faaliyetleri kamusal alana taşıdılar. Kadın eskiden evinin avlusunda yaptığı katmeri şimdi dışarıda bir mekânda yapıyor. Mahrem alana ait sayılan işler ve ilişkiler kamusal alana savruldukça, kadın emeği alanına giren işler, yeni tanımlanan mekânlara uyarlandı. Fakat “çalışma”nın alanı dünya kadar, ekonomiyi ilgilendiren birimler kadar geniş.

Nasıl da büyük bir çaba gerektiriyor erkeklerin varlığına göre tasarlanmış kamuda, yırtıcı olmaya zorlayan şartlar altında iyimserliğini korumak! Gelgelelim bütün kadınlar şefkatli bir erkek tarafından himaye görmüyor. Kütahyalı mustazaf ev işçisi kadın, aile mirasına ağabeyleri tarafından nasıl el konulduğunu anlattı ayaküstü yolda karşılaştığımızda, oysa koca evinde de hem evde hem dışarıda çalışmak zorunda işte. Vakarını korumanın, ele güne muhtaç olmamanın, kendinde keşfettiği yeteneği geliştirmek üzere mücadele etmenin tarihi ise insanlık tarihi kadar eski. Hz. Hacer bir köleydi, Hz. Hatice ise bir tüccar.

Bazen özgürce seçebilir kişi çalışma şartlarını, bazen ise şartlara yenik düşer. Çalışma hayatı derken kişiyi geliştiren neşeli üretkenlikten söz ediyorum, erkek olsun kadın olsun. İdeal olan elbette kadın veya erkek her insanın sevdiği işlerde çalışabileceği şartları oluşturmak.

“Kadınların çalışması” terkibinde rahatsızlık uyandıran imajlar, ayağı yere basmayan dizilerde sıkça yer verilen manken kıyafetinde dolaşan “iş kadınları”nın yer aldığı sahnelerden yayılıyor sanki. Kız çocuğunu alfabeden uzak tutma konusundaki yaklaşımlarını “sekreter olurlar” diye izah eden otoritelerin ardından sökün eden bu hal, tarihin ironilerinden biri. Tarih ise neyse ki sadece muhayyel bir tarih değil. Hz. Ömer, Şifa Hatun’u pazarda müfettiş olarak atadı ve İbni Arabi de kadın hocalar tarafından eğitildi. Feodalite ise kadının miras hakkını gasp etmek için onu mümkün olduğu kadar toplumdan yalıtmalıydı; bu da bir gerileme sebebi.

Tecrübeleri birlikte ediniyoruz, kadın veya erkek. Birlikte nasıl daha kanaatkâr ve sade bir hayat yaşamayı başlatabilir, sürdürebiliriz acaba? Kamusal alanda velayet ilişkisi dilini geliştirmediğimiz sürece sorunlarımızı otoriter ve tek yanlı bir dille çözemeyecek, sadece yeni sorunlar eklenmeye müsait bir düzlemde bir süreliğine baskı altına almış olacağız.



Cihan Aktaş, 24.03.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Perspektif Yazıları, 




Sonsuz Ark'ın Notu: Cihan Aktaş Hanımefendi'den yazıları için yayın onayı alınmıştır.  Seçkin Deniz, 09.05.2015

Yazının ilk yayınlandığı yer: Gerçek Hayat





Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı