23 Mart 2018 Cuma

SA5838/TG245: Foreign Policy Bunalımda: "Amerika ve Türkiye'nin Uçurumun Kenarından Geri Dönmeye İhtiyacı Var"

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda çevirisini yayınladığımız metin  dünyayı ve Suriye'yi kana bulayan, El Kaide, IŞİD, YPG-PKK-Boko Haram- Eşşebab gibi kanlı terör örgütlerinin kurucusu, destekçisi, finansörü ve kullanıcısı olan neocon azınlığın azgın dişlerinin Türkiye tarafından söküldüğünü net bir şekilde yansıtan bir içeriğe sahiptir. 15 Mart 2018'de yayınlanan ve Türkiye'nin Suriye'de batağa saplandığı yalanını somut veri olarak kullanan bu analizden üç gün sonra 18 Mart 2018'de Afrin TSK ve ÖSO tarafından  PKK/YPG ve AB-ABD'nin paralı teröristlerinden tamamen temizlendi. CIA ve diğer ABD istihbarat kuruluşlarınca PKK'nın Suriye kolu olarak kabul edilen, yerli-yabancı terörist koalisyonu YPG'yi ayrı bir Kürt temsilcisi gibi tanımlayan yazar, "Batı Türkiye'yi kaybediyor." diyerek paniğe kapıldıklarını itiraf ediyor ve bu panikle saçma sapan çağrılarda bulunuyor. ABD, NATO tatbikatlarında Türkiye'yi düşman olarak tanımlamış, Türkiye'ye saldırmak üzere 5000 tır ve 2000 uçak dolusu silahla desteklediği, beton tüneller ve kulelere güçlendirdiği, stratejik ve askerî destek verdiği 30 bin kişilik terörist ordusu hazırlayarak Türkiye'ye düşman taraf olarak davranmıştır; bu somuttur. Erdoğan 21 Mart 2018'de, "ABD Başkanı Trump'tan ülkemize yönelik politikalarda kafa karışıklığını giderecek tavır bekliyoruz. Trump adına konuşanlar ne dediğinin farkında değil. Sayın Trump'ın bunlara bir ayar vermesi lazım. Hele hele Türkiye aleyhine açıklama için sıraya girmiş izlenimi veren sözcülerin gölgesinde biz bu işi sürdüremeyiz. Amerika ile çok geniş bir zeminde, derinlikli çıkarlarımızın olduğu bir gerçektir. Türkiye, Münbiç başta olmak üzere, sınırları boyunca hazır bekleyen terörist tehdidi tamamen ortadan kalkana kadar durmayacaktır. Hep söylüyorum, biz bu yola baş koyduk. Varsa cesareti olan buyursun, hodri meydan diyorum" diyerek net bir tavırla ABD'ye son bir çağrıda bulunmuştur. 22 Mart 2018'de Erdoğan-Trump telefon görüşmesi sonrası iki taraftan yapılan açıklamalar 'bölgesel ve ikili ilişkilere dair' konuşulduğunu yansıtıyordu. Gazeteci Ragıp Soylu'nun verdiği bilgilere göre; "Türk-ABD ilişkilerindeki olumlu tablo sürüyor. ABD bütçe tasarısından Türkiye aleyhine yaptırım maddeleri oylama öncesinde çıkarıldı. Geçseydi, ABD Dışişleri Bakanı, Türkiye’deki tutuklu Amerikan vatandaşları nedeniyle Türk yetkililere ülkeye giriş yasağı koyabilecekti. Kongre’nin söz konusu Türkiye yaptırımlarını yasadan çıkarmasının ana nedeni Türkiye ile ABD arasında kurulan yeni komisyon. ABD Dışişleri bu komisyonun,  tutuklu ABD vatandaşlarının durumunu düzelteceği konusunda Kongre’yi ikna etmiş görünüyor." Ve sonraki saatlerde Erdoğan’ın 15 korumasından 11’i hakkındaki suçlamalar düşürüldü. Anlaşılan neoconların Türkiye'nin zaferlerine karşı yaşadığı bunalım ve panik Trump'ı da etkilemiş durumda...
Seçkin Deniz, 23.03.2018


America and Turkey Need to Step Back From the Brink

Suriye bugün dünyanın en tehlikeli yerlerinden biridir. ABD, Rusya, Türkiye, İran, İsrail, Suriye rejimi, Özgür Suriye Ordusu, Suriye Demokratik Güçleri, Hizbullah ve çeşitli fraksiyonlardan aşırılıkçı gruplar, askeri güçleri savaş alanında yarışan oyuncular arasındadır. Sivillerin katliamı devam ederken, özel büyük bir tehlike söz konusudur: Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye kuzey Suriye'de bir çarpışma rotasına girmiştir. 


ABD’nin ittifak halinde bulunduğu Suriyeli Kürtlerin bir fraksiyonu olan Halkın Koruma Birlikleri’ne (YPG) karşı Türkiye, yakın zamanda askeri bir saldırı başlattı. Suriye savaş sahasında Amerikan ve Türk Kuvvetleri karşı karşıya gelebilir ve bu durum, iki NATO üyesi arasındaki ilişkileri kırılma noktasına getirebilir.


Washington ve Ankara’nın çok geç olmadan bu eşikten geri adım atması gerekiyor. ABD ve Türkiye'nin, kargaşa içinde olan Ortadoğu'yu istikrara kavuşturmaya yardımcı olmak için hâlâ birbirlerine ihtiyaçları bulunmaktadır. Türk demokrasisi hâlihazırda Recep Tayyip Erdoğan’ın otokratik yönetimi nedeniyle tehlike altında bulunurken, ABD ile aranın bozulması, Erdoğan’ın tutumunu daha da sıkılaştırarak, Türkiye’nin Batı ile olan jeopolitik ittifakını bitme noktasına getirme potansiyeli taşımaktadır. Hem Türkiye hem de Atlantik toplumu için bu durum kesin bir darbe olacaktır. 


ABD ve Türkiye, Suriye’de kaçınılmaz bir çıkar çatışmasıyla karşı karşıyadır. ABD, IŞİD’e karşı saldırılara öncülük etmek ve onu Rakka’dan sürmek için güvendiği Kürt milislerinden oluşan YPG ile askeri ittifakını sürdürmekte haklıdır. Alternatif milisler bu işi yapmak için gerekli donanıma sahip değillerdir. Diğer taraftan Ankara, uzun süredir Türkiye’ye karşı ayrılıkçı terör faaliyetleri yürüten bir Kürt grubu olan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile YPG arasındaki bağlantılar nedeniyle, ABD’nin YPG’ye destek vermesinden derin bir şekilde rahatsız olmakta tamamen haklıdır. 


Şimdi IŞİD kaçış halindeyken, ABD ve Türkiye’nin aralarındaki ilişkileri düzeltmek için çok çalışması gerekmektedir.  Ancak sadece sorunları daha da kötüleştiriyorlar. Amerika Birleşik Devletleri, savaş sonrasında Suriye'deki ABD nüfuzunu korumak için bir araç olarak gördüğü YPG ile ortaklığını ikiye katlıyor. Washington’un kendisine ihanet ettiği hissiyatıyla davranan Ankara ise Afrin'in Kürt yerleşim bölgesinde yer alan YPG’ye karşı kararlı bir askeri harekât sürdürerek bir sonraki adımda, Afrin’in doğusunda yer alan ve hem YPG hem de ABD’nin çok sayıda askerinin bulunduğu Menbic’i hedef alacağı tehdidinde bulunuyor. Türkiye tarafından gerçekleşen saldırı nedeniyle, İslam Devleti’ne karşı yürüttüğü savaşın son aşamasında YPG’nin dikkati dağılmıştır. 


ABD ve Türkiye acilen bu gidişi tersine çevirmek zorundadır. Geriye kalan IŞİD unsurlarının ortadan kaldırılmasıyla Washington YPG'ye verdiği desteği azaltma ve bunun yerine Türkiye'nin önceliklerini öne ve merkeze koyma imkânı bulabilecektir. ABD, Suriye'de İran ve Rus nüfuzuna karşı koyma noktasında, Kürtlere dayanma imkânına zarar vereceği endişesi ile onlara sağladığı desteği kesme konusunda isteksizdir. Ancak Washington, Tahran ve Moskova'nın bölgesel hâkimiyetini kontrol altına alma konusunda Kürtlere gereğinden fazla güvenmektedir. ABD, bu meseleyi en iyi Türkiye ile arasındaki ilişkiye yatırım yaparak ve Ankara'nın Suriye'deki nüfuzunu arttırmasına yardımcı olarak çözebilir.


Şüphesiz ABD, Suriyeli Kürtleri hemen bırakıp gidemez; Kürtler sadık bir müttefik olmuş ve IŞİD'e karşı savaşta ağır kayıplar vermiştir. Ancak, militan grup  kaçmaya başladığına göre ABD, Rakka'yı almak için YPG'ye verdiği ağır silahları geri almalı ve savaşçılarını geri çekerek, siyasi gücünü İslam Devletinden ele geçirdiği Kürt olmayan bölgelerdeki yerel topluluklar üzerine yönlendirme noktasında, grup (Çev: YPG) üzerinde baskı kurmalıdır. Öncelikle ABD, daha önce defalarca tekrarladığı sözü yerine getirerek Menbiç'de bulunan YPG savaşçılarının Fırat'ın doğu tarafına çekilmesini sağlamak zorundadır. ABD ayrıca, Suriye’deki Kürtlere, sadece PKK’dan ve Türkiye’ye karşı yürüttüğü terörist kampanyadan vazgeçtikleri takdirde aradıkları bölgesel özerkliğe ulaşmalarına yardımcı olacağını açıkça belirtmelidir.


Bunun karşılığında Ankara'nın, YPG'ye karşı yürüttüğü ve çoktan batağa saplanmış olan askeri harekâttan geri adım atması ve Suriyeli Kürtleri, PKK’dan uzaklaştırarak onları savaş sonrası Suriye’sinde sorumlu paydaşlar haline getirmeyi amaçlayan pragmatik bir ilişkiye yatırım yapmaya başlaması gerekiyor. İdeal olarak Erdoğan, PKK da dâhil olmak üzere daha geniş bir Kürt toplumuyla yakınlaşmayı sağlamak için milliyetçi kimliğini baskı altına almak zorundadır. Türkiye içerisinde 15 milyon ve Kuzey Irak ile Suriye’de bundan daha da fazla Kürt nüfusun bulunduğu bir ortamda, askeri çatışma stratejisi çıkmaz sokaktır. Ancak, gelecek yıl yapılması planlanan seçimlere odaklanarak milliyetçiliği kucaklayan Erdoğan, yakın zamanda PKK ile gerçekleşebilecek bir müzakere görüşmesine yönelik öngörüden yoksundur.


Suriyeli Kürtlerle bir diyalog penceresinin açılması, her hâlükârda Erdoğan’a hem siyasi hem de stratejik açıdan kazanç sunmaktadır. Tehditler savuran ve meydan okuyan karakterine uygun olacak şekilde diplomatik bir kahramanlık gösterisi sunabilir ve Suriye’de içine girdiği stratejik karmaşadan geri dönebilir.


Ankara YPG’ye saldırmakla grubu PKK’nın kucağına doğru itmektedir. Aksine, Suriyeli Kürtlere ulaşmak onları PKK’dan uzaklaştıracak ve Suriye’deki savaş sonrası politik manzaradaki yerlerini sağlamlaştırmaya çalışırlarken, uluslararası destek ve meşruiyet anlamında elde ettikleri yoğun ilgi avantajından yararlanma imkânı sunacaktır.


Erdoğan’ın ayrıca, hem Suriye’yi uzunca bir süredir etkilemekte olan aşırılıkçılık ve şiddetten korunmak hem de Türkiye’nin Suriyeli mültecileri geri gönderebileceği güvenli bölgeleri güvence altına almak için, Türkiye’nin Suriye sınırında stabil bir tampon bölgeye ihtiyacı vardır. Kürtler, Suriye’nin kuzeyinin büyük bölümünü kontrol altına tutarken, Türkiye’nin onların husumetine değil iyi niyetlerine ihtiyacı vardır.


Türkiye’nin (dünyaya) kendini kabul ettirmesi gerekmektedir. Ankara izole olmanın da ötesine geçmiştir. Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'nden kopmuş durumda ve Rusya, İran ve komşularının çoğuyla çatışma halindedir. Uzun zamandır Ortadoğu için bir model olan Türk demokrasisi ise karanlığa doğru yol almaktadır. 


Batı Türkiye'yi kaybediyor. Bu sonucu önlemek için atılacak olan ilk adım, Washington ve Ankara’nın Suriye’deki Kürtlere doğru bir yol kat etmesidir.



CHARLES KUPCHAN | 15 Mart 2018, Feoring Policy


(Charles A. Kupchan, Georgetown Üniversitesi’nde profesör ve Dış İlişkiler Konseyi (CFR) kıdemli üyesi. 2014-2017 yılları arasında Beyaz Saray için ulusal güvenlik danışmanlığı yaptı.)   



Tamer Güner, 23.03.2018, Sonsuz Ark, Stratejik Araştırma, Çeviri






Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı